TOROS BULGARLARI ANADOLU’YA NEREDEN GELDİ?

TOROS BULGARLARI ANADOLU’YA NEREDEN GELDİ?

Anadolu’nun güneyinde İçel ve Dışel (Taşeli) bölgelerinde eski dönemden kalma Bulgar Türklerinin varlığı, Türk tarihçiliği çok farkında olmasa da, Bulgaristan’da merak uyandıran bir konu olmuş ve birkaç kayda değer çalışma yapılmıştır[1]. Yakınlarda İbrahim Şahin tarafından sunulan bir bildiride bölgedeki bazı tamgalarda Bulgarlara atıf yapılması bizi konuyu bir kez daha düşünmeye sevk etti[2]. Şahin’e göre Gülnar’da bir yaylada bulunan (ama halen bir uzmanınca tarihlenmesi beklenen) bir kaya üzerindeki oyma yazı ve tamgalardan üç harflik yazı açık şekilde Göktürk bağlantısı taşıyor; dağınık haldeki tamgaların ise bir tabakası Oğuz, bir tabakası da Kıpçak bölgesi soy tamgalarını andırıyor. Kıpçak bölgesine atanan tamgalar aynı zamanda Bulgar Türklerinin kullandığı oyma yazıdaki çeşitli harflerle örtüşüyor. Bizim bu tartışmadaki katkımız, Kıpçak-Bulgar soy ayrımını yapmak kolay olmayacağından, hepsini tek bir havzada düşünmektir. Yani burada, kayadaki işaretlerin sahih olması kaydı şartıyla, Doğu Avrupa sahasına ait izlerle yüz yüze olabiliriz.

Toros_Bulgarlari01.jpg

Kayada toplu halde bulunan tamgalar

İbrahim Şahin Bey’in bize bu konuda şifahen aktardığı yeni bir bilgi ise Gülnar’daki bir yaylanın adının Bulgari oluşudur. Sondaki sesliyi açıklamakta biraz zorluk bulunuyor; belki de bir dönem kullanılmış Arapça nispet eki -f’nin zaman içinde kalınlaşmasını yansıtmaktadır. Ama bütünü itibarıyla burada Bulgar kelimesinin varlığı yadsınamaz. Şu ana kadar Tarsus’un kuzeybatı istikametindeki Bulgar/Bolkar dağ silsilesini ipucu olarak değerlendiren tarihçilik[3] için bu bilgi önemli bir yenilik getirmektedir.

Hadisenin özünde Karamanlıların en güçlü isimlerinden Alaaddin Bey (1355-1398) tarafından Yarcânî’ye yazdırılan ama kaybolduğu için günümüze ulaşmayan Farsça manzum bir Karaman şehnamesi vardır. Şikârî adlı bir Osmanlı memuru bu şehnameyi görmüş ve nesir halde Türkçeye çevirmiştir[4]. İşbu Karamanname’de Toroslarda yaşayan Bulgarlardan bahsedilir. İlk bahis beyliğin kurucusu olan Nurettin Bey’in 1250’lerde Ermenek, Mut ve Gülnar’ı fethiyle ilgili geçer. Buraları ‘kâfirlerden’ alan Nurettin Bey, dönüp Bulgar taifesiyle de cenk eder. Beyleri Yahşi Han savaşta ölür, kalanlar onun oğlu Aydın Bey önderliğinde gelip muti olurlar ve bundan sonra Karamanlılarla Bulgarların kader ortaklığı başlar[5].

