TARİH BOYUNCA TÜRKLERDE HABERLEŞME

Turan CAN

Yazarın şu ana kadar yazılmış 28 makalesi bulunuyor.

Turan_Can010

Giriş

İnsanlık tarihi kadar eski olan haberleşme faaliyetleri, çağlar boyunca değişik aşamalardan geçerek ve sürekli gelişerek bu günkü yapısına kavuşmuştur. Posta ve haberleşme insanlığın göçebe yaşayıştan yerleşik topluma geçmesinde olduğu kadar medeniyetlerin gelişmesinde de önemli bir rol oynamıştır. Aynı zamanda milletlerin var olmalarını, iç ve dış tehditlere karşı savunma mekanizmalarını zamanında oluşturmalarını sağlayan en önemli hizmet alanlarından biridir.

Türkler 6. Yüzyıldan itibaren yerleşik uygarlıklarını fars dilinde Türk ili anlamına gelen Türkistan’da geliştirdiler. Göktürklerden beri yollar ve ulaştırma bilinen konulardı. Bu dönemin yollarını çok gelişmiş sanmak elbette söz konusu değildir. Genellikle doğanın gelip gitmeye izin verdiği, ama askeri nedenlerle düzeltilen, arabaların gidip gelebildiği yollar kullanılıyordu. Geleneksel İpek Yolu bu gibi yollar Türkler tarafından biliniyordu.

Bu yollar üzerinde bir posta örgütünün çalıştığını biliyoruz. “Ulak” sistemi daha 7. Yüzyılda gezginlerin dikkatini çekmişti. 11. Yüzyılda kullanılan ve atlı haberci anlamına gelen “Eşkinci” sözü, 15. Yüzyıla kadar “Ulak” sözü ile birlikte Anadolu’da kullanılan ve atlı postacı anlamına gelen “Çapar” deyişi hep Orta Asya (Türkistan) kökenlidir. “Arkış” sözü de kervan, haberci ve mektup anlamlarında kullanılmıştır.

Türk tarihi incelendiğinde posta ve haberleşme alanında farklı araçlardan yararlanıldığını görmekteyiz. Mesela, Büyük Hun İmparatorluğundan Osmanlı İmparatorluğuna kadar bütün Türk devletlerinde gündüzleri bayrakla, geceleri davullarla ve borularla askeri haberleşme sağlanmış, “karguy” adı verilen ateş kuleleri kullanılmıştır. Türk Ulakları dörtnala, hızlı giden atlarıyla Kağanlarının mektuplarını komşu devlet hükümdarlarına götürürken kurultay davetiyelerini Türk Beylerine iletmişlerdir. Memlük ve Eyyubiler zamanında askeri amaçların dışında ticari amaçla da güvercinle haberleşmeden faydalanılmış, daha sonra kurulan Büyük Selçuk İmparatorluğu’nda ise güvercinlerin yanı sıra ulak, çapar ve peyk adı verilen resmi posta görevlileri ile berid teşkilatı geliştirilmiştir.

Türkistan’dan Batı Anadolu’ya kadar olan geniş bir alanı kontrolleri altına alan Selçukluların haberleşme olmadan bu ülkeyi yönetebileceklerini sanmak mümkün değildir. Daha önceki Türk devletlerinde kullanılan devlet haberleşme sistemi olan berid örgütü “Ulak” adı verilen atlı postayla yaya habercilerden oluşuyordu. Berid sistemi Büyük Selçuklu İmparatorluğu zamanında görülmez. Berid divanı kaldırılmıştır. Berid örgütü alışılageldiği biçimiyle artık yoktur, ama hükümet kontrolü tekke ve medrese gibi aslında yönetimin dışında kalan kuruluşlara kadar uzanmıştır. Selçuklu İmparatorluğunun Anadolu’da 14. Yüzyıl başına kadar süren dönemi göz önüne alınırsa yolların ve konaklanma yerlerinin de düzenli olduğu görülür. Her 30–40 kilometrede “uzaktan bakılınca bir kale, içlerine girildiği zaman bir yolun konak menzilinde kervan kafilelerinin her türlü gereksinimlerini karşılayacak” kervansaraylar yapılmıştı.

Yakın zamana kadar haberleşme sözcüğü, batı dillerindeki communication karşılığı olarak kullanılıyordu. Bugün bu yabancı sözcüğün Türkçesine iletişim demek eğilimindeyiz. İletişim sözcüğüyle anlatmak istediğimiz ileti (mesaj) alışverişidir. Bu noktada iletinin ne olduğunu, ne anlama geldiğini de açıklamamız gereklidir. İletinin sözsel ve görsel olabileceğini, yani dün yazılan bir kitabın, yapılan bir konuşmanın, bugün çekilen bir filmin, yarın yapılacak bir heykelin ve bir resmin ileti olduğunu düşünüyoruz. Bu çerçeve içinde iletişim geniş kapsamlı bir terim olarak ortaya çıkmaktadır ve bu geniş kapsamı içine haberleşme de girmektedir. Haberleşme ise en kısa deyişle haber alışverişidir.

Auguste Comte “öngörmek ve gereğini yapmak için bilmek gerekir” diyor. Bilmek içinde haber almak gerekir. Bu, insanların çok eski zamanlardan beri duyduğu önemli bir gereksinimdir. İnsan, çevresinde olan biteni görerek, duyarak, kısacası duyularıyla algılar.

Haberleşme, insanlık tarihinin ilk dönemlerinden beri geçerli olmuştur. Önceleri yaşamını sürdüre bilmek için doğa ve öteki insanlarla ilişki kuran, haberleşmeye gereksinme duyan insan, toplumsal yaşam gelişip karmaşıklaştıkça başlangıçtakinden pek farklı olamayan nedenlerle, ama artık karmaşık hale gelen haberleşmeyi kullanmaya devam etmiştir.

Konuşarak duygu ve düşüncelerini karşısındakine aktaran insanoğlu, tarih boyunca haberleşme ihtiyacını gidermek için çeşitli yollar aramıştır. Görsel işaretlerden ateş, duman, ışık, ayna, akustik işaretlerden; boru ve ıslık çalma buna örnek olarak gösterilebilir.

Sümerler

Tarihte ilk defa meclislerin kurularak demokrasinin yaşandığı Sümer Devleti, yazıyı bulduktan sonra 68 adet ebedi türde, eser bırakan Sümerlerde haberleşme ile ilgili ipuçları veren belgelerde mevcuttur. Bunların başında “Enmerkar ve Aratta Beyi” adlı Sümer Destanı gelir. Aratta Beyi ile Enmerkar arasında haber getirip götüren habercilerden de bahsedilmekte olup, habercilerle ilgili şu ifade dikkat çekmektedir; “Enmerkar’ın habercisi İsumud, kırlarda av arayan Ejder gibi yolculuğa atıldı”.

Sonuç itibariyle bu eser bize yaklaşık 5000 yıl önce Sümer şehir kralları arasında haberleşmenin her şehir kralının kendi seçtiği habercilerle sağlandığını anlatması bakımından önem arz etmektedir. Tarihte ilk defa Sümerler’de kil üzerine çivi yazısı ile yazılmış, tablet mektuplar kullanılmıştır.

İslami Dönem

İslam Devletlerinde posta ve haberleşme işlerini yürütmek amacıyla kurulan berid teşkilatının; berid kelimesi Fuad Köprülü tarafından “posta teşkilatı, haberleşme teşkilatı, posta hayvanı, devlet postası, posta menzili ve iki posta menzili arasında mesafe olarak” tanımlanır. Bu teşkilat, günümüzdeki posta ve haberleşme idarelerinden daha farklı görevlere sahiptir. İstihbarat işleri de bu teşkilatın üslendiği görevler arasındadır. Bu teşkilatın başında bulunan “ berid reisi” posta ve haberleşmenin yanı sıra istihbarat işlerinden de sorumludur. Bu sebeple, halife veya hükümdar tarafından berid reisi seçilirken onların akıllı, otoriter ve güvenilir kişilerden olmasına büyük dikkat edilirdi.

İslam dünyası’nda mektup gönderme Hz. Muhammed’in (s.a.v) döneminde başlamıştır. O’nun, İslam’a davet ve tebliğ için komşu hükümdarlara gönderdiği mektuplardan bir kısmının metinleri günümüze kadar ulaşmış olup bu mektuplardan bir bölümü Topkapı Sarayı Mukaddes Emanetler bölümünde sergilenmektedir. Ayrıca Hz. Muhammed’den (s.a.v) sonra gelen halifelerin yazmış olduğu diğer mektup metinleri de Mısır’da 1985 yılında Cabir Kumayha tarafından “Edebü’l Hülefa’r Raşidin” adlı eserde bir araya getirilerek neşredilmiştir.

Müslüman geleneğinde kişiye yazılmış özel mektupların mahremiyeti vardır. Peygamberimiz Hz. Muhammed, (s.a.v) sahibinin izni olamadan bir kimsenin mümin kardeşinin mektubuna bakmasının günah olduğuna işaret eder. Ancak askeri sırların haber verilme ihtimali ile casusluk faaliyeti gibi durumlarda bu mahremiyet kalkardı.

Hz Muhammed, (s.a.v) arkadaşlarına, ordu kumandanlarına ve yabancı devlet adamlarına birçok mektup göndermiştir. Hz. Peygamber’in mektubu, gereksiz ifadelere yer verilmediğinden dolayı kısa ve özdür.

Hz. Muhammed, (s.a.v) mektup yazan kişinin kendi adıyla başlamasını ve yazdığı mektubu topraklamasını istemiş, Topraklama işi, yazıdaki fazla mürekkebin toprağa emdirilerek dağılmasının önlenmesi amacıyla yapılan bir işlemdir. Nitekim kurutma kâğıdının kullanılmasına kadar yazı üzerine tebeşir tozu serpildiği bilinmektedir.

Berid teşkilatının Hz Muhammed, (s.a.v) döneminde bilindiğini gösteren rivayetler de mevcuttur. Ebu Bekir Muhammed B. Ebi Şeybe’nin naklettiği bir rivayete göre; Hz. Muhammed (s.a.v) valilerine gönderdiği mektuplarda “Bana berid (postacı, elçi) gönderdiğiniz zaman, güzel yüzlü ve güzel isimli olanını seçiniz” buyurmuştur.

İslam tarihinde ise “Posta ve haberleşme” sistemi olarak karşımıza “berid” teşkilatı çıkmaktadır. Hz. Muhammed, (s.a.v) döneminde var olduğu bilinen berid teşkilatı resmi olarak ilk defa Halife Hz. Ömer zamanında kurulmuş, Emeviler ve Abasiler, döneminde bu teşkilat güçlenmiş ve büyümüştür.

Hz. Muhammed, (s.a.v)’in yabancı devlet adamlarını İslam’a davet ve tebliğ amacıyla göndermiş olduğu altı önemli diplomatik mektuplarda, bu dönem içersinde büyük önem taşıyan resmi yazılı belgelerdir.

Büyük Hun İmparatorluğu

Hun İmparatorluğunda haberleşme görevini yürüten atlı ulak ve elçiler, Kağan’a ait güvenlik nişanesi taşırlardı. Bu nişaneleri göstererek yollarının üzerindeki bütün kabilelerden ücretsiz koruma ve yiyecek temin ederlerdi, böylece mektupların ve haberlerin hızla yerine ulaşması sağlanırdı.

Büyük Hun İmparatoru Mete (Oğuz Kağan)’nın Çin İmparatoriçesi Lu’ya gönderdiği mektuplar başta olmak üzere, diğer Hun İmparatorlarının Çin İmparatorlarına yazmış oldukları birçok mektuplar bugün hala Çin arşivlerinde bulunmaktadır.

Hun İmparatorluğu’nda haberleşme aracı olarak elçi ve ulakların dışında askeri haberleşmede sembol ve işaretlerde kullanılmıştır. Bunlar, bayrak, davul, boru ve oktur. Özelikle orduda, gece davul ve boru, gündüz bayraklar kullanılmıştır.

Geceleri ise davulların üç defa çalmasıyla ordu harekete geçiyor ve boruların çalmasıyla ordu duruyordu. Savaşlarda davul, bayrak ve borularla haberleşme sistemi tarih boyunca Hunlar’dan Göktürkler’e onlardan Osmanlı İmparatorluğu’na kadar tüm Türk devlet ve İmparatorluklarda görülmüştür.

Göktürkler

Göktürklerde de Hunlar da olduğu gibi iç ve dış haberleşmeyi sağlayan iki ayrı sistem kurulmuştu. Ülke sınırları içinde haberleşme “sabçı” adı verilen haberciler tarafından sağlanırken, dış haberleşme görevi elçiler tarafından yerine getirilmekteydi. Göktürk hakanlarının Çin İmparatorlarına gönderdiği mektupların tamamı bugün Çin arşivlerinde bulunmaktadır.

Göktürklerde haberleşme ile ilgili bilgilere Orhun Yazıtları’nda da rastlanılmaktadır. Tonyukuk Yazıtının güney tarafının 9. satırında Dokuz Oğuzların Göktürkler’e gönderdiği habercilerden (sabçılar) bahsedilirken, kuzey tarafının 53. satırında ise Tonyukuk karguyları (ateş kuleleri) çoğalttığından bahsetmektedir.

Göktürkler sabçı ve elçiler dışında askeri amaçlı haberleşme için “karguy” deyimi ile ifade edilen ateş kuleleri de kullanmışlardır. Kaşgarlı Mahmud’un büyük eseri “Divanü Lugat-İt Türk’te, “Karguy” deyimi, “dağ tepelerine minare biçiminde yapılan yapı olup, düşman geldiği zaman herkesin hazır bulunması için üzerinde ateş yakılır” diye tanımlamaktadır. Bu yüksek kulelerde yakılan işaret ateşi, düşmanın mesafe ve büyüklüğüne göre sayılarla ifade edilirdi. Tüm bunların dışında, Hunlar’da kullanılan semboller Göktürkler’de de kullanılmıştır.

Uygurlar

Matbaa, kitap basımı, tercüme eserler, moda, kâğıtçılık, minyatür sanatı, diplomatik, idarecilik, tıp, musiki, gibi, bir hayli ilerlemiş ve çevresine örnek olmuş Uygur İmparatorluğu, yüksek binalar minareler, bahçeler, gölgeli istirahat yerleri ile süslediği şehirlerinde, fakir ve genç ölümlerin olmadığı; yaşlılarına devletin baktığı gayet gelişmiş bir sosyal yapı da kurmuştu.

Türk Tarihinde haberleşme konusunda ne yazık ki en az bilgiye sahip olduğunuz Türk İmparatorluğu, Uygurlardır. Bu kadar yüksek bir medeniyete sahip olan bir İmparatorluğun haberleşme sistemi de elbette ki iyi durumdadır. Böylesine gelişmiş bir medeniyetin İmparatorluk teşkilatına bakıldığında, haberleşme sistemi hakkında çok az bilgiye sahibiz. “Ulağ” adı verilen devlet postasına sahip Karahanlılar, Uygurlar’ın birçok idare geleneklerini devam ettirmişlerdir. Muhtemeldir ki posta ve haberleşme hizmetlerini de Uygurlardan almışlardır. Zaten Çin elçilerinin ifadeleri de bu yöndedir. Bu elçilerden bir olan Vanyadi’nin bildirdiğine göre, Uygurlar zarf yaparlardı. Uygur İmparatorluğu’nda mektupların saklandığı bir kuleden bahsedilir.

