SOVYET SONRASI ÖZBEKİSTAN’DA KIRSAL KESİMDE ÖZBEK KİMLİĞİNİN YENİDEN ŞEKİLLENİŞİ

SOVYET SONRASI ÖZBEKİSTAN’DA KIRSAL KESİMDE ÖZBEK KİMLİĞİNİN YENİDEN ŞEKİLLENİŞİ

Bu makaledeki amacım kimliklerin, değişmesi ile sosyo kültürel durumlar veya şartlar ile olan ilişkisini açıklamaktır. Burada sunduğum örnekte, Namangan ve Navoi kırsallarında kolektif çiftliklerde yaşayan Özbekleri inceleyerek, halihazırdaki çifte-kimlik oluşumu ve yansımasının kısmen de olsa Sovyet sisteminin çöküşü ile köylüler üzerindeki etkisini tanımlayarak tahlil etmeye çalışacağım. Genel olarak, burada kimliğin iki temeli üzerinde duracağım:[1] Bireylerin duyguları veya ruh hallerini özgürlük, bağımsızlık ve etnik gurur gibi soyut duygular üzerine inşa etmeleri ve sonra kendilerini güçlü bir şekilde Özbek olarak tanımlamaları eğilimi.[2] Bunun tersine, SSCB’nin çöküşü sonucunda ortaya çıkan fırsatların kaybolması ve maddi hasarlar sonucunda artan fakirleşme gerçeği ile yüzleşme ve sonuçta kendini Sovyet olarak tanımlama eğilimi.

Özbeklerin sosyo-politik yapılarını düşünerek, kimliği ulusal ve etno-ulusal açılardan ele alacağım. Aslında, bu yaklaşımlar sadece ulusal olarak birleştirilebilir çünkü eski Sovyetler Birliği’nde birlikte çalıştığım etnik Özbekler zaten sosyalist güç altında ulusal statülerini korumuşlardır. Geçen beş yılda, Sovyetler Birliği ile özdeşleşme yerini Özbek ulusu olarak özdeşlemeye bırakmıştır. S.S.C.B.’ndeki Orta Asyalıları Sovyet olarak tanımlayan diğer araştırmacıların tersine bunların; a) Rus olmadıklarını (Gross, ed. 1992) S.S.C.B.’nin bunları tahrip ettiğini (tamamen yanlıştır) (Bennigsen 1967 Carrere d’Encausse 1981) kanıtlamaya çalışacağım. Ben burada birçok Özbek köylüsünün kendilerini nasıl ve neden Sovyet/Özbek kimliği ile karakterize ettiklerini göstermeye çalışacağım.

Bulgularımı daha çok Nurota, Navoi ve Fergana vadisinde görüştüğüm 35 yaşın üzerindeki köylüler ve çobanlar ile yaptığım sohbetlerime dayandıracağım, çünkü bunlar Sovyetler Birliği döneminde yetişmiş deneyimli yetişkin insanlardır. Bu insanlar siyasi bağımsızlığa giden süreçlerin tamamen farkında olmanın yanı sıra kendi toplumları içinde ve dışında Özbek kimliğinin nasıl oluştuğu ve yapılandırıldığını da bilmektedirler. Doğal olarak, Özbek gibi bir kimlik etiketi içerisinde sayısız kimlikleri (bunların arasında yerel ve bölgesel olanlarının yanı sıra tarihi grup bölünmeleriyle birleşenlerde vardır) barındırmaktadır, fakat bunlar aslında profesyonel terminoloji tarafından yaratılmışlardır. Ben kimlik için iki terim kullanmaya karar verdim: Sovyet ve Özbek. Burada bir topluluğun kendilerini özdeştirdikleri kimlik özelliklerin farklı anlamlarını irdelemeye çalışacağım.

Sovyetler Birliği oluştuğunda, S.S.C.B halkları arasında iki hakim etno-politik/üst-etno-politik kimliğin üstünlüğü vardı. Sonraki Sovyet kimliğine işaret ederken, önceki ise Abhazlardan Yakutlara (Saka) Sovyet halkları arasında temel etnik gruplara işaret etmektedir. Bu kimliklerin kendilerini nasıl hissettikleri ve kendilerini nasıl tanımladıkları ile ilgili varolan deneyimleri 20. yüzyıl içerisinde birçok değişikliğe uğramıştır.