Karamanlılar Bulgarlarla karşılaşmadan önce, Gülnar’dan sonra Mare adlı bir kaleyi de fethederler. Burası “Bulgar eteklerindedir”. Bu harekâtın tarihiliğinin tartışılması ayrı bir meseledir ama ordunun güneyden kuzeye, Lârende’ye (Karaman) doğru hareketi ilginç. Zira en son fethedilen Mare kalesi bugün Karaman’ın Ayrancı ilçesinin Divle köyü yakınında bulunmaktadır ki, Şikârî’de köyün ismi Devle olarak geçer[6]. Gerçekten de bu mevkiden itibaren esas Bolkar dağları bulunmaktadır. Şikârî’nin kaydındaki Bulgarlar ile bu dağların ismini bu noktada birebir eşlemekteyiz ve kuşkuya yer kalmamakta. Buradaki Bulgarların doğu tarafından Tarsus Beyi Yahşi Han’dan tazyik görmeleri ve Kıbrıs ve çevredeki diğer kalelerden yardım alan Silifke’deki Hıristiyanlar Müslüman ahaliye zarar verdiklerinde müdahalenin en yakında olarak Bulgarlardan gelmesi de Bulgarların yaşadığı alanın sınırını belirleme konusunda yardımcı olmaktadır[7].

Bulgarların özelliği savaşta taş atmalarıdır ve Silifke’deki büyük savaş onların sayesinde kazanılmış, hatta Silifke fethedildikten sonra onlar muhafaza için bırakılmıştır. Bulgarların kimliğiyle ilgili kuşkuları bertaraf etmesi açısından bir diğer husus da bunlardan sürekli bir kavim olarak bahsedilmesi, Türkmen, Moğol ve Kürt kelimelerinin yanında ve dengi olarak zikredilmeleridir. İslam cenahında dört kavim vardır ve Bulgarlar bunlardan biridir. Dolayısıyla onları artık Karaman beyliğinin has kuvvetleri olarak görmekteyiz. Taş atıcılıklarıyla her savaşta belirleyici olurlar; denizden gelen ‘demir donlu’ kâfirlerle savaşırken ordular çaresiz kalınca Bulgar taşları onları helak eder. Bulgar yurdu gün gelir Karamanoğullarının yegâne sığınağı ve dünyadaki en büyük güvencesi olur. Cem Sultan’ı himaye eden Kasım Bey’in elinde sadece Bulgar Dağı kaldığında dahi Cem’e “kalan ömrümüzü burada geçirelim” önerisinde bulunuyordu, zira Osmanlı’nın burayı alacağına ihtimal vermiyordu[8].

Şikârî’nin kitabında en son Çelebi Mehmet çağında Bulgar topluluğundan bahsedilir. Bundan sonra tıpkı Moğollar gibi onlar da bir kavim olarak anılmaz olurlar. Karamanoğullarının Bulgar dağları bölgesini merkez edinmesinin onların Türkmen kimliği içinde erimesini hızlandırdığını düşünmek mümkün. Öte yandan, yukarıda bahsedilen Moğol istilası çağından Aydın Bey’in dışında hiçbir Bulgar beyinden bahsedilmemesi, münhasır askeri birlik olarak ayrıcalıklarını korusalar da, Bulgarların siyasi ve belki de kavmi özerkliklerinin geride kaldığını ifade ediyor olabilir. Kuşkusuz bundan sonra da kendilerinden gelen yöneticileri vardı ama bunlar anlaşılan kudretli boy beyleri değillerdi ve idari olarak doğrudan, zaten yanı başlarında olan Lârende’ye (Karaman) bağlı idiler.

Toros Bulgarlarıyla ilgili tek kaynak Şikârî’nin kitabı değil. Mevlana’nın ve Hoca Dehanî’nin şiirlerinde de sık sık Bulgarlardan bahsedildiği belirtiliyor. Dediğimiz gibi, bu Bulgarlar Türk’tür ve Müslüman’dır. Başka bir asıldan, hele de Slav olduklarını akla getirecek en ufak bir ibare bulunmaz. Henüz Anadolu’nun tam Türkleşmediği, belki Türk’ten çok gayri-Türk unsurun bulunduğu bir dönemde bunların ivedilikle Türkleşmiş bir Slav topluluğu olduğu gibi bir düşüncenin mantık zemini bulunmamaktadır. Ayrıca, Bizanslıların çeşitli toplulukları sınırdan uzak iç bölgelere yerleştirdiği biliniyor ama kayıtlarda bu bölgeye Balkanlardan bir tehcir geçmiyor. Buna karşılık 10. yy ortalarında yazan Mesudî’nin bir haberinden tam da bu bölgeye yerleştirilen Bulgarlardan bahsedilmektedir. Haber şöyledir:

