SOVYETLERİN ULUSLARI KONTROL YÖNTEMLERİ: TÜRK KÖKENLİ VEYA MÜSLÜMAN ULUSLARA ÖZEL REFERANSLAR

SOVYETLERİN ULUSLARI KONTROL YÖNTEMLERİ: TÜRK KÖKENLİ VEYA MÜSLÜMAN ULUSLARA ÖZEL REFERANSLAR

Rus imparatorluğu çok sayıda ulusu barındırmaktaydı. Marx Rusya’yı “ulusların hapishanesi” diye adlandırmıştı.[1] Arasında katliamların ve sınır dışı edilmelerin de olduğu birçok nedenden dolayı Rusya’yı bu şeklide tanımlaması aslında haksızlık da sayılmazdı. Fakat diğer taraftan 1917 yılındaki Komünist devrim ne bu hapishaneyi yıkmış, ne de uluslara özgürlük vermiştir. Baskı şekil değiştirerek devam etmiş ve aslında Komünist devrimin ardından milliyet ve inançlar üzerindeki baskılar artmıştır. Conquest’in vurguladığı gibi milli duygular hiç doyurulmamış, bastırılmış ve eski SSCB’de milliyet sorunları hiçbir zaman çözüme kavuşturulmamıştır.[2] SSCB 1990’ların başında dağılmışsa da, gerçek olan Sovyetlerin çoğunluğu Sovyet topraklarını kendi ana yurtları olduğu iddiasındaki yüzden fazla ulusu yetmiş yıldan fazla kontrol edip, yönetmiş olmasıdır.[3] Burada ortaya çıkan soru Sovyetlerin ulusları kontrol etmek için hangi araçları kullanmış olduğudur. Bu makalede bu sorunun yanıtı özetlenecektir. Sovyetlerin ulusları kontrol etmekte kullandığı araçların çerçevesi çizildikten sonra Gorbachev dönemi ve sonrasına kısaca değinilecektir. Konu ele alınırken tüm uluslar için geçerli değerlendirmelerin ötesinde Sovyetler Birliği’nin kontrolündeki Türk ve Müslüman halklarla ilgili daha özel örneklemeler verilecektir.

İktidar Yapısı

İktidar yapısı, ulusları kontrol etmekte Sovyetlerin kullandığı en önemli araç olmuştur. Eski SSCB’de iktidarı paylaşan üç ana kurum bulunmaktaydı. Sovyetler Birliği Komünist Partisi, Sovyetler ve Hükümet. Komünist Parti dünyadaki en iyi organize partidir. Temel Parti Örgütleri’nden (TPÖ) Politbüro’ya bir piramit şeklinde düzenlenmiştir. Politbüro Komünist Partinin, aslında tüm devletin, en önemli organı durumundaydı. Her ne kadar hükümet ve Sovyetler belirgin bir güce sahip olmuşlarsa da, gerçekte Komünist Partisi, eski SSCB’de neredeyse her şeyi kontrol etmiştir. Bu kontrolde kullanılan yöntemler aşağıdaki gibi sıralanabilir;

İlk olarak, halkın önemli bir kısmı Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin (SBKP) üyesiydi. SBKP’nin, 1988’de her on yetişkinden birinin yada, 284 milyonluk tüm nüfusun on beşte birinin (%6.8) temsil edildiği, 19.5 milyon üyesi ve adayı bulunmaktaydı. Toplumun politik sistemle bütünleştirilmesinin yolu Komünist Partisine üyelik idi. Komünist Partisi’nin üyeleri sıradan insanlar olmadıkları gibi, bilakis, nüfusun kaymak tabakasını oluşturmaktaydılar. Teoride üyelik SCCB’nin tüm vatandaşlarına açık olmasına rağmen, uygulamada birçok engel bulunmaktaydı. Üye yapılacak kişiler önce davet edilirdi. Bu nedenle aday gösterme parti organizasyonuna aitti.