İlaveten, Özbekistan devlet liderleri ve kolektif çiftlik sakinleri arasında varolan düşmanlığı ortaya çıkarmadan, ben sembollere, sloganlara, yeni devletin yönetim ve kararlarına karşı oluşan olumsuz yerel görüşleri karakterize etmeye çalışacağım. Sovyetlerden Özbekistan yönetimine geçiş döneminde köylülerin umutlu oldukları model farklılıklarını burada ele almayacağım. Siu’nun Çin’deki yaygın kültürel kimlik kavramından da hareketle “bir milliyetçi pirayetin nasıl yenisi tarafından aşındırıldığını” (1993: 20) anlatan yeni devletin söylem ve faaliyetlerle nasıl kimlik oluşturmaya çalıştığını inceleyeceğim. Vatanperverlik ve ulusal gurur gibi yeni yaklaşımların aslında eski basmakalıp örneklerden farklı olmadığını göstermeye çalışacağım.

Görünüş

Özbek veya Sovyet kimliğinin ifade edilmesi kendini değişik sosyal durum veya şartlar ile göstermektedir. Çoğu kişinin etnik veya ulusal kişilik olarak adlandırdığı aslında kültürel, ahlaki, özlem içeren (ör: ekonomik motivasyon) kişiliklerdir. Diğer bir anlatımla, etnik veya ulusal kimlik, ağırlıklı olarak, Moskova’nın Taşkent ile ilişkisi örneğindeki merkez-çevre ilişkilerinde olduğu gibi bir başkası ile içiçe geçmiş olabilir.

İlk önce, eski çalışma sisteminin bir boyutunu ele alacağım. Sovyet kültürü her zaman kadınların ev işleri dışında işgücüne katılarak çalışmalarını teşvik etmiştir. Orta Asya’da, Batılı/Markist kültürel değerler bölge kadınlarının aleyhine olmuştur, çünkü ataerkil sosyal yapının ortadan kalkması yerine sadece üzerinde değişiklikler yapılmıştır. Sovyet öncesi sistemin işleyişi üzerine tipik bir Sovyet tartışması, kalabalık ataerkil aile ve bu kurumun Sovyet “dönüşüm”ü ile ilgili bilgiler Vasil’eva ve Karmysheva’da (1969: 193-212) bulunabilir. Bugün kadınların ağır yükünü hafifletmek için bir çabaları olmayan erkekler, kadınların yıllarca evin dışında çalışmasından ötürü kızgındırlar. Orta yaşlı kadınlar ise kendilerini tamamıyla eve adamak konusunda bölünmüşlerdir. Doğal olarak yapılan işin niteliği burada önem kazanmaktadır. Her iki kesim de öğretmenlik ve sağlık gibi bazı mesleklerin kadınlar için uygun olduğunu düşünmektedir. Fakat Özbek toplumu, erkek evin dışında çalışırken kadınların ev içi ihtiyaçları karşılamasını ve çocuk yetiştirmesini anlayışla karşılamaktadır.

Bir Özbek kadını, Sovyet toplumu tarafından dayatılan üreme ahlakını veya boşanma karşısındaki hoşgörüsüz tavırları beğenmeyebilir. Buna karşılık, yüksek eğitim imkanlarından faydalanmayı tercih edebilir. Konuyla ilgili kişisel tutumlar, kişinin günlük yaşantısı içerisinde etno- ulusal veya üst ulusal gerçeklikler içerisinde nerede yer aldığını belirlemektedir.

Nurota’nın işgücünde yer alan cinsiyet ve kadın konuları, kadınların nadiren çobanlık yaptığı kırsal Namangan’da değişik bir anlam kazanır. Biz, ilginç olarak üç çocuk annesi yalnız bir kadının çobanlık yaptığına rastladık, fakat onunki açıkçası bir istisnaydı. Nurota’daki işgücü paylaşımı, Sovyet öncesi dönemde hayvancılıkla uğraşanların hayat biçiminin bir devamıdır. İlaveten, kırsal Namangan’da olduğu gibi, Nurota bölgesindeki kolhozların da büyük bir şehirden uzakta olmaları, Fergana vadisindeki gibi erkek veya kadınların kolhozlar dışında iş bulma beklentilerini zayıflatmaktadır. Burada dil faktörü de, Nurotalıların çoğunun anadilinin Özbekçe değil de Tacikçe olması dolayısıyla önemli rol oynamaktadır. İnsanlