SOVYET SONRASI ÖZBEKİSTAN’DA KIRSAL KESİMDE ÖZBEK KİMLİĞİNİN YENİDEN ŞEKİLLENİŞİ

SOVYET SONRASI ÖZBEKİSTAN’DA KIRSAL KESİMDE ÖZBEK KİMLİĞİNİN YENİDEN ŞEKİLLENİŞİ

Özbekistanlı entellektüel ve politik liderlerin veya Sovyet elitlerinin etnik veya ulusal kimlik nosyonlarını yerellerle kıyaslayacak olsam, burada yanlış bir ikili ayrıma girebilirim. Bunun nedeni sadece basite indirgenmiş iki farklı söylem olmamasındandır (bir tarafta sosyal ve köy tabanlı, diğer tarafta akademik veya politik ve metropol-tabanlı). Şeçkinler ve kırsal yerleşimciler arasındaki ilişki temel nitelik ve algılama olarak birçoğunun düşündüğünden daha da farklıdır. Aslında Özbekistan kimliğini ve daha önceki Sovyet kimliğini yaratan ve şekil veren söylemleri modelleseydim, bu üst üste binmiş iki halkadan oluşurdu. Bunun anlamı farklı söylemlerin varlığı değil, fakat iki farklı kimliğin birbirleri ile doğrudan ve dolaylı olarak haberleşmesindendir. İlave olarak, Sovyet sonrası kimlik gelişimi ve değişimi konusunda teorik oluşumlar yaratmak isteyen araştırmacılar için kırsaldaki halkın elitlerin yazılarını hiçbir şekilde etkilemediği varsayımı ciddi bir eksiklik oluşturmaktadır.

Şimdi bu noktayı açıklamaya çalışacağım.

Köylü Verileri

Ulusal haberleri takip eden köylüler yerel ve ulusal basında ki -bu televizyon, gazete veya dergiler olabilir-dilin “Özbek ağırlıklı” olmasından hem sevinmekte hem de kızmaktadırlar. Şimdi, kitle iletişim araçlarında kullanılan kelimelerin hepsi Özbekçe değildir (Farsça veya Arapça kökenli de olabilir) aslında Rusça olmadıkları için başka kelimeler ikame edilirler. Bu aslında başlı başına bir ulusal devletin değişen kimliğini göstermektedir. Yani Sovyet/Rus’dan “iyi niyetle” Orta Asyalı olmaya geçişi işaret eden bir iddiadır. Bu ayrıca ulusal gururu oluşturmaktadır çünkü Özbek dilinin, eski dilde zorunlu olarak kullanılan kelimelerinin yerini alacak zengin bir kelime haznesi bulunmaktadır. Ulusal tarihle doldurulmuş metinler, on dokuzuncu yüzyıl sonu ve yirminci yüzyıl başındaki Sovyet döneminde baskı altında kalan tarihin (kişilikler, olaylar ve kültürel yaşam biçiminde) karanlık taraflarını yansıtmazlar. Bunun tersine bir baskı oluşmaktadır: yeni romantik ülkenin soy ile ilgili öykülerinde Orta Asya öne çıkmaktadır (Herzfeld 1987: 82).

Düzeltilmiş yazı dilinin ulusal ve uluslararası olaylara daha çok erişim sağlayıp sağlamadığı (birçok yeni makale ve broşürün bir çeşit kitabi Özbekçe gerektirmesi gerçeğinden yola çıkarak değil) Özbeklerin hepsinin daha da Özbekleştikleri meselesinden daha az önemlidir. Bazı insanlar bu konuyla dalga geçebilir, bazıları ise bozuk ve yetersiz bir Özbekçesi olan yabancı misafir bir araştırmacının bu “gerçekleri” (hakikat) nasıl bildiğini merak edebilir. Hatta adamın biri bunu: “keşke benim de kelimelere bakabileceğim Özbekçe bir sözlüğüm olsaydı, ama Sovyetler hiçbir zaman yeterince sözlük basmadı ve şimdi de hükümetin sözlüğü tekrar basmak için kağıdı yok”[7] diye ifade etmiştir.

Köylülerin çoğu siyasi elitlerin önemli bir kısmının bırakın anadilde konuşma becerilerini yazılı Özbek kaynaklarını bile anlamadıklarını farkındadırlar. Ulusal politik eliti oluşturanların çoğunun yeni bir şişe içindeki eski şarap gibi olmalarından dolayı, haberleşme (yazılı ve sözlü) becerileri de aslında Rusçayı anlayıp konuşabilmelerine bağlıdır. Bu elitler, kendi vatandaşlarına anadillerinde hitap ettiklerinde durumu yapay bir şekilde idare ettiler, ama açık olarak alaya alındılar ve utandılar.

