TÜRK BÜYÜKLERİ – 4 : ATTİLA

TÜRK BÜYÜKLERİ – 4 : ATTİLA

Bütün dünya tarihini yakından ilgilendiren ve herkes tarafından da kendi isimleriyle tanınan çok az insan vardır. İste, dünya milletlerinin büyük bir kısmının bildiği ve özellikle Avrupa halklarının çoğunun milli kahramanı, bir bölümünün efsanelerine ve hatta destanlarına kadar giren bir kişidir, Attila.

Dünyadaki bir kısım tarihçi için yeryüzünün gelmiş geçmiş en büyük hükümdarları arasında hiç şüphesiz Attila ve Çingiz Han’ın yerleri bambaşkadır. İkisi de sadece mensubu bulundukları milletlerin tarihlerinde ve kültürlerinde değil, dünyanın aşağı-yukarı yarısına yakın bir topluluğunun kaderinde söz sahibi olmuşlardır. Hususiyetle M. Sonra 5. yüzyılda gerçeklesen Hun akınları ve Attila’nın Avrupa’daki faaliyetleri bugünkü Avrupa’nın şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Tarihte “Kavimler Göçü” diye de anılan bu hareket sonucunda, yer-yüzünden birçok halk kalktığı gibi, yeni yeni devletler ve toplulukların da ortaya çıkması söz konudur.

Tarihi kaynaklardan takip edebildiğimiz kadarıyla Hun adıyla anılan Türklerin Asya’da kurdukları hanedanlıklar su veya bu şekilde, 5. asrın ikinci yarısına değin varlıklarını sürdürmekle beraber, daha önceki zamanlarda vukua gelen bölünmeler sebebiyle zaman zaman batıya doğru göçmüşlerdir. Bu göçler ve ayrılıkların en büyüklerinden birisi M. Önce 55’lerde meydana gelince Küçük Yabgu ile beraber büyük bir Türk-Tölös grubunun, dolayısıyla Hun siyasi adı altında birleşen Türk kabilelerinin bugünkü Türkistan ve Kuzey Kazakistan bölgesine geldiklerini biliyoruz. Dolayısıyla Hunlar sadece Asya’da varlıklarını sürdürmediler; onlar Avrupa’yı da dize getiren güçlü bir devlet kurdular. Aslında burada ve daha kuzeydeki İdil-Ural Havzasında, Türkler Mo-tun Yabgu çağından çok önceleri yurt tutmuşlardı. Hem tarihi kaynaklar, hem de Türklere ait destanlar ile efsaneler bunu doğruluyor. Meşhur Oguz Kağan’ın seferlerinden birisi Hazar’ın kuzeyine, İdil-Ural ve Doğu Avrupa topraklarına olmuş, bu mıntıkada bir Türk idaresi tesis edilmişti. Buna bağlı olarak, Karadeniz’in kuzeyinde bugünde varlığını koruyan Türk soylu halklar gibi, birtakım Fin-Ugor kavimlerinin de etnik oluşumunda Türk tesirinin bulunduğunu pek çok ilim adamı savunmaktadır. Konuştukları dillerin içindeki Türkçe kelimelerle, bazı gelenek ve göreneklerini de kapsayan kültürel izler bunu ispatlıyor.

MorThanFeastofAttila1

İşte M. Önce 1. asırda batıya gelen Hunların bir bölümü Avrupa’da ortaya çıkan Türklerin temelini oluşturdular. Arkasından M. Sonra 155’lerde Asya’daki Hunlar ikinci bir darbeye maruz kalmışlar; tarihi eserlerde Kuzey Hunları diye anılan bu Türklerin büyük bir kısmı, Küçük Yabgu Hunlarına benzer bir şekilde Türkistan’ın batı taraflarına, oradan da İdil-Ural ve Kafkasya sahasına ulaşmışlardı. Onlar, 4. yüzyılın ortalarına (355-365) geldiğimizde Kafkasya bölgesi ve Hazar çevresine hâkimdiler.

Hunların başında bu sıralarda önce Balam-er, peşinden de Yılduz Kağan’ı görmekteyiz. M. Sonra 400’lerde Hun başbuğu Yılduz (Uldız) Kağan, her iki Roma’yı da baskı altına almaya başlamış; Roma içten içe kaynar iken isyanlar ve kargaşa da alıp başını gitmişti. Yılduz Kağan karşısında düzensiz ve korkak bir düşman olmasını istemediğinden Roma’ya yardım ederek, isyancılardan temizledikten sonra, 409’da Tuna’yı geçip; Trakya’da Doğu Roma’nın umumi valisiyle barış imzaladı. Kaynakların bildirdiğine göre; Yılduz bu görüşmelerde “güneşin battığı yere kadar her tarafı zapt edebileceğini” söylüyordu. Bu Türk Cihan hâkimiyeti telakkisinin büyüklüğünün bir işaretidir.

