SURİYE SELÇUKLU MELİKLİĞİ

SURİYE SELÇUKLU MELİKLİĞİ

Uvakoğlu Atsız Devri

Suriye Selçuklu Melikliği henüz kurulmadan önce Suriye’ye ilk Türk girişini, Türkmen kuvvetleriyle Hanoğlu Harun, daha sonra Bekçioğlu Afşin ve Sunduk Beyler, Filistin’e de Kurlu et- Türkî gerçekleştirmişlerdir. Özellikle Kurlu Bey, beraberindeki Türkmen beyleriyle Suriye üzerinden Filistin’e gelip, başkenti Remle olan Büyük Selçuklu Devleti’ne tâbi bir Türkmen Beyliği kurmuş (1070) ve onun ölümü (1071) üzerine de beyliğin başına Uvakoğlu Atsız Bey geçmiştir. Oğuzların Kınık boyuna mensup olduğu, ilk kez tarafımızdan tespit edilen Atsız Bey, Suriye ve Filistin’deki Mısır Fatımî hükümranlığına son vermek suretiyle bu ülkelerin ilk kez Selçuklular tarafından fethini ve burada kurulan Türkmen Beyliği’nin sınırlarını genişletmek suretiyle Selçuklu Melikliği’ne dönüştürmeyi başarmıştır. Atsız Bey, askerî harekâta başlayarak yeniden Fatımîlerin eline geçen Remle’yi ele geçirdikten hemen sonra Filistin’in en önemli ve merkezî durumundaki Kudüs’e yürüyüp kuşatmış, fakat şehirdeki Fatımî valisinin Türk olması dolayısıyla kendisine bazı yerlerin yönetimini vermek suretiyle onunla bir anlaşma yaparak şehre girip Abbasî halifesi ve sultan Alp Arslan adlarına sünnî hutbesi okutmaya başlatmıştır (1071 sonları); ayrıca Kudüs’ü Selçuklu Melikliği’nin başkenti yapmıştır.

Atsız Bey, Kudüs’ün fethinden sonra Suriye’nin en önemli kenti olan Dımaşk (Şam)’ı ele geçirmek amacıyla devamlı olarak baskı altında tutmakta idi; bu arada da o, Filistin kıyı kenti olan Akkâ’yı kuşatıp sıkıştırmaya başladı. Çok geçmeden kendi emrindeki emîrlerden olan Şöklü, şehrin eski valisi olup Fatımî halifeliği vezirliğine atanan Bedrülcemalî’ye kızgınlıkları nedeniyle şehir ileri gelenleriyle bir anlaşma yapmak suretiyle kuvvetleriyle Akkâ’ya girip hâkim oldu (Ekim/Kasım 1074). Fakat Şöklü, emrinde bulunduğu Atsız’a isyan durumuna geçerek Akkâ’da bağımsız bir beylik kurma planları yapmaya başladı ve Dımaşk Fatımî valisi Muallâ ibn Münzev ve bir kısım Kilâboğulları kabile reisleriyle anlaşarak Atsız’a karşı bir ittifak yaptı. Şöklü’nün kendi aleyhine bütün bu girişimlerini yakından işleyen Atsız, Akkâ’ya yakın bir yörede müttefiklerinden yoksun olarak bastırdığı Şöklü’yü yenilgiye uğrattı (Nisan/Mayıs 1075), fakat onu izlemeyip yeniden Dımaşk’a yönelip kuşatma ve sıkıştırmaya devam etti. Öte yandan Şöklü, bu sıralarda Güney-doğu Anadolu’da fetihler yapmakta olan adı bilinmeyen Kutalmışoğulları’ndan birisine bir mektup yazıp onu Filistin’e davet etti. Bu daveti kabul eden Kutalmışoğlu, bir kardeşi ve amcaoğlu ile birlikte Taberiyye’de savaş hazırlıkları yapmakta olan Şöklü’ye katıldılar; bunlar, yardım sağlamak amacıyla da “Şiî Mısır Halifeliği’ne bağlı ve tâbi olduklarını” resmen açıkladılar. Bütün bunları yakından izleyen Atsız, Şöklü ve müttefiklerine karşı harekete geçip onları Taberiyye’de ağır bir yenilgiye uğrattı (1075); tutsak aldığı Şöklü ve bir oğlunu derhal öldürtmüş, iki Kutalmışoğlu ile amcaları oğlunu koruma altına alıp durumu tâbi olduğu Büyük Selçuklu Devleti sultanı Melikşah’a arzetti. Şöklü sorununu böylece çözümleyen Atsız, melikliğinin sınırlarını genişletmek amacıyla Haleb Mirdasoğulları emîrliğine bağlı Rafeniyye ile Fatımî yönetiminde bulunan Trablusşam ve Sur kentlerini ele geçirip Selçuklu Sultanı ve Abbasî halifesi adlarına sünnî hutbesi okutmaya başlatmıştır (1075/76). Bu arada sultan Melikşah’ın “Atsız’ın yerine, kardeşi Tâcüddevle Tutuş’u Suriye Selçuklu Melikliği’ne ataması” kararına karşı, Atsız’ın etkili ve anlamlı bir mektubu sultana göndermesi ve vezir Nizamülmülk’ün de Atsız’ı desteklemesi üzerine sultan, bu kararından vazgeçmiştir.

