TEBRİZ HANLIĞI

TEBRİZ HANLIĞI

Hanlığın Oluşması, Arazisi ve Nüfusu

Tebriz hanlığı 18. yy.’ın ortalarında Azerbaycanda kurulan küçük ve bağımsız feodal devletlerden (hanlıklardan) biridir. Hanlığın oluşmasında o dönemde İran’da ve Azerbaycan’da yaşanan siyasal olaylar büyük önem taşımaktadır.

1747 yılında Nadir Şah kendi komutanları tarafından öldürüldükten sonra onun akrabaları ve komutanları arasında yönetim için yapılan çekişmeler, halk arasında karışıklıklar yaratan dolandırıcıların ortaya çıkması, Afgan ve Özbeklerin şahın katili olan Afşarların üzerine saldırısı, katiller, yağmalamalar, yönetimsizlik ve kendi başınalık, ülke ekonomisinin çöküşü merkezi devlet yönetiminin tam çökmesine ve Nadir Şahın büyük imparatorluğunun bir kaç feodal devlete parçalanmasına neden oldu.[1] Bu dönemde İran, Afganistan, Gürcistan, Dağıstan ve diğer yerlerde olduğu gibi Azerbaycan’da da bağımsız hanlıklardan ibaret devletler oluştu.[2] Siyasal özgürlük kazanan Tebriz hanlığının kurucusu Dünbuli kabilesinin ünlü temsilçisi Necefkulu Han olmuştur.[3] Dünbuli kabilesi Safevilerin yönetime gelmesinde emeği geçmiş kabilelerden biridir. Bu yüzden de I. Şah İsmail (1502-1524) yönetime geldikten sonra ona yardım etmiş olan kabile başkanlarına, o sıradan Dümbulilere ödül olarak tiul hukuku üzerine büyük toprak sahaları verilmişti.[4] Kaynaklara göre Dünbuli kabilesinin anayurdu Hoy yakınlarında bulunan Sökülenabad ilçesidir. Bu kabilenin kökü Emir İsa’ya bağlıdır. İran padişahlarına gösterdiği hizmetler karşılığında Sökülenabad ilçesi ona verilmiştir. Bundan sonra Emir İsa’nın çevresine her taraftan insanlar toplanmış ve bu kabile Dünbuli olarak adlandırılmıştı.[5]

Sonralar Dünbuli kabile başkanlarına olan saygı daha da çoğalmıştır. Kabilenin ünlü liderlerinden biri olan Salman Su Başı savaşlarda gösterdiği kahramanlığa göre Şah Abas’tan Han ünvanını aldı. Aynı zamanda yönettiği Hoy eyaletinden başka Selmas ve Gors bölgeleri de ona verilmişti.[6]

Tebriz ilinin yönetiminin Dünbuli feodallarının eline geçmesi Nadir Şah Afşar’ın Necefkulu Hanı Tebriz’e kadı ilan etmesiyle başlıyor.[7] Böylece 18. yy.’ın ortalarında ülkenin içinde bulunduğu tarihi durumdan yararlanan Necefkulu Han kendi elinde olan toprakları yöneterek, hanlığın temelini attı.

Tebriz Hanlığı Urmiye gölünün kuzeydoğusunda bulunuyordu. O, kuzeyde Üzümdil dağ silsilesi, Karadağ Hanlığı, doğuda Serab Hanlığı, güneyde Seherd dağı, batıda Urmiye gölü ile çevrili idi. Hanlığın arazisi dağlı, tepeli ve dereli alanlardan oluşuyordu. Köyler genellikle ırmak vadilerinde yerleşmekteydi.[8]

Tebriz hanlığı idari bakımdan Güney, Merend ve Tebriz illerine ayrılıyordu. Merkezi ile bağlı olan köyler sayıca çok olduklarından bu köyler yerli ağalar (beyler) tarafından yönetilen küçük nahiyelere bölünüyordu. Hanlığı oluşturan illere 350 köy bağlıydı.[9]

Hanlığın nüfusunun geneli yerleşik hayat süren çiftçilerden oluşuyordu. Hayvancılıkla uğraşan köylülerin sayısı onlara göre daha azdı. Onlar genellikle dağ köylerinde yaşıyorlardı. Tahıl üretimiyle uğraşan köylüler de hayvan, özellikle de koyun besliyorlardı. Bu yüzden de tüm köylerde yonca ekimi çok yaygındı. Ahalinin bir kısmı kuru meyve hazırlamakla, zanaatla uğraşıyorlardı.

Hanlığın başkenti Azerbaycan’ın en eski şehirlerinden olan Tebriz idi.[10]

Yüce Seherd’in kuzey tepelerinin (Yanık Dağlarının) ve kırmızı renkli Surhab dağının eteğinde bulunan Tebriz’in 3000 yıllık tarihi vardır. Bu şehir Orta Çağlarda uzun zaman büyük devletlerin başkenti olmuş, sanat, ticaret ve kültür merkezi olarak tüm dünyada ün kazanmıştır.[11]

Tebriz şehri deniz düzeyinden aşağı yukarı 1633 metre yüksekliktedir.[12] Batısı hariç her taraftan yüksek dağlarla çevrilmiştir.[13] Yüksekliği 400-500 metreye ulaşan ve kırmızı tepelerden oluşan Surhab dağı Tebriz’i kuzey ve kuzeydoğudan çevrelemektedir.[14]

Karadağ’ın yollarının rahat olmaması ve Seherd dağının Tebriz’le Marağa arasında geçilmez bir sınır oluşturması yüzünden zaten Hazar Denizi’ni Karadeniz’e, Kafkasya’yı İran ve Irak’a bağlayan tek yol Tebriz’den geçmek zorundaydı. Böylece, Astara, Erdebil, Tebriz, Hoy, Erzurum ve Trabzon yolu Hazar Denizi’nin Karadeniz’le, Tahran, Gazvin, Zengan, Miyana, Tebriz, Culfa yolu ile İran ve Azerbaycan’ın güney bölgelerini Ön Kafkasya’ya (Zakafkasiya’ya) bağlıyordu.

Bundan başka, Tebriz, Urmiye gölü aracılığıyla Irak ve güneyindeki diğer yolla Merağa ve Doğu Anadolu ilişkilerini sürdürüyordu.[15] Bu yüzden de Tebriz olumlu coğrafi konumu sayesinde ticari transit merkezine dönmüş ve büyük bir stratejik önem kazanmıştır.

Şehrin havası kışın çok soğuk, diğer mevsimlerde sağlıklı ve iç açıcıydı.[16] Hanlıklar döneminde Tebriz özellikle Acıçay ve Mehranrud (Meydan) ırmaklarının suyunu kullanıyordu. Şehrin en büyük ırmağı, uzunluğu 160 kilometre olan ve Savalan dağlarından kaynaklanan Acıçay’dır. Mehranrud ırmağı şehrin ortasından geçtiği için su ihtiyacının giderilmesinde önemli yer tutuyordu.[17]

