TARİHİ KAYNAKLAR IŞIĞINDA KAPUTRU SAVAŞI

TARİHİ KAYNAKLAR IŞIĞINDA KAPUTRU SAVAŞI

1. Selçukluların Karin ve Basean Bölgesindeki Faaliyetleri

Selçuklular, 23 Mayıs 1040’ta Gazneliler’e karşı kazandıkları ünlü Dandanakan Meydan Savaşından[1] sonra Horasan’da bağımsız bir devlet kurdular.[2] Türk ve Dünya tarihi bakımdan çok büyük ve önemli sonuçlar doğuran bu zaferden sonra Selçuklular, Merv kentinde topladıkları büyük kurultayda, Türklerin çok eski devirlerden beri sahip oldukları Cihan Hâkimiyeti Mefkuresi uyarınca gerek doğu, gerekse batıda büyük fetihlere girişmeyi kararlaştırdılar. İlk Selçuklu Sultanı Tuğrul Beyin (1037-1063)[3] önderliğinde, batı yönünde yapılan fetihler, dünya tarihi açısından özellikle de Orta-Doğu tarihi bakımından büyük önem kazanmıştır.[4]

Sultan Tuğrul’un 1043 yılından itibaren Anadolu seferlerine başladığında, Bizans İmparatoru[5] II. Basileios’un (976-1025)[6] İmparatorluğu döneminde doğu sınırını güvence altına alma ve Müslüman memleketlerini ele geçirme siyasetinin bir parçası olan bu bölgedeki küçük Ermeni ve Gürcü vasal krallıklarını doğrudan merkeze bağlaması ve Ermeni nüfusunu Orta-Anadolu’ya tehcir etmesiyle artık bu bölgede Ermeni ve Gürcü Devleti mevcut değildi. Ancak birkaç Gürcü ve Ermeni general, Bizans ordusunda görev almaktaydı. Anadolu’ya Selçuklu akınları başladığı sırada Bizans tahtında bulunan Konstantinos Monomakhos (1042-1055)[7] Ermeni halkına çok ağır vergiler yükleyerek birçok Ermeni ileri gelenlerini de Anadolu içlerine sürmüştü. Daha sonra tahta çıkan güçsüz İmparatorlar zamanında amaçlanan hedefe ulaşılamamış ve bölgedeki bu siyasi durum Selçukluların fetihlerini de kolaylaştırmıştır.[8]

Smbat Sparapet’s Chronicle, meydana gelen olayları şöyle nakleder:

498 (1049) tarihinde, İmparator Monomakhos’un hâkimiyeti zamanında iki kumandan, İran Sultanı Tuğrul’un emriyle büyük bir ordu başında oldukları halde Ermeni ülkesine girdiler. Bu akın Greklerin cesur Ermeni askerlerini uzaklaştırıp memleketin müdafaasını, onların yerine koymuş oldukları hadım kumandanlara tevdi etmeleri yüzünden olmuştur.[9]

Sultan Tuğrul, devletin başkentini Nişabur’dan Rey şehrine naklettikten sonra Selçuklu Emirlerini batı yönündeki memleketlerin fethiyle görevlendirdi. Bu hedef doğrultusunda İbrahim Yınal, fetihlerini birkaç yıl içerisinde Hemedan ve İsfahan Bölgesinden Dicle İrmağı kıyılarına değin genişletti. Kutalmış ise Aras İrmağını geçip Ermeni ve Gürcü memleketlerine girmeyi başardı. Hasan ve Yakuti, Hazar kıyılarıyla Azerbaycan’ı fetihle meşgul oluyorlardı.[10]

1044 yılında, yeni gelen göçler ile çoğalan Türkmenler büyük bir kütle halinde Doğu Anadolu’ya girdiler. Daha sonra batıya doğru hareket halindeki Türkler, Aras Nehri kenarını takip edip Vaspuragan’dan geçerek Basean’da[11] göründüler ve ovada Murts Suyu[12] ile Aras Nehrinin birleştiği bölgede kurulu bulunan Valarşavan’a[13] kadar ilerlediler ve 24 kaleyi silahla, yangınla ve ahaliyi köle haline getirmek suretiyle baştan aşağıya tahrip ettiler. Amaçları ise Karine[14] kadar ilerlemekti.[15]

