TARİHÎ DÖNEMLER İÇERİSİNDE KÜRT TARİHİNİN GELİŞİMİ ÜZERİNE BAZI TESPİTLER

TARİHÎ DÖNEMLER İÇERİSİNDE KÜRT TARİHİNİN GELİŞİMİ ÜZERİNE BAZI TESPİTLER

Cumhuriyetin ilanından sonra yapılan çeşitli araştırmalarda Kürtler hakkında değişik görüşler ileri sürülmüştür. Bazı araştırmacılara göre; Kürt terimi, “Göçebe Hayat tarzı veya kalın kar yığını” manalarını ifade etmektedir.[1] Yine bir başka görüşe göre ise Sümer yazıtlarında geçen Karda (Garda) sözü Kürtleri ifade eder.[2]

Başka bir grup yazarın tezlerine göre ise Kürtler “Ari” kökenli olup, yaklaşık 3000 yıl önce Kuzey Avrupa’dan göç ederek, Karadeniz’in kuzeyi ve Hazar Denizi’nin batısını takiben Mezopotamya’ya inmişler ve bu yolculuk yaklaşık 1000 yıl kadar sürmüştür.[3] Kürtleri tarihi zemin içerisinde bir noktaya oturtmak, yani onlara etnik bir temel kazandırmak isteyen bu yazarlara göre; M.Ö. 1000 yıllarında Mezopotamya’ya yerleşen Kürtler, M.Ö. 600 yıllarında Asur Devleti’ni yıkarak, Med İmparatorluğu’nu kurmuşlar,[4] kısa bir süre sonra da Medlerin Persler tarafından yıkılması ile devlet yapısını kaybetmişlerdir. Bu görüşleri ileri süren yazarların hiçbiri, bu iddialarını sağlam delillerle ispat edememektedirler. Dolayısıyla bu konuda ileri sürülen teoriler sadece benzetme ve yakıştırma niteliğindedir. Hiçbirisi ne yazılı bir metinle ne de arkeolojik bir dökümanla ispatlanamamıştır.[5] Oysa “Kürt” adının geçtiği ilk yazılı kanıt “Türkçe” dir.[6]

Aslında M.Ö. 3000 yıllarında Avrupa üzerinden Kafkaslar’a ve oradan Mezopotamya’ya göç olmadığı tarihçiler tarafından bilinmektedir. Kürtler tarihi dönemler içerisinde yan göçer topluluklar olarak dikkat çekmektedir. Dolayısıyla Türklerin yanında yer alan bu toplulukların, Orta Asya’dan yola çıkarak Anadolu Yarımadası’nın dağlık kesimlerinde hayvancılığa elverişli alanlara yerleştikleri bilinmektedir. Bu göçler ise M.Ö. 1000 yıllarına rastlar. Mezopotamya’daki uygarlıklar ise M.Ö. 5000 yıllarına dayanmaktadır. Dikkat edilirse Türklerin olduğu her yerde Kürtler de mevcuttur.[7] Bu da Türkler ile Kürtlerin tarihi bir bağ içerisinde olduklarını gösterir. İskit-Saka Uruğunda Kürt İlhanı olan ve 39 yaşında ölen Alp Urungu’nun Kürt İlhanı “Ben Kürt İlhanı Alp Urungu’yum” başlıklı yazıtının Türkçe yazılmış olması Kürtlerin Türkler içerisinden geldiğinin güzel örneğidir.[8]

Son 25-30 yıldır bazı büyük devletlerin ve özellikle de bünyelerinde Türk nüfusu bulunduran komşu devletlerin politikalarının esasını, Türkiye ile kendi aralarında tampon bir devlet veya tebaları olan Türk topluluğu arasında tampon sunî bir millet yaratmak teşkil etmiştir. Diğer yandan bu endişelerini ve politikalarını Türkiye’ye doğru yöneltmek, Türkiye’de bir etnik mesele olduğu propagandası yaparak hedeflerine varmak istemektedirler. Bu tür faaliyetler arasında özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki bazı konar-göçer veya yerleşik Türk aşiretlerinin mezhep ve kültür farklılıkları istismar edilerek, kışkırtmaları ve kendilerinin Türk’ten gayri bir soydan geldikleri propagandasının yapılması, sayılabilir.[9]

Doğu Anadolu bölgesinde yaşayan ve Kürtçe diye bilinen mahallî dille konuşan Türklere, Kürt denilmektedir. Buna ilâve olarak bu dili konuşan ve Orta-Doğu’nun diğer ülkelerinde yaşayan bir kısım halka da Kürt denilmektedir. Konar-göçer toplulukların yaşadıkları coğrafi bölgelere göre kullandıkları Türkçe, Farsça ve Arapça’nın etkisi ve karışımı ile oluşan ağızlar mevcut olup, bunlar genel olarak “Kürtçe” olarak ifade edilmektedir. Kürtçe; Zazaca, Dimili (Dimli-Dümbili), Kırmançi (Kırmanç), Sorani, Gorani vb. gibi şivelerle konuşulmaktadır. Kürtçenin ayrı şivelerini konuşan insanlar arasında anlaşmak da hayli zor olmaktadır.[10]