“(İdil Bulgar) hükümdarı elli bin ve daha fazla süvarisiyle Kostantiniyye topraklarına gaza eder ve ona yakın Rum, Endülüs, Burcan (Burgond), Celalika (Galiçya) ve İfrenc (Frank) arazilerine akınlar tertipler. Bulgar şehrinden Kostantiniyye’ye kadar olan mesafe bozkır ve yerleşim birimlerinden geçen iki aylık yoldur. Müslümanlar Şam sınırındaki Tarsus’tan Dülef adıyla tanınan Sügur emiri Selm el-Hadim ve emrindeki Şamlı ve Basralı denizcilerin gemileriyle 312 yılında gazaya çıkıp Kostantiniyye körfezi ağzından ve Rum Denizi’nden (Akdeniz) çıkışı olmayan başka bir ağzı geçerek Fenediyyetopraklarına geldiklerinde karadan bir grup Bulgar onlara yardıma geldi ve hükümdarlarının yakında olduğunu bildirdi. Bu olay Bulgar akıncılarının Rum Denizi sahiline kadar geldikleri şeklindeki beyanımızın delilidir. Bulgarlardan bir birlik Tarsusluların gemilerine binerek onlarla birlikte Tarsus’a geldiler.”[9]

1akdeniz_bolgesi_haritasi

Bu metnin öncesindeki bahis Müslüman olan İdil Bulgarlarından bahsettiği için ayraç içinde bunu belirttik. Ama takip eden bahisler Tuna Bulgarları ile Macarların hikâyelerini karıştırıp verir. O günlerde Bizans ile kıyasıya savaşanlar Tuna Bulgarlarıdır ve onlar Hıristiyanlığa geçeli iki kuşak olmuştur. İslam ile bir ilgileri söz konusu değildir. Endülüs’e vardığını bilmesek de, İspanya’nın orta (Kastilya) ve kuzey (Galiçya) bölgelerini etkileyen, dolayısıyla yol üzerindeki Burgond ve Frank arazilerini de vuran akınlar ise Macarlara aittir ve Mesûdî kitabını yazarken bu akınlar sürüyordu. Bulgar şehrinin adı verilse ve aradaki bozkırların varlığı vurgulansa da, İstanbul’a iki ay uzaklıktaki yer İdil Bulgar başkenti olamaz herhalde. Ya İdil Bulgar’dan Bizans elindeki Kırım’a uzaklık anlatılıyor, ya da, ağlebi ihtimalle Macar payitahtından İstanbul’a kadarki mesafeden dem vuruluyor. Tuna Bulgar’ın başkenti Preslav hiçbir şekilde bu kadar uzakta değildir ve de yolda bozkırlık bulunmaz.

Mesûdî’nin yaşadığı dönemde, hatta yenilerde gerçekleştiği için (924 c.) hakikatinden herhalde sual olmamalı, ama ayrıntılarda gerçek hadiseden farklılıklar olabilir. Mesûdî bu konuda en doğru bilgileri edinmek için tüm imkânlara sahipti. Bizzat ‘Sugûr’da yaşamış, emir ve bu serüvenlere katılan denizciler de dâhil olmak üzere hemen herkesle temasta olmuş, Rûm yazılı ve sözlü kaynaklarını dahi kullanmış, müdekkik bir araştırma için ne gerekiyorsa yapmıştır[10]. Yukarıdaki karıştırmaları açıkça kaynaklarının yanlış yönlendirmeleriyle ilgili gözüküyor ki, daha sonra kaleme aldığı el-Tenbîh ve ’l- İşrâf da birçok hatasını düzeltmiş gözüküyor[11].

