SOVYET SONRASI ÖZBEKİSTAN’DA KIRSAL KESİMDE ÖZBEK KİMLİĞİNİN YENİDEN ŞEKİLLENİŞİ

SOVYET SONRASI ÖZBEKİSTAN’DA KIRSAL KESİMDE ÖZBEK KİMLİĞİNİN YENİDEN ŞEKİLLENİŞİ

Sovyetler Birliği içerisinde, Özbekler hısım akrabaya olan bağlılıkları ve diğer cumhuriyetlerden ve gelişen Sovyet yaşam biçiminden farklı olan kültürel kabullenmeleri ile ünlüdürler. Bu varsayım, kırsaldaki Özbekler için doğru afortiori’dir. Çünkü onlar doğdukları köylerden hemen hemen hiç dışarı çıkmamışlardır (Belov 1991: 16-23, Fierman 1991: 266-267, Kerimov 1993: 26). İlaveten, Rusların oldukça öne çıktığı ülke içindeki birçok etnik grup arasında sık yaşanan etnik göçler bazı yönlerden ABD ile kıyaslanabilir. Aslında, toprağa bağlılık, Rus ile Sovyet kültürlerinden farklı bir kültürel yaşam biçimi isteği ile toplumsal değerlere daha az bağlı kalarak köylülüğü koruma isteği Fergana vadisindeki modern Özbek kimliğinin önemli özellikleridir. Bunun yanı sıra, yaygın kabullenmelerden aksine, çoğu kırsal kesimdeki köyler bile Sovyet yaşamına daha çok uyum sağlamışlardır.

Fergana vadisindeki kırsal alandaki Özbek köyleri Nurota’daki duruma kıyasla yakın kasaba ve daha büyük şehirlerden soyutlanmış değildirler. Bugün köylerin yayılımı imparatorluk öncesi duruma kıyasla değişikliğe uğramıştır. Benzer koloni yerleşimlerinde olduğu gibi, yerleşim planları yerel halkın günlük yaşamlarının izlenmesi ve gözlenmesi ile ilgili olarak tasarlanmıştır. (Thomas 1994) Orta Asya’daki (1930’larda) kolektivizm döneminde, birçok köyün inşaası devlet çiftliklerinin yerleşimleri etrafında organize edilmiş, böylece kırsal kesimin Sovyet planlı ekonomisi etrafında kurulmasını kolaylaştırılmıştır (Ismaklov 1972: 69-95). Bu amaçla, köyler ve daha büyük politik-yönetimsel nüfus merkezleri arasında ticaret, ulaşım ve doğal kaynak bağlantıları (özellikle sulama suyu) kurulmuş ve korunmuştur (Asanov 1988: 14-20).

Üstelik, savaş sonrası dönemde köylüler kasaba ve şehirleri sık sık ziyaret etmişlerdir. Ayrıntılı bir şekilde hazırlanmış otobüs işletmeleri en küçük çiftlik birimlerine hizmet vermektedirler. Fergana vadisinde yaşayan hiçbir Özbek, şehir merkezinden (Andican, Fergana, Namangan, ve Hokand) otobüsle birkaç saatlik mesafe dışında bulunmamaktadır.

Nurota, bölgesel başkent olan Navoi şehrinden sadece 55 mil uzaklıktadır. Fakat bu kendine özgü bir Rus şehridir. Çobanlar buraya sık sık seyahat etmezler. Nurotalılar için bir başka seçenek de Semerkant’tır, Nurota’nın yaklaşık 150 mil güneydoğusunda yer almaktadır. Yolların kötü ve güvensiz olması nedeniyle Fergana vadisindekilere kıyasla daha zahmetli bir yolculuk hizmeti sunulmaktadır. Köylülerin kasaba ve şehirleri ziyaret amaçları farklıdır. Bunlar satış, satınalma, enstitü ve üniversitelere gitme, akrabaları ziyaret veya Sovyet sosyal yaşamının daha geniş parametrelerini görmek gibi değişik birçok amaç içerir.

