TÜRK-AMERİKAN MÜNASEBETLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

TÜRK-AMERİKAN MÜNASEBETLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Amerika ile Osmanlı Devleti arasında ilişkilerin başlaması 19. yüzyılın başların rastlamaktadır. Bağımsızlık savaşından sonra 1783’te Birleşik Amerika, (o sıralar hala güneydoğu Avrupa’nın bütünü ile güneybatı Asya’nın büyük bölümüne ve Kuzey Afrika’nın da bir parçasına yayılmış durumda bulunan) Osmanlı İmparatorluğu’na göre hem alan, hem de nüfus bakımından çok küçüktü. İki devletin ters yönde gelişen ilişkileri geleceğin bir belirtisi gibiydi. Amerika’nın kuruluşundan itibaren ticaretini geliştirmek amacıyla kıtalar arası ilişki kurmak için Akdeniz’e yönelmesi Osmanlı ile çıkarlarının çoğu zaman çatışmasına sebep olmuştur.

Gelişimini ticaret yoluyla sağlayabileceğinin farkında olan Amerika, Baltık, Levant, Uzak Doğu olmak üzere başlıca üç ticaret yönü belirlemişti; İlk Osmanlı-Amerikan ilişkileri ticaret vasıtasıyla başlamıştır. Amerika, İngiliz sömürüsüne son vererek bağımsızlığını kazandıktan sonra, kendi dış ticaretini yapmak için atılım içerisine girdi. Osmanlı bu gelişmeleri çok yakından takip etmese de Doğu Akdeniz ticareti (Levant) dolaylı da olsa Osmanlı’nın kontrolünde olduğundan Amerika ile tanışmak zorunda kalmıştır. Böylece iki ülke arasında ticaret nedeniyle ikili ilişkiler kurulmaya başlamış, bu ticari münasebet Amerika’nın Osmanlı ülkesinde geniş bir faaliyet sahası elde etmesine dek gelişmiştir.

Amerika, bağımsızlığını kazandıktan kısa bir süre sonra, Akdeniz bölgesinde ticaret yapan yurttaşlarını korumak ve onlara birtakım ayrıcalıklar sağlamak maksadıyla, Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’daki topraklarının yöneticileri ile yakın ilişki içine girmiştir. Amerikan tacirleri zamanla kendileri için büyük bir hammadde ve pazar kaynağı olan Anadolu topraklarına yönelmişlerdir.

Amerika, Osmanlı idaresindeki Cezayir, Tunus, Trablus (Mağrib Ocakları) ile “Dostluk ve Ticaret” antlaşmaları imzaladıktan sonra Amerikan gemileri Anadolu limanlarını da ziyaret etmeye başladılar.

Amerika için “Levant” (Doğu Akdeniz) ticareti Cezayir, Tunus ve Trablusgarb ile yaptığı antlaşmalarla başlamış ve güvenliği sağlanan Batı Akdeniz’den geçen Amerikan ticaret gemileri 1797’de ilk defa İzmir’e demir atmıştır. 1810 yılından itibaren İzmir’le Amerika arasında düzenli deniz ticareti başlamıştır.

Amerika ile Türkiye arasında resmi münasebetler henüz kurulmamış olmasına rağmen İzmir vasıtasıyla yapılan Amerikan ticareti gittikçe gelişti ve İzmir’de küçük bir Amerikan Kolonisi oluştu. 1810 yılından itibaren İzmir’le Amerika arasında düzenli seferler yapılmaya başlaması üzerine, ileriki yıllarda İzmir’de konsolosluk yapacak olan David Offley İzmir’e gönderilmiş, onun önderliğinde 1811’de Amerikan iş adamları ilk ticaret odasını kurmuşlardır.

On dokuzuncu yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğunun sürekli gerilemesi Avrupa’nın büyük devletlerinin iştahını kabartmış, yıllardır hayalini kurdukları Osmanlı’yı vesayetleri altına alarak topraklarını paylaşma girişimine başlamışlardır. ABD’de bu dönemde “Şark Meselesi” (Doğu Sorunu) olarak bilinen bu olaya dolaylı da olsa bulaşmıştır.