Yılduz Kağan’ın 410’larda öldüğü sanılıyor. Ondan sonra başa geçen Kara-tonga hakkında maalesef çok az bilgiye sahibiz. Yukarıda belirttiğimiz üzere, Yılduz’ın ardından Türkleri yöneten diğer Türk beyleri Rua (ki bu isim Türkçe bir kelimenin Latin kaynaklarına bozularak geçmiş sekli olmalıdır. Belki Yula/ Boyla/ Börü), Muncuk, Ay-bars ve Oktar hepsi onun izinden yürümüşler, her iki Roma’ya karşı da, Yılduz’ın siyasetini sürdürmüşlerdir.

420 sıralarında Hunların idaresini iste bu çok değerli dört kardeş üstlenmişti. Meşhur Attila da bunlardan Muncuk’un oğluydu ve Muncuk erken yaslarda öldü. Attila’yı amcası Rua yetiştirdi. Bu dört kardeşin en büyüğü olan Rua Kağan seçildi ve 422 senesinde Bizans’ı yıllık vergiye bağladı. İki Roma arasındaki iç mücadeleye de karısan Türkler, her iki taraftan da haraç alıyorlardı. Rua’nın hükümdarlığının son dönemlerinde Hun devletinin içinde birtakım anlaşmazlıkların yaşandığı ortadadır. Bazı Hun beyleri onun hışmından kurtulmak amacıyla Bizans’a sığınmışlarsa da, imparator II. Theodosios’a bir ültimatom yollanarak, bunların iadeleri istendi. Fakat bu sırada (434) Rua da öldü. Böylece, doğuda Türkler bir fetret devri yasıyorlarken, batı da yeni bir güneş doğuyordu ki; bu amcasının yerine devletin basına geçen Attila adındaki Türk asilzadesiydi.

O, çocukluğundan itibaren sıkı bir savaş ve devlet eğitimi alan, amcasıyla beraber bütün savaşlara katılan; demir bilekli, çelik yürekli bir Türk kahramanıydı. Kardeşi Bleda (bu isim de Türkçe bir adın veya unvanın bozulmuş şekli olsa gerek; (belki Boyla/ Bolat/ Bilge?) daha zayıf olduğundan; hükümdarlıkta ciddi bir talebi yoktu. Bir süre devletin idaresinde kardesine yardımcı olduktan sonra her ne kadar Attila tarafından öldürüldüğü söyleniyorsa da; bilinmeyen bir sebeple 445 tarihinde vefat etmiştir.

Derhal harekete geçen Başbuğ Attila, 434 yılında Bizans’a diz çöktürdü. Bunun üzerine Doğu Roma, Türklere ateşkes yapmak zorunda kaldı. Kostantiniya veya Margus Barışı diye bilinen andlasmaya göre; Bizans hiçbir surette Türklerin düşmanlarıyla ittifaklara girişmeyecek, Türk yurdundan kaçanlara kucak açmayacak ve her yıl ödediği vergiyi iki katına çıkaracaktı.

Attila da tıpkı dedesi Yılduz gibi, Roma’yı iç karışıklıklarla boğuştuğu bir sırada destekledi. Birçok yabancı kavmi Türk hâkimiyeti altına aldı. Doğu Roma’ya, yani Bizans’a 441-442’lerde taarruz ettiği gibi, 447’de Balkanlara ikinci defa yürüdü. Avrupalılar kendileri için bunca felakete sebep olan bu kişiden kurtulmanın yollarını aramaya başladılar. O zamanki dünyanın tek efendisi haline gelen Attila’yı Romalılar ortadan kaldırmak için bir suikast planı yaptılar. Attila’nın nezdine giden elçilik heyetine sokulan bir casus, Attila’yı öldürmekle vazifelendirildi. Ancak bu heyette bulunan Eçe-kun/ Ede-kun (kaynaklarda bu şahsın adı da farklı yazılıdır) isimli bir Türk durumu öğrenince, Attila’ya haber vermiş; o da suikastçılara suçlarını itiraf ettirdikten sonra Roma imparatorunu aşağılamıştır.