Takip eden hadise ise çok ilginçtir. Fenediyye kelimesi düşündürücüdür. Mesûdî’nin Mürüc’unun Kahire H. 1301 baskısında bunun yerine – veya geçtiğini belirten Canard, bunu esas alarak sonuçta Selanik önündeki Halkidikya körfezinin ismini bulur ve Araplarla Tuna Bulgarlarını burada buluşturur[12]. Bizim kullandığımız çevirilerde Şeşen, Meynard’ın Paris baskısını kullanmıştır. Canard da bu yayını eleştirir. A. Batur çevirisi ise C. Pellat’ın karşılaştırmalı 1965 Kahire baskısına dayanır ve sonraki yayınları değil, üç asli nüshayı inceleyen Pellat böyle bir biçime yer vermemiş gözüküyor. Şu an hangi biçimin doğru olduğunu belirleyecek konumda değiliz. Venedik o zaman da var olduğundan ve kelime aynen kullanıldığından[13] ve de bunu çağrıştıracak başka bir mahal bilinmediğinden biz burada onu göreceğiz.

Burada donanma doğrudan Adriyatik denizine giriş yapılmış gözüküyor. Ege ve Akdeniz’den çıkışın olmaması tuhaf bir tariftir. Ayrıca Otranto Boğazı, yani Arnavutluk ile İtalya’nın birbirine en yakın oldukları yerlerin ağız olarak nitelenmesi de ilginçtir. Ama burada bayağı bir hareket beklemek tabiidir, zira sadece Sicilya değil, 838’den itibaren bu boğazı tutan Otranto ve Brindisi gibi yerler de Müslümanların elindeydi[14]. Hatta Konstantinos Porphyrogenitus’un verdiği bir habere göre I. Basileus (867-886) zamanında gerçekleşen bir akında karşı taraftaki, Balkan sahilindeki Kotor (Decatera) ve civardaki birkaç kent alınmış ve Dubrovnik, o zamanki adıyla Ragusa kuşatılmıştır[15]. Yine aynı bölgedeki faaliyetleri açıklaması bakımından Arapların Sicilya’dan da önce Girit’teki varlıklarını ve Peleponnes’te kuzeyden gelen Slavlarla işbirliği içinde Bizans’a ait kent ve kalelere yönelik harekâtlarını akılda tutmamız gerekir[16].

Mesûdî’nin ifadesinden, Canard’ın inandığı şekliyle,[17] doğrudan Tuna Bulgarlarını anlamak için çok sebep vardır. Hele de bu bahsettiği akın zamanında Simeon önderliğindeki Tuna Bulgar en güçlü dönemini yaşıyordu ve batı yönünde Arnavutluk sahillerine ulaşmıştı. Bu yüzden, Müslüman gemicilerin Bizans ile ortak düşman olarak bu Bulgarlar ile buluşmuş olması beklenebilir. Nitekim Simeon Bizans ile mücadelesine Arapları doğal müttefikler olarak görmüş ve ittifak arayışlarına girmiştir. Mısırlı Fatımîlerle bu konuda temasa geçen Simeon, Bizanslıların elçiliği fark etmesi ve müdahalesi üzerine başarılı olamadılar[18]. Ancak Simeon’un Adriyatik yakınlarında iken Müslümanlarla temasa geçmesi gibi bir şeyden haberimiz yok ve -bildiğimiz kadarıyla- Mesûdî’nin bu müphem haberi dışında bunun kaynağı bulunmuyor[19]. Bir de Fenediyye arazisinden bahsediliyor ki, kendisi bir coğrafyacı olan Mesûdî herhalde nokta teşhisinde dikkatli davranacaktır. Dalmaçya’nın kuzey sahilleri hem Venedik arazisi ile birleştirilebilir hem de orada Macarlar bulunabilir.

Burada Tuna Bulgarlarını dışarda tutmuyoruz. İttifak hadisesi sahihtir, iyi bilinmektedir. Hatta bu seferin Tuna Bulgarları ile işbirliği çerçevesinde yapıldığını düşünmemek abes olur. Canard’ın ayrıntılı incelemesinin gösterdiği üzere, bu seferden İbn’ül-Esir ve İbn Miskaveyh de bahsediyorlar[20]. Bizim vurgumuz müttefikler değil, ‘getirilen Bulgarlar’ üzerinedir.