Osmanlı’nın gerileme döneminde sık sık yaşadığı isyan hareketlerinden biri olan Mora isyanı, Osmanlı Devleti ile Amerika arasında gelişmeye başlayan ikili ilişkilerin ilk yıllarında meydana geldi. Bu isyan hareketine Avrupa devletleri destek vermekteydiler. Osmanlı, Avrupa karşısında yalnız kalmamak için dış destek arayışına girdi. Bu konuda Amerika’ya talebini iletti, Amerikalılar ile 6 Temmuz 1826’da bir görüşme yapıldı ve Türkiye ile Amerika arasında resmi ilişkilerin kurulması yönünde görüş birliğine varıldı. Fakat aşırı beklentiler yüzünden anlaşma sağlanamamıştır. Amerika’nın Osmanlı ile ilgilenmesine ticaret, Osmanlı’nın Amerika ile münasebetlerini resmileştirmesine dış destek ihtiyacı sebep olmuştu. Amerika’nın ticari menfaatleri için yaptığı girişimler sonucu ilişkiler başlamış bundan sonra Osmanlı’nın Avrupa karşısında duyduğu destek ihtiyacı ile resmileşmiş ve ilişkiler daha çok Amerika’nın çıkarları doğrultusunda devam etmiştir.

1820’li yıllarda Amerika için Türk-Amerikan ticareti öylesine önem kazanmıştı ki Amerika Hükümeti, Yunanlılar karşısında Osmanlı’yı desteklermiş gibi algılanacak şekilde tarafsız davranmış ve Avrupa’nın işlerine karışmıyormuş gibi görünmeye çalışmıştı. Monroe Yönetimi, Türk-Amerikan ticareti uğruna Yunanistan’ın bağımsızlığını tanımayı dahi geciktirmişti. Amerika’nın bu hareketi bir dereceye kadar ilerde uygulayacağı politikanın da bir göstergesi olmuştur. Çünkü Amerika halkının Mora İsyanında maddi yardım yapmasına karışmayarak Rumları, Amerikan çıkarları için de Osmanlı’yı destekler bir ikili oyun oynamayı tercih etmiştir.

Navarin’de Osmanlı Donanması’nın İngiliz, Fransız ve Rus Donanması tarafından yakılması üzerine Osmanlı Devleti’nin Amerika ile ilişkilerini hızlandırma kararı aldı. Çünkü dönemin teknolojilerine uygun yeni bir donanmaya ihtiyacı vardı. Yeni bir donanma için ancak Amerika’dan yardım alabilirdi. Yıllardan beri Osmanlı ile bir ilişki kurmak için Avrupa’ya heyetler göndererek girişimlerde bulunan Amerika’ya karşı ilgisiz kalan Osmanlı, bu sebepten dolayı da olsa ani bir kararla ilgi göstermiş ve 7 Mayıs 1830’da dokuz açık bir gizli maddeden oluşan “Ticaret ve Dostluk Antlaşması” imzalanmıştır.

Bu antlaşma, Amerikalılara kapitüler haklardan yararlanma imkanı vermekte ve bu ülkeyi “en ziyade müsaadeye mazhar ülke” konumuna geçirmekteydi. Antlaşmayla devletler birbirlerinin ülkesinde konsolosluklar açmayı kabul ediyorlar, Amerikan ticaret gemilerinin Osmanlı limanlarından rahatça yararlanmaları sağlanıyor, Amerikan vatandaşlarının işledikleri suçlar nedeniyle yargılanmaları konusu düzenleniyordu. Amerikan ticaret gemilerinin Boğazlardan geçiş serbestisi tanınıyordu.

