SÖZLÜKÇÜLÜK TARİHİNDE FARSÇA-TÜRKÇE İLK ÇEVİRİ SÖZLÜKLERİNİN ORTAYA ÇIKMASI

SÖZLÜKÇÜLÜK TARİHİNDE FARSÇA-TÜRKÇE İLK ÇEVİRİ SÖZLÜKLERİNİN ORTAYA ÇIKMASI

Aynı coğrafi mekânda oturan Azerbaycan Türkleri ile Farsların çok eskiden birbirleriyle toplumsal, ekonomik ve kültürel ilişkide bulunmaları ilim aleminde bilinmektedir. Şüphesiz ki, herhangi bir halkın diğer halklarla kültürel ilişkisi onun mânevi gelişimini de etkiler. Azerbaycan Türkleri’yle Farslar arasındaki asırlardır süren çok yönlü edebî-kültürel ilişkiler sonraki kuşaklarda etkili olmuştur. Bu durum Fars dilbilim tarihinde sözlükçülüğün oluşması ve gelişimi sürecinde de açıkça izlenilmektedir.

Farsça sözlükçülük geleneğinin ortaya çıkması ve gelişiminde Doğu halklarının aydınları ile birlikte Azerbaycan Türklerinin de hizmeti inkar edilemez. Bu ilmin araştırılmasında Azerbaycan bilginlerinin birçok katkısı vardır. Çeşitli ilim alanlarında onların yararlı faaliyeti Orta Çağlarda daha fazla gözükmektedir. Bu bakımdan Fars dilinin sözlükçülük tarihini ele almak, onu araştırmak kaçınılmaz olduğu kadar aktüeldir de.

Orta Çağlarda Yakın Doğu’da İslam kültürünün geniş yaygınlaştığı İran ve diğer Doğu ülkelerinde Arap dili yalnız devlet dili, din dili olarak kalmıyor, aynı zamanda edebiyat ve bilim diline, diğer bir ifadeyle, İslâm dünyasının iletişim diline (Lingua Franca) dönüşüyordu. İşte bu yüzdendir ki, Arapların kuvvetli etkisinde bulunan ülkelerin aydınları da Arapşinaslığın gelişimine katkı yaptılar.

Samanilerin hakimiyete gelişiyle canlanmağa başlayan Fars dili daha Gazneliler Dönemi’nde oluşmuş bir dil olarak, devlet dili düzeyine yükselmişti. X. yüzyıldan başlayarak, İran’da yazı dili iki farklı alanda iki farklı dilin kullanımı şeklinde karşımıza çıkar. Devlet dili düzeyine kalkan Farsçayı ve ilmi çalışma dili olarak Doğu’da yaygınlaşmış olan Arap dillerini araştırmak ve genç kuşağa öğretmek Türk dünyası aydınlarını daha fazla düşündürmeğe başlamıştır. Onlar bu dilleri öğrenmenin esas temel yollarından biri olarak çeviri sözlükleri hazırlamağa başlamışlardır.

Bin yıllık bir gelişim yolu olan Fars sözcüklüğü çağdaş Fars dilinin oluştuğu dönemden sonra meydana gelmeğe başlıyor. Arap sözlükçülüğünün en yüksek gelişim aşamasında bu ilimden kaynaklanıp ilk adımlarını atmağa başlayan Fars sözlükçülüğünün meydana gelmesinde en büyük ağırlık Azerbaycan bilginlerinin üzerindedir. Onlar Fars sözlükçülüğünün temelini oluşturan ve ilerideki gelişiminde büyük önemi olan çok sayıda değerli sözlükler ortaya çıkarmışlardır. Asırlardır Azerbaycan halkının ilim ve sanat doruğunda bulunan bilginlerinin ortaya çıkarmış oldukları ve şimdiki varislere ulaştırılamamış benzersiz eserleri bulunup incelenmemiştir. Azerbaycan Türklerinin ilim alanında pek az bilinen veya tam unutulan eserlerini keşfedip, onun kültür tarihindeki yerini tespit etmek oldukça kıymetlidir.

Türkoloji ve İranşinaslıkta ilk çeviri sözlüklerinin ortaya çıkması aynı döneme rastlar. İlk kez XI. yüzyılda Türkolojide Türkçe-Arapça, İranşinaslıkta Arapça-Farsça sözlüklerin hazırlandığı görülür.

Mahmut Kaşgari XI. yüzyıl’da Türkçe-Arapça ilk çeviri sözlüğü olan ünlü “Divanü Lüğat-it Türk” adlı eserini yazmakla, yalnız Türk dilinin değil, aynı zamanda Yakın Doğu sözlükçülüğü tarihinde çeviri sözlüklerinin temelini atmış oldu.

XI. yüzyıl Fars sözlükçülüğünde çeşitli (Arapça-Farsça iki dilli ve Farsça yorumlu) sözlüklerin hazırlandığını görmekteyiz. Bu dönemde filolojik yorumlu Farsça sözlüklerin hazırlanması daha çok tercih edilmiştir. Bu tür ilk yorumlu sözlüklerden “Tefasir fi lügat-il Furs”u Tebriz’de Azerbaycan şairi Katran Tebrizi, “Lügat-i Fors”u Nahçıvan’da İran şairi Esadi Tusi yazmışlardır.

Fars sözlükçülüğünün ilk döneminde (XI. yüzyıl) Farsça-Türkçe sözlüklere rastlanmaktadır.

Fars sözlükçülük tarihinde XII. yüzyılda pek fazla çalışma yapılmamıştır. Temeli XI. yüzyılda Azerbaycan’da atılan Fars lügatçiliğinin XII. yüzyılda kaydedilen boşluğunu bu dönemde yeni bir yönde ansiklopedik sözlükler yazan Azerbaycan bilgini Hubeyş Tiflisi doldurmuştur. Bu dönemde Fars sözlükçülüğünde ansiklopedik Fars sözlüklerinin meydana gelmesi ünlü bilgin Hübeyş Tiflisi’yle başlamıştır.

Azerbaycan halkının Orta Çağlarda yetiştirdiği ünlü kişiler arasında Hübeyş Tiflisi’nin kendine has bir yeri bulunmaktadır. Ama ne yazık ki, onun hayatı ve eserleri üzerine mufassal bilgi veren bir kaynağa henüz rastlanmamıştır. O’nun hayatı ve eserleri üzerine üstünkörü bilgiyi zaten kendi eserlerinin önsözlerinde verilen kısa notlardan ve bilginin eserlerine dayanan kimi kaynaklardan almak mümkündür. İşte bu büyük bilginin hayatının Tiflis Dönemi, çocukluk ve gençlik yılları üzerine bilgiler, ne eserlerinin önsözlerinde olsun ve ne de diğer bilimsel kaynaklarda bulunmamıştır.

E. N. Munzevi’nin yazdığına göre Hübeyş Tiflisi’nin adları kaydedilen 16 eserinden 9’u elimizdedir. Bu 9 eserden 8’i Fars, biri Arap dilinde yazılmıştır. Geriye kalan belirsiz 7’sinin dili üzerinde bir fikir söylemek zordur.[1] O’nun Arap ve Fars dillerini mükemmel bildiğini eserlerine dayanarak söylemek mümkündür.

Hübeyş Tiflisi hayatının gençlik yıllarından sonra gelen esas kısmını Türkiye’nin Konya şehrinde Anadolu Selçuklarının sarayında geçirdiği, ömrünün sonuna kadar II. Kılıç Arslan bin Mesut’un Sarayı’nda yaşayıp, eserlerinin çoğunu da burada yazdığı eserlerinde kaydedilmiştir. O, eserlerinin önsözünde bu eserini siparişiyle yazdığı kişiyi veya eserini ithaf ettiği kişiyi belirtmiş, fakat H. 550 yılından önce yazdığı eserlerinin önsözünde bu kayda rastlanmamıştır. O, yalnız H. 550 yılında tamamladığı “Kifayet-et-Tıp” eserinin önsözünde kitabı II. Kılıç Arslan bin Mesut’un oğlu şehzade Kutbettin II. Melikşah’a ithaf ettiğini kaydediyor. O’nun H. 550-551 yılları sonrası yazdığı eserlerinin önsözlerinde II. Kılıç Arslan’ın adına sıkça rastanılır. Bu kayıtlar Hübeyş’in H. 550-551 yıllarında II. Kılıç Arslan’ın hakimiyeti döneminde Konya’ya geldiğini kanıtlıyor.

Kendi döneminin yetenekli astronomi uzmanı, astrolog, tabip, sözlük uzmanı, matematikçi olarak tanınan ve ilmin çeşitli alanlarında kalemini deneyen Hübeyş Tiflisi tıbba ait “Kifayet-et-Tıp”, “Beyan-et-Tıp”, “Takvim el-Edviyye”, sözlükçülüğe ait “Kanun-e-Edep”, “Vücuh-el-Kur’an”, “Tercüman-e Gevafi”, astronomi ve astrolojiye ait “Medhel ile ilim-in-Nücum”, “Beyan-en-Nücum”, “Melhemeye Daniyal”, “Kamil-et-Tabir” vs. gibi eserler yazmış, fakat onların çoğu bizlere ulaşmamış, belli olanları ise araştırmacılarca detaylı olarak araştırılıp incelenmemiştir.

Hübeyş Tiflisi’nin eserlerinin el yazmaları eski Sovyetler Birliği ülkesinde pek az bulunmaktadır. Onlardan “Kifayet-et-Tıp” (S. Petersburg, Taşkent), “Melhemeye Daniyal” (S. Petersburg), “Kamil-et- Tabir” (Taşkent, Bakü), “Lügat-i-Gevafi”nin (Bakü) el yazması nüshaları bulunmaktadır.

Kaydetmek gerekiyor ki, Selçuk sultanları sarayında yazılan eserlerin dilinin Farsça olması tercih edildiği için başarılı ve verimli dönemini bu saraylarda ortaya koyan Hübeyş Tiflisi eserlerinin ekseriyesini Fars dilinde yazmış, düşüncelerini halkın anlayabileceği sade bir dilde ifade etmeğe çalışmıştır. O’nun Türk dilinde yazdığı eserlere rastlanmamıştır.

Tüm bu söylenenlere dayanarak, şu kanıya varmak olur ki, derin zeka, zengin deneyim sahibi Hübeyş Tiflisi sözlük çalışmalarıyla Fars sözlükçülüğüne birçok yenilikler getirmeği başarmıştır. Farsça ansiklopedik sözlüklerin, alfabe dizisiyle sözlük hazırlamanın özünü, temelini atmış, geleneksel Arapça-Farsça çeviri sözlüklerinin gelişimine öncülük etmiş ve yazdığı sözlüklerle XII. yüzyıl Fars sözlükçülüğündeki açığı kapatmıştır. XI-XII. yüzyıllarda hazırlanan eserler de dönemin talebi uyarınca Arap, Fars dillerinde yazılmıştır.

XIII. yüzyıl, Azerbaycan tarihine çalkantılar, çelişkiler yüzyılı, Moğol saldırıları dönemi olarak geçmiştir. Zaten bu dönemde çok karmaşık ve ilginç bir gelişim yolu izleyen Fars sözlükçülüğü yeni bir aşamaya girmiştir. XI. yüzyılda temeli atılmış, XII. yüzyılda yeni tip sözlüklerle zenginleştirilmiş Fars lügatçilik gelenekleri, XIII. yüzyılda yeni bir aşama oluşturarak, yeni yöntemde, yeni tipte sözlüklerin meydana gelmesine zemin hazırlamıştır.

Hülaguların hakimiyeti ele geçirmesiyle Türk dilinin etkinliği bu coğrafyada artmıştır. Azerbaycan’da yazı dilinin üçe çıkması (Arapça, Farsça, Türkçe) müşahede olunur. Bu dönemde eser veren Azerbaycan bilgin ve şairleri eserlerini bu dillerde yazmamışlardır. Türk dilinin etkinliğinin arttığı böyle karmaşık tarihi koşullar Farsça-Türkçe, Arapça-Türkçe sözlüklerin yazılmasına zemin hazırlamıştır.

Blochet, Moğol Dönemi’nde Türkçe sözlüklerin tertibi fikrini reddetmiştir.[2] S. İ. Bayevski’nin fikrince Farsça-Türkçe sözlükler XV. yüzyıldan başlayarak, Türk sultanlarının sarayında Fars dilinin yaygınlaşması ve Farsça edebiyatın oluşmasıyla aynı dönemde meydana gelmiştir.[3] Fakat bu türden sözlüklerin meydana gelmesi tarihi XIII. yüzyıla rastlamaktadır.

İlim aleminde XIII. yüzyıl başlarında araştırmacı Şemseddin Muhammet bin Kays Razi’nin Türk diline ait “Tibyan -el- Lügati-t-Türki ile Lisani -l- Ganglı” adlı eseri yazdığı bilinse de, şu zamana kadar bulunamamıştır.

XIII. yüzyılda Farsça-Türkçe çeviri mensur ve manzum sözlük çeşitlerinin meydana geldiği müşahede edilir:

  1. Farsça-Türkçe Mensur Sözlükler.
  2. Farsça-Türkçe Manzum Sözlükler.

XIII. yüzyılda yazılan ve bize ulaşan en eski Farsça-Türkçe mensur çeviri sözlüklerinden birisi “Es-Sıhah el-Acemiyye”dir. Son dönemlere kadar kayıp sözlük gibi araştırmacıların dikkatinden kaçmış bu sözlüğün adı, biçimi, tertip prensipi, kapsamı ve yazarı üzerine İranşinaslıkta uzun süre tartışmalara neden olan düşünce ve mülahazalar ileri sürülmüştür.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