TALIŞ (LENKERAN) HANLIĞI

TALIŞ (LENKERAN) HANLIĞI

Onsekizinci yüzyılın başlarında Azerbaycan’da bağımsızlık kazanmış feodal devletlerden (hanlık) biri de Azerbaycan’ın güneydoğusunda Talış Dağları, Hazar Denizi ve Muğan Çölü arasında yerleşen Talış (Lenkeran) Hanlığı’ydı.[1] Gilan, Erdebil, Karadağ, Cavad Hanlıkları ve Salyan Sultanlığı ile sınırları bulunmaktaydı. Hanlığın merkezi ilk başta Astara, daha sonralarsa Lenkeran şehri olmuştur.

İsgender Münsi, 1628 yılında emirlerin listesinde “Talış” halkının iki emirinin adını veriyor: Bunlardan birincisi Astara’nın Talış kadısı Sarıhan ve ikincisi birkaç Talış mahalının kadiîsî ’dır.[2] Bu sülalenin iki kolunun mevcut olan milkleri 1726-1727’li yıllarda kayd olunuyor.[3] Talış Hanlığı’nı iki han yönetiyordu. Lenkeran’da Omir Agis (muhtemelen Mir Aziz), Kızılağaç’ta Musa Han.[4] “Tezküretül Mülük”te[5] ise Talış Hanlığı’nda Astara ve Karadağ (muhtemelen Kızılağaç) olmak üzere iki hanlık ismi belirtilmiştir. Aynı zamanda Astara’da Mehemmet Hüseyn kendi bağımsızlığını ilan etmişti. Bu üç hakim arasında Talış Hanlığı’nda eğemenlik için mücadele başlar. Bu savaşı Musa Han kazanır ve Mir Aziz ile Mehemmet Hüseyin’in topraklarını kendi topraklarına ekler. Böylece, Musa Han, feodal mülklerinin tam sahibi olur. Musa Han’ın yönettiyi bağımsız hanlığın Merkezi Astara şehriydi. O, Astara Kürab’ında hakim olmuştur. Astara Kürab’ı (Kür bu bölgeden geçen nehirdir), Görganrude Asalim, Vilgic, Dırığ ve Zuvand mahallarından oluşuyordu.[6]

Bu devirde İran, Rusya ve Türkiye arasında Azerbaycan uğrunda savaşlar gidiyordu. Bakü’nün Ruslar tarafından işgalinden sonra, 26 Ağustos’ta Matyuşkin, Talışlı Mir Abas Beyden mektup alıyor. Bu mektupta o, kendisinin Rusya’ya hizmet etme isteğini sunuyordu. Herhalde o Rusya ordusunun desteğini arkasına alarak rakipleriyle, ilk sırada Astaralı Musa Han’la hesaplaşmak istiyordu. Aynı zamanda Mir Abas Bey de himaye için Rusya’ya başvurmuştu. Onun bu davranışında Gürcü asıllı Kızılağac Sultanı, Becan’ın etkisi olduğu muhtemeldir.[7]

1724 yılındakı İstanbul Antlaşması’na göre, Derbent’ten Astrabad’a kadar Hazaryanı vilayetler Rusya’nın denetimine geçti. Fakat Rus ordularının 1722-1735 yıllarında Hazaryanı vilayetleri birinci işgali zamanı Talış Hanları kendi topraklarını ellerinde tutmayı başarmışlardı.[8]

1725 yılında Türkler Erdebil’i tuttular. 23 Aralık’ta general Levaşov Türklerden iki devlet arasındakı antlaşmanın şartlarına uyma ve Erdebil’den çekilme talebinde bulundu. Fakat Osmanlı tarafı bu isteği geri çevirmekle birlikte 1726 yılında Astara ve Kergerud mahallarını da aldılar. Bu da Rusların itirazına neden oldu.[9]

Erdebilli Ali Paşa, Astara’nın ve Kergerud’un işgalini şöyle açıklıyordu: “Bu mahallar üç tarafın hiçbirine tabi olmuyorlardı ve Türkler tarafından işgal olunan arazilerden buraya çok sayıda insan toplanıyordu. Onlar bir yere toplanarak Türk ordularına saldırıyorlardı. Türkler de buna son vermek için adı çekilen yerleri aldılar”.