Aceleyle ve donanma hevesiyle düşünülmeden imzalanan bu antlaşmanın dördüncü maddesine göre Amerikan uyruklu kişilerin, azınlıkların kapitülasyon ayrıcalıkları sınıflamasına girip girmeyecekleri ve böylece Osmanlı yasa ve vergilerinden bağışık olup olmayacakları, Bâb-ı Ali ile ABD Hükümeti arasında yıllar boyunca tartışma konusu olmuştur.

ABD’ye göre yerli ya da yerleşmiş bütün yurttaşların eşit haklardan yararlanmaları bir ilke sorunuydu, Osmanlı için ise azınlıklar devletin varlığını tehdit ediyorlardı. Bu anlamdaki görüş ayrılıkları Amerika’nın her istediğini alma prensibiyle, uzun yazışmalara ve tartışmalara rağmen Amerika’nın bazen güç göstererek, bazen ikili oynayarak eldeki bazı kozları iyi kullanması, genellikle Amerika’nın isteği doğrultusunda gerçekleşmiştir. Amerika’nın iddiası, ABD’nin uluslararası statüsünün yükselmesiyle ilgili ve hemen her anlaşmazlıkta kapitülasyon almış olan bir ülkenin işine yarayan kapitülasyon oyununun bir parçasıydı.

Osmanlı Devleti’nin Amerika’dan donanma temini ile ilgili gizli maddenin hatırı için imzalanmış olan 1830 Ticaret Antlaşması, gizli madde Amerikan Senatosu tarafından kabul edilmemesine rağmen yürürlüğe girdi. Amerika neredeyse antlaşmanın maddelerini tek taraflı olarak kullanmaya başladı. Anlaşıldığı üzere bu antlaşma Amerika’ya verilmiş bir imtiyazdan başka bir şey değildi.

1830 antlaşmasından sonra meydana gelen iki gelişme Osmanlı’yı rahatsız etti; biri gizli maddenin Amerikan Senatosu’ndan geçmemesi, ikincisi Amerika’nın İstanbul’da açtığı diplomatik temsilciliğin büyükelçilik düzeyinde değil maslahatgüzarlık derecesinde açılmasıydı. Amerika yıllardan beri Osmanlı Devleti ile ilişki kurmak için çaba sarf ederken eline fırsat geçtiği andan itibaren de çok dikkatli hareket ediyor ve prensiplerinden taviz vermiyordu.

Gizli madde, “Türkiye hesabına Amerika veya Türkiye’de yapılacak savaş gemilerinin inşasında kullanılacak kerestelerin Amerika’dan sağlanması” konusundaydı. Ayrıca “yapılacak gemilerin fiyatı Amerikan donanması için yapılan gemilerin fiyatlarından fazla olmayacaktı.” Aslında gizli maddenin Amerikan senatosu ve Başkan tarafından onaylanmaması halinde bile antlaşma geçerli olabilmektedir. Çünkü gizli madde tamamen ayrı bir metin olarak düzenlenmişti.

Senatodaki itirazların büyük bölümü İngiltere ile karşı karşıya gelmeme isteğinden kaynaklanmıştır, İngiltere’nin yaktığı bir donanmayı yenilemeyi öngören bir antlaşma maddesini onaylamak bir anlamda ideolojik olarak da Amerika’nın işine gelmemiştir. Buna rağmen Amerikan yönetimi Osmanlı Devleti’ne, gemi ve malzemesi satışına soğuk bakmadığını daha sonra Türkiye ve İngiltere arasında ikili bir oyun oynayarak bir geçiş yapmış Türkiye’yi gücendirmemek için de gemi sanayiinde usta olan iki kişiyi görevlendirerek adeta İngiltere’ye karşı çıkmamıştır. Bu kısmî olumsuzluklara rağmen ikili ilişkiler artarak devam etti. Antlaşmanın diğer maddeleri de daha çok Amerika’nın faydalanacağı nitelikteydi. Osmanlı bu antlaşmanın gizli maddesini verdiği imtiyazların karşılığı olarak görüyordu.

Yrd. Doç. Dr. Erdal AÇIKSES

Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al