TANZİMAT DÖNEMİNİN AZ BİLİNEN GÜNDEMİ: RÜŞVET

Kemal ÇİÇEK

Yazarın şu ana kadar yazılmış 46 makalesi bulunuyor.

Kemal_Cicek06

Son dönemde gündemden düşmeyen rüşvet tartışmaları Osmanlı’nın da en büyük sorunlarından biriydi. Özellikle Osmanlı’nın son döneminde yaygınlaşan rüşvete karşı halk önünde yemin şartı getirildi. Yemine sadık kalmayıp rüşvet alanlara insan gözüyle bakılmayacaktı.

Rüşvet ve rüşvet yerine geçen hediyelerin kabulünün adeta gelenekselleşmesi Osmanlı toplumunu yozlaşmaya iten temel sebeplerden birisidir. Tanzimat dönemi devlet adamları devletin güvenliğine ciddi bir tehdit oluşturan rüşvetle mücadele için ağır cezalar getirdi.

Ancak kendileri de rüşvet çarkının girdabına düştükleri için sorun, çaresi olmayan bir ur gibi toplumun bünyesinden temizlenemedi.

Bugünlerde Osmanlı devleti ve kültürüne hayranlık duymak, onun ihtişamını geri getirmek gibi söylemler hayli revaçta. Her konuda Osmanlı tecrübesinin öneminden söz ediliyor. Günümüzün toplumsal sorunlarının başında gelen yolsuzluk ve hediye kılıfı altında alınıp verilen rüşvet konusunda Osmanlı tecrübesini bu hafta okuyucularımızla paylaşmak istedik.

Fuzuli’nin meşhur şikâyetnamesi

Prof. Dr. Ahmet Mumcu’nun Osmanlı Devleti’nde Rüşvet adıyla yıllar önce yazdığı eser, rüşvet ve haksız kazanç edinmenin Osmanlı toplumunda her dönemde önemli bir sorun olduğunu ortaya koydu. Osmanlı sultanları rüşvet ve yolsuzluğun önüne geçmek için çok sert önlemler aldılar. Kanuni Sultan Süleyman adil ve hukukun egemen olduğu bir devlet kurmak için adaletnâmeler yayınladı. Ancak hiçbir önlem rüşveti tamamen sona erdiremedi. Dönemin şairi Fuzuli’nin kendisine bağlanan üç kuruşluk maaşı ödemek için rüşvet isteyen memurlara hitaben söylediği “Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar” sözü hafızalara kazındı.

Lüks tüketim ve israf çılgınlığı

19. yüzyılda yolsuzluk ve rüşvet yaygınlaştı. Devlet memurları hediye adı altında halktan rüşvet almayı alışkanlık haline getirdiler. Mahkemeler de rüşvete bulaştığı için, bu hastalığın ilacının bulunacağına dair halkın inancı zayıfladı, şikâyetleri arttı. Buna karşılık saray halkı ve memurlar arasında lüks tüketim ve israf çılgınlık boyutuna vardı. Bu yüzden İstanbul’da küçük çaplı isyanlar bile çıktı. İnsanları sakinleştirmek için Sadrazam Reşit Paşa 1846 yılında bütün memurların yetki ve sorumluluklarını açıkça belirleyen bir talimatname yayınladı. Halk, memurların görev ve sorumluluklarını öğrenmiş oldu. Ancak bu genelge çözüm olmadı.

İlk yemini Sultan Abdülmecid etti

Bunun üzerine, 1849’da devletin üst yöneticileri rüşvet meselesini çözmek için neler yapılabileceğini uzun uzun görüştüler ve sonunda rüşveti önleyici önlem olarak kamu görevlilerinin yemin etmesine dair bir tüzük kabul hazırladılar. Buna göre rüşvetten farkı olmayan ve gayrimeşru addedilen hediye alıp verme yasaklandı. Sadrazam ve Şeyhülislam da dahil olmak üzere küçüğünden büyüğüne bütün memurlar yemin edecekti. İşin ilginç tarafı müsrifliğinden dolayı eleştirilerin odağındaki Sultan Abdülmecid de hukuken gerekli olmadığı halde 11 Aralık 1849 günü diğer memurlar gibi Kur’an-ı Kerim’e el basarak yemin etti.