Atsız Bey, Suriye ve Filistin’in önemli konumdaki kentleri olan Kudüs, Remle, Taberiyye, Trablusşam, Sur, Akkâ, Humus ve Rafeniyye’yi fethedip Melikliği’nin sınırları içine aldıktan sonra 1070/71 yılından beri kuşatıp baskı altında tuttuğu Dımaşk’ı şehirdeki sivil ve askerî yöneticilerle halk arasındaki anlaşmazlık üzerine askerî birlikler komutanı ve şehrin ileri gelen yöneticileriyle vardığı anlaşma sonucunda, kente ve kalesine savaşmaksızın hâkim olmuş (Haziran/Temmuz 1076) ve Melikliği’nin başkentini Kudüs’ten Dımaşk’a nakletmiştir. Atsız, sıkıntı içinde bulunan halka yiyecek maddeleri getirttikten başka özellikle şehrin tahrip olan yörelerindeki konak yerlerini onartmıştır.

Askalan ve Yafa dışında, Filistin ve Suriye’nin önemli kentlerini fethile buralardaki Fatımî egemenliğine son veren emîr Atsız, şiî inançlı Fatımî devletine son vermek amacıyla Mısır’a bir sefer düzenleme hazırlıklarına başladı; bunda, Fatımî veziri Bedrülcemalî’nin izlemesinden kurtulup bir miktar askerle Mısır’dan kaçarak kendisine katılan İldenizoğlu’nun ikna ve teşviklerinin de etkisi olmuştu. Emîr Atsız, Mısır’da iç karışıklıkların sürüp gitmekte olduğu 1076 yılı başlarında, beş bin kişilik bir orduyla kıyı kesiminden ilerleyerek Fatımî kenti Rîf’e ulaştı ve 50 gün süren bir kuşatmadan sonra kenti fethetti, daha sonra da ileri harekâtını sürdürerek Kahire yakınlarına ulaştı (Ocak 1077 sonları). Fakat bu arada ordusunda bulunan Bedr b. Hâzım, iki bin kişilik Arap kuvvetiyle ordudan ayrılıp Kahire’ye giderek Fatımî ordusuna katıldı; ayrıca Mısır’a sığınan Şöklü’nün babası, Atsız’ın ordusunda bulunan yediyüz Türkmen atlısıyla ilişki kurup onları Fatımî ordusuna katılmaya razı etti; bu arada Fatımî veziri Berdülcemalî’nin sevkettiği iki bin atlı kuvveti, Atsız tarafından yenilgiye uğratıldı. Fakat bir süre sonra Kahire önlerinde yapılan savaşta, yedi yüz Türkmen atlı kuvvetinin Fatımî ordusuna katılması sonucunda Atsız, son derecede ağır bir yenilgiye uğradı ve beraberindeki çok az bir atlı kuvvetiyle Gazze ve Remle üzerinden Dımaşk’a gelmeyi başardı (Şubat 1077). Fakat Kahire yenilgisi üzerine, özellikle Filistin şehirlerindeki genellikle Arap yöneticiler, derhal Mısır Fatımî halifeliğine tâbi olmuşlardır. Bu olumsuz sonucun en önemli nedeni, kısa bir zamanda ve çok az bir askerî kuvvetle fethedilen Suriye ve özellikle Filistin’de mülkî ve askerî bakımlardan tam anlamıyla sindirilmiş bir Selçuklu egemenliği kurulamamış olmasıdır. Fakat buna rağmen Atsız, Anadolu’dan gelip kendisine katılan Türkmen kuvvetleriyle harekete geçerek başta Kudüs olmak üzere, kendisine isyan durumuna geçen Remle, Arîş, Gazze, Rîf, Yafa ve sait kent ve kalelere yeniden hâkim olmuştur.

Suriye Selçuklu meliki Atsız’ın Mısır seferinde yenilgi ve bozgun haberini alan sultan Melikşah, onun çarpışmalar sırasında öldürülmüş olabileceği düşüncesiyle kardeşi Tâcüddevle Tatuş’u Suriye Selçuklu Melikliği’ne atadı. Bunun üzerine Tutuş, Suriye’ye gitmek üzere Diyarbakır’a geldiği zaman “Atsız’ın ölmeyip Suriye’ye geri döndüğü” haberini alınca durumu, derhal sultan Melikşah’a bildirdi;