General Levaşov’un kansler Golorkin’e verdiyi bilgilerde Türklerin, Astara halkının bir kısmı tarafından davet edildiği gösteriliyordu. Buna sebep halkın, Astara’nın Rusya’ya geçeceğini duyması ve Hıristiyan Rusyası’na Osmanlı İmparatorluğu’nu tercih etmeleriydi. Fakat kısa zamanda Türklerin Astara halkına merhametsiz davranışını görerek pişman oldular. Bundan başka Türkler Astara bölgesinden yüksek vergi topluyor ve halka çeşitli yükülülükler getiriyorlardı. Türkler Astara halkından 140 bin manat (para birimi) vergi istemişlerdi.[10]

Rusya’ya eğilimiyle tanınan Kızılağaçlı Mir Abas Bey, Bakü’de olan Rus Komiserinden zaman kaybetmeden sandallarla Sarı Ada’ya ordu göndermesini rica ediyor ve Rus ordusunu Lenkeran’ı alıncaya kadar kendisinin Sarı Ada’da kalacağını bildiriyordu.

Rusya’yı, kendi sadakatına inandırmak için Mir Abas Bey, oğlunu ve kardeşini rehin vermeyi öneriyordu. Mir Abas Bey’in kardeşi Mir Aziz Han ise Rusya’ya karşıydı. O, Osmanlı himayesini kabul etti ve kardeşine Astaralı Musa Han’ın da Türk himayesine geçmesini örnek göstererek onun da böyle yapmasını önerdi. Az bir zamanda iki kardeş arasında Astaralı Musa Han’ın da etkisiyle, karşı durma yarandı. Böyle bir zamanda Türkler Mir Abas Bey’i hapsederek idam ettiler. Bundan korkan Mir Aziz Bey, Rus himayesine sığınma zorunluluğu hissetti. Levaşov’un yazdığına göre 1726 yılının Ekimi’nde Musa Han, Türklerin himayesindeydi ve onu korumak için yanında birkaç Türk vardı.[11]

1726 yılının sonbaharında Musa Han, Reşt’e, Dolgurukin’in yanına gelip Rusya’ya sadık kalacağını vad ederek Rus himayesine kabul edilmesini rica eder. Eğer Ruslar ona yardım ederlerse o, Çar hazinesine belli bir miktar para ödeyeceğini söyler. 1726 yılının 8 Aralığında Musa Han, oğlu Keble Hüseyn, elli beş kelenter (vergi toplayan memur) ve aksakal Rusya hükümdarına sadakat yemini ettiler.[12]

Astara’dan sonra komutan Şterşants, ordusuyla birlikte Lenkeran Hanı, Mir Aziz Han’ı da Rusların eliyle hakimiyetten indirmek istiyordu. Bu nedenle de Mehemmetgulu, Mir Aziz Han’ı Ruslara karşı kışkırtıyor. Mehemmetgulu, Mir Aziz Han’a karşı açık düşmanlık yaparak birkaç dafa onun mülklerine baskın düzenliyor. Bundan sonra Mir Aziz Han, düşünmeden Rus İmparatorluğu’nun himayesine geçmek istediğini bildiriyor. O, Lenkeran aksakallarıyla beraber her yıl 5 bin manattan az olmamak kaydıyla haraç vermeyi vadediyor.[13] Dolgoruki, Mir Aziz Han’la ilişkileri düzenlemeyi başarıyor. Astara, Kergerud ve Lenkeran vilayetlerinin yönetimini Dolgoruki, Şternşants’a veriyor.

