SULTAN II. ABDÜLHAMİD

SULTAN II. ABDÜLHAMİD

1 Eylül 1842’de Sultan Abdülmecid’in ikinci oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi Tirimüjgan Kadın Efendi’dir. Osmanlı tahtındaki 34. padişah olarak 31 Ağustos 1876’da tahta geçen II. Abdülhamid yaklaşık 33 sene hükümran olduktan sonra 27 Nisan 1909’da tahttan indirildi. “Sultan-ı Sabık” olarak yaşadığı hayatının son on yılını önce Selanik, sonra da İstanbul’da gözetim altında geçirdi. Şubat 1918’de Beylerbeyi Sarayı’nda vefat etti. Hafifçe uzun boylu ve duruşu öne doğru biraz eğikti. Muhataplarını etkileyen vakur bir görünüme sahip olup, Osmanlı ailesinin ırsi özelliklerini taşıyan iri ve hafif kemerli burnu ve büyük gözleri vardı.

II. Abdülhamid’in çocukluğu oldukça kalabalık bir saray (harem) ortamında Osmanlı tarihinin en önemli değişim hamlesi olan Tanzimat’ın ilk başlardaki şaşaası içerisinde geçti. Bu şartlarda babasından her çocuğun ihtiyaç duyduğu kadar ilgi görememiş, annesi de verem hastası olduğu için aralarında daima bir mesafe olmuş dolayısıyla II. Abdülhamid ebeveyn sevgi ve şefkatini yeterince tadamamıştı. Annesini 11 yaşında kaybedince Sultan Abdülmecid’in hanımlarından Perestu Kadın Efendi’nin himayesine verildi. Bütün bunlar onun şahsiyetinin oluşmasında belirleyici olacak ve II. Abdülhamid içine kapanık, yalnızlığı seven, kendi kendine yeterli olmayı tercih eden ve mücadeleci bir ruh hal’i sergileyecekti. Çok sonraları bunun izlerini şöyle ifade etmiştir: “İnsan içinde yetiştiği hayat şartlarının tesirlerine göre meydana gelir ve yetişmesinde bilhassa tahsil ve terbiyenin rolü çok fazladır. Benim ne şartlar altında yetiştiğim her zaman unutuluyor. Kız ve erkek kardeşlerim sevilip şımartılırken, bilmediğim bir sebeple babam bana iyi muamele etmezdi. Beni yalnız zavallı kardeşim Murad anlardı. Çocukluğumdan beri ciddi bir tabiatım vardı, oyun oynamayı sevmezdim. Daha pek küçük yaşımda beşeriyetin mevcudiyetine dair ciddi mevzular üzerinde düşünmeye başladım. Hayalperesttim. Bu halimden dolayı, hocalarım beni azarlarlar, babama şikayet ederlerdi. Muhitimdekilerin beni anlamadıklarını hissederek büsbütün içime kapanmıştım.”2 Saray geleneğinde şehzadeler özel eğitim gördükleri için II. Abdülhamid de ilk eğitimini devrin iyi hocalarından Gerdankıran Ömer Efendi (Türkçe), Ali Mahvi Efendi (Farsça), Ferid ve şerif Efendiler (Arapça ve dini ilimler) ve Vakanüvis Lütfi Efendi’den (Osmanlı Tarihi) aldı. Bu arada yabancı hocalardan Fransızca ve Batı musikisi tahsil etti. Saray hayatı içerisinde kendi kendine Arnavutça ve Çerkezceyi de konuşulanları anlayabilecek kadar öğrenmiş, böylece çevresinde gelişen olaylar ve yaşanan hadiseleri takip yeteneğini kazanmıştır.

II. Abdülhamid’in gençlik yılları ise Tanzimat’ın sıkıntılarını bizzat görerek ve hissederek geçti. Reformların beklentileri gerçekleştirememesi, Kırım Savaşı’nın Devlete getirdiği ek külfetler, Islahat Fermanı ve bu fermanın ilanına rağmen İmparatorluğun muhtelif bölgelerinde ortaya çıkan karışıklıklar, Hıristiyan ve Müslüman tebaalar arasında yer yer gerginliklerin başlaması, devlet adamları arasında gün geçtikçe su üstüne çıkan iktidar ve güç mücadeleleri, gittikçe artan bir israf ve bütün bunları karşılamak için nelere mal olacağı hesaplanmadan Avrupa’dan alınan borçlar ve nihayet Avrupalı devletlerin her geçen gün artan müdahaleleri II. Abdülhamid’in gençlik döneminde şahit olduğu gelişmeler arasında idi. Amcası Abdülaziz ve ağabeyi V. Murad’dan sonra Osmanlı tahtının üçüncü varisi olduğu için bu gelişmelerden de etkilenmemesi mümkün değildi. Nitekim kendi ketum kişiliğiyle Devletin ahvalini ve gidişatını hep takip ediyordu.

1861’de babasının veremden ölümü ve Sultan Abdülaziz’in tahta geçişinden sonra Saray’dan ayrıldı. Trabya’daki yazlığı, Maslak’taki köşkü ve Kağıthane’deki çiftliğinde geçen daha sakin bir hayatı tercih etti. Bu dönemde Perestu Kadın Efendi’den kalan miras ve kendisine tahsis edilen aylığı tasarruflu kullanarak giriştiği çeşitli ticari faaliyetler neticesinde ciddi bir servet sahibi oldu. Kendisini yakından tanıyanların ifadelerine göre çok tutumlu ve tedbirli yaşar, israftan ve şaşaalı yaşantıdan nefret ederdi. Hanımı iki çocuğu ve birkaç cariyesi ile müşfik bir baba ve aile reisi olarak düzenli bir hayatı vardı. Sabahları erkenden kalkar, duşunu alır, namazını eda eder, temiz ve itinalı giyinir, atıcılık, binicilik, jimnastik, yüzme ve ağırlık kaldırma gibi düzenli olarak yaptığı sporlarla vücudunu zinde tutmaya çalışırdı.3 Zamanının geri kalan kısmını açık havada dolaşmak, zamanla takdir edilecek bir maharet kazandığı marangozluk, ağaç oymacılığı ve kakmacılıkla uğraşmak, opera ve tiyatro eserleri seyretmek, Batı müziği dinlemek, piyano çalmak ve kitap okumakla doldurmaya çalışırdı. Okuduğu veya bir başkasına okutarak dinlediği eserler daha çok eğlendirici mahiyette seyahatnameler, polisiye romanlar, tarih, siyaset ve hukukla ilgili yazılardı. Tarihe karşı meraklı olup özellikle yakın tarihin olaylarını ve kahramanlarını bilgili kimselerden dinleyip öğrenmeye çalışır ve sık sık tarih sohbetleri düzenleyerek tartışmalara katılırdı. Keza ikametgahını mütemadiyen ziyaretçilere açık tutar yerli ve yabancı devlet adamları ile yaşadıkları devrin olaylarını değerlendirir onlardan bilgiler alırdı. Padişahlığı süresince de devam ettirmeye çalıştığı bu alışkanlıklarının dışında hayatının hiç bir döneminde aşırı zevk ve sefahate bulaşmadığı, içkiden de hep uzak durduğu bilinmektedir.

Doç. Dr. Azmi ÖZCAN

Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