ayrıca Atsız’ın da kendisine gönderdiği mektubu alan sultan, Tutuş’a bir mektup yazıp “Atsız’ın yönetimindeki Orta-Suriye ve Filistin’e yürümeyip Haleb ve çevresine yönelmesini” bildirdi, Tutuş da sultanın bu emri gereğince Menbic’i aldıktan sonra Haleb üzerine harekete geçti. Öte yandan Filistin ve Suriye’yi yeniden ele geçirmek isteyen Fatımî veziri Bedrülcemalî, 1077/78 yılında, Nasruddevle el- Cüyûşî kumandasında Dımaşk’ı almak amacıyla sevkettiği ordunun başarısızlığı sebebiyle Ekim 1079’da ikinci kez gönderdiği büyük bir ordu, Filistin’i istilâ ve işgal ettikten sonra Atsız’ın savunduğu Dımaşk’a yürüyüp şehri kuşatma ve sıkıştırmaya başladı. Fatımî ordusunun çokluğu karşısında güç duruma düşen Atsız, bu sırada Haleb’i kuşatmakta olan Tutuş’tan yardım isteğinde bulundu, o da bunu kabul ile kuvvetleriyle birlikte Dımaşk’a yöneldi; bunun üzerine Fatımî ordusu, derhal Mısır’a dönmek zorunda kaldı. Öte yandan Atsız, Tutuş’u kent dışında karşılayıp itaat arzetmiş ve Dımaşk’ı ona vermişti. Fakat şehre giren Tutuş, Atsız ve kardeşinin kendisine karşı bazı şüpheli hareketleri nedeniyle kardeşiyle birlikte Atsız’ı yayının kirişiyle boğdurtmak suretiyle öldürttü. Atsız’ın böylece bertaraf edilmesinden sonra Tutuş, onun yönetimindeki bütün Suriye ve Filistin kentlerine hâkim duruma geçmiştir (1079).

Tâcüddevle Tutuş Devri

Daha önce de kısmen genel olarak ifade edildiği üzere, sultan Melikşah’ın, Suriye Selçuklu Melikliği’ne ataması, hattâ Mısır ve Mağrıb’ı da fethetmesi buyruğu üzerine bu sırada Gence Selçuklu valisi bulunan Tâcüddevle Tutuş, beraberinde, kuvvetleriyle birlikte Bekçioğlu Afşin, Sunduk, Demleçoğlu Mehmet, Duduoğlu, Tutak, Türkman, Aytekin es-Süleymanî vs. adlı Türkmen beyleri olduğu hâlde, Kuzey-Suriye’ye yönelip Mirdasî emîri Sabık’ın yönetimindeki Haleb’i kuşatmaya başladı, fakat kendisine katılan vasal Musul emîri Müslim’in kendisi aleyhine olumsuz hareket ve davranışları üzerine Diyarbakır yörelerine gitmiş ve Müslim’i sultan Melikşah’a şikâyet edip ondan yardım istemişti. Bunun üzerine sultan, Tutuş’un beraberinde bulunan Aytekin es-Süleymanî’yi yanına çağırtmış ve ondan Müslim’in tutum ve davranışları hakkında bilgi almıştır (1079).

Kuzey-Suruye’de giriştiği bu ilk hareketinde başarılı olamayan Tutuş, bir süre sonra yeniden Kuzey-Suriye’ye yönelip Menbic, el-Fâyâ, ed-Deyr, Azâz ve Cibrîn Kûrastâyâ kalelerini ele geçirip buralara askerlerini yerleştirmiş, daha sonra da Haleb üzerine yürüyüp pek başarılı olmayan bazı çarpışmalarda bulunmuştur. İşte bu sırada o, daha önce değinildiği üzere, Dımaşk’a yönelip Atsız’ı bertaraf ettikten sonra onun yönetimindeki Suriye ve Filistin kentlerine hâkim olmuştu. Tutuş, melikliğin başkenti Dımaşk’ta halka âdil davrandığı gibi şehir içinde ve yörelerinde birçok imar faaliyetlerinde bulunmuş ve şehirde hayat normale dönmüştür. Böylece Suriye’de yönetim el değiştirmek suretiyle burada Selçuklu Devleti yenilenmiş oldu.

Tutuş, Suriye Selçuklu Melikliği’ne böylece hâkim olduktan sonra Haleb’i de ele geçirmek amacıyla askerî hazırlıklara başladı. Bunu haber alan Haleb emîri Sâbık, ırktaşı Müslim’e haber gönderip “Şehri Tutuş’a değil kendisine teslim edeceğini” ima etmiştir; onun bu tutumunu hoş karşılayan Müslim, tâbi olduğu sultan Melikşah’ın “Selçuklu Devleti Hazinesi’ne yıllık 300 bin altın vermesi” karşılığında onayını aldıktan sonra kalabalık Arap kuvvetleriyle Haleb’e yöneldi ve çok geçmeden de şehir yöneticileri arasındaki anlaşmazlıktan yararlanmak suretiyle Haleb’e girip şehre hâkim oldu (Haziran 1080), ayrıca şehir valisi Sâbık ve kardeşleriyle yaptığı anlaşmayla iç kaleye de hâkim olmayı başardı (Ekim 1080); böylece 1060 yılından beri Haleb’i yöneten Mirdasoğulları ailesinin buradaki egemenliğine son vermiş oldu. Çok geçmeden Kuzey-Suriye’deki birçok kaleleri de ele geçiren Müslim, hüküranlık alanını genişletmiştir?

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