SOVYET SONRASI ÖZBEKİSTAN’DA KIRSAL KESİMDE ÖZBEK KİMLİĞİNİN YENİDEN ŞEKİLLENİŞİ

SOVYET SONRASI ÖZBEKİSTAN’DA KIRSAL KESİMDE ÖZBEK KİMLİĞİNİN YENİDEN ŞEKİLLENİŞİ

Bu adamın söyledikleriyle aslında halen kendisini Sovyet hissedip hissetmediğinin anlamsızlığını sonradan fark ettim. “Ülkenin” diğer kısımlarına ziyarete gidemiyordu. S.S.C.B.’nin diğer Orta Asyalı olmayan bölgelerinde etnitise ve/veya dininden ötürü bir ayrımcılık hissetmeden istediği gibi tatil yapma hakkına sahipti ve çoğu zaman kendisini Sovyet vatandaşı olarak görüyordu. Ancak bugün bu durum geçerli değildir.

Eskiden Çıkış (?)

Yerel bürokrat tarafından yukarıda ifade edilen bu durum, Sovyet kimliği içerisinde yer alan uluslararası bağların koptuğunu göstermektedir. Çoklu-ulusal imparatorluğun çökmesini kişinin kimlik çökmesi izlemiştir. Özbekistan etnik-ulusal kimliğinin yükselmesi ile birlikte ülke çapında kolektifleşme artmıştır. Fakat Özbekistan’ın geleceği Özbekistan’da yaşayan insanların ulusal kimliklerini ne kadar koruyacakları ve derinleştireceklerinde yatmaktadır. Bu amaca ulaşmak için, kimliğin Özbek tarihi gelişmelerine ve kültürel değerlerine bağlılığın sağlanması; devletin politik ve entelektüel kadroları tarafından bağımsızlığın sağlanması ve beraberliğin oluşturulması temeline bağlıdır. Ve diğer gelişmekte olan devletler de olduğu gibi, bu bazen geçmişin mitolojik olarak sunulması ve Özbek toplum tarihi konusunda bilgilendirme yoluyla yapılmaktadır (Obeyesekere 1995: 225-226). Sovyet hükümet yöntemleri “istikrarın” sağlanmasına yöneliktir.

Ulusal liderler, yerel seviyedeki çıkarlar ile kişisel ihtiyaçların yerini yavaş yavaş hiyerarşik bir devlet sistemi aldığında neler olabileceği konusunda aydınlatıcı olmuşlardır. Sovyet sonrası dönemde Tacikistan’da otoriteye dayanan liderlik, zorla saygı görmekte ve desteklenmemektedir: “(Cumhurbaşkanı) Kerimov eski bir Komünisttir, ama bizi açlıktan ve birbirimizi öldürmekten korumuştur. Afganistan ve Tacikistan’daki problemleri yaşamadığımız için ona müteşekkiriz.” Bu konuşma benim için yapılmamıştır, bu bir köy cenazesinde yaşlı bir adam tarafından yapılan konuşmadan alınmıştır.

Sovyetlerin çözülmesinden sonra Özbekistan’ın bölgecilik yoluyla parçalanması yönündeki doğal eğilimini burada yeterince açıklayamıyorum. Fakat Özbek liderliği, ulusal birlik ve devlet uyumunun sağlanması için üç adımdan oluşan bir devlet politikası uygulayarak en üst düzeyde öncelik sağlamıştır: 1) demokratik ve çoğulcu politik grupların, ulusal hareketlerin ve dini inançları kuvvetlendirici örgütlerin bastırılması; 2) laik yönetim (Özbekistan Anayasasının 61. maddesi: 1992) ve 3) dil değişimi, isim değişikliği, Türk-Müslüman geçmişinin başarılarına vurgu yeni ulusal tatillerin yaratılması, sosyal bilimler konularında ve alanlarında bilimsel araştırmalara dönülmesi, Sovyetler döneminde yasaklanan Namdnik değerlerine dayalı Özbek “geleneksel” değer ve kültürünü teşvik eden yeni kitapların yazılması yollarıyla “Özbekliğin” devlet kontrolünde yaratılması. Yeni kitaplar hem akademik hem de popüler konularda (bkz. Golovanov 1992, Ismoilov, 1992 Sattor 1993) basılmıştır. Burada bu devlet desteğine fazla vurguda bulunmadım.

