TERAKKİPERVER CUMHURİYET FIRKASI’NIN SİYASİ KİMLİĞİ

TERAKKİPERVER CUMHURİYET FIRKASI’NIN SİYASİ KİMLİĞİ

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TPCF)’nın siyasî tarihimiz içindeki şöhreti, ne Cumhuriyet döneminin ilk (teşkilatlı muhalefet) partisi olmasında ne de programında yer alan bazı hususların çok partili siyasî hayata -demokrasiye- geçildikten sonra (1946) yer etmiş olmasındandır. Onun şöhreti, kurucuları ve idarecilerinden gelir. Bunlar Millî Mücadele’de M. Kemal Paşa ile birlikte olmuş ve en azından onun kadar tanınmış ve halk tarafından sevilmiş asker ve sivil liderlerdir: Eski başbakanlardan H. Rauf Orbay, Ordu Komutanları -Müfettiş- Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Belle ve Cafer Tayyar Eğilmez Paşalar ile sivillerden Doktor Adnan Adıvar, Bekir Sami Kunduh gibi zamanında sözü geçen ve etkileri olan şahsiyetlerdi.

17 Kasım 1924 (Teşrinisanı 1340)’te Cemiyetler Kanunu gereğince kuruluşunu ikmal ve siyasî otoriteden onay alan[1] TPCF’ye katılan üyelerin tamamı bir süre önce Meclis’in tek partisi konumundaki Cumhuriyet Halk Fırkası (CHP) içinde yer alan mebuslardı. Bu fırka, Meclis içinde doğmuş, muhalif bir -siyasî- hareket olarak tavanda görülen bir bölünmenin eseridir. Bölünme ise ideolojik olmaktan ziyade Cumhuriyet idaresi üzerinde yoğunlaşan farklı yaklaşımlar sonucunda vukuu bulmuş bir hadise görünümündedir. Bu da bir önceki Meclis döneminde ortaya çıkan ayrılıklarla -biçim itibariyle görülen yakınlığı dolayısıyla- irtibatlı olduğu izlenimi vermektedir. Gerçekten de TPCF Meclis’in ikinci dönem, ikinci toplantı senesinde kurulmasına karşılık, birinci Meclis içerisinde oluşan muhalefetin -mahiyet itibariyle- uzantısıdır.

Terrakkiperverler, 1. Meclis’in güçlü muhalefet hareketi 2. Grubun fiilen azası olmamakla beraber, bu grubun tavrına ve ortaya koydukları fikirlere sıcak bakan 1. Grup azasıydılar. Hatırlanacağı gibi, 2. Grubun 1. Meclis döneminde muhalif bir güç olarak belirmesi; Meclis’in mahiyetinin 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile belirlenmesi, daha doğrusu M. Kemal Paşa’nın liderliğini üstlendiği 1. Grubun İslamcı-Monarşik-Devlet Anlayışından uzaklaşmaya başlamasıyla vücut bulmuştu. Çünkü 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu sonrasında teşekkül ettirilen 1. Grup Nizamnamesi’nde “asıl gaye” ile va’z olunan geleneksel düzene ait ibarelerin bulunmayışı veya göz ardı edilişi, bunun en açık göstergesiydi.

Şurası açıktır ki, 1. Meclis’in iktidar ve muhalefet kanatları için temel esas Hakimiyet-i milliyeyi hakim kılmaktı. 1. Grup veya M. Kemal için; iktidarının hukukî dayanağı, 2. Grup veya muhafazakârlar için; geleneksel düzenin korunmasının bir garantisi idi. Ancak Lozan görüşmeleri -bilhassa Musul meselesi- sırasında Meclis’te giderek güçlenen 2. Grubun bu durumu gerek barışın sağlanması, gerekse de dahili rejim meselesinin istenilen şekle dönüştürülmesinde büyük sakınca yaratmış ve bu sakıncanın bertaraf edilmesinde ancak Meclisin seçimlerle yenilenmesi çare olmuştu. Bilindiği gibi bu seçimler; 1. Grup, Müdafaa-i Hukuk Hareketi ve lideri M. Kemal Paşa’nın denetimi altında geçmiş ve muhalif 2. Gruba mensup olanlar elemine edilmiş, Meclis dışında bırakılmışlardı. Sonuçta Meclis, aynı gruba mensup kişilerin oluşturduğu siyasî bir teşekkül haline gelmişti ama bir önceki Meclis’e ait bazı özellikler yeni Meclis’e taşınmaktan kurtulamamıştır. Meselâ; “kuvvetler birliği-kuvvetler ayrılığı” esası tartışması çok geçmeden yeni Meclis gündemine girmiştir.

