“TEREKE DEFTERLERİ”

“TEREKE DEFTERLERİ”

Osmanlı Devleti’nin ekonomik, sosyal ve şehircilik tarihine dair araştırmalar için özellikle XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlatılan çalışmalarda içerdiği malzemelerden dolayı kullanılması elzem olan kaynakların biri Şer’iyye Sicilleri, mahkeme kararları, zabıtlar, hüccetler, borç senetleri, emir suretleri, avarız kayıtları, mülk satışları ve narh fiyatları gibi belgelerin yanında, dağınık olarak tereke kayıtlarını da içermektedir. Bu kayıtların dışında devletin büyük merkezlerinde görülen Tereke Defterleri ve yüksek dereceli memurların tereke dökümünün yer aldığı müstakil defterler de bulunmaktadır.[1]

Tereke Defterleri, ölenlerin sosyal konumuna, medenî haline ve aile yapılarına ait bilgiler yanında, hayattaki tasarruflarındaki her türlü giyim ve kullanım eşyaları ile diğer mallarının (menkul- gayri menkul) dökümünü içerir. Bu bilgiler kaydedilirken, ölenin mallarının tahmini veya satışları sonunda gerçekleşen fiyatları da verilmektedir. Bu durum devletin yayıldığı geniş coğrafyada resmî narh ile reel fiyatların farkı ve zümreler arasındaki servet dağılımını izleyebilmek açısından önemlidir.[2] Defterlerde mallar bu şekilde fiyatları kaydedilerek verilirken, bir şey daha vurgulanmaktaydı. Bu, nerelerde üretildiklerine dair ülke, şehir veya kasaba isimlerinin de yazılmasıydı. Bu durum Osmanlı iç ve dış ticareti ile ilgili fikir vermenin yanında, ülke içi üretim merkezleri hakkında da yorum yapabilmek için bu defterlerin başvurulabilecek kaynaklar olabileceğini göstermektedir.

Tereke Defterleri bu çalışmada öncelikle kaydedilen mallar ve üretim yerlerinin değerlendirilmesi açısından incelenecek, bu konular üzerinde ortaya çıkacak tereddütler ve problemler giderilmeye çalışılacaktır. Bu çerçevede en büyük problem, aslında belgelerde tam manasıyla açıklayıcı bir bilgi bulunmayan malların üretim yerlerine göre teşhisi, dökümü, muayenesi ve fiyatlandırılması işini kimlerin ne şekilde yaptığı, dolayısıyla mallar hakkındaki tüm kayıtların güvenilirliğidir. Bu problem hakkında kaynaklarda tam manası ile açıklayıcı bir ibare maalesef yer almamaktadır. Ancak şimdiye kadar yapılan bazı araştırmalarda kadıların muhallefatı kassamlar vasıtasıyla sayıma tâbi tutup, malları yetkili bilirkişiler (ehl-i hibre) veya dellaller vasıtasıyla değerlendirme işlemine tâbi tuttuğu, böylece teferruatlı listelerin ortaya çıktığı belirtilmiştir.[3] Bu duruma benzer bir değerlendirme de mahkemedeki şahitlerin bir tür bilirkişilik yaptıkları, duruma göre bu kişilerin kimliklerinin değiştiği, yapılan işte ihtiyaç olursa ehl-i hırfetten de kişilerin şahitler arasında bulunduğu şeklindedir.[4]

Müstakil Muhallefat ve Tereke Defterleri incelendiğinde de, ölenin muhallefatının tasnifi sırasında görev alanlar arasında dellal şeklinde genel bir kayıt olduğu gibi, dellal-ı esvab, dellal-ı sarraf, dellal-ı ganem, dellal-ı cariye, dellal-ı hayvanat, dellal-ı kereste ve dellal-ı hane gibi çeşitli hallerde uzmanlaşmış kişiler malların muayenesi ve fiyatların takdiri işlerini yaparlarken, dellal-ı halli adı verilen ve sadece tasnif ve tanımlama işini yapan dellallar da vardı[5] ve bunlar mümkün olduğu kadar malların üretim yerlerini ve cinsini belirlemekteydiler. Malların tasnifi, üretim yerlerinin ve fiyatlarının belirtilmesi vs. işleri ile uğraşan bir bilirkişinin varlığının tespiti ve bütün bu işlerin herhangi bir kişi tarafından tesadüfi olarak yapılmadığını gördükten sonra belgeler üzerinde incelememize başlayabiliriz:

İlk olarak yapılan iş incelediğimiz belgelerde konumuz çerçevesin de özellikle üretim yerleri belirtilen, çoğunlukla gündelik hayatta kullanılan eşyaları listeler arasından seçerek, bu malların ilk önce Osmanlı ülkesi içinde üretilip üretilmediği ya da dışarıdan gelip gelmediğinin kayıtlar yardımı ile tespiti işlemidir.