Bulgar ile Macar’ın neden karıştırıldığı sorusu ancak sonraki çağlarda gündeme gelebilirdi ki, 10. yy’da bunların arasına etnik bir ayrım koymak hayli zordu. Birçok kaynakta Büyük Bulgar ve ondan türeyen Tuna Bulgar’ı anlatan Onoğur kelimesinin bugün dahi Macarları anlatan evrensel kelime olduğunu (> Hungar) bilmek bu konuda yeterlidir. Üstelik o günlerde bu halk henüz kendisine Macar demiyordu; Macar yedi veya on tane kabileden sadece birinin adıydı[21].

Mesûdî bu Macarlara Bulgar demekle kalmaz, eseri Mürûc’üz-Zeheb’in ilerleyen sayfalarında hiçbirinin Bulgar ismine sahip olmadığı dört Türk kavminin Bizans’a saldırısını anlatırken de bu aynı Batı Avrupa’ya yönelik akınlardan bahseder ve hepsine birden Türk der: “Zamanımızda bu Türklerin (Becni, Başkırt, Peçenek ve Nkrdh > Onoğur) akınları Endülüs, İfrenc ve Celalika hudutlarına ulaşmıştır. Türkler Kostantiniyye ve diğer sözü edilen ülke topraklarına sürekli yağma seferi düzenlerler”[22] Üstelik “bu dört Türk boyu içinde Müslümanlığı kabul eden ve ancak kâfirlerle yapılacak bir savaşta saflarda yer alan insanlar da vardır.”[23]

Bu haberi ondan bir buçuk asır sonra yazan Endülüslü Bekrî alıntılamıştır: “(Müslüman İdil Bulgar hükümdarı) 50 bin süvari ile İstanbul üzerine sefer yapar, Bizans, Cillikiyye (Galiçya, Kuzey İspanya) ve Frenk ülkelerini yağmalardı.”[24] Bunların hepsinden önce, batıdaki Macar akınlarının en şiddetli günlerinde yazan Belhî ise Endülüslü bir şahide dayanarak, Ebu Abdurrahman el-Endülüsî’den naklen şöyle der: “Türklerden bir maceraperest maiyetiyle Endelüs hudutlarına kadar vardı. Oradan esir ve hayvan ganimet alıp götürdü. Bunları takip edenler aralarından birini yakaladılar. “İlk gördüğümüz Türk budur” dediler.”[25]

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 7 YORUM
  1. hocam batı Toroslarda da MACAR KÖYLERİ var.Himmet buyursanızda bunlara da bir el atsanız.

  2. Hasip Ozturk dedi ki:

    TEK GÖZE KALDIM. O DA AZ GÖRÜYOR. OKUMA- YAZMA KÖRÜYÜM!

    1. Altayli dedi ki:

      Geçmiş olsun Hasip Bey…

  3. Hasip Ozturk dedi ki:

    DÜĞÜN DEĞİL BAYRAM DEĞİL ENİŞTEM ÖPTÜ! SAĞ GÖZ KAPAĞIM DÜŞTÜ!

  4. Bayram Özden dedi ki:

    Hısım önce geçmiş olsun. Hayırdır inşallah. Çalışman için çok teşekkürler.

  5. Hasip Bey,
    Katkılarınız için teşekkürler. Bu araştırma yazısı kaynağında belirtilen dergiden (Pdf. Formatından) aktarılmış ve Osman Karatay hocamız da bilgilendirilmiştir.

  6. Hasip Ozturk dedi ki:

    Sayın Karatay,
    Toroslar'daki bulgarlara el atmış olmanızdan dolayı size ne kadar teşekkür etsem azdır.
    Tarihçiler buraya fazla yüz vermemişler.
    Konu bizin gibi amatörlere kalmıştır.
    ( Gözümün biri geçici olarak tatilde. Az gören gözümle yazdığımdan imla hataları çok olabilir.)
    Bulgar Dağları'na geliş MS 626 ardından olmuştur.
    MS 626 da İstanbul surlarını Avarlar ve Bulgarlar kuşatmışlar. Bir ara surları da aşmışlar. ancak püskürtülmüşler.. Ortaklar olan Persler Üsküdar'da kaldıklarından yardıma gelememişler.
    Bizans ile Bulgar /- Avarlard (Varsaklar) uzlaşmışlar. Onları Toros Dağları'nın kuzey eteklerine
    yerleşmeye razı etmişler. Bu yerleşme olayı MS 626 sonrasındaki on yıllar içinde olmuştur.
    Bulgarlard Kiutrigür Bulgarları'ndandır. Avarlar (Varsaklar) Avarların arasındaki Var-Hun, VarHonit.
    kısaca Var Türk kavmindendir.
    Orta Toroslara Bulgar Dağları adını veren Bu Kutrigur Bulgar Türkleridir.
    Var Kavmi, burada Varsak adını almıştır. Varsak denilen Türklerin ensesinde, Orta Aspya'dan beri
    getirtikheri at kuyruğu saç topuzları vardır. Var adı burada varsa olmuştur.. Saplıbaş, Başı saplı
    demektir.
    MS 1900 sonrasında bile bu saçlar Toroslar(7a yaşarmış. Rahmetli Eniştem, biz askere gederken
    bu saçımız kesilirdi derdi..Eniştem, İngiltere'ye ısmarlanan ve verilmeyem savaş gemi.lerini teslim
    almaya gidenlerden birisiydi. Yani 1890 doksanların çocuğudur,.
    Toroslara, MS. 1064 yılında, Malazgirt'ten beş altı yol önce ikinci bir Bulgar gözü daha yaşanmıştır.
    Bunlar ağırlıklı olarak Kayseri'nin güneyindeki yamaçlara yerleşmişler.. Niğde- Yahyalı arasındaki
    bölgeler yeğlemişler. Sonra Torosların güneyine inmeye başlamışlar. Örneğin Sepyhan Inağı'nın
    yukarısında Dündarlı ve Sarıçam yukarısında Bulgarlı deye anılan 'MS 1530 tarihli Adana Livası
    haritasında bu ad vardır.
    Daha ileriki yıllarda Bulgar halkı Karatepeli, Avarlar Varsak diye anılacaklardır. Karatepeli adı
    başlarındaki kara kar başlığı sebebiyledir. Karadenhiz Bölgiesinde kalan Bulgar Halkı'nın giysileri
    Karadeniz Halkının folklör giysisi olarak sürmektedir. Başlarındaki kar başlığı siyahtır. Toroslar'da
    Varsarklarda bu beyazdır. Silifke, Hatay, Adana, Mersin, G.Antep, K.Maraş, Urfa başlıklara hepse
    beyaz renklidir. toroslarda Karaütepeli adı kılmıştır. Osmaniye yakınlarında Karatepeli diye bilinen
    söyler vardır. Karatepeli Fıkraları, Karadeniz fıkralarının beş yüz yıl daha eskileridir. Havası, suyu,
    mantık örgüsü aynıdır.
    Geneyin Karaşalvarı,Bulgar pantolonunun günümüze yansımış örneğidir. Burası sıcak olunca
    uolunca şalvar genişlemiştir. Makineyi korumak için farz olmuştur! Kemençe'nin adı yarım yy önce
    Bulger kemeni idi,.
    Örnek resimlerini A:R. Yalgın'ın ' Orta Toroslar'da Karatepeli Bölgesi' adlı kitabında var. 1950 basımlı
    bu kitabı ancak Boğaziçi Üniversitesi Kitaplağında 1 örnekten bulabilirsiniz.
    Diyeceğim çok ama halim yok. Mare kalesi dediğiniz, Mara Kalesi olup Toros Dağlarının eteğinde
    Karataş bölgesinde Mara Köyündedir.­ Yakınında da Maeara Bucağı vardır. Şimdi adlarını değiştir-mişler. Burası Bulgar Varsak halkının, Yahşi Bey'in yazlığı imiş.Karataş Bölgesi Susan oğlu-Kızkalesi'
    nin kuzeyinde kalan Leçelik alandır. Yörüklerin eski çadırlı kazasıdır..
    Yeni haberleşiriz diye umarım.,
    Saygılar sunarıml., Av.Hasip Öztürk, hasipozturk@hotmail.com, Bursa

BİR YORUM YAZ