Hanlıklar döneminde şehrin nüfusu yaklaşık 50.000’di.[18] Bir zamanlar 500-550 bin nüfusu olan bu şehirde, nüfusun hızla azalmasındaki en büyük neden 1721, 1727, 1779, 1780 ve 1786 yıllarındaki korkunç depremlerin yarattığı tahribattı. 1721 yılının 26 Nisanı’ndaki deprem sonucunda şehir büyük ölçüde tahrip oldu. Bu depremdeki insan kaybı hakkında farklı görüşler vardır. Bazı tarihçiler 70.000, bazılarıysa 90.000 olduğunu kaydediyorlar.[19] 1727 yılının 18 Kasımı’ndaki depremde yaklaşık 77.000 kişi öldü.[20] 1779 yılının kasımında Tebriz daha bir korkunç depremle yüz yüze kaldı. Bu feci olayda şehirdeki muhteşem tarihi binalar, Şehbi Gazan, Ali Şah Camisi, Canan Şah camisi, Seyid Hamza türbesi, Sadıkıye ve Talibiye medreseleri, Cuma camisi ve diğer cami, türbe ve mabetler bütünüyle tahrip oldular.[21] Bu deprem sonucunda Tebriz ve çevre köyleri, kasabaları harabeye dönüştü. Şehir ahalisinden yaralı ve sakat kalanlar bir yana, yüz bin civarında insan hayatını kaybetti. Ölenler arasında şehrin ünlü kişileri, Ağa Mirza Baba, Molla İsmail, Mirza Fazlullah Tabib, Molla Ebu Ali Marağayi ve diğerleri de vardı. Ayrıca han sarayının yıkılması sonucunda Necef ‘Kulu Hanın büyük oğlu Fazlali Bey duvar altında kalarak yaralandı ve vefat etti. Deprem bir ay boyunca devam etti. Sarnıç ve çeşmelerin bir çoğu tümüyle kullanılmaz hale geldi. Şehrin çeşitli yerlerinde derin ve korkunç uçurumlar oluştu.[22] 1780 yılının Şubatı’nda Tebriz’de bir deprem daha oldu. Bu depremde de şehir halkından 40.000 kişi hayatını kaybetti.[23] Aynı yıl Tebriz Hanı Necefkulu Han Hoylu Ahmet Han’ın yardımıyla şehirde yapım işlerine başladı.[24] O, şehrin çeşitli yerlerinde siyasal, askeri ve toplumsal önem taşıyan inşaat işleri yaptırdı. Necefkulu Han ilk önce depremde harabeye dönmüş olan Tebriz çevresindeki kale duvarlarının inşaatına başladı. Sekiz kapısı ve dayanıklı burçları olan bu kale duvarları iki yıl içinde yeniden yapıldı. Kalede tüm şehir ahalisine ev yapmak ve yaşamak için arsalar verildi.[25]

Necefkulu Han ve ondan sonraki yöneticiler tarafından yapılan inşaat ve onarım işleri sayesinde Tebriz şehri onarıldı ve neredeyse eski görüntüsüne kavuştu. Bunu 19. yy.’ın başlarında Tebriz’in diğer şehirlere nispette daha iyi görünmesi de kanıtlıyor. Bu dönemde şehirden geçen yabancı seyyahlar ve yerli tarihçiler onun güzel doğasını büyük yeşil alanlarını, pazarlarını, kervansaraylarını vs. övmüşlerdi.[26] 19. yy.’ın başlarına ait kaynakların birinde şehrin genel görünüşü şöyle tasvir ediliyor: Çevresi büyük ve güzel bağlardan oluşan şehir, güzel manzaralı mülkler, muhteşem camiler, büyük medreseler, temiz hamamlar, pazar, kervansaray, dükkanlar ve geniş iki katlı evlerle donatılmıştı.[27]

Tebriz halkı genellikle ticaret, zanaat, çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşıyordu. Burada ticari önemi olan cok sayıda kuruluş vardı.

Şehir çevresinde demir, bakır, altın, tuz, mermer taş madenleri ve tedavi için önemli sular vardı.[28]

Tebriz şehri idari bakımdan mahallelere bölünmüştü. Sayıları yirmiye ulaşan bu mahallelerden Surha, Deveçi, Niyaba, Novber, Mehat-mehin (Miyar-miyar), Bağmeşe ve Vilcuye (Verçe) diğerlerine göre daha büyüktü.[29] Her bir mahallenin muhtarı vardı. Onun görevi vergilerin zamanında toplanması için naibe yardım etmek ve hanın emirlerini icra etmekti.[30]

Hanlığın en büyük illerinden biri olan Merend kendi iç işlerinde Safevi yönetimi döneminde yerli feodallara haharlık unvanıyla verilmiş olan bağımsızlığını hanlıklar döneminde de korumaktaydı.[31] Merend nahiyesi, kuzeyden Gerger bölgesi, doğudan Karadağ, güneyden Tebriz Hanlığı, Urmiye gölü, batıdan Hoy Hanlığı’yla sınırlıydı. Havası kışın soğuk, yazın serindi.