İkinci işlemse, Osmanlı ülkesinde ve ülke dışında üretilen malların neler olduğu ve üretim merkezlerinin tespiti işlemidir ki, bu işlem sonucunda, gerek ülke dışında gerekse içinde nerelerde ne tür malların üretildiği, hangi üretim merkezlerinin daha çok tercih edildiği, ülke dışından ne tür malların geldiği vb. sorulara cevap verilmiş olunacaktır.

Bu işlemler yapılırken kullanılan belgeler Edirne’ye ait bir Tereke Defterinden seçilmiş olup,[6] 5 S. 953/7 Nisan 1546-5 B. 1033/17 Kasım 1659 arasına ait 72 adet muhallefat listesinden oluşmaktadır.

Belgelerin Değerlendirilmesi

I. Ticarete Dair Veriler

Tereke kayıtları incelendiği zaman ilk anda dikkati çeken şey, çok fazla kullanım eşyası ismi, üretim yerleri ve diğer etnografik malzemenin alt alta listelendiğidir. Bu zengin malzeme, dönemin halk ve yönetici sınıfının kültürüne, ekonomik durumuna dair yorum yapabilecek veriler sunmanın yanında, aynı zamanda ticarî hareketlilik hakkında da fikir verebilecek durumdadır. Şöyle ki, vefat edenin yaşadığı kentte üretilen mallar dışındaki malzemenin üretim yerinin belirtilmesi durumu, o malın aynı zamanda bir şekilde bulunulan yere gelmiş olduğunu, ya da tereke sahibinin üretim yerine giderek o malı aldığını, bunun yanında üretim yeri belirtilen malın orada üretilmenin yanında satılacak kadar arza sahip olduğunu da göstermektedir. İşte bu durum belgelere, Osmanlı ülkesinde kentler arası sıkı bir ticaret bağının mevcudiyetini, ülke dışında üretilen malların dış ticaret (ithalat) yoluyla ülkeye girdiğini ve satıldığını bildiren diğer verilere destekçi olma özelliği de kazandırmaktadır.

a) Dış Ticaret: yüzyıl başlarından itibaren Osmanlı Devleti peyderpey genişlemeye başlamış ve yüzyılın sonlarına doğru en geniş topraklarına ulaşmış bir devlet olmasına rağmen, Batıda özellikle XV. yüzyılın sonları, XVI. yüzyılın başlarından itibaren coğrafî keşiflerin de etkili olduğu zenginlik ve takiben uluslararası yeni bir ticaret anlayışının gelişmesi durumuna ayak uyduramamış ve bu durum Osmanlı ülkesini iyi bir pazar pozisyonuna sokmuştur.

Gelişen dünya ticareti içinde iyi bir yer tutamayan devlet, sınırları dahilinde yürüyen iç ticaret ile yetinmek zorunda kalmış, dış ticarette ise hammadde ihraç etmek, karşılığında mamul madde ithal etmekten öteye bir atılımda bulunamamıştır.[7] Bu dönem dış ticaretinde devlet Batılılardan aldığı karşılığında onlara da bir şeyler sattığı için ticaret açığı o kadar vahim olmamakla beraber, doğu ile yapılan ticarette açık çok büyüktü. Çünkü oradan hep alım yapılmakta, satım o oranda büyük olmadığı için açık her zaman Osmanlı Devleti aleyhine büyümektedir.[8]