Devlet-Köylü Toplulukları

Köyde ortaya çıkan ve değişen Özbek kimliğinin ortaya çıkışında devletin rolünün ne olduğu konusunda merak edilen hususlar olabilir. Kimliğin gelişmesi için yapılan kısa açıklamalar burada eğitimin kültürel unsurlarını, ekonomik bağımsızlığı, dinin ifadesini, halk geleneklerini ve dünyanın kalan kısmına göreceli olarak açılmayı içermektedir.

Sovyet öncesi dönemdeki etnik geçmiş ile ilgili daha sağlıklı bir imaj oluşturma ve gurur duyma için tarihin yeniden yazılması yönünde yapılan bilimsel çalışmalardan bahsetmiştim. Kolhoz sakinlerinin bilimsel çalışmaları ve edebi dergileri çok az okudukları ortadadır. Ülke çapında geniş bir alana yayılmış daha popüler sosyo-politik dergiler (Mülakat/Karşılaşma, Fen ve Turmuş/Bilim ve Yaşam) kitapçıklar ve broşürler dar bir kırsal okuyucu kitlesine sahiptirler.

Bu kitapçık ve broşürlerin  konuları; din, yerel tarih, Orta Asya’nın tarihi kişileri, halk ilaçları ve yerel “gelenek” ve göreneklerle ilgilidir. Köylüler bu yayınları doğrudan okumasalar da, bu konuların yazarları ulusal ve bölgesel televizyonlarda yer alırlar. Bunlar her zaman Rus televizyon istasyonları ile rekabet edemeseler de, köylüler neyin yayınlandığından ve “önce Özbek” içerikli bu yeni bakış açılarından ve konulardan haberdardırlar.

Etnik gururun oluşması ile ilgili hükümet politikaları ve entelektüel araştırma konuları arasındaki uyum açıkça bazılarına yapmacık gelmektedir. Böyle olsa da, uzun zamandan beri baskı  altında tutulan sosyal ve tarihi konuların araştırılması özgürlüğünden köylüler çok memnundurlar. Bunun nedeni kırsal kesim insanının, Sovyet döneminde çoğu yasaklanan birçok kültürel uygulama ve yorumları unutmalarından kaynaklanmaktadır. Eski halk geleneklerinin “varolan” şeklinin Sovyetler tarafından antropolojik anlamda küçümseyici olarak sınıflandırılmasının yerine şimdi “kırsal/ilkel” düzenin saygınlığı ortaya çıkmıştır.

Ironik fakat etkili bir biçimde, Sovyet kişililerinin ve uluslararası sosyalistlerin yerine Özbek ulusunun tarihi kişiliklerini yansıtmaları amaçlanarak ölümsüzleştirilen heykellerin çoğu aslında Özbek değildir. Bunlar Avrupalılar onları sömürgeleştirmeden önceki dönemdeki entelektüel yaşamın sanatsallığını yansıtmakta ve bir zamanlar Orta Asyalılar tarafından yerleşilen Özbekistan toprağındaki nüfusu sergilemektedirler. Bunlar arasında fatih imparatorlar Timurleng ile Babür, astronom Mirza Uluğbey ve büyük hekim İbn-i Sina bulunmaktadır. Köylüler bu tür değişiklikleri fikir birliği içerisinde onaylamaktadır çünkü Orta Asya’nın bir zamanlar dünya tarihinde gurur duyulacak bir yeri olduğunun farkındadırlar ve daha ileri gitmesini istemektedirler. Bölge insanlarından birinin söylediğine göre:

Emir Timur (Timurleng) acımasızdı ve bu nedenle kahraman olmamalı. Fakat Sovyetler onun başarılarını kana susamış bir cani olarak yansıtmışlardır. Tabii ki bu doğru değildir. O çok akıllı bir stratejistti ve Avrupa’yı yönetti, bu nedenledir ki Ruslar ona saygı göstermiyorlardı.