İlin ahalisi genellikle çiftçilik, hayvancılık ve bağcılıkla uğraşıyordu. Kuru meyve, özellikle de üzüm ve kayısı başlıca ticari ürünlerdi.

Merend nahiyesi içine 78 köyü kapsayan Merend, Culfa, Zuruz ve Yakut giriyordu.

Nahiyenin merkezi deniz yüzeyinden 1430 metre yüksekte bulunan Merend şehriydi.Güneydoğu tarafından yüksek olmayan dağ silsilesiyle çevriliydi. Şehir yaşlı çınarlar, kıvırcık karağalar ve diğer süs ağaçları açısından zengin ormanlarla çevrelenmişti.[32]

Hanlıklar döneminde Merend’de yaklaşık 2000 aile yaşıyordu.[33] Şehirde taştan ve tuğladan yapılmış güzel binalar vardı. Bu binaların en muhteşemi Hanın sarayı idi. Saray bir kaç bahçe ve binadan oluşuyordu. Hanın selamlık ve yatak odaları büyük havuzlu bir bahçede idi. Burada yapılan fıskiye ona daha muhteşem bir görüntü veriyordu. Odaların penceresine renkli camlar takılmıştı.

Şehrin ortasından geçen Zelili ırmağından Merend’in çeşitli yerlerine uzanan su kanalları, şehri savunmak için önemli kale duvarları ve istihkamlar yapılmıştı. Burada büyük olmayan bir pazar, bir kaç hamam ve cami vardı. Şehirdeki eski camilerin birinin yanında çok eski zamanlardan kalmış bir türbe vardı.[34]

Tebriz Hanlığı’nın kapsadığı illerden biri de Güney mahalıydı. Güney mahalı, Erveneg mahalı, Mişo dağı, Selmas mahalı ve Urmiye gölü arasında bulunmaktaydı. Havası yazın çok sıcak olsa da, sağlıklıydı. Ahalisi genellikle çiftçilik ve bağcılıkla uğraşıyordu. Hayvancılık çok gelişmemişti ve Mişo dağının eteklerinde az sayıda hayvan besleniyordu.

Mahalda orman yoktu, çimen azdı. Onların en ünlüsü Urmiye gölü kıyısında bulunan “Keble çimeni” adlı çimenlikti. Ahali yapay yetiştirilmiş ağaçlardan odun hazırlayarak, satış için Tebriz’e götürüyordu. Kendileri ise yakıt olarak hayvan dışkılarını kullanıyorlardı.

Güney mahalında zanaat çok yaygındı. Özellikle de Şebüster’de hazırlanan şallar kalitesine göre tüm komşu bölgelerde ünlüydü.

Mahalın köylerinin su ihtiyacı dağlardan gelen pınar suyuyla gideriliyordu. Bu suların bir kısmı yeraltı çeşmelerinden, diğer kısmıysa kırlardaki özel sulara akıyordu. Tüm mahalda elde edilen yıllık tahılın ondan biri vergi olarak han divanhanesine gönderiliyordu. Bundan başka, Güney mahalı hazineye belli miktarda para da vermek durumundaydı.

Güney mahalında, Tesuc nahiyesi hariç, 32 köy ve 6 küçük yerleşim birimi bulunuyordu. Mahalın merkezi büyüklüğüyle ve ürünleriyle ün kazanmış olan Şebüster köyü idi.[35]

Güney mahalına ait olan Tesuc nahiyesini 14 köy oluşturuyordu. Nahiyenin merkezi 1100 eve, büyük bir pazara ve güzel bağlara sahip olan Tesuc köyü idi. Mahalın diğer köylerine göre burada tahıl üretimi daha yaygındı.[36]

Hanlığın Siyasal Durumu

Tebriz Hanlığı siyasal yönden diğer hanlıklara göre daha zayıftı. Hanlığın siyasal hayatında Dünbuli taife başkanları önemli yer tutuyorlardı. Fakat 1747 yılından başlayarak Dünbuli soyunun yönetimine kadar Tebriz’de bir dizi önemli siyasal olay baş gösterdi.