Hatır ve gönülle memur almayacağıma ant içerim

Meclis üyeleri ve bakanların yemin metni özetle şu şekildeydi: “Padişahıma ve devletime sadakatten ayrılmayacağıma, her nasıl ad ve şekilde olursa olsun rüşvet almayacağıma ve padişahın onay verdiği yasal hediyelerden başka yasak hediyeyi kabul etmeyeceğime, kamu malını israf etmeyeceğime ve ettirmeyeceğime, gereksiz harcamalardan kaçınacağıma, çok gerekli olmadıkça sadece hatır ve gönle dayalı olarak memur istihdam etmeyeceğime ant içerim.”

Her memur sınıfının yemini farklıydı

Çıkarılan kanuna göre memurlar imparatorluğun her tarafından toplu halde ve halkın göreceği bir şekilde yemin ettiler. Her sınıf memurun yemin metni farklıydı. Kimin nasıl yemin edeceği belirlenmişti. Örneğin Kadılar ve Mahkeme memurları Şeyhülislam huzurunda yemin edeceklerdi. Askeri sınıfın yemininde padişaha sadakat vurgulandıktan sonra rüşvet ve hediye alınmayacağı, askeri malzemenin israf edilmeyeceği, atama ve yükseltmelerde hak kazanan asker ve subayların haklarının korunacağı ifade ediliyordu.

Rüşvet alana insan gözüyle bakılmayacak

Yüce Allah’ın adını vererek yaptıkları yeminlere sâdık kalmayanlara dindar nazarıyla bakılmayacak ve hak ettikleri surette cezalandırılacaklardı. Rüşvet alıp-verenler veya hediye kılıfı altında rüşvet alanlar hakkında yürürlükteki ceza kanunlarında değişiklik yapılacaktı. Pasif görevde bulunanlar tayin edilinceye kadar yemin etmeyeceklerdi. Fakat yönetmeliğin hükümlerine onlar da uyacaklardı. Yönetmeliğin belki de en ilginç yaptırımı şuydu: Rüşvet ve yasaklanmış hediyeleri alanlara insan nazarıyla bakılmayacaktı. Vali, mutasarrıf ve kaymakamların bunu halka bu sözlerle ilan etmeleri emredilmişti.

III. Selim: “Rüşvet alan evladım olsa kıyarım.”

III. Selim rüşvet ve yolsuzlukları önlemek için çok sert önlemler aldı. Sadrazama yazdığı bir buyrukta “Rüşvet alıp zulmedenleri bildiğin halde himaye edersen ben elbet duyarım. Atalarımın ruhu için evladım dahi olsa kıyarım ve siyaset (idam) ederim. Böyle bilip öyle hareket edesin” diyordu. Ancak bu kesin emir de rüşvetin yaygınlaşmasını önleyemediği için ant içme kanunu çıkmıştı.

Molla Tekkesi vaizinin rüşvetçi tarifi

Enver Ziya Karal’ın yazdığı Osmanlı Tarihi’nin VI. cildinde Murad Efendi’nin devlet memurlarının önünde şu vaazı verdiği naklediliyor: “Bir deli gâvur vardır. Bir de gâvur deli vardır. Deli gâvur bizim bakkaldır. Francalanın bayatını, peynirin bozulmuşunu, hulasa her şeyin fenasını verir. Ben anı çağırırım. Bir güzel tekdir ederim. Heman yola gelir. Bir müddet öyle gider. Yine işi bozunca yine tekdir yiyip düzelir. Gâvur deli ise Evkaf Nazırı’dır (Vakıflardan sorumlu bakan) ki camilerin kandilleri yağının parasından çalar.”

Rüşvet alanlara üç sene kürek cezası

Son yüzyılda Osmanlı toplumunda rüşvet çok yaygınlaşmıştı. Rüşveti önlemek için devlet özel yasalar çıkarttı. 1840 tarihli ceza kanunnamesiyle vezirlik dahil her unvandaki memurun hangi sınıf ve milletten olursa olsun hediye adı altında rüşvet kabul etmesi yasaklandı. Suçu sabit olanların parasına el konulacak, memuriyetten atılacak ve üç sene kürek cezasına çarptırılacaktı.

Osmanlı memuruna verilmesi yasak olan hediyeler

1849 yılında çıkarılan kanuna göre yasak olan hediyeler şunlardı: Mücevher, altın ve gümüşten yapılmış kıymetli eşya, çubuk takımı, kürk, şal, kumaş, köle, cariye, at ve zahire ve zahireden sayılan kuru yemişler, odun ve kömür. Aşırı miktarda olmamak kaydıyla kavun, karpuz, üzüm, şeker, helva, tereyağı, süt, kuzu, balık, tavuk ve yumurta hediye edilebilirdi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al