Bireylerin, seçmek için hiçbir tercih hakkı bulunmamaktaydı. Partiye katılabilmek için, birey partiye en az beş yıldır üye olan üç kişi tarafından tavsiye edilmek durumundaydı. Daha sonra eğitime tabi tutulması (bir yıl) öngörülür, eğer başarılı olursa, SBKP’nin bir üyesi olabilirdi.[4] Komünist Partisi üyeliğine alma politikası, partinin toplumun kaymak tabakasını, başka bir değişle “en sadık, en yetenekli, yetilerine göre ülkeye en iyi şekilde hizmet edecek olanları”, temsil ettiği fikrine dayanmaktaydı. Bu düşünce partinin Sovyet politik yaşamındaki baskınlığını meşrulaştırmaktaydı. Nüfusun elit yada kaymak tabakası genellikle parti üyesi olarak seçilirdi. Komünist parti üyelerinin eğitim düzeyi, ortalama vatandaşların eğitim düzeyinden daha yüksekti; SBKP’nin üyelerinin %78’i orta yada yüksek okuldan mezun, %32’si yüksek okul eğitimini tamamlamışken, çalışan nüfusun (genel olarak) sadece %12.5’i Sovyet toplumunda yüksek öğrenim görmüştü. Ayrıca, kilit yerlere yerleştirilen insanlar, özellikle Sovyetlerde ve Silahlı kuvvetlerde ideolojik olarak hassas noktadakiler, partide fazlası ile temsil edilmişlerdir. Örneğin her dört gazeteciden üçü, her dört mühendis ve öğretmenden birisi parti üyesiydi. Bu insanların üye olarak kabul edilme nedeni Sakwa’nın da işaret ettiği üzere, bu kişilerin özellikle kendilerini partiye adamaları değil, fakat mesleklerinde elit kesimi temsil ediyor olmalarıydı. Elit kesimlerin çalıştıkları yerlerde partiyi temsil ettiklerine inanılmaktaydı. Kitlelerin lideri rolünü oynamakta, meslektaşları ile parti arasında, meslektaşlarına bilgi verip onlardan bilgi alan birer kanal durumundaydılar.[5] Komünist Partisi’nin daha iyi eğitim almış, daha kentli nüfusun temsilcisi olduğu kolaylıkla ifade edilebilir. Diğer yandan, fakir ve düşük eğitimli insanlar partide temsil edilmemiştir.[6]

Parti toplumun kaymak tabakasını kendi içine alarak, kendi varlığını ve rejimi iki yoldan güvence altına almaktaydı. İlk olarak, yetişkin nüfusun, %10’unu üyeliğe kabul ederek, toplumun en azından bu kesimini kontrol altında tutuyor, buna ek olarak da partinin çağrısı nüfusun geri kalanına bu üyeler kanalıyla ulaştırılıyor ve daha sonra üyeler toplumdan bilgi topluyor, tepkileri partiye bildiriyorlardı. İkinci olarak, üyelerin Sovyet nüfusunun elit tabakasını oluşturması nedeniyle bu kesim aracılığıyla nüfusun çoğunluğu kontrol edilip, etki altında bırakılıyordu.

İkinci olarak, Parti toplumda tüm önemli ünitelere, Ocak 1986’da sayıları 440.363’ü aşan Temel Parti Örgütleri aracılığıyla girmeyi başarmıştı. Bütün devlet daireleri, fabrikalar, çiftlikler, ordu birlikleri, okullar ve kültürel kurumlar gibi tüm önemli yerlerde TPO’lar mevcuttu. Parti liderleri TPÖ’lerinin tüm etkinliklerini yönetmekteydiler. Tüm parti üyeleri TPÖ’lere üye olmak ve faaliyetlerinde rol almak zorundaydılar. TPÖ’ları üyelerini kabul edip, eğitmekte ve disipline etmekteydi. Onların görevi toplumu istenilen yönde harekete geçirmekti.[7] TPÖ’lerinin topluma etkin bir şekilde nüfuzu, herhangi bir muhalefete de yer bırakmamış, partinin toplumsal hayatı kontrol altında tutmasında çok önemli bir rol üstlenmiştir.

Üçüncü olarak, her ne kadar tüm ulusların eşit olduğu söylenmiş ve bir Sovyet ulusunun yaratılması denenmiş ise de, gerçekte Lenin’den itibaren Sovyet liderleri, Rus olmayan ulusları potansiyel tehdit[8] olarak algılamış ve politikada Ruslar hakim olmuştu.[9] Ruslar toplam Sovyetler Birliği nüfusunun yaklaşık yarısını oluştururken, 1986 yılında SBKP’nin %59.1’ini oluşturmaktaydılar.