Devletin Varlığı

Önceki Sovyet sistemi, yerel toplumun kolları tarafından uygulanan ve yönetilen katı modernleşme planları ve yorucu ideolojik faaliyetler yoluyla kırsal topluma karışıyordu. Burada kollardan kast ettiğim tarım (çalışma örgütleri, hububat hasılat kotaları, verimli hasılat için verilen makine ve kimyasallar), sağlık bakımı (Sovyet ilaç ve Sovyet hıfzısıhha ile hijyeninin öğretilmesi, yönetimi ve uygulanması), devlet dükkanları ve kioskları (sadece Sovyet tüketim malları ve edebi eserler mevcuttu) ve çiftliklerin politik kurumları özellikle de kırsal konseylerdi (kışlak şuralar). Bunlar toplumsal olayları ve bireysel sicilleri izliyorlardı (Kerblay 1983: 94-96).

Sömürgeleştirilmiş insanlar arasında bir çifte kimlik yaratılmasında, bu kimliklerin antipati oluşturması ya da etnik grup veya millet içerisinde farklılık yaratan daha farklı sosyal bilimsel kategorilere ayrılarak incelenmesi eğilimi bulunmaktadır (Sachchidananda 1976: 38-52). Böylece, Fergana vadisindeki (FV) küçük bir Özbek toplumu içerisinde Özbek ve Sovyet kimliklerinin incelenmesi sırasında normal olarak geleneksel/modern, dini/laik, yerel/uluslarüstü, kırsal/şehirli kimliklerinden bahsedilebilirdi. Benim bunu yapmama nedenim basittir: Veriler bu ayırımları desteklememektedirler. Onlar yaşanan gerçeklerle uyuşmamakla birlikte, kuramsal ve zihinsel olarak mevcut olabilirler. Değişik zamanlarda kimliklerden birini veya diğerini hissetme eğilimleri; bir insanın kendisini ne zaman Özbek veya Sovyet hissettiği ile ilgilidir. Bu nedenle, kısa çıkarımlarda veya öngörülerde bulunmak çok karmaşık bir olaydır.

Nurota’da etnik kimliği belirleyen faktörler, Nurota kasabasında yerleşik insanların ve kırsal nüfusun çoğunluğunun anadilinin Tacikçe nedeniyle aşırı karmaşıktır. Ayrıca bölgede Kazaklar ve Karakalpaklar gibi Orta Asya’daki diğer etnisitelerin temsilcileri bulunmaktadır. Şimdi insanların az da olsa önem vermeleri gereken kabile veya klan kimliklerini ele alacağım. Çünkü bunlar kendi dışındakilere çok yabancı olduklarını ve Sovyet öncesi soya bağlı kimliklerini kolay ifade edebilirler. Bu antropolog için en yorucu engel, çobanların suskunluğu ile onların kabile ve daha alt-etnik isimlerini ayrıntılı anlatmak kifayetsiz gözükmeleridir. Elbette ki, bilgi sahibi yerel halk da bulunmaktadır, fakat onlarla görüşmedim. Görüştüğüm insanlar çok fazla önem vermeseler de, şimdi bazı alt-etnik bağların örneklerini sunacağım. Borok, Arap, Uluğ Cüz’üz Konli’si Altınordu’nun yıkılmasından ortaya çıkan bir Kazak-Moğol kolu, Türki (kabile içi evlilik), Uçaklı, Codin (on ailelik bir soy), orta Cüz (Koziahta-dışardan evlilik, Altınordu’nun yıkılmasından sonra ortaya çıkan Kazak-Moğol kolu), Kızıl ve Laka (kuzen evliliklerine-hem kabile içinden hem de dışından evliliklere izin vardır!). Antropolojik olarak bazı terimlerin anlamları kabul edilebilir fakat buradaki problem bu insanların çoğunun alt-etnik geçmişleri ile ilgili bilgilerinin olmamasıydı. Ne yazık ki, projemizde özellikle de sosyal yapı, aile şekilleri ve bazı yaylalardaki belli gruplar ile bağlar, vb. açısından bu tür kimliklerin öneminin öğrenilmesi için yeterli vaktimiz bulunmamaktaydı.

Tacik etnisite kavramı kendi başına pek ilginç gelmeyebilir, çünkü Orta Asyalı etnisiteler birbirlerinin ülkeleri içerisinde mevcutturlar. Bunlar Türkmenistan’daki Özbekler, Tacikistan’daki Kırgızlar veya Özbekistan’da yaşayan Tacikler olabilir. Zaten burada sorulması gereken soru da birinin ana dilinin kendi ismini verdiği etnisiteden (bu durumda Özbek) bir farklılık veya ayrım yaratılması konusunda güçlü duygular oluşturup oluşturmadığıdır. En azından farklılık duygusuna bağlı olarak bir çeşit politik hareket veya azınlık hakları talebinde bulunmaları yönünde varolan nosyonu test eder. Görünüşte, Tacikçe konuşan Nurotalılar arasında devlete karşı etnik ayrımcılık anlamında açık bir düşmanlık veya memnuniyetsizlik hissetmedim.