Bu tartışmaların 1923 Seçimleri öncesi en popüler mevzunlarından olması, seçimlere eski fırkaları adına katılmak isteyen bir kısım İttihatçının girişimiyle alakalıdır. Saltanat Lozan görüşmeleri öncesi kaldırılmasına rağmen Halifeliğin, Meclis’in uhdesine -manevi şahsiyetine- bağlaması, muhafazakarlar için Mustafa Kemal iktidarı karşısında bir güç kaynağının devamına imkan verilmesiydi. Fakat Cumhuriyetin ilanı, Halifelik ve Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’nin ilgası (3 Mart 1924) ile Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (20 Nisan 1924) gibi köklü inkılâplar; M. Kemal Paşa iktidarı karşısında ve bu iktidar gücünü dengeleyebilecek hiçbir müessesenin -gücün- bırakılmaması, tüm bunlar hukukî bir zeminle perçinleştirilmiş olsa bile, Meclis’e hakim olan tek fırka (Halk Fırkası) ve onun liderinin sınırsız bir güce ulaşmasına imkan verdi. Bu gücün sistem içinde kontrolsüz kullanımı; yeniden şahıs veya zümre otokrasisinin doğuşunu, hiç olmazsa hafızalarda hatıraları silinmemiş olan İttihat ve Terakki Fırkası “Merkez-ı Umum İdaresi”ni çağrıştırıyordu.

Nitekim yeni Meclis döneminden itibaren M. Kemal Paşa’nın bu köklü inkılaplarını gerçekleştirmesinde Milli Mücadele’nin öncü kadroları yerine fikirlerini eyleme geçirebilecek fırka savaşçılarına -müfritlere (aşırı)-itibar etmesi, bu öncü kadro arasında kırgınlığa ve M. Kemal Paşa’nın yönetim anlayışı üzerine endişelerin doğmasına sebep olmuştur.[2] Bunun sonucu olarak M. Kemal Paşa ile ayrılığa düşmüş Milli Mücadele’nin öncü kadrosu etrafında şekillenen bir hizip; özellikle Mübadele Meselesi’nin[3] Meclis müzakeratına katılanların muhalif bir fırka haline dönüşmesi kaçınılmaz olmuş ve sonuçta 17 Kasım 1924’te TPCF Türk siyasi hayatına girmiştir.

Yeni fırka (TPCF) kurucu ve yöneticilerinin M. Kemal Paşa’nın Milli Mücadele’deki yakın -silah- arkadaşları olması, iktidar -muhalefet mücadelesinde doğrudan tartışmalarda hedef alınamayacak kadar güçlenmiş ve liderliği toplumca benimsenmiş Gazi M. Kemal yerine muhalefetin muhatabı; hükümet ve daha çok da iktidar fırka müfritleri olmuştur.

TPCF’nin kuruluşunda yayınladığı belgelerde temelde iktidardaki CHF’den farklı bir ideolojik çizgide olmadığı açıktır. Ayrılığın yeni fırka içinde yer alan önemli şahsiyetlerden kaynaklandığı, bir ölçüde de bir önceki Meclis döneminin, iktidar -muhalefet ilişkilerinde- ki anlayışın, yeni döneme taşındığı görülmektedir. Öyle ki, birinci Meclisin iktidar karşısındaki güçlü muhalefet grubun (2. Grup) üstlendiği rol bu dönemde TPCF tarafından üstlenilmiştir.

TPCF’nin dayandığı temel esas ve yaklaşım bu partinin kamuoyuna ilân ettiği Beyanname, Program ve Nizamnamesinde[4] belirtilmiştir. Bu belgelerde yer alan ifadeleri bir noktada toplamak gerekirse TPCF’nin siyasi hayata çıkma gerekçesi; “muhalefet kontrolü olmaksızın bütün kuvvetlerin Mecliste toplanmasının otoriter bir idare doğuracağı” görüşü idi.[5] Aynı görüş ve iddiaların benzer şekillerde ilk Meclis döneminde M. Kemal Paşa ve iktidarı için yöneltilmiş olması her iki dönem Meclislerinde yer alan muhalefet hareketlerinin arasındaki yakınlığı ve benzerliği şaşırtıcı bir biçimde sergilemektedir.