1727 yılının 18 Martı’nda Kızılağaç Sultanı Becan, Dolgoruki’nin yanına gelerek Rusya Devleti’ne sadakat yemini ediyor. Dolgoruki Becan’ın Kızılağaç vilayetinin hakimi (kadısı) olarak kalmasını onaylıyor.[14]

Türkiye’nin gelecekte bu yerleri işgal etmemesi için Rusya hükümeti İstanbul Antlaşması’nın koşullarını yapma kararı alıyor ve sınır problemlerini çözmek için Osmanlı Devleti’ni görüşme yapmaya davet ediyor. 1727 yılının 12 Aralığı’nda Mabur köyünde (Şamahı yakınlarında) iki devlet arasında bir antlaşma imzalanıyor.[15] Her iki devletin temsilcilerinin kararına göre Rus orduları silah kullanmadan Müşkür, Niyazabad, Cavad, Salyan, Lenkeran, Astara, Kızılağaç bölgesinin ve Talış dağlarının bir hissesini tuttular.[16]

General Levaşov’un bilgisine göre 1730 yılının Eylül’ünde Lenkeran vilayeti ve Erkivan mahalında büyük bir isyancı grub toplanmıştı. Fakat onlar, Assubay Vulgun’un ordusu tarafından yenilgiye ugratılmışlardı.

Böylece Rus yönetimi Guney Hazaryanı bölgelerdeki ayaklanmaları yatırmayı başardı. 1730 yılının Eylülünde Musa Han, yeniden Astara’ya döner. Rus hakimiyeti Onun halk arasındaki itibarını göz önüne alarak Musa Han’ı yeniden Astara’nın hakimi tayin eder.[17]

1732 yılında İran ve Rusya arasında imzalanan Reşt Antlaşması’na göre Azerbaycan’ın Kür Nehri’nden güneyde yerleşen Hazaryanı vilayetleri yeniden İran yönetimine geçti.[18]

Nadir Şah’ın hakimiyeti devrinde Musa Han onun yönetimi altına girer. Nadir Şah, Bağdat yakınlarında Türk ordusunu geri püskürtür ve Hicri 1146 yılında (Miladi 1733) Bağdatlı Ahmet Paşa’yla barış anlaşması yapar. Nadir Şah, ona gönderdiyi mektupta işgal olunmuş İran eyaletlerinde olan tüm Paşalara bu toprakları acilen terketmelerini emrediyor. Nadir’in ordusu Erdebil’e kadar geliyor.[19]

Bu zaman Talış Hanlığı’nda Seyid Abbas güçlenmeye başlıyor. Erdebilli Seyid Abbas, Lenkeran Hanları sülalesinin kurucusu olmakla beraber, Safevi neslinden gelmekteydi. İran’da baş veren karışıklıklar zamanı Lenkeran’a gelen Seyid Abbas yerli feodallarla yakınlık etmiş 1736 yılında Nadir Şah’ın hakimiyetini tanımış ve sonralar oğlu Camal’ı (Kara Han) onun hizmetine göndermişti. O, Nadir Şah’ın Dağıstan’a seferi zamanı gösterdiyi şücaetten dolayı Cemaleddin Han adı veriliyor ve Uluf mahalındakı Bedelan köyünden Lekar köprüsüne kadar uzayan topraklar ona verilir.[20] Nadir Şah öldürüldükten sonra (1747) Seyid Abbas kendisini bağımsız han ilan ediyor. Böylece bölgede bağımsız hanlık oluşuyor.[21]

Mirze Ahmet Mirze Hudaverdi Oğlu “Ahbername”sinde “Seyid Abbas Bey’in, Ucarud, Deştend ve Uluf mahalından oluşan Talış vilayetinde yirmi yıl kadar hakimiyette kaldıktan sonra vefat ettiğini” belirtmektedir.[22] Seyid Abas Han’ın ölümünden sonra tarihte Kara Han gibi tanınan VI. Cemaleddin Mirze Bey (1747-1786) tahta çıkıyor.[23] Onun devrinde hanlığın siyasal ve ekonomik gelişimine yönlendirilmiş çizgi açıkca görülmektedir. Kara Han, Talış Hanlığı’nın ekonomik ve siyasal gelişimini sağlayabilmek için sürekli ordu bulundurmak vb. gibi çeşitli uygulamalara baş vurmuştur. Talış Hanlığı’nda toprak sahalarının çoğu han soyundan olmayan feodalların elindeydi. Kara Han bu feodalların ekonomik ve siyasal kudretini sarsmak amacıyla merkezi hakimiyetle hesaplaşmayanların toprağına elkoydu. İran tehlikesinden korunmak amacıyla merkezi Lenkeran’a göçürdü ve bayındırlık işleri yaptırdı. Şehir kale divarlarıyla çevrildi, Lenkeran’da, Han Sarayı, camiler, hamamlar, Pazar ve hanlar yaptırdı.[24] Bu yapılanlar şehrin ticari ve kültürel merkeze çevrilmisini sağladı.

