TARİHİ VE ETNİK AÇIDAN KARAÇAY-MALKAR TÜRKLERİNİN KÖKENİ

TARİHİ VE ETNİK AÇIDAN KARAÇAY-MALKAR TÜRKLERİNİN KÖKENİ

Kafkasya’nın merkezî bölümünde, Kafkaslar’ın en yüksek dağı Elbruz’un doğu ve batısında yer alan dağlık arazide yaşamakta olan Karaçay-Malkar Türklerinin bu bölgeye hangi tarihte ve nereden geldikleri konusu henüz bilim çevrelerinde tam olarak aydınlığa kavuşturulamamış bir mesele olarak karşımızda durmaktadır. Konuştukları dil açısından ele alındığında, Karaçay-Malkarlıların dillerinin Türk dillerinin Kuzey-Batı kolunu oluşturan “Kıpçak” lehçeleri grubuna girmesi onların da Kıpçak kökenli bir Türk boyu ve dolayısıyla 12-13. yüzyıllarda Kafkasya’da hâkimiyet kuran Kıpçak Türklerinin torunları oldukları düşüncesini akla getirmiştir. Ancak Karaçay-Malkar Türklerinin etnogenezlerinin Kafkasya olduğu ve onların taşıdıkları etnik isimlerini dışarıdan getirmedikleri, etnik boy adlarına Kafkasya’da sahip oldukları göz önüne alındığında onların tarihî ve etnik kökenlerinin daha derinlerde aranması gerektiği ortaya çıkmaktatır.

Kafkasya değişik etnik kökenden gelen ve farklı dillerde konuşan pek çok etnik grubun bir arada yaşadığı bir coğrafyadır. Karadeniz ile Hazar denizi arasındaki topraklarda yaşayan Abhazlar, Adige (Çerkes) boyları, Abazalar, Karaçay-Malkarlılar, Osetler, Çeçen-İnguşlar, Kumuklar, Lezgiler, Avarlar, Laklar, Dargılar farklı etnik kökenlere ve dillere sahip olmakla birlikte, yüzyıllar boyunca aralarında yaşanan etnik ve sosyo-kültürel bütünleşme ve etkileşim sonucunda ortak bir kültür ve hayat tarzı etrafında birleşmişlerdir. “Kafkas Kültür Alanı” adını verdiğimiz bu etnik ve kültürel coğrafyada yaşayan halklar ise “Kafkasya Halkları” olarak adlandırdığımız toplumu meydana getirmektedirler.

Kafkasya halklarının sosyo-kültürel yapılarının tarihî ve etnik kökenleri Kafkasya’yı dışarıdan etkileyen çeşitli medeniyet ve kavimlerle yakından ilişkilidir. Tarihin çeşitli dönemlerinde, gerek Sibirya-Orta Asya-Güney Rusya bozkırları yolu ile kuzeyden, gerek Anadolu-Ön Asya-Mezopotamya yolu ile güneyden, gerekse Karadeniz yolu ile batıdan Kafkasya’ya gelen çok çeşitli kavim ve medeniyetler, beraberlerinde getirdikleri pek çok kültürel özellikleri ve etnik unsurları Kafkasya’da bırakmışlar ve Kafkasya’nın yerli unsurları ile karışan bu sosyo-kültürel özellikler, Kafkasya halklarının sosyo-kültürel yapılarının ortaya çıkmasında ve gelişmesinde son derece etkili olmuşlardır.

Tarih öncesi devirlerden Orta Çağ’a kadar, gerek ticaret amacıyla, gerekse savaşlar ve fetih yoluyla Kafkasya’ya giren eski Anadolu ve Mezopotamya kabileleri, Yunan, Roma ve Ceneviz ticaret kolonileri, Kimmer-İskit gibi proto-Türk kavimleri ile Hun-Bulgar, Alan, Hazar, Kıpçak gibi Türk kavimleri Kafkas sosyo-kültürel yapısının temel taşlarını oluşturan medeniyet unsurlarını da beraberlerinde Kafkasya’ya getirmişler ve Kafkasya halklarının sosyo-kültürel yapılarının şekillenmesinde en önemli rolü oynamışlardır.