TPCF, isminde de yer aldığı gibi “Cumhuriyetçi” olduğunu yayınladığı programının başında belirtmekle birlikte o, Cumhuriyeti “halkın hakimiyetine dayalı bir idare şekli” olarak tarif etmektedir. Bu tarif, yadırganmayacak kadar açık ve net olmasına karşılık, yine ilk Meclis devresinde “milli egemenlik” kavramına muhafazakâr ve muhalif 2. Grup tarafından yüklenen anlam açısından bir benzerlik de söz konusudur. Hatırlanacağı gibi birinci Mecliste de rejim tartışmalarının yoğunlaştığı anlarda muhafazakarların, milli egemenliğin tecelli ettiği meclisin üstünlüğünü savunmaları, iktidarı (birinci grubu) denetleyebilecek bir mekanizma olarak görmelerinden ileri gelmekteydi. Bunun için TPCF, birkaç kişinin oligarşik gayretlerine karşı koyarak Meclis içinde iktidarı denetleme mekanizması haline gelmeyi, sistem için varlık sebebi görüyordu. Meselenin bir başka yönden görünüşü ise, iktidarın açıkça belli olan laik tutumu karşısında -yeni siyasi rejim içinde- toplumsal değerleri savunmayı üstleniyordu.

Bu devrede iktidarla muhalefeti ayıran temel çizgilerden biri de, toplumsal değişimlerde izlenecek siyasette, muhalefetin ortaya koyduğu temel anlayış; değişimin Kemalist tarzda süratli ve inkılapçı bir zihniyetle değil tekamül -evrimsel ve kademe kademe olması- şeklindeydi.[6] Bu yaklaşım açısı osmanlı ıslahat hareketlerinde izlenen siyasetin, Cumhuriyet Dönemine intikal etmiş bir biçimi idi. İktidar ise bu tarz bir siyasetin ortaya çıkarttığı dualizmi -ikilik- toptan reddetmekte çağdaş (asrî) bir memleket haline gelinmesinde kökten radikal tedbirleri öngörmekte idi. Yeni bir Türk toplumu oluşturacak, inkılap hareketlerini sekteye uğratacak, her türlü girişimi; kurup geliştirmek istediği Cumhuriyet ve rejimi için tehlikeli addetmekte ve tasvip etmemekteydi.

Hedef alınan Batı toplumları seviyesine ulaşıncaya kadar inkılaplar kesintisiz, engelsiz, tartışmasız devam ettirilmeliydi. Kısaca -süresi belirtilmeden- inkılaplar tamamlanana, toplumda arzu edilen değişim sağlanana kadar bütün güçlerin toplanabileceği bir meclis ve siyasetin yürütücüsü tek parti ve onun lideri M. Kemal Paşa’nın direktifleri ile şekillenecek -muhalefetsiz- bir yönetim öngörülmekteydi.[7]

Türkiye, sahip olduğu coğrafi şartlar ve tarihî miras ile dış dünyadan kendini soyutlayamayacak kadar Batı dünyası ile iç içe olmak, yakın zamanda bir milli mücadele verdiği bu dünya ile bütünleşmek için ilişkilerini geliştirmek zorundaydı. Bu açıdan bakıldığında, Cumhuriyet idareleri, Batı formunda daha çok demokratik idareler ve çoğulcu yapılar idi. Plüralist bir toplum özlemine; muhalif tekçi anlayışları, egemen kılma anlayışı ve uygulamaları kendiliğinden anti-demokratik çağrışımların yapılmasına imkan tanıyordu. Türkiye’nin her ne kadar yeni bir siyasî rejimin kurum ve kuruluşlarıyla yerleşmesi için makul bir sureye ihtiyacı olduğu kabul edilse bile, bu süreyi ila nihayet devam ettirmesi beklenemezdi. TPCF’nin siyasî hayata çıkışı, rejimin demokratikleşmesi açısından hem içte, hem de dışta olumlu karşılansa bile, Türkiye’nin buna hazır olmadığı, yeterli alt yapıyı kuramadığı açıktı.

Aslında iyi niyetlerinden şüphe edilmeyecek kadar üstün nitelikli ve vatanperver şahıslarca kurulmuş TPCF hareketi, erken doğmuş -prematüre- bir çocuk gibiydi. Onun yaşaması çok büyük itinaya ve korunmaya muhtaçtı. Bunu yapacak yegâne güç, iktidarın bizzat kendisi idi. Muhalefetin hayatını devam ettirebilmesi, iktidardan farklı özellikleri azaldıkça mümkün, arttıkça gayr-i mümkündü.

TPCF’nin belirgin vasıfları veya siyasî kimliği hiç şüphesiz yayınlamış olduğu kuruluş belgelerinde yer alan hususlar yanında siyasi hayatta bulunduğu müddetçe sergilediği ölçülerdir. Bu açıdan bu belgelere daha yakından bakmakta yarar vardır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