Uygur alfabesiyle yazılmış olan eserlerde de yukarı da belirtilen husustan bahsedilmektedir. Burada “haberci” manasında “arkış” sözüne sıkça rastlanmaktadır. Yine bunlardan öğrendiğimiz bir “haberci yemini” vardır ki Uygurlar buna ”sav tutuzmasu” demekteydiler. Uygur İmparatorluğu’nun posta ve haberleşme sistemi ile ilgili bilgiler için de hala geniş arkeolojik araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Karahanlılar

Yüksek bir medeniyet seviyesini yakalamış olan Uygurların birçok idare geleneklerini sürdüren Karahanlılar, posta ve haberleşme işlerine gayet önem vermiş ilk Müslüman Türk Devletidir. Gerçekten, bu devletin, Maveraünnehir istilasından önce bile “ulağ” diye isimlendirilen eski Türk Devlet Postası teşkilatına sahip olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda Karahanlılar, ani düşman baskınlarından çabucak haberdar olup, karşı tedbir alabilmelerini sağlamak amacıyla dağların doruklarına “kargu” adlı ateş kulelerini de inşa etmişlerdir.

Gazneliler

Gazneliler’de haberleşme ve posta işlerini yürüten Divan-ı Berid, adlı posta ve haberleşme sistemini görüyoruz, “berid” Divan-ı Risalete bağlı olarak görev yapmaktaydı.

Gazneli devrinin büyük ve müstakil divanları arasında adı geçen ve “mahsen-i esrar” olarak da nitelenen “divan-ı risalet” devletin dâhili ve harici bütün yazılı haberleşmesinin idaresi ve vesikalarının hazırlanmasıyla görevli olup, divanın amiri de sabib-i divan-ı risalet olarak adlandırılırdı.

Divan-ı berid, berid teşkilatının görevi, devlete ait haberleri aleni veya gizli bir şekilde Divan-ı Risalete ulaştırmak ve böylece Sultan’ı devletle ilgili işlerden haberdar etmekti.

Cengiz Han İmparatorluğu

Cengiz Han zamanında devlet işlerini yürütmek ve aynı zamanda kasaba ve vilayetlerin durumunu anlamak için memleket dâhilinde “elçi” ismi verilen haberciler görevlendirilmiştir. Zaten Cengiz Han kendisinden sonra hükümdar olacakların posta işlerini devam ettirmelerini ve memleketin her tarafından süratle haber almalarını temin için yasaya bir madde koymuş ve bununla haleflerini bu işe özen göstermeye mecbur etmişti.”Yamhane” sistemi Cengiz Han döneminden beri gelişen bir haberleşme örgütüdür.

Cengiz Han önemli ulaşım yolları üzerinde birer günlük, aralıklı posta istasyonları kurdurttu. Bu posta istasyonlarına yam (yâda yamhane) adı verildi. Posta örgütü devlet haberleşmesini yürütmek üzere kullanıldı.

Moğolların geliştirdiği “Yamhane” sistemi hız bakımından o döneme kadar bilinenlerin en başarılısıdır. Haberciler 24 saatte 375 kilometrelik yol alabiliyordu. Haberciler dörtnala gitmekte, her yam’da at ve haberci değişmekteydi. Bu kadar iyi işleyebilen sistemin tüm giderleri imparatora ait değildi. Ana yollar üzerindeki yamların atları çevre halk tarafından sağlanır, bu yollar dışındaki yamlar için gereken atlarda hükümdar tarafından temin edilirdi.

Selçuklu İmparatorluğu

Selçuklular’da posta ve haberleşme işleri divan-ı inşa’ya bağlı olarak çalışıyordu. Ayrıca Büyük Selçuklu Devleti’nden itibaren “berid”’in Türkçe karşılığı olan “ulak” veya “ulağ”’ın kullanılmaya başladığını görüyoruz.

Eski dönemlerde, habercilik ve istihbarat faaliyetleri beraber yürütülmüş, hizmetler aynı kurumlar bünyesinde görevini sürdürmüşlerdir. O tarihlerdeki tüm büyük devletlerde olduğu gibi, Selçuklu İmparatorluğu’nda da, teşkilatlanma ve işleyiş bakımından bazı farklılıklar göstermekle birlikte, posta ve istihbarat işleri beraber düşünülmüş ve aynı kurum çatısı altında hizmete sunulmuştur.

Ancak, Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan döneminde, kendisinin istihbarat işine olumsuz bakması sebebiyle, divan-ı berit kurulamamıştır. Nitekim ünlü Başvezir Nizamü’l-Mülk’ün “Siyaset-Name” adlı eserinde belirttiğine göre; Ebu’l-Fazl Sigizi, Sultan Alp Arslan’a “Niçin sahib-i haberlerin yoktur” diye sorduğunda Alp Arslan, “bir sahib-i haberi nasıl göreyim? Beni seven, dostluğuna itimadım tam olan (kimse), sahib-i habere önem vermez ve ona rüşvet vermez; Muhalif ve düşman olan ise, onunla dostluk kurar ve ona para bahşeder. Böyle olunca, sahib-i haber, mecburen bizim dostlarımız hakkında kulağımıza daima kötü sözler; düşmanlar hakkında da iyi sözler ulaştırır. İyi ve kötü söz ok gibidir. Biri hedefini bulur. Bu sebepten, her gün gönlümüz dostlara (karşı) daha fazla kırılır, onları (kendimizden) daha fazla uzaklaştırırız. Düşmanları ise kendimize daha yakınlaştırırız, baktığın zaman kısa zamanda bütün dostlar düşman olurlar. Düşmanlar ise onların yerini alır. O zaman padişahlıkta telafi edilmeyecek bozukluklar doğar” demişti.

Osmanlı İmparatorluğu Dönemi

İnsanların tarih sahnesine çıkışından beri yollar ekonomik, sosyal ve askeri açıdan her zaman büyük bir öneme sahip olmuştur. Her türlü ticari metanın bir yerden başka bir yere nakli, savaş sırasında orduların ağırlıklarının taşınması, haberleşme ve toplumlararası haberleşme hep yollar aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle bütün siyasi yapılar yolların oluşturulması ve açık kalması için büyük çabalar harcamıştır.

Anadolu; Asya ile Avrupa ve Karadeniz’in kuzeyindeki ülkeler ile güneydeki Arap memleketleri arasında yapılan ticarette, önemli bir kavşak noktasıdır.

Türkler’in hâkimiyetinden sonra, Küçük Asya’yı bir uçtan bir uca kat ederek İstanbul’da son bulan yolları üç grupta değerlendirmek mümkündür; Kervan yolları, askeri yollar ve posta yolları. Osmanlı egemenliğindeki askeri ve posta yolları, İstanbul merkez olmak üzere Anadolu ve Rumeli’de sağ, orta ve sol kol şeklinde üç ana kol halinde uzanmıştır; bunlar da birbirlerine tali yollarla bağlanmıştır.

Bu yollar üzerinde habercilerin bineklerini değiştirmek, yemek ve dinlenme ihtiyaçlarını karşılamak, asayiş ve güvenliği sağlamak için konaklama yerleri yapılmıştır. Bunlara önceleri “Derbend” denilmiş daha sonra bunların yerine “Menziller” kullanılmıştır. Menzil kelimesi Arapça kökenli olup, genel anlamda “menzil” konak, konak yeri, bir günlük yol, dinlenmek amacıyla kurulan yer, yol, mesafe ve ev, barınmak anlamına gelmektedir.

Ulak, Ulaklar, Osmanlı Devleti’nde resmi haberleşme, devletin ilk kurulduğu dönemden itibaren ulaklar aracılığıyla sağlanmıştır. Devletin önemli ve acele işleri ilgili haberleri merkez ile eyaletler arasında götürüp getiren ulakların güvenilir, dürüst ve yol şartlarına dayanıklı olmalarına özen gösterilirdi.

Peykler, Osmanlı saray teşkilatında, sultanların maiyetinde bulunan, mesajları uzak mesafelere koşarak iletmekle görevli sırma işlemeli elbiseli, mücevherli gümüş kuşak ve altın hançer kuşanmış, ellerinde rehber ve başlarında sorguç olan peykler bulunmaktaydı.

Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’ne geldiğimizde gelişmiş bir posta ve haberleşme örgütü görülür. Özellikle ulak ve menzilhane temeline dayanan bu hizmet, Tanzimat Dönemi’ne kadar yalnızca devletin işlerinin yürütülmesinde kullanılmış, halkın bu hizmetlerden hiçbir şekilde faydalanmasına izin verilmemiştir. Daha sonra 1840 yılında Padişah Abdülmecid zamanında Posta Nezareti’nin kurulmasıyla beraber haberleşme örgütü sadece devlet ihtiyacını karşılar durumdayken, halkın da ihtiyaçlarına cevap verecek duruma gelmiştir.

Tarihte devletlerin başarı ve istikrarı büyük oranda, ulaşım ağlarının geliştirilmesine, korunmasına ve sürekliliğine bağlıydı. Özellikle Romalıların ve Osmanlıların kurduğu karayolu sistemi, su taşımacılığının gelişmesi bu amaca hizmet etmiştir. İşlek ulaşım ve iletişim sistemleri, kendini geliştirerek geçerliliğini yüzyıllar boyu korumuş, günümüze ulaşmıştır.

Osmanlı Devleti 1840’da kurulan Posta Nezareti ile 1855’de kurulan Telgraf Müdürlüğü görevleri itibariyle birbirine çok yakındı. Dolayısıyla hizmetlerin daha iyi yürütülmesi için, her iki idarenin ortak bir teşkilat içinde bulunmaları gerekliydi. Bu sayede halka kolaylık sağlanacak, daha verimli hizmet verilebilecekti.

Posta Nezareti ile Telgraf Müdürlüğü 21 Eylül 1871’de Posta ve Telgraf Nezareti adı altında Ahmed Şükrü Bey’in nezaretinde birleştirilerek, Osmanlıların devraldığı ve geliştirmeye çalıştığı ulaşım ve haberleşme ağının kendini sürekli yenileyerek, günümüzdeki uluslararası seviyesine ulaşmasına vesile olmuştur.

Haberleşmenin Dünyadaki Gelişimi

18. yüzyılın sonlarından itibaren, sanayi devriminin getirdiği değişimler haberleşme konusunda da gelişmelere yol açtı. Bunlar bir yandan haberleşme tekniğinde o güne kadar görülmemiş yeniliklere yol açarken öte yandan da genel olarak toplumsal yaşamda sağladıkları kolaylıklarla haberleşmenin gelişmesine katkıda bulundular.

19. yüzyıl haberleşme yöntemine büyük bir değişiklik getirmedi. Ama haberin doğru ve çabuk iletilmesi için gerekli koşulları sağladı. Haber dünyada gelişen demiryolları sayesinde, demiryolları boyunca uzanan telgraf telleri ve okyanuslarda su altından geçen kablolar sayesinde dünya turu yapabiliyordu. (1869), telefon bu gelişmeye karşılıklı konuşma olanağını ekledi. (1879), 1842 yılında kullanılmaya başlanan resim basma, görüntüyü haberleşme öğesi olarak kullanma olanağı verdi. Gelişmeler fotoğrafın telefon hatlarıyla uzak yerlere ulaştırılmasını 1920 yılından sonra sağlayacaktır.

20. yüzyılda asıl önemli olan ve çağdaş haberleşmeye damgasını vuran gelişme, sesin ve görüntünün elektronik yöntemlerle uzak mesafelere iletilmesi oldu. Bu radyo ve televizyonun haberleşme aracı olarak kullanılmasını getirdi. Televizyon kablolu program yapması da bundan sonra ABD’de gerçekleşti (1948). Bu yeni haberleşme araçları yüzyıllardır kullanıla gelen yöntemlerden çok farklıydı. Radyo dinlemek yâda televizyon seyretmek için artık okuryazar olmaya gerek yoktu. Bu yeni gelişme, haberleşmeyi bir bakıma yazının tutsaklığından da kurtardı, ama görüntüyü de her şeyin önüne koydu. Haberleşme bu yeni yöntemle tarihin hiçbir döneminde görülmeyen hıza kavuştu; haber artık anında iletilebiliyordu. Bir bakıma haber artık olayı yaratıyordu.

20. yüzyılın sonlarına doğru esmeye başlayan gelişim rüzgârı, haberleşme (iletişim) ve bilgi teknolojilerindeki ilerlemelere bağlı olarak tüm dünyayı etkilemiş; sürekli yenileşme, 21. yüzyılın en önemli başarı ölçütü olmuştur.

21. yüzyılın rekabetçi ortamının en belirgin özelliği arasında verimli, kaliteli mal ve hizmet üretimi yer almaktadır. Bu rekabetçi ortam içinde iletişim hizmetini başarıyla sürdürmek ve çağımızın gelişmesinden günü gününe yararlanarak bunları etkin bir biçimde değerlendirmek ve toplumun istifadesine sunmak gerekmektedir.

Posta ve haberleşme tarihi, insanoğlunun dağınık yaşayıştan, yerleşik düzene geçişinden, günümüze kadar uzanan oldukça geniş bir zaman diliminde kendini göstermiştir. Öyle ki, mesafe ve coğrafi şartlara bağlı olarak, ateşle, dumanla, aynayı güneşe tutup yansıtarak, davul ve tamtam çalarak, haberleşmeye çalışan insanlar, daha sonra güvercinle, yaya ve atlı postacılarla haberleşme yoluna gitmiş, bunu izleyen zamanlarda da farklı posta ve haberleşme yöntemlerini keşfederek ve bunları geliştirme yoluna gitmiştir.

Sümerlerde kil üzerine çivi yazısı ile yazılmış, tablet mektuplar ile başlayan posta ve haberleşme sistemi, Babil İmparatorluğu Döneminde Kral Hammurabi’nin yabancı devletlerin yöneticilerine gönderdiği mektuplarla siyasi ve askeri anlamda büyük bir değer kazanmıştır.

Sonraki yıllarda, tarih sahnesine çıkan Asurlular zamanında da posta ve haberleşme sisteminde ticari mektuplar sıkça kullanılmış, eski Helen zamanında, savaş zamanlarında kölelerin kafalarının kazıtılıp üzerine haber yazılarak ordu komutanlarına haberin gönderilmesi yoluna gidilmiştir.

Gerçek anlamda düzenli posta ve haberleşme teşkilatının kuruluşu ise İran’da kurulan Pers İmparatorluğu zamanında olmuştur. Bu dönem ülke içinde pek çok yeni yollar yapılarak, geniş bir yol sistemi kurulmuş, bu yol sistemi üzerinde belirli mesafe aralıklarla “Çaparhane” adı verilen konaklama tesisleri imar edilerek, her bir konaklama tesisinden diğerine haber ulaştırmak için, atlı ve yaya postacılardan faydalanılmıştır. Bu düzenli haberleşme ve posta teşkilatı, Yunanlılarca da benimsenerek, Büyük İskender ve Roma İmparatorluğu Dönemi’ne kadar devam etmiştir.

Haberleşme araçlarından biri de gazetelerdir. İlk gazete 1605 yılının Mayıs’ında Hollanda’da, Abraham Verhoeven tarafından Anvers kentinde çıkartıldı. 15 günlük Nieuwe Tydinghen adlı bu gazete daha sonra düzensiz biçimde çıktı, ama yayının süreli hale gelmesi konusunda ilk adım atılmış oldu. Bunu Strasbourg ve Augsburg’da 1609 yılında çıkartılan iki haftalık gazete izledi. Onlara Bale (1610), Frankfurt, Viyana (1615), Berlin (1617) ve Prag (1619) katıldı. Hollanda gazetelerinin 1620’den beri gittiği İngiltere’de ilk gazete 1622’de yayınlandı. Bu gelişmelere kaynaklık eden İtalya’da ilk gazeteler biraz daha geç ortaya çıktı: Floransa (1636), Roma (1640), Amerika’ya gidişi 1704 yılında oldu. Süreli yayınların günlük hale gelmesi 1650 yılından itibaren Almanya’da başladı. 1695’de İngiltere’de, 1775’de Amerika’da ve 1777 yılında Fransa’da görüldü.

Eski tabirle haberleşme, yeni tabirle “İletişim” terimi, henüz kitle haberleşme araçlarının gelişmediği dönemlerde ulaşımı da içerecek bir anlama sahiptir. Kavram, önce yolların gelişmesiyle ilintili olarak sağlanan fiziksel imkân ve araçlar için kullanılmaktaydı.

Haberleşme, bir yerden diğer bir yere bir hat veya kanal anlamına gelmekteydi. Ulaşım yolları, haberleşmenin tanımına ilişkin özelliklerden haber taşımayı, nakletmeyi içermektedir. Bu nedenle bazı düşünürler ulaşım yollarını “fiziksel haberleşme” olarak nitelendirmişlerdir. Sonuçta önceleri ulaşımı da kapsayan haberleşme kavramı, günümüzde bu anlamından büyük ölçüde uzaklaşarak haberleşmeyi ve mesaj alışverişini öne çıkartacak bir anlama kavuşmuştur. Ancak buna karşın yirminci yüzyılda ve günümüzde bazı bilim adamları haberleşmeyi, ulaşımı da içerecek bir anlamda tanımlamışlardır. Yine bir kısım bilim adamları günümüzde “eski” ve “yeni” haberleşmenin yan yana olduğunu, “eski” haberleşmenin ulaşım sistemini kapsadığını, “yeni” haberleşmenin ise basın ve yayın teknolojisini kapsadığını belirtirler.

Cumhuriyet Dönemi

Cumhuriyetin ilk yılları ulaşım ve haberleşme alanında önemli gelişmelere sahne olmuş, posta, telgraf ve telefon her geçen gün önemsenerek, bu alanda köklü atılımlara gidilmiştir.

Posta Teşkilatı’nın İstiklal Savaşının kazanılmasında büyük hizmetleri olmuştur. Özellikle Milli Mücadele Dönemi’nden Cumhuriyet’e kadar olan dönemde şifreli telgraflarla savaşların seyri değiştirilmiş, bu sayede Türk Ordusu imkânsızı başararak istiklal harbini kazanmıştır. Aynı şekilde Gazi Mustafa Kemal şifreli telgraflarla Lozan Barış Konferansını yönlendirerek Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atmıştır.

PTT’nin gelişim ve sahasında önemli atılımlar yapmasının nedenlerinden biri Atatürk’ün yaptığı devrimde aranmalıdır. Atatürk’ün haberleşmeye (iletişim)’e verdiği önemin bir sonucu olarak görebileceğimiz harf inkılâbı ile ülkede okur-yazar oranı her geçen gün artmış bu durum ülkede birçok gelişmeyi etkilediği gibi haberleşmeyi de etkilemiştir.

1960’lardan sonra geliştirilen uzay araştırmaları sonucu özel uydular haberleşmede de kullanılmaya başlandı. Bu gelişme elektronik iletimin karşılaşabileceği engelleri daha da azalttı. Bu gelişmeler sonucu haberleşme evrensel hale geldi.

Cumhuriyetle birlikte PTT hizmetleri millileştirilerek, yabancı postaneler kapatılmış, tüm haberleşme ağı devlet denetimine girmiş, posta hizmetleri geliştirilmiş, gerek yurtiçi gerekse yurtdışında mektup taşımacılığı çoğaldığından yatırımlar daha da artmıştır. Bu dönemde uygulanan haberleşme, postanelerde gelişen hizmet ile birlikte, yaygın telefon ağı da gündeme gelmiştir. Bu amaçla hem posta ve hem de telefon hizmetlerinde belli standartları belirleyen mevzuat oluşturularak, haberleşme uyduları, otomasyon ve diğer hizmetlerdeki gelişim sürekli devam etmiştir.

Sonuç

Sonuç olarak insanoğlunun bir sonraki adımı dün dumanın kalkanlarıyla, bugün de, en son teknoloji vasıtalarıyla ulaştırdığı haberi, yarın hedefine nasıl ileteceği olacaktır. Her adım haberleşme yelpazesine yeni bir katkı katarak haberleşme dünyasını yeni boyutlara taşıyacaktır.

Haberleşme (iletişim) konusunda ki, yazımızı hazırlarken tarih boyunca Türklerde haberleşme düşüncesinin ne gibi bir birikim sağlayabildiğini ortaya koymak istedik. Hangi noktada olduğumuzu bilirsek ileriye gitmenin o denli kolay olabileceğini düşündük.

Haberleşmenin ülkemizdeki en önemli birimi olan PTT Genel Müdürlüğü, en hızlı ve kaliteli haberleşmenin öncülüğünü yaparak, her yeni bilimsel ve teknolojik bulguyu hemen bünyesine katmaktadır. Çağımızın en büyük gücü olan bilgi ve bu bilgiye ulaşma yollarını aramak ülkemizin hassasiyetle üzerinde durduğu temel amaçlardan biri olmalıdır.

Çağın getirdiği tüm yenilik ve hizmetleri milli kültürümüzden kopmadan, en hızlı ve güvenilir şekilde ülkenin hizmetine sunmak yaygınlaştırmak, günümüz dünyasının rekabetçi ortamında en önemli faktörlerin başında gelmektedir.

Bir ülkede haberleşmenin düzenli bir yapıya sahip olabilmesi için gerekli koşullar siyasal ve ekonomik bağımsızlıktır.

Bana bu çalışmamda gerekli kaynakları sağlayan P.T.T. Genel Müdürlüğü Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Sayın Mehmet Ümit YEŞİLDAĞ’a, en kalbi şükranlarımı sunuyorum.

Tarih boyunca “Türklerde Haberleşme” takdir edilir ki sadece özet olarak vermeye çalıştığımız bu bilgiler makalemizin boyutunu aşmaktadır. Maksadımız Türklerde Haberleşme konusunu işlerken tarihe bir ufuk turu yapmak, posta ve haberleşme hakkında kat ettiği mesafeyi ortaya koymaktır.

Ancak, bugüne kadar toplumların hayatında önemli bir yeri olan posta ve haberleşmenin tarihi incelenirken, haberleşme ve postanın gelişme süreci tarihten bugüne kadar bir bütün halinde, Türklerde haberleşme geleneğinin detaylı bir şekilde incelemeye çalıştığımız mütevazı yazımızla haberleşme tarihimize küçük bir giriş ama önemli bir katkıda bulunmayı amaçladık. Umarım faydalı olmuşuzdur.

Turan CAN

TİKA-Araştırmacı


KAYNAKLAR
♦ Tanju Demir, (2005) Türkiye’de Posta Telgraf ve Telefon Teşkilatının Tarihsel Gelişimi (1840–1920), Ankara: PTT Genel Müdürlüğü Yayını.
♦ Yusuf Halaçoğlu, (2002) Osmanlılarda Ulaşım ve Haberleşme (Menziller), Ankara: PTT Genel Müdürlüğü Yayını.
♦ Mustafa Kaçar, (1995) “Osmanlı Telgraf İşletmesi”, Çağını Yakalayan Osmanlı, Osmanlı Devleti’nde Modern Haberleşme ve Ulaştırma Teknikleri içinde, Yay. Haz. Ekmeleddin İhsanoğlu ve Mustafa Kaçar, İstanbul: Ircıca s, 45–120,
♦ Mübeccel B. Kıray, (1999) “Doğu Akdeniz’de İletişim, Ulaşım ve Toplumsal Değişme”, Toplumsal Yapı ve Değişme içinde, s.303–311, İstanbul: Bağlam
♦ Aliye Önay, (1995) “Türkiye’de Telefon Teşkilatı’nın, Kuruluşu”, Çağını Yakalayan Osmanlı, Osmanlı Devleti’nde Modern Haberleşme ve Ulaştırma Teknikleri içinde, Yay. Haz. Ekmelerdin İhsanoğlu ve Mustafa Kaçar, İstanbul: Ircıca s, 121–140
♦ PTT (2007) Geçmişten Günümüze Posta, Ankara: PTT Genel Müdürlüğü Yayını.
♦ Serdar Öztürk, (2010) Osmanlı’da İletişimin Diyalektiği, Ankara: Phoenix Yayını
♦ Korkmaz Alemdar, (1981) Türkiye’de Çağdaş Haberleşmenin Tarihsel Kökenleri Ankara: AİTİK Yayını
♦ PTT (2009) İstiklal Harbi’mizde PTT, Ankara PTT Genel Müdürlüğü Yayını
♦ Emel Esin, (1978) İslamiyet’ten Önceki Türk Kültür Tarihi ve İslama Giriş, İstanbul
♦ Bahaeddin Ögel, (2000) Türk Kültür Tarihine Giriş, Cilt:6, Ankara Kültür Bakanlığı Yayınları
♦ Ahmet Taşagıl, (1999) Göktürkler, Cilt:1, Ankara Türk Tarih Kurumu Yayınları
♦ Hamit Pehlivanlı, (2002) Eski Türkler ve Selçuklularda İstihbaratçılar, Cilt 5, Türkler, Ankara Yeni Türkiye Yayınları
♦ Hüseyin N.Orkun, (1994) Eski Türk Yazıtları, Ankara: Türk Dil Kırımı Yayınları
♦ Kaşgarlı Mahmud, (1998) Divanü Lügat-İt Türk, Çeviren, Besim Atalay, Cilt 1, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları
♦ Mehmet A.Köymen, (1999) Nizamü-l Mülk Siyaset-Name, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları
♦ Fuad M. Köprülü, (1988) “Berid Maddesi” İslam Ansiklopedisi, Cilt 2, İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al