Kara Han’ın arkasında yönetici sinfin genelini oluşturan küçük feodallar duruyordu. Lenkeran Hanı, onların yardımıyla yerel feodalların merkezden kaçma eğilimlerine karşı mücadele yapabilmişti.[25]

Hanlıklar devri feodal perişanlığının ve ara savaşların gelişme devriydi. Lenkeran Hanlığı da Azerbaycan’ın diğer hanlıkları gibi belli (yer yer sınırlarda ufak değişiklikler görülmüştür) sınırları olan feodal devlet idi. Hanlık eğemen feodal sınfının siyasal hakimiyetinin oluşumu ve onların üretim araçları üzerinde sahipliklerini koruyan kurumdur. Hanlığın fonksiyonu, mevcut sosyo-ekonomik yapının korunmasını sağlamak, yeni toprakların işgali, araziyi genişletmek ve hanlığın yabancı saldırılardan korunmasını sağlamaktı.

Feodallar kendi topraklarını genişlendiriyor, toprakları kendi ellerinde topluyor, feodal rentini çoğaltıyorlardı.[26] Hanın kendi arazisinde eğemenliği kaçınılmazdı.

Lenkeran Hanlığı’nda iki önemli sosyal sınıf, feodal ve köylüler vardı. Vergi ödeyen kısma esnaflar da giriyorlardı. Fakat doğal işletmeciliğin (üretilen ürünün parayla değil başka ürünle değiştirilmesi) egemenliğinden ve diğer çeşitli nedenlerden dolayı esnaflar, Lenkeran Hanlığı’nda çok da önemli yer tutmuyorlardı. Feodal sınfı merdiveninin en başında Han duruyordu. Yasaların düzenlenmesi, mahkeme hukuku, ölüm hükmünün verilmesi ve affetme yetkisi Han’a ait idi.

Han, hem icra hem de mahkeme hakimiyetini kendi elinde tutuyordu. Hatta Han, bazen şeriat davalarına bile müdahele ediyordu. Böylece her şey “Hanın defterhanesinden başlıyor ve en sonda Han tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe giriyordu. Parayla ilgili şikayetlere direkt olarak Han bakıyordu”.[27] Han, hem de ordunun Başkomutanıydı. Ordu (çerik), Han’ın özel birliğinden, feodal atlılarından, özel korumalarından ve paralı birliklerden oluşuyordu. Çerik genellikle uzun süreli savaşlar zamanı toplanıyordu. Naipler, kabile liderleri ve iri feodallar Han’ın isteği üzerine savaşçı vermek zorundaydılar.

Han’ın, devlet yönetim kurumu çok da büyük değildi. Yönetim genelikle Beylere ve dindar feodllara veriliyordu. Beyler, hanlıkta ve Han sarayında her zaman yüksek görevlerde çalışıyorlardı.[28] Hanın en yakın yardımcısı Başvezirdi. Bundan başka maliye işleriyle serker-i ali, işletmeçilik işleriyleyse eşik ağası ilgileniyordu. Vergileri naip, kendhuda (köy ağası) ve yüzbaşılar topluyorlardı. Onların işlerini Sandıktar Ağası denetliyordu.