Bundan sonra Başbuğ Attila’nın daha önce kendisine bir nişan yüzüğü gönderen III. Valentinianus’un kız kardeşi Honoria’nın evlilik teklifine olumlu cevap vererek; Roma imparatorluğunda hak iddiasında bulunduğunu görüyoruz.

Arkasından Macaristan’daki merkezlerinden 451 senesinde yola çıkan Türk ordusu, Galya’ya girdi. Haziran 451 tarihinde Roma güçlerini Attila’nın kuvvetleri “Turan Taktiği”yle yenmeyi basardı. 452’de Po Ovası ele geçirildi. Hatta bir korku ve telaş başladığından; Papa I. Leo’yu bağışlanmak üzere Romalılar, Attila’ya gönderdiler. Bu durumda bütün Hristiyan dünyası onun himmetine sığınıyordu; dolayısıyla daha fazla üstlerine gitmenin hiçbir anlamı yoktu. Artık, her iki Roma da Türk hakanına boyun eğmiş, sıra doğudaki Sasani şahlığına gelmişti.

Ancak düşmanları Attila’dan kurtulmanın başka bir yolunu buldular. Avrupa’nın en güzel kızlarından birisini ona zevce olarak yolladılar. 453 senesinde altmış yaşlarındayken, Attila bu kız tarafından zehirlenmek suretiyle öldürüldü. Herhalde bu kadının ailesi de Attila’nın ordularından büyük zarar görmüştü ve dolayısıyla o, bu işi gönüllü yaptı. Latin-Bizans vesikalarında; Attila’nın bütün milletleri ve dünyayı korkutan bir adam olarak yaratıldığından, gururlu yürüyüşünden, gözlerinden adeta ışık saçtığından, savaşı sevmesine rağmen hep düşünerek hareket ettiğinden, aklını iyi kullandığından, kendisinden af dileyenleri bağışladığından, sadık adamlarına karsı cömertliğinden, kısa boylu ve geniş omuzlu olduğundan, elbiseleri, ayakkabıları ve diğer silahlarının askerlerinden farklı olmadığından söz açılmaktadır.

Neticede Hristiyan dünyasınca isledikleri günahların bedelini ödetmek üzere gönderildiğine inanılan, “Tanrı’nın Kırbacı” veya “Tanrı’nın Kılıcı” diye de anılan, cihan tarihinin en büyük hükümdarlarından birisi ortadan kaldırıldı. Attila’nın sağladığı birlik ve üstünlük maalesef ondan sonra devam etmedi. Daha doğrusu çocukları bunu sürdüremediler. Bunun çeşitli sebepleri vardır: Kardeşler arasındaki taht mücadeleleri ve kabilelerin öne çıkma kavgaları, bunu fırsat bilen Romalı ve diğer Avrupalı kavimlerin saldırıları, Attila Türklerinin varlıklarına son veren etkenlerdendir. Bununla birlikte Avrupa’daki Türk-Hunlar tamamen yok olmadılar. Bunların bir kısmı idil-Ural Türklüğünü (Tatar, Başkurt, Çuvaş) meydana getirirken, bir bölümü de Bulgar Türkleri ve Macarlar vasıtasıyla günümüze kadar geldiler.

Çağımızda Attila, Çingiz, Kanuni vs. gibi Türk hükümdarların korkusu halâ Avrupalıların beyinlerinde yaşamaktadır. Bir gün yeniden Türklerin arasından böyle kahramanlar çıkarak, Batıyı paramparça edeceğine inanıldığından, Avrupalı daima Türk dünyasına karsı temkinli davranmaktadır. Bununla beraber 5. asırda Attila’nın tokadını yiyen Avrupa’nın bütün Hristiyan devletleriyle, kendilerini Bizans’ın devamı olarak gören Yunanlılar ve Rumlar, 1071 ile 1453’teki o acı yenilgileri asla unutamadıklarından, her durumda ve ortamda bunun bir şekilde intikamını almak için fırsat kollamaktadırlar.

Bir zamanlar kendilerine dünyayı dar eden Türk ırkına gün göstermemek ve uyuyan kurtu uyandırmamak için el birliğiyle çalışmaktadırlar. Ama Atsız Beğ’in dediği gibi; “Attila’nın kanı halâ Türk’ün içinde”.

Prof. Dr. Saadettin GÖMEÇ

TÜRK BÜYÜKLERİ –  IV – ATTİLA

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