Daha acısı, bu durum ulusal lider Cumhurbaşkanı Kerimov için de geçerlidir. Cumhurbaşkanı edebi dilde Özbekçeyi konuşabilmek ve yazabilmek için epey bir çaba sarf etmiştir. Kuşkusuz, Özbekistan’ın verimli sulak arazi ve vadilerinde çalışan görgüsüz ve kaba kişiler tarafından alaya alınmak istemediğinden bu zahmete katlanmaktadır.

Modern Özbek dil ve kültürünün beşiği (Kasimov 1992) kabul edilen Fergana vadisindeki kolektif çiftliklerde (kolhozlar) araştırmamı tamamladıktan sonra, bazı kişiler bana “Taşkent”in (yüksek kültürlülük ve elit bakış açısı için kullanılan benzetme) Vadiden Özbekliğin ne olduğunu öğrenmesi gerektiğini vurguladılar.[8] Bu basit bir bölgesel gurur olayı değildir. Çoğunluğu ilgilendiren bir durumdur, Özbek nüfusunun %60’ı kırsal köylüdür-ulusal elitler ile etnik kimliğin yönünü de etkileyen ve belirleyen onlardır.

Çobanlar, kasaba halkı ve Nurota’nın yetkilileri Taşkent’i Vadiiliklar (Fergana Vadisi sakinleri) ile aynı şekilde algılamıyorlar. Onlar, başkenti çürüme, yozlaşma, Ruslaşma, Özbek-dışı, kaba, kozmopolitan vb. dış faktörlerin karışımı olarak görüyorlar. Aslında yüzlerce yıl yönetim ve etkisi altında kaldıkları Buhara ve Semerkant’a daha bağlılar. Dil de onları pek alakadar etmiyor, saf Özbekçe olması veya saf Namangan olması da. Hatta, gerçekte Nurotalıların çoğu arasında Özbekçeye karşı bir ihanetten söz edilebilir çünkü onlar “Asya dili” olarak niteledikleri Özbekçe karşısında yerel Tacik dillerini daha “eski”, daha “gelişmiş” ve daha “güzel” görmektedirler.

Sovyetin Cenazesi

Kendini bir sistem veya yaşama biçimi ile özdeşleştirmek, bir kimliği kendininki gibi kabul etmekten çok farklıdır. Ayrıca, zorunlu olarak ipek böceği yetiştirilmesi, iş koşulları hakkında şikayet etme korkusu, Özbek değerlerinin Ruslar altında yavaş yavaş kaybolması gibi Sovyet sosyalizminin çürümüş unsurları bilinmektedir. Fakat, bağımsızlık döneminin ilk başlarında uğranılan ekonomik/maddi zararlar yüzünden köylülerin çoğu daha normal, daha rutin olan ve daha öngürülebilir gözüken önceki döneme özlem duymuşlardır. S.S.C.B.’de sosyalist sistemin üstünlüğü abartılı olarak övülmektedir (Kornai 1992: 50-54, Verdery 1991: 29-32). Kendini beğenme ve kendine aşırı güven bu ideolojinin sembolleriydi ki KP’nin (Komunist Parti) istekleri ile on yıllarca beyinleri yıkanan yığınların sistemlerine güvenleri tamdı ve bu kişisel bir yatırım olarak görülüyordu.[9]

Bazıları nasıl uyum sağlanacağını anladı. Veya, ilk sosyalist felsefecilerin geleneğinde sosyalizmin devrini doldurması ile ortadan kalkan “sosyal sistemin istikrarı” idi ve herkes tarafından tanınmayan “rekabet ihtiyacından doğan özgürlüğün” tekrar kaybedilmesiydi (Bauman 1976: 47).

“‘Birlik’ olmadan nasıl bir yaşantımız olacak? Çok zaman geçmeden Afganistan’daki gibi yaşamaya başlayacağız. Şapkamı ve paltomu görüyorsun. Bunlar iyi kalitedir ve Avrupa stili kıyafetlerdir… Sovyet kıyafetleri. Afganistan’da ise durum tersinedir (rivozhlanmagan).”