Nadir Şahın ölümünden sonra (1747) kendisini III. Sam Mirze olarak adlandıran yalancı şahzadelerden biri Tebriz’de Afşar sülalesi temsilcilerine karşı ayaklandı. İyi silahlanmış bir grupla idari temsilcilerin aşağı yukarı hepsini katlettikten sonra kendisini Tebriz’e kadı ilan etti.[37]

Sam Mirze Tebriz’de para basmaya başladı ve Azerbaycan hanlarına kendi yöneticiliği hakkında fermanlar gönderdi.

Fakat bağımsızlıklarını ilan etmiş Azerbaycan hanları, Safeviler Devleti’ni onarma sloganıyla çalışan yalancı şahzadenin fermanını geri çevirdiler. Sam Mirze yönetimde uzun süre kalamadı. Kısa bir süre sonra Nadir Şahın amcasının oğlu ve eski serdarı Emir Arslan Hana yenildi.[38]

Bağımsız devlet oluşturmayı düşünen Emir Arslan Han kısa bir süre içinde Tebriz, Halhal, Erdebil ve Azerbaycan’ın güneyindeki bir dizi bölgeyi kendine bağladı. Emir Arslan Han İran’da Adil Şah adıyla hükmüdar ilan edilen Alikulu Hanın, 1748 yılının sonundaysa onun saray ayaklanmasıyla tahta çıkmış kardeşi İbrahim Mirze’nin yönetimini tanımadı. İbrahim Mirze büyük bir kuvvetle Emir Arslan Hanın üzerine saldırarak onu yendi; Tebriz’e gelen İbrahim Mirze, kendisini şah ilan etti. Fakat Meşhat ve İsfahan’da isyan olduğunu duyan İbrahim Şah Muhammet Han Afşar’ı Tebriz’e kadı tayin ederek şehri terk etti. Meşhat’taki savaşta İbrahim Şah öldürülünce, Tebrizliler ayaklanarak Muhammet Hanı katlettiler.[39]

18. yy.’ın 50’li yıllarında İran’da taht uğrunda iki kuvvetli rakip -Muhammet Hasan Han Kacar ve Kerim Han Zend- mücadele ediyorlardı.[40] Yönetim uğrunda genişleyen bu mücadele Güney Azerbaycan hanlıklarının oluşturulması için gerçekçi bir ortam sağladı. Bu yıllarda Güney Azerbaycan’ın bazı bölgelerinde yerleşmiş olan taifelerin başkanları durumdan yararlanarak yönettikleri bölgelerde bağımsızlık kazandılar. Bu dönemde Tebriz ilini Necefkulu Han Dünbuli, Hoy ilini ise onun yeğeni Şahbaz Han yönetiyordu.[41]

Fakat kısa süre içinde Mazandaran ve Astarabad illerini ele geçiren Muhammet Hasan Han Kacar 1757 yılında büyük bir orduyla Azerbaycan’a yöneldi ve Azerbaycan’ın güney bölgelerini ele geçirdi.[42] 1758 yılında Kerim Han Zend’i savaşta yenerek öldürdükten sonra Azerbaycan’ın güney hanlıkları yeniden bağımsızlık kazandılar.[43] 1758-1759 yıllarında Urmiye hanı Fetali Han Afşar Azerbaycan topraklarını birleştirmek için mücadeleye başladı. Bir dizi şehri ve Tebriz’i aldıktan sonra Dünbuli taifesinin güvenini kazanmak için Tebriz’in yöneticisi Necefkulu Hanı kendi ordusuna kumandan tayin etti. Bundan başka, Tebriz’in yönetimini de yine ona verdi. Fetali Han Hoylu Şahbaz Han ile dostluk ve birlik oluşturarak Hoy Hanlığı’nı kendine bağlı bir duruma soktu.[44] Karabağ, Merağa ve diğer hanlıkları da ele geçiren Fetali Han tüm Azerbaycan hanlıklarını kendine bağlamaya çalışıyordu. Fakat, Kerim Han Zend’in 1760 yılı sonbaharında Azerbaycan’a başlattığı yeni saldırı bunun ertelenmesine neden oldu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