Lenkeran Hanlığı, Asalim, Gürgenrud, Astara, Vilgic, Zuvand, Çayiçi, Lenkeran, Diriğ, Uluf, Destvend (Erkivan), Ucarud ve Muğam olmak üzere 11 mahaldan oluşuyordu.[29] Çayiçi Lenkeran mahalı 22, Uluf 12, Ucarud ise 5 köyden oluşuyordu. Ucarud mahalına Murenkuhe, Adınapazare, Alare, Süniddeşt ve Dilağardca aitti.[30]30 Mahalların başında naip ve mahal beyleri duruyorlardı. Onlar vergi ve yükümlülükleri bölüyor, mahalda maliye işlerini düzenliyor, küçük sorunları çözüyorlardı. Köy ağaları naibe bağımlılardı ve köyü yöneltiyorlardı. Onları köy toplumu seçiyor, Hansa onaylıyordu. Bu görevlerin hiç birisi soyla geçmiyordu, fakat Han onaylarsa, irsi olarak geçebilirdi.[31] Şehirler vergi memurları ve kalebeyler tarafından yönetiliyordu. Onlar şehri diş etkilerden korumalı, iç güvenliği ve pazarlarda düzeni sağlamalılardı. Şehirler, ayrı-ayrı mahallelere bölünüyordu. Sınırların ve stratejik yerlerin savunması, mülkleri sınır bölgesinde ve ticari yolların üzerinde olan feodallara önerilirdi.

Maaflar özel toplum sınıfını oluşturuyorlardı. Maafla küçük mülk sahibiydiler ve toplumdakı durumlarına göre “Beylerden daha aşağılardı. Onlar emek yükümlükleri taşımıyor ve onun bedelinde Han’a askeri hizmet yapıyorlardı.[32] Maaflar, Hanlığın genel askeri gücünü oluşturuyorlardı. Maaflar sayıca o kadar da çok değillerdi.

Lenkeran Hanlığı’nın feodal sınıfında, elbeyiler (göçebe veya yarımgöçebe kabile liderleri) de var idi. Yarımoturak göçebeler Delegardin, Şafideşt, Alar, Şahsever, Kürt ve İnulin köy toplumlarında daha fazlaydılar.

Din adamları da, birinci ve ikinci dereceli din adamları olmak üzere ikiye ayrılıyorlardı. Onlar nikâh kılıyor, duruşmaları araştırıyor, miras ve diğer sosyal hukuki sorunları çözüyorlardı. R. Zubov’a göre Lenkeran Hanlığı’nda 1500 din adamı yaşıyordu, bu da hanlığın nufuzunun %9’nu oluşturuyordu.[33]

Lenkeran Hanlığı’nda nufuzun çoğunu köylüler oluşturuyorlardı. Köylüler de, raiyet (bir hükmüdarın yönetimi altında bulunan ve vergi veren halk) ve eker olmak üzere ikiye ayrılıyorlardı.[34]

Raiyet köy toplumunun mülk sahibine verdiği toprağı ekiyor, toprak sahibine vergi veriyor ve bazı yükümlülüklerini yerine getiriyorlardı.[35] Ekerler ise feodalın yönetiminde çalışan topraksız köylülerdi. Ekerlerin durumu raiyetten daha ağırdı.

Feodal ekeri başka feodala verebilirdi. Onlar bütünlükle feodalın yönetimindeydiler.[36] Lenkeran Hanlığı’ndakı 15502 kişilik nufuzun 13.310 kişisi raiyet ve ekerlerlerdi. Bu da nufuzun % 80’ni oluşturuyordu.[37]

Raiyetin 1509-1799 yılları arasında vücuhat, icrahat, ulfae, elefee, gonalğe, ulak, ulame, bikar, şikare, tövcih adlı vergiler ödedikleri Babagil Ocağı’nın evraklarından belli oluyor.[38] Buna ilave olarak halk “diş kirası”da vermeliydi. Bu Han’ın ordusunun geçimini sağlamak için verilen vergiydi. Genellikle Lenkeran Hanlığı’nda 19 çeşit vergi ve yükümlülük vardı. Vergiler mahallar üzre konuluyordu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