Yeni kahramanlar yaratma safhası etnik-ulusal kimlikten uzaktır ve şu anki zorlukların sorumluluğunu önceki sistemin totaliter yanlarına bağlamaktadır.

Bağımsız olarak yapılan ufak tefek ticari faaliyetler ve geniş dünyaya ulusal açılım birbirleriyle ilgili olsalar da, bunların oluşması birliğin daha da güçlenmesini sağlamıştır. İnsanlar artık özel dükkanlar açabiliyorlar. Birçok köylünün sahip olduğunda daha fazla başlangıç sermayesi gerektirmesine ve ancak temel tüketici ihtiyaçlarını karşılayabilmelerine rağmen de, bunlar gençler için bir mevki sağlıyorlar. Devlet sektörünü etkileyen ekonomik kriz sırasında gençlerin ticari hedeflere yönelmeleri ve enerjilerini buraya harcamaları küçümsenmemelidir. Nüfusun yarısından fazlası 25 yaşın altındadır ve Namangan’da ortalama yaş kırsal kesimde Fergana vadisinde olduğundan daha küçüktür (Alekberova, Gol’dfard, ve Ergaşeva 1990: 38). Şu an ne kadar yetersiz olsa da ticari gelişme, devlete bağlılığı sağlamaktadır.

Özbekistan’da hiçbir yerde Nurota’daki kadar genç işsizliğiyle karşılaşmadım. Burada 30 yaşın altındaki erkeklerin %75’inin düzenli bir işi bulunmadığını köylüler ifade ettiler. Bunun sosyal maliyetleri ileride daha ağır olabilir. Gençlerin bazıları köylerinden şehirlere gitmektedirler. Bu içki içme, hırsızlık, uyuşturucu kullanma, çiftliklerde geçici iş bulma, boş gezme yerine yapılan ve dünyanın gelişmekte olan yerlerinde rastlanan tipik bir durumdur.

Ticari bağlar, eğitim anlaşmaları ve kitle iletişim araçları sayesinde kırsal kesim insanları bağımsızlıktan önce hiç görmedikleri şekilde dış dünyaya açıldılar. Yabancı ürün ve yabancı firmaların (çoğu Çin, Türk, Kore, Alman, İngiliz ve Amerikan) köylülerin üzerinde değişik etkileri oldu ve köylülerden çok azı kapalı topluma geri dönme isteği duyuyorlardı. Hiçbir şey olmasa bile, insanlar özellikle diğer kapitalist ülkeler hakkında hükümetleri aracılığı ile edindikleri bilgilerin doğru olup olmadığı konusunda spekülasyon yapmak zorunda kalmıyorlar. Şimdi daha önce hiç olmadığı kadar yabancılarla tanışıyorlar ve yabancı mallar görüyorlar. Özbekistanlıların seyahat etme kısıtlamaları büyük ölçüde azaltılmıştır. Buna güçlerinin yetip yetmeyeceği tamamen başka bir mesele olmakla birlikte yerel halk bile Güney ve Güneydoğu Asya ülkelerine dini ve ticari gezilere gitmişlerdir. Türk hükümetinin kurmuş olduğu lise sistemi sayesinde parlak ve başarılı öğrenciler üniversite eğitimi için Türkiye’ye gönderilmişlerdir.

Köylerdeki erkek öğrenciler bölgesel merkezlerde bulunan Türk liselerinde okuma hakkını kazanmışlardır. Benzer şekilde, ABD halen BDT ülkelerinden 5.000 lise öğrencisini bir yıllığına okuması üzere kabul etmektedir ve Özbek milliyetinden olanlar da bunlarında arasındadır. Türk yayıncıları tarafından hazırlanan televizyon belgeselleri ve yerel programlar sayesinde halk eski Sovyet sistemindeki negatif ideolojik yayınların yerine dünyadaki toplumları ve kültürleri tanıma imkanına kavuşmuşlardır. Yerel halk bu duruma müteşekkir olup, birçoğu bu çeşit bir serbestliğin, devletin kendilerini gerçekten Sovyet tarzı yönetimden çıkılacağına olan inançlarını kuvvetlendirdiğini ve ülkelerinin de dünyanın bir aktörü olduğu bir ortamın yaratıldığına inanmaktadırlar.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