Bununla beraber, oldukça uygun olabileceğini düşündüğüm bir durum, bir yaz akşamı kasabadaki yerleşim yerlerinden birinde katıldığım halk düğünüydü. Daha önce de belirttiğim gibi, katılanların çoğunun anadili Tacikçe idi ve aslında kendi aralarında hep Tacikçe konuşuyorlardı. Kutlamalar sırasında ne zaman bir genel duyuru yapılması gerekse, bu kadeh kaldırma şeklinde de olabilir, konuşmacılar Özbekçe konuşmaya başladılar. Konuşma dilini değiştirme çoketnili Orta Asyalılar arasında yeni değildir.

Fakat başlangıçta benim anlamadığım bunun konuşmacılar tarafından katılımcıların hepsinin anlaması için kasıtlı yapılıp yapılmadığıydı (belki de New York’taki bir düğünde Portorikolular İngilizceyi kullanabilirler) ya da bunun törende resmi bir düzenleme olup olmadığıydı. Daha sonradan, insanlar bana bütün halk faaliyetlerinin ki bu parti veya resmi toplantı da olabilir, Özbekçe yapılması gerektiğini çünkü bunun devlet dili olduğunu anlattılar-bence bu olabildiğince etkili bir devlet dilidir!

Dil konusu ile onun yöre insanlarıyla yerel kimlik arasındaki ilişkisini tartışmaya başladıktan sonra, bu konuda birçok tepki aldım. Tepkiler bir tarafta kendilerini etnik olarak Tacik olarak hissedenlerdendi ki bunlar bölge veya tüm ülke içerisinde (özellikle Semerkant ve Buhara şehirlerinde Farsça konuşurlar iki dili konuşmak durumundadırlar. Diğer tarafta ise Tacik dili ile kökenlerini kabul eden ve fiziksel olarak Özbeklerden farklı göründüklerine inanan ve farklı gelenekleri olan fakat gene de bugün kendilerini “Özbekistanlı” değil de “Özbek” görenlerdi.

Bu farklılık önemlidir çünkü bu bilgileri sağlayanların çoğu (tam olarak on iki kişiden yedisi) Özbekistan’da bir azınlık grubu olmadıklarını, fakat kendilerini Özbekistanlı olarak değil de tümüyle Özbek gördüklerini ifade etmişlerdir. Kanımca bu kısmen de olsa 1930’lar öncesinde bölgede sıkı bir etnik kategorinin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Belki de birinin milliyetine baskı yapılarak daha fazla problem yaratılmamasını hedefleyen politik güvenlikle ilgilidir. Bu da bizzat Özbek Cumhuriyeti yetkililerinin, daha fazla Özbek yaratılması amacıyla Tacik bölgelerin çoğunluğunun Özbek olduğunu göstermesi konusundaki eski tartışmalara götürür. İnsanlar kendilerini “Taciklik” ile özdeşleştirmeden önce bunun yararları ile zararlarını kafalarında bir değerlendirecekler ya da fakir fakat daha huzurlu olan bir dönemde yalnız yaşamaya devam edeceklerdir.

Norton’un Güney Pasifik araştırmasına esas olan teorik söylemi ile ilgili sosyal makalelerinden analizimde yararlandım. Ona göre, araştırmacılar “… kimlik ve bunun sosyal etkileri ile ilgili söylemlerin karakterini etkileyen insanların’ sosyal ilişkileri ve kültürel uygulamaları” (1993: 744) üzerinde durmalıdırlar. Bütün köylüler Sovyet niteliklerini belli bir noktaya kadar korumaktadırlar. Bunlar özellikle de okul, işyerleri, ordu ve toplumsal organizasyonlar gibi toplu Sovyet kurumlarında çalışan bireylerin bilinçlerinde yaratılmışlardır.[6] (1960: 36) Kırsal Özbek insanının, Sovyet kimliğini ne kadar muhafaza ettiğine dair merakım, sosyalist dönem sonrasında oluşan bireyin sosyal yaşamındaki karmaşıklığı ortaya koyma isteğim ile daha da artmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