Tarihçi Aristakes[16] bu olayları şöyle nakleder:

“Çok sayıda insan Türkistan’ın ötesinden harekâta geçtiler. Atları, kartallar gibi hızlıydı, toynakları kaya gibi sertti, yayları gergin, okları sivriydi, ayakkabılarının bağları asla çözülmüyordu (Her zaman hareket halindeydiler). Vaspuragan bölgesine vardılar, doymak bilmeyen aç kurtlar gibi Hristiyanların üzerine saldırdılar ve bütün yiyeceklerini yağmaladılar. Basen Bölgesine ve Vagharşavan adıyla bilinen büyük yerleşim yerine gelene kadar 24 yerleşim yerini tahrip edip, yağmaladılar. Her yeri ateşe verip, çok sayıda tutsak aldılar. Aslanlar gibi hızlı ve güçlüydüler. Aynı şeyleri yapmak için Karin şehrine gitmek istiyorlardı.”[17]

Father Michael Chamich (Mikael Çamiçyan), History of Armenian isimli eserinde bu ilerleyişi şöyle nakleder:

“Gagik’in sürgününün üçüncü yılı esnasında, Tuğrul’un askerleri iki kez kayıtsız bir şekilde Ermenistan içlerine girdiler. İlk zamanlarda Basean’a kadar 24 yerleşim yerini yıktıklarında sayıları 100 bin kadardı. İkinci defa daha kalabalık sayılarla geldiler, yakaladıkları esirleri taşıyıp bütün sakinleri yerlerinden boşaltarak ülkenin bu bölümünün tamamını yıktıklarında orduları 200 bin kişiydi.”[18]

Bu Oğuzlardan bir kısmı Buğa’nın liderliğinde 10 bin kişilik bir kuvvetle Diyarbakır taraflarına yöneldi. Diğer bir kol ise Göktaş, Mansur ve Oğuz-Oğlu kumandasında Musul ve havalisini istila ettiler.[19] Geri dönüşleri esnasında Arap MÛ’temid-ed Devle b. Mukallad[20] tarafından Sincar yanında bozguna uğratılmış olan Oğuzlar 1045-1046 yılında Palin[21] ve Tulhum[22] üzerinden Erciş’e varmış ve Vaspuragan Katepanosu Stephan’a birçok hediyeler göndererek kendilerine yol vermesini ve arazisinden geçiş müsaadesini rica etmişlerdi. Fakat Stephan, böbürlenerek buna mani olamaya çalıştı ve Türklere hücum etti. Ancak Oğuzlar tarafından mağlup edildi ve esir alınarak Here götürüldü ve burada öldürüldü. Bazı kaynaklara göre ise bölgenin güçlü emirlerine satıldı.[23]

Kaputru-001

İmparator Konstantinos, Oğuz akınlarına karşı harekâta geçti ve 1045 yılının son baharında Gürcü Prensi Liparit kumandansında gönderdiği bir ordu Şeddadilerden Abdullah b. Abu’l-Asvar’ın merkezi Divin şehrine doğru ilerledi. Ancak Şihad ud-Devle Kutalmış, Diyarbakır ve Musul taraflarını istila eden ve babasına mensup Oğuzları da yanına alarak, emrindeki Selçuklu ordusu ile Gence surları önünde Bizanslılar ile karşılaşıp onları büyük bir yenilgiye uğrattı. Bizanslılar büyük kayıp verdiler ve Ermeni kuvvetleri kumandanı Vahram ve oğlu Grigor da bu kayıplar arasındaydı.[24]

Urfalı Mateos, yapılan savaşı şu şekilde nakleder:

“Aynı yılın Sonbahar mevsiminde, Roma askerleri Divin üzerine yürüdüler, Muharebenin başlangıcı sırasında, Roma askerleri, Allah’ın hiddetine uğrayıp Müslümanlara mağlup oldular ve firar ettiler. Hristiyan askerleri şiddetli bir katliama uğradılar, birçokları esir edildi. Bu şiddetli muharebede büyük Ermeni başkumandanı Vahram ve oğlu Grigor ile birlikte maktul düştü.”[25]

Bu zaferin ardından Kutalmış, Aras Nehri boyunca ilerleyerek, Sultan Tuğrul’un huzuruna çıkıp kendisine;