“Rusya bize eskiden kömür gönderirdi ve ucuzdu. Şimdi çok az insanın kışın kömür almaya gücü yetiyor. Sovyet zamanında, cumhuriyetlerimiz arasında daha sıkı bağlar vardı. Şimdi bağlar ortadan kalktı ve herşey daha kötüleşti.”

“Evet, biz her zaman Nevruz’u kutladık, fakat şimdi devlet bu olayı büyüttü. Bazı açılardan eskisi kadar iyi olmadı: bir taraftan Müslümanlar için asıl Yeni Yıla dönüştü, fakat şimdi insanların parası olmadığı için eskiden alabildikleri tüm yiyecekleri alamıyorlar.”

Köylülerin yukarıdaki şikayetleri, artık Sovyet halkı olmamaları ile ilgili değildir. Açık olarak genel ekonomik çöküntü ile oluşan hayal kırıklıklarını yansıtmaktadır. Bununla birlikte, bu problemler daha ayrıntılı olarak irdelenirse, Sovyet yaşamı ve Sovyet değerleri ile özdeşleşme görülebilir. Değişmez bir şekilde, insanlar yabancı bir misafirin yeni durumun eskisiyle aynı olduğunu zannettiğini anladıklarında Özbek köylü kimliği Sovyet kimliği ile birleşmektedir. Böyle zamanlarda, yabancıya yeniden yapılanma (perestroika) döneminden önce durumlarının ne kadar iyi olduğunu anlatmaya çabalıyorlar. Sadece birkaç yıl önce kendilerine acınması veya Batılılardan yardım dilenme (özellikle Amerikalılardan) durumlarının bulunmadığının bilinmesini istiyorlar. Bunun tersine, daha birkaç yıl önce, Asya ve Afrika’daki gelişmekte olan ülkelere yardım etme durumunda olan S.S.C.B. idi.

Ümit vaat eden çocuklara teknik eğitim ve öğretim kolhoz kurumları sayesinde veriliyordu. Daha yüksek eğitim kurumlarına girişte rüşvet ve diğer yozlaşma mekanizmaları Sovyet döneminde de bir dereceye kadar olmuştur, ancak şimdi yüksek eğitim artık bedava değil ve rüşvet olağan hale gelmiş durumdadır çünkü eğitimcilerin ve profesörlerin maaşları Sovyet dönemine kıyasla çok değer kaybetmiştir. Bu maliyetler birçok ailenin çocuklarını eğitim ve öğrenime göndermelerini imkansız hale getirmiştir. Sosyal hareketliliği sağlama yöntemlerinden biri olan ve Sovyet medeniyetinin eskiden beri bir parçası olan kırsal tabanlı yaygın eğitim çoktan yozlaşmıştır.

Sovyetler Birliği’nde okul müfredatının bir çeşit yüksek başarı ve kazanım olarak görülmesi, birçok yetişkin köylünün eğitim deneyimleriyle gurur duymalarına ve geniş tabanlı Sovyet tarzı eğitimin kendi çocuklarına en iyi teknik, bilimsel ve sosyal eğitimi vereceğine inanmalarına sebep olmaktadır.[10] Tahrik edici bir nokta gibi gözükse de, ben Orta Asyalı köylülerin çifte kimliği kötülemeden temsil edilebileceklerine inanmıyorum ve bu kelimenin kötü anlamıyla propaganda ile yapılabilir.

Sovyet Birliği’nin süper güç olma durumu kaybolurken bazı sıkıntılar kendini hissettirdi. Bu büyük refah gücü içerisinde yaşayanlar onun fayda ve avantajlarından yararlanmışlardır. Hepsinin üstünde, Sovyet vatandaşlarının yabancılara karşı sergiledikleri kendilerine güvende bir azalma olmuştur. Bu dünya çapında askeri güç olmaktan, uzay çalışmalarında, uluslararası spor yarışmalarındaki başarılarından, Asya ve Afrika’daki birçok ülkede Sovyet rolü ve etkisinin görülmesinden kaynaklanıyordu. Bunların önemini kaybetmesini, kederli bir yaya bana şöyle özetlemişti:

“Her yaz çocuklarımızı annemlere bırakarak, karım ve ben sağlık merkezlerine veya ülkenin diğer kesimlerine tatile giderdik. Şimdi bunu yapmaya Özbekistan içerisinde bir yere veya Issık Gölü’ne (Kırgızistan’da bir göl ve dinlenme yeri) gitmeye gücüm yetmese de, bunun bir anlamı kalmadı: artık, birçok yeni ülke var ve hiçbiri birbiriyle anlaşamıyor.”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