Kafkasya halklarının ve Kafkas kültürünün ayrılmaz bir parçası olan Karaçay-Malkar Türklerinin etnik ve tarihî açıdan kökenlerini araştırmaya proto-Türk kavimlerinden başlanması gerekmektedir.

M.Ö. 1700 tarihinden itibaren Orta Asya’da göçebe ve savaşçı bir kavime ait kültürün yavaş yavaş hâkim olmaya başladığı görülmektedir. Altay ve Tanrı dağlarını kaplayan ve antropologlar tarafından “Andronova insanı” olarak adlandırılan bu kültürün yaratıcıları Türk kavimlerinin proto tipini teşkil ediyordu.[1]

M.Ö. 1700-1200 yıllarında Yayık ve Balkaş gölü, İrtiş ırmağı boyları ve Obi ırmağının baş kısımlarına yayılan Andronova kültürüne mensup kavimlerin başta at, koyun, inek olmak üzere çok miktarda ehli hayvan besledikleri ve başta bronz (tunç) olmak üzere madenciliği de geliştirdikleri bilinmektedir.[2]

Karaçay-Malkar Türklerinin tarihî kaynaklardan takip edebildiğimiz ataları Hunlar ile başlamaktadır. Hunlar esas itibariyle göçebe bir kavimdiler. Ancak Çin kaynakları onların hayvan sürüleri ile meşgul olurken ziraat ile de uğraştıklarını belgelemektedir. Altay bölgesinde Hun Dönemi’nde açılmış çeşitli su kanalları ileri derecedeki ziraatçiliğin en belirgin delilleridirler. Hun çağındaki ziraat kültürü ile ilgili saban demirleri, oraklar, hububat öğütmek için kullanılan taşlar bu kültürün en önemli eserleri arasındadır.[3]

Kafkasya’da bilhassa günümüzdeki Kuzey Osetya Cumhuriyeti sınırları içinde kalan Digorya ve Vladikafkaz’da ortaya çıkarılan Hun eserleri Macaristan’daki Hun çağı eserler ile büyük benzerlik göstermektedir. Hunların bu devrine ait Kafkas buluntularına Kırım ve Kerç kültürlerinin çok kuvvetli tesirler yaptıkları, bilhassa ele geçirilen toka şekillerinin karşılaştırılmalarından anlaşılmaktadır.[4]

Hunların Orta Asya’dan batıya göç ederek M.S. 370-375 yıllarında Volga ırmağını geçip, Kafkaslar’ın kuzeyinde yaşayan Kuban Alanlarını boyundurukları altına aldıkları bilinmektedir.[5]

Batı Hunlarının bir kolu olan Bulgar Türklerinin 3-4. yüzyıllarda Kuban bölgesine yerleştikleri anlaşılmaktadır.[6] Bizanslı tarihçi Diyonysius de Charax Hunların 330 tarihlerinde Kafkaslar’ın güneyine kadar indiklerini kaydetmiştir. Bunlar da Hunların Bulgar kolu idi.[7] M.S. 3. yüzyılda yaşayan Suriyeli tarihçi Mar Abas Katuni’ye göre ise Bulgar Türkleri M.Ö. 149-127 yıllarında Kafkasların kuzeyinde bulunuyorlardı.[8]

558 yılında Kafkasya’ya gelen Avar Türkleri bir kısım Bulgar boyları ile birlikte Balkanlar’da Tuna bölgesine göç ettiler. 671 yılında liderleri Asparuk komutasında Balkanlar’a giden ve bugünkü Bulgaristan’a adlarını veren Bulgar Türkleri orada Slav kabileleri arasında eriyip yok oldular. Kafkasya’da kalan Kuban Bulgarları ise Alan ve Adige boyları ile yaşamaya devam ettiler.[9]

Bizans kaynakları Bulgar Türklerinin 7. yüzyıla kadar Kuzey Azak bozkırlarında göçebe hayatı yaşadıklarını ve Hanları Kubrat’ın ölümüyle dağıldıklarını yazmaktadır. Kubrat’ın büyük oğlu Batbay Azak’ta kalmış, Kotrag adındaki ikinci oğlu Don ırmağının karşısına yerleşmiştir. Üçüncü kardeş Asparuk ise, Tuna boylarına göç etmiştir. Azak denizinin kuzey kıyılarında yerleşen Batbay’ın kabilesi Bizans ve Rus kaynaklarında Kara Bulgarlar adıyla geçmektedir.