İncelediğimiz yöre ve bu yöreye ait muhallefat listeleri de yukarıda değinilen kanaatları doğrular mahiyettedir. Belgelere göre Osmanlı Devleti’nin önemli kentlerinden biri olan Edirne’ye dış ticaret yoluyla daha çok mamul malzemeler gelmiştir. Kayıtlara göre şehre ülke dışından 13 üretim merkezi mal vermektedir. Bunların çoğu Avrupa ülkeleri olup, içlerinden 4’ü Doğu Avrupa, 4’ü Güney Avrupa, 1’i Doğu Akdeniz, 1’i Batı Avrupa kent ve ülkelerindendir. Bu dönemde bazı malların menşei de “Freng” şeklinde genel bir ifade ile verilmiştir. Bu tür kayıt dışında, doğu ülkelerinden de oldukça fazla mal alındığını tereke kayıtlarındaki sayılardan anlamaktayız. Doğu ülkelerinden Edirne şehrine mal verenler İran (Acem) ve Hindistan olup, bu iki ülkeden alınan mal miktarı ve mallardaki çeşit zenginliği aşağı yukarı tüm Avrupa ülkelerine eşittir. (Bkz. Tablo II) Bu durumda Edirne örneği de tüm devlet için söylenenleri doğrular mahiyettedir. Şöyle ki XVI. yüzyılda Osmanlı dış ticaretinde Orta ve Batı Avrupa’nın payı sınırlı olup, daha çok Doğu Akdeniz, Doğu Avrupa ve Orta Doğu bölgelerinden gelen mallara yöneliş söz konusuydu.[9] Bu dönemde Osmanlı ülkesine dışardan giren işlenmiş malların büyük bir çoğunluğu henüz doğudan, özellikle Hindistan’dan geliyordu.[10] Gerçekten bu dönemde yeni güzergah keşiflerinin ve Portekiz baskısının etkisiyle doğudan mal akışı zorlaşmış ve azalmışsa da, eski güzergah hâlâ önemli ölçüde iş yapmaktaydı[11] ve bu durum ithalattaki tercihleri de etkilemekteydi.

b) İç Ticaret: Osmanlı Devleti XVI. yüzyılda Karadeniz ve çevresi, Akdeniz dünyasının büyük bir bölümü ve Orta Avrupa’ya kadar geniş coğrafyalara hükmeden geniş bir devlet görünümünde olup, aynı zamanda önemli kara ve deniz yollarını kontrol etmekteydi. Bu dönemde devlet aslında geniş ölçüde üretim yapan bir endüstriye de sahipti, hatta özellikle önemli ticaret güzergahlarında olan bölgelerde, yörenin ticaret kapasitesinin üstünde üretim yapabilen ve dışarıya mal satabilen çeşitli sanayi kuruluşları da vardı.[12]

Klasik dönem ve onu takip eden yıllarda Osmanlı Devleti’nde özellikle pahada ağır olan, işçilik ve kalitede ön sıralarda yer alan, tanınmış, ülke içinde ve dışında üretilen mallar için, kırsal alanda büyük toprak sahipleri veya bunları işletme hakkını sağlamış kimseler ile bürokrasi ve saray mensupları gibi yüksek düzeyde tüketim yaşantısına sahip müşteriler de vardı.[13] Bu parasal olarak

güçlü ancak talep olarak daha seçici müşteri kitlesi yanında kırsal alanda yaşayan köylü ve şehirlerdeki orta tabaka halk ve görevliler topluluğunun oluşturduğu daha geniş bir kitlenin varlığı daha büyük bir talep ve arz ilişkisi oluşturmakta, bu da ülke içi ticarette hareketliliğe sebep olmaktaydı.

Edirne örneğinde, tereke listelerine göre, şehre, ülke içinde 37 farklı bölgeden mal gelmiş, bunlar alınıp satılmıştır. Bu üretim merkezlerinin çoğu, Anadolu kent ve kasabalarından olup, İstanbul dahil toplam 14 olan üretim yerlerinin 6’sı Marmara, 2’si Orta Anadolu, 3’ü Ege, 2’si Karadeniz ve 1’i Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yer almaktadır. Bu grubu Cezayir’den Suriye’ye kadar olan Orta Doğu-Arap bölgelerine ait kent ve kasabalar takip ederler. Bunların sayısı 10’dur. Üçüncü olarak Rumeli ve Doğu Avrupa’daki Osmanlı kent ve kasabaları gelir. Sayıları 9’dur. Dördüncü grup olarak Osmanlı hakimiyetindeki adalar gelir. Sayıları 2’dir. Son olarak 1 üretim merkezi ile Karadeniz’in kuzeyi ve yine 1 üretim merkezi ile Kafkasya bölgeleri bu grupları takip etmektedirler.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