Kürtlerin ayrı bir millet olduklarını ileri sürerek, Kürt dili yaratma amacı ile ilk kez 1922 yılında Tiflis’te Ermenice olarak Kürt Alfabesi oluşturulmuştur. Buna ilave olarak Ermeni-Kürt Cemiyeti olan Hoybun Cemiyeti, Kürtlerle Ermenilerin akraba oldukları görüşünü ileri sürmüş ise de, bu iddia tamamen asılsız ve siyasi maksatlı bir görüştür.[11]

Bir milletin dil, edebiyat, san’at, fen ve sosyal teşkilat gibi elde etmiş olduğu çeşitli müesseseler kadar, o milletin hayat felsefesi, inançları, ananeleri gibi ruhunun akislerini bulabileceğimiz tutum ve davranışlar, o milletin kültürünü meydana getirir. Bu açıdan baktığımızda, Doğu bölgesinde yaşayan insanların Türk kültür bünyesinin ayrılmaz parçası olduğu görülecektir. Oysa Orta Doğu’da yaratılmak istenen sun’î bir millete ad olarak verilen “Kürt” teriminin açıklanması, bu meselenin ideologları tarafından dahi mümkün olmamıştır.

Bunun başlıca sebebi ise Kürt aşiretleri olarak iddia edilen Kurmanç, Gûran, Lur ve Kalhur ağızlarında böyle bir terimin olmamasıdır.[12]

Bu konuda ortaya atılan teorilerde;

  • Kürt adı altında toplanmak istenen cemaatler, tarihin derinliğinde kaybolmuş bazı kavimlere dayandırılmakta,
  • Kürt adı altında toplanmak istenen aşiretler İranî menşe’e bağlanmak istenmektedir. Ancak bunlar sadece bir iddia olarak kalmıştır.[13]

Kürt adı verilen toplulukların dillerinde mevcut olmayan “Kürt” terimi, menşe olarak gösterilmek istenen İranî unsurlarda (Pers-Med, Sasani) ve Arî dillerde yoktur. Arapça’ya ise Türkçe’den girmiş olup, konar-göçer anlamında kullanılmıştır. Dolayısıyla Arap kaynaklarında kullanılan “Ekrâd” tabiri, Türkmenleri diğer Türk topluluklarından ayırt etmek için kullanılmış olup, herhangi bir ırkî anlamı bulunmamaktadır.

Tarih, antropoloji, fizyoloji ve etnoloji ilimleri bir Kürt Milleti’nden bahsetmemektedir. Kürt Terimi ile bilgileri ilk kez İslam Tarihinde X. yüzyıl coğrafyacılarından Mesudi kullanmıştır. Mesudi, Kürtleri “Konar-Göçer Topluluklar” olarak adlandırılmıştır. Keza Kürdistan Terimi de ilk kez Büyük Selçuklu Sultanı Sancar (Ölüm 1157) zamanında yazılmış eserlerde geçmekte olup, Zagros Dağlarının (Hakkari Güneyi) eteklerinde kalan bölgenin tarif edilmesinde kullanılmıştır. Ayrıca Arap Coğrafyacılarının da Kürdistan Terimini bahse konu dağlık bölgeyi ifade etmede kullanmış oldukları görülmektedir.[14]

XVI. yüzyılda ise Diyarbakır bölgesinin Osmanlı idaresine geçmesi sırasında dinî mezhep duyguları ile Kürdistan’dan bazıları kuzeye, yani Diyarbakır bölgesine geçmişlerdir.

Ancak XVI. ve XVII. yüzyıldaki gözlemciler Kürdistan’ın eski Assyria, yani Dicle Nehri’nin doğusu olduğunu belirtirler. Ancak bu terim yörenin dağlık olduğunu yansıtan bir coğrafî ad olup, halkın kavmî özelliğini yansıtmamaktadır.[15] Kürdistan, bir idarî mıntıka olarak İran sahasındaki devletlerde varlığını, sonraki yüzyıllarda da devam ettirmiştir. Buraya komşu dağlık Osmanlı toprakları da bu ad ile anılıyordu. Ancak Şemseddin Sami’nin de belirttiği üzere” Kürdistan’ın hududunu tamamıyla tayin etmek müşkildir. Kürdistan, Ahmed Rifat’a göre, Şehr-i Zor ve Musul vilayetleriyle Bağdat vilayetinin bir kısmını teşkil etmekteydi.[16]

Osmanlı devleti döneminde, Kürdistan tabirine ne idari sahada ne de coğrafî bir tabir olarak rastlanmamaktadır. Osmanlı devleti zamanında Doğu bölgesinin büyük bir bölümünü sınırları içerisinde bulunduran Diyarbakır eyaletinin idari taksimatındaki en önemli değişiklik ise 1838 yılında Diyarbakır Müşirliğin kurulmasından sonra olmuştur. 1845 yılında ise Harput ve Maden-i Hümayun kazaları, Diyarbakır eyaletinden ayrılarak yeni bir eyalet oluşturulmuştur.[17] 1847-1848 yıllarında bir kısım malî zaruretlerden yani Tanzimatın uygulamasında karşılaşılan güçlüklerden dolayı, Diyarbakır eyaleti Van-Muş, Hakkari sancakları ile Cizre, Bohtan ve Mardin kazalarını içerisine alacak şekilde Kürdistan Eyaleti adı ile yeniden teşkilatlandırılmıştır. Ancak bu yeni düzenlemenin, özellikle Diyarbakır Eyaleti’nin idari taksimatında fazla bir değişiklik yapmadığını belirtmek gerekir. Tarihi dönemler içerisinde Diyarbakır eyaletinin idari taksimatı incelendiğinde, bu bölgenin Kürdistan tabiri ile kastedilen bölge ile uzaktan yakından bir alakasının olmadığı da tespit edilmiştir.[18]

Bununla birlikte Tanzimat dönemi devlet adamlarının yeni idarî teşkilata Kürdistan Eyaleti adını vermelerinde, özellikle Avrupa tesirini aramak gerekir. Zira “…Kürdistan Eyaleti’nin adı halk nazarında gerçek yeriyle ilgisiz olduğundan hiçbir anlam ifade etmiyordu. Çünkü bu eyaletin merkezi olan Diyarbakır’ın Kürdistan ile tarihinin hiç bir devrinde ilgisi olmamıştır…”.[19]

Antik Dönem de dahil olmak üzere İslam coğrafyacılarının eserlerinde rastlanmayan “Kürdistan” adı Türk devrinde ortaya çıkan bir terim olduğundan Türkçe ile ilgili olabilir. Bu izahlardan da anlaşılacağı üzere, terim günümüzde kasıtlı olarak siyasi manada kullanılmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere Kürdistan teriminin tamamen izafi bir terim olarak kullanıldığı, siyasi bir anlam taşımadığı, Anadolu’nun doğusunda ve Irak’ın Kuzey’indeki dağlık bölgelerin tarifinde kullanıldığı görülmektedir. Selçuklu ve Osmanlı idari taksimatında da Kürdistan diye bir eyalet, vilayet, sancak veya köy yoktur. Emperyalist ülkeler Türk birliğini bölmek maksadıyla yaptıkları çalışmalar sırasında, Tanzimat’ın ilanından itibaren Kürdistan teriminin sıkça gündeme geldiği, Lazistan ve Ermenistan gibi terimlerle siyasi amaçlı kullanılmaya başlandığı görülmektedir.[20]

Kürt adı altında toplanmak isteyen kavimler tarihte kaybolmuş eski kavimlere dayandırılmak istenmektedir. Kardak-Kardo ve Med-İskid nazariyesi bunlara örnek gösterilebilir. Ayrıca yine Kürtlere mal edilmek istenen Kawa Efsanesi de XI. yüzyılda ünlü İran şairi Firdevsî tarafından yazılan “Şeyh-nâme” adlı destanında yer alan, bir İran millî kahramanının anlatımıdır.

Bir uruk veya boy adı olarak “Kürt” kelimesine, tarihte ilk defa Orta Asya’daki kazılarda Elegeş nehri yakınlarında ortaya çıkan bir Türk mezarının kitâbesinde rastlıyoruz. Yenisey’de Göktürk kitabelerindeki (Elegeş Yazıtı) Bengütaş’ta yer alan bilgilerden anlaşıldığına göre sözü edilen Kürt uruğu Göktürkler içerisinde yaşıyordu ve beylerinin adı Alp Urungu idi.[21] Ceyhun deltası içindeki “Kürder Şehri” ve “Kürder Arkı” kitâbelerde adı geçen “Kürt” topluluğunun yerleşimi ile ilgili olmalıdır. Bunlar da Türkçe’de bu kelimenin bulunduğunu kesin olarak ispatlamaktadır.[22] Dolayısıyla bu kelime ırk veya millet anlamında olmayıp, daha sonraki dönemlerde Türk Topluluklarının hayat biçimlerine göre mahiyet kazanmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