Rus bilim adamlarından A. Miller yaptığı arkeolojik çalışmalar sonucunda elde ettiği bilgilere dayanarak Kafkasya’daki Karaçay-Malkar halkının Kara Bulgarların torunları oldukları görüşünü ileri sürmüştür. Ancak A.Miller’in 1933 yılı sonlarında Sovyet hükümeti tarafından tutuklanarak Sibirya’ya sürülmesi ve orada ölmesiyle bu konudaki çalışmalar yarıda kalmıştır.[10]

Kafkasya’da Şarkel dolaylarında, Kafkasya’nın orta kesimlerinde ve Kuban bölgesinde ele geçirilen M.S. 6-7. yüzyıla ait toprak bakraçlar Bulgar Türklerinin tipik bir yemek kabıdır.[11]

Don bölgesinde Novoçerkassk’ta bulunan Bulgar Türklerine ait kazanlar ile Aşağı Dinyester ve Tuna boylarında ele geçirilen kazan parçaları aynı kültürel özellikleri göstermekteydi. Bu arkeolojik eserlerin dağılımı Bulgar Türklerinin Azak’tan Tuna’ya doğru olan göç yollarını gösteriyordu. Aynı kaplara Kuzey Osetya’da yapılan araştırmalarda da rastlanması üzerine A. Miller Azak bölgesindeki Kara Bulgarların bir bölümünün Kafkasya’ya gelip yerleştiğini ve bunların günümüzdeki torunlarının Karaçay-Malkarlılar olduğu tezini ileri sürdü.[12]

1930’lu yılların başında ileri sürülen bu tezin doğruluğunu ispatlayacak veriler daha sonraki yıllarda yapılan araştırmalarla ortaya konmuştur.

Son yıllarda Kafkasya’nın Karaçay-Malkar bölgesinde ortaya çıkarılan runik harfli yazıtların dilinin çözülmesi Karaçay-Malkar halkının etnik kökeni ile ilgili birçok sorunun aydınlatılmasına yardımcı olmuştur. Önceleri Adigelerin yada Osetlerin atalarından kaldığı sanılan runik harfli kaya yazıtlarının Adige ve Oset dilleri ile çözülememesi sonucunda bu yazıtların Türkçe olabileceği düşünülmüştür. 1943-1944 yıllarında Orta Asya ve Sibirya’ya sürgüne gönderilen Karaçay-Malkar halkının 1957 yılından sonra Kafkasya’ya dönmesiyle Karaçay-Malkarlı bilim adamları bu yazıtları incelemeye başlamışlar ve runik harfli yazıtların Hun-Bulgar Türkçesinde yazıldığını ortaya koymuşlardır.

Türkoloji araştırmaları Kafkasya’da yaşamış olan Kuban Bulgarlarının Karaçay-Malkar halkının etnik ve sosyo-kültürel yapısındaki önemli yerini belirleyen başka delilleri de ortaya çıkarmaktadır. Bunlardan biri de bugün Macarcada yaşayan ve Macar diline Kuban Bulgar Türkçesinden giren kelimelerdir.

Urallardan göç ederek Kuban bölgesine gelen Macarlar uzun yıllar Kafkasya’da Bulgar Türklerine komşu yaşadılar. Bu ortak yaşam sırasında kültür yönünden daha ileri olan Bulgar Türklerinden Macarcaya pek çok kelime girdi. Macar Türkolog Zoltan Gombocz, Macarların Kafkasya’da Kuban bölgesinde yaşadıkları dönemde Bulgar Türkçesinden Macarcaya geçen üç yüz kadar kelimeyi tespit etmiştir.[13] Macarların 4. yüzyılda Bulgar Türklerinden aldıkları kelimelerin çoğu son derece gelişmiş olan hayvan ıslahatına, ziraat kültürüne, sosyal ve idarî teşkilata dairdir. Bulgar Türklerinin kültürünün çeşitli zaman ve mekanda komşu milletlere büyük tesirler yaptığı bundan da anlaşılmaktadır.[14] Bu kelimelerden birçoğu günümüzde Karaçay-Malkar dilinde yaşadığı gibi, bazıları Adige ve Oset dillerine de girmiştir.[15] Günümüzde Karaçay-Malkar Türkçesi ile Macarcada yaşayan Kuban Bulgar Türkçesine ait ortak kelimelerden bazıları şunlardır:

Karaçay-Malkar Türkçesi                                   Macarca

eger                “tazı, av köpeği”                   agar

kavra              “kamış parçası”                    koro

keli                 “havan” k                              ölyü

kürüç             “dişbudak ağacı”                   köris

çavka            “bir tür karga”                        csoka

urçuk             “iğ, kirman”                           orsó

purç              “karabiber”                            bors

kep               “kalıp”                                    kep

çum              “kızılcık”                                som [16]

Macarlar Kafkasya’da yaşadıkları dönemde etnik ve sosyo-kültürel açıdan Bulgar Türklerinin güçlü tesiri altında kalmışlardı. 6. yüzyıl sonlarında Ermeni tarihçi Khoreneli Moses Kuban ırmağı kıyılarında yaşayan Macarları Türk olarak adlandırmaktaydı.[17]

Karaçay-Malkarlıların Bulgar Türkleri ile olan etnik yakınlıklarını ortaya çıkaran pek çok arkeolojik belge bulunmaktadır. Karaçay’da İndiş ırmağı başındaki ve Humara köyü yakınlarındaki eski Bulgar şehirlerinin kalıntıları, Töben Çegem ve Laşkuta köylerinde bulunan eserler, Kaşha Tav yakınlarında ortaya çıkarılan Bulgar kurgan tipi mezarları ile Ogarı Çegem’de Lıgıt denilen yerde bulunan Bulgar mezarları Bulgar Türkleri ile Karaçay-Malkarlılar arasındaki etnik ve sosyo-kültürel akrabalığı ve ilişkiyi belgelemektedir.[18]

Karaçay-Malkar Türklerinin etnik yapısında önemli yeri olan bir başka kavim de Alanlardır. Alanlar miladın ilk yıllarında Orta Asya’dan gelerek Kafkasya’da Aşağı Kuban boylarına yerleşmişlerdi.[19] Çin kaynaklarında Alanlar “Alang-ni” adıyla bir Türk boyu olarak gösterilmektedir.[20] Yine Çin kaynakları onlara An-tsi, Romalılar Alani adını vermişler, Bizanslılar ise Asioi demişlerdir. Alanların bir diğer adı da As’tır. Bir çok tarihî kaynakta Alanlar As adıyla geçmektedir.

İkinci yüzyılda günümüzdeki Adigey bölgesine girmeye başlayan Alanlar en başta hayvancılık ve tarımla uğraşıyorlardı. Bashan (Baksan) ırmağı civarından çıkardıkları bakırı işledikleri gibi, demirden alet yapımında da ileri gitmişlerdi. M.S. bin yılı sonlarında Alanlar Kuban ırmağının kaynak bölümlerinde -bugünkü Karaçay’da- merkezlenerek toplanmaya başladılar. 11-13. yüzyıllarda Alan kavimleri birliği birbirine düşman bir feodal parçalanmaya uğradı. 1230 yıllarında Alan ülkesinde bulunan Katolik Rahibi Julian, Alanlar hakkında şunları yazmaktadır:

“Ne kadar küçük bölge varsa o kadar da prens (derebeyi) vardır. Bunların hiçbiri diğerini dinlememektedir. Bu nedenle bir prens diğeri ile, bir bölge de bir başka bölge ile sürekli savaş içerisindedir”.[21]

Alanların Bizans, Hazar, Gürcü, Ermeni, İran ve başka halklarla ticarî ilişkileri vardı. Alan prensleri 921-925 yılları arasında Abhaz Kralı Gorgi’nin etkisiyle Hıristiyanlığı kabul ettiler ve çok sayıda taş kiliseler yaptırdılar. Bunlardan Karaçay’da Kuban ırmağı yamaçlarında Çuvana, Teberdi ırmağı yamaçlarında Sıntı adlarıyla iki Alan kilisesinden başka, Karaçay’ın Zelençuk ırmağı kıyılarındaki Arhız bölgesinde de bir Alan kilisesi bulunmaktadır.

Avrupalı bazı bilim adamlarınca Hint-Avrupa kökenli İranlı bir kavim olarak kabul edilen Alanların bu yüzden bugün Kafkasya’da İran kökenli bir dil konuşan Osetlerin ataları oldukları ileri sürülmektedir. Osetlerin İran kökenli bir dil konuştukları gerçektir. Ancak tarihteki Alanların dilleri hakkında tatmin edici bir belge bulunamadığı için Alanların dili konusunda kesin bir şey söylenememektedir.

Alanların Türk mü yoksa İran kökenli mi oldukları konusu bilim dünyasında henüz kesin olarak aydınlığa kavuşturulamamıştır. Alanların en azından Türk ve İran kökenli iki zümreden oluştukları kabul edilmektedir. Ancak ilginç olan taraf, Bizanslı ve Arap tarihçilerin, gezginlerin eserlerinin hepsinde Alanların Türkçe konuşan bir halk oldukları yazılmaktadır. Yapılan son araştırmalar da Alan zümreleri içinde Türk unsurunun hâkim olduğunu belgelemektedir.

“Alan” adının proto-Türk kavimleri döneminden beri Türk kültür sahasında yaygın bir isim olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Rusya’da Moloçnaya ırmağı kıyısındaki Vinogradnıy köyü yakınlarında yapılan bir kazıda, M.Ö. 3000 yılı sonları ile 2000 yılı başlarına ait eski bir mezardan çıkarılan bir kap üzerinde runik harfli eski Türk dilinde yazılmış bir metin ele geçirilmiştir. Metinde şunlar yazılıdır:

“Sadak ok ança anın sanç Alan Köbes eki”

(Alan ile Köbes iki hana yay oku sertçe saplandı)

Bilimadamlarına göre bu mezarlar Alan ve Köbes adlı iki Türk hanının gömüldükleri mezarlardır.[22]

Rusya’nın Kırım yakınlarındaki Herson (Sarı Kerman) bölgesinde bulunan, M.Ö. 3000 yılı sonlarına ait bir başka mezarda ele geçirilen bir kap üzerinde runik harfli şöyle bir metin vardır:

Üş Alan Alanç
Anal Alaş Alban üş
Apa Turus

Bir soy şeceresi olduğu anlaşılan bu metin şöyle tercüme edilmiştir:

Üç Alan. Alanç, Anal ve Alban. Üçünün büyüğü Turus.[23]

Bu kısa metinden Alanç, Anal ve Alban adlı kişilerin Alan milletinden/halkından oldukları ve büyüklerinin de Turus adını taşıdığı anlaşılmaktadır.

M.S. 1. yüzyılda yazılan Yosif Flaviy’in “İvdeyskaya Voyna” adlı kitabını 12. yüzyılda Rusçaya tercüme eden bir yazar “Asların dili Peçenek dili ile aynıdır”, diye yazmaktadır.[24]

Arap tarihçilerinden Biruni de Alanların dilinin Peçenekçe ile Harezmce karışımı bir Türk lehçesi olduğunu bildirmektedir.[25]

Eski Arap coğrafyacılarından Sa’id el Magribi Alan ülkesinin Gürcistan’ın doğusunda bulunduğunu ve Alanların Hıristiyanlaşan Türk kavimlerinden olduğunu yazmaktadır.[26]

Karaçaylılar bugün Kafkasya’da Gürcü-Mingrel halkı tarafından “Alan” adıyla tanınırlar. Osetler de Malkarlılara As, Malkar bölgesine Asiya, Karaçay’a ise Ustur Asiya (Büyük Asiya) adını verirler. As, bilindiği gibi Alanların diğer bir adıdır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al