“Bu bölgenin zengin ve Romalıların da kadın gibi korkak olduğunu bundan dolayı kolayca fethedilebileceğini” söyledi.[26]

Kutalmış ile aynı derecede Sultanın akrabalarından olduğu kaydedilen ve Musa İnanç Yabgu’nun oğlu olan Hasan 20.000 kişi ile ilk önce Eleşkirt’e geldi. Ardından yoluna devam ederek Basean ve Karin Ovaları nı istila edip, daha önceleri II. Basileios tarafından Bizans İmparatorluğuna bağlanan Vaspuragan Bölgesine 1048 sonbaharında girdi ve Van Gölü havzasını istilaya başladı. Fakat bu Şehzade, Bizanslıların Vaspuragan Valisi Bulgar asıllı Vestin (Çuhadar) unvanlı Aaron ile İberia ve Ani Bölgesinin Valisi Katakalon Kekaumenos müttefik ordusu tarafından takip edilerek Stranga (Büyük Zap) Suyu üzerinde kurulan bir pusuya düşürüldü ve başta Hasan Bey olmak üzere pek çok Türk şehit edildi. Firariler Hoy’dan Sultana gönderdikleri haber ile reislerinin elim kaybını duyurdular.[27]

Büyük Selçuklu beylerinden biri olan İnanç Yabgu’nun oğlu Hasan’ın bir pusu sonucunda Bizanslılar tarafından öldürülmesi Sultan Tuğrul üzerinde çok büyük üzüntü yarattı. Hasan’ın ölümünün ve yok edilen ordusunun intikamını almak isteyen Sultan, bu sırada Şehrizor (Dicle) boylarında fetihlerle meşgul olan ve bölgeyi itaat altına almaya çalışan amcası Yusuf Yınal’ın oğlu İbrahim Yınal’a Azerbaycan Valiliği’ni tevcih ederek ve Arran (Gence) Kıtasının bir kısmını işgal etmiş olan Kutalmış’ı da onunla birleşmeğe sevk ederek, birlikte Bizans’a karşı Anadolu seferine gönderdi.[28]

Bu sırada kalabalık Oğuz grupları 1047 yılında Türkistan’dan Nişapur’a geldi. Onlar orada Büyük Selçuklu Beylerinden İbrahim Yınal’a yersizlikten ve yurtsuzluktan şikâyet ediyorlardı.

İbrahim Yınal, Türkmenlere;

“Memleketim sizin oturmanıza imkân verecek kadar geniş değildir. Bu sebeple doğrusu şudur ki Rum (Anadolu) gazasına gidiniz; Allah yolunda cihad yapınız ve ganimet alınız. Ben de arkanızdan gelip size yardım edeceğim” diyordu.[29]

İbrahim Yınal, hedef olarak gösterdiği topraklara doğru Oğuzları harekâta geçirdikten sonra kendisi de söz verdiği gibi arkalarından büyük bir ordu ile Anadolu’ya yöneldi, devamında 1048 yılında Basean’a girdiler ve buradan hareketle Karin şehrine yöneldiler. Daha sonra batıda Haltik (Khaldia) (Gümüşhane-Trabzon havalisi) kazasına kadar, kuzeyde Sper, Taik ve Arşarunik Kalelerine kadar, güneyde Taron (Muş), Haşteank ve Horzean’a kadar ilerlediler. Sonra Sünik’e kadar girip kuzeybatıdaki ahalinin toplandığı günümüzde Tercan’ın güneyindeki Sımpat Kalesini zapt ettikten sonra yönlerini Karaz’a çevirdiler.

Tarihçi Aristakes, bu ilerleyişi şöyle nakleder:

“Ermeni takvimine göre 497 (1048) yılında tutsaklığımızın ikinci yılı idi. Bir kez daha, İran’dan dev gibi dalgalar halinde insanlar akmaya başladı. Karine ve geniş Basen (Pasin) ovasına doldular. Ülkenin dört köşesine, batıda Xaphteac (Kağdarıç); kuzeyde Sper (İspir), Tayk ve Arsharunik; güneyde Xorjean (Çiçek, Siscan) (Xorjency) ormanlarına kadar, Haşhtenic Bölgesi ve Toron’a (Tarony)[30] dolmuştular. Ondört gün dinlendikten sonra ülkenin tamamını ele geçirdiler.”[31]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