Bu oran, 1980 öncesinde, örneğin 1966’da %66’lık oranla daha yüksek seviyedeydi. 1986 yılının verilerine göre, SBKP üyeliğinin %79’unu, genel nüfusun ise %72.2’sini Slavlar (Ruslar, Beyaz Ruslar, Ukraynalılar) oluşturmaktaydı. Diğer yandan beş Orta Asya Cumhuriyeti halklarının tümü genel nüfusun %12.1’ini meydana getirirken (1989’da),[10] 1986 yılındaki verilerle SBKP üyesi olarak oranları sadece %5.7 olmuştur.[11] Müslüman nüfuslu cumhuriyetler (başka bir değişle genelde Türk kökenliler) güvenilmez cumhuriyetler olarak algılandıkları için partide daha az temsil edilmişlerdir.[12] Öncelikle Ruslar, genelde Slavlar, politikaya egemen olmuş,[13] tabii olarak da Sovyetler Birliği’ne hakim olan Rus kültürü, dili ve ulusu olmuştur.[14]

Tablo.2: Partinin Ulusal Kompozisyonu, 1986

Uyruk                                   Sayı                           %
Ruslar                                   11,241,958               59.1
Ukraynalılar                          3,041,736                  16.0
Beyaz Ruslar                        726,108                     3.8
Özbekler                               465,443                     2.4     
Kazaklar                               387,837                     2.0     
Azeriler                                 337,904                     1.8     
Gürcüler                               321,922                     1.7     
Ermeniler                             291,081                     1.5     
Litvanyalılar                         147,068                     0.8
Moldovalılar                         110,715                     0.6
Tacikler                                  87,759                       0.5     
Latviyalılar                            78,193                       0.4     
Kırgızlar                                 78,064                       0.4     
Türkmenler                           76,786                       0.4     
Estonyalılar                          61,277                       0.3
Diğerleri                                1,550,527                  8.2

Toplam                                 19,004,378               100.0

Kaynak: Partiinaya zhizn, 14 (July 1986), s.24. cited from Sakwa, Richard, Soviet Politics, London: Routledge, 1989, s.130.

Dördüncü olarak, eski SSCB’de iktidarın kesin bir sınırlaması söz konusu olmamıştır. Gücün sınırlanmasındaki bu eksiklik, uygun olmayan anayasa ve hukuk ile özerk olmayan yargı sistemi, Komünist partinin sorumsuzca davranmasına olanak tanımıştır. Gerçek bir federasyonda bulunması gereken, eski SSCB’deki cumhuriyetlerin kendilerine has güçlerine ilişkin uyuşmazlıkları çözecek bir anayasal mahkeme mevcut değildi.[15] Anayasa tarafından bireylere tanınan haklar çoğunlukla “halkın çıkarı” türünden ibarelerle sınırlandırılmıştır. 1989’da oluşturulan Anayasa Teftiş Komitesi’ne kadar, anayasal hakların ihlaline karşı daha üst bir temyiz mahkemesi bulunmamaktaydı. Örneğin 1977 Anayasası vatandaşlara ve birlikteki cumhuriyetlere kimi hak ve ayrıcalıklar tanımışsa da, hak iddia etme yolları açıklanmamış ve yargı bağımsızlığı tek bir satırda “yargıçlar bağımsızdır, ancak yasaya karşı sorumludurlar” şeklinde belirtilmiştir.[16] Ancak bağımsız olmanın yolları açıklanmamıştır. Uygulamada Komünist Partisi adli ve İdari memurların atamalarını kontrol etmiş, dahası hukuk mahkemelerinde bile yadsınamayacak bir etkiye sahip olmuştur.

Parti ve Sovyet Devleti (Sovyetler, Bakanlıklar, İdari Komiteler, ve benzeri) arasındaki ilişki, Batılı ve Sovyet yazarları tarafından Sovyet Politik yaşamının en karmaşık sorunlarından birisi olarak vurgulanmıştır.[17] Sovyet anayasaları parti, Sovyetler ve Hükümete ait görev ve sorumluluklar arasındaki ilişkiyi tanımlamamıştır. Merkez ve cumhuriyetlerin gücü net değildir. Anayasa devlet gücüne karşı bir sınırlama getirmemiştir. Daha da ötesi, Komünist Parti’nin güçleri sınırsız olmuş, bireysel hakları, devlete karşı savunacak bir çatı mevcut olmamıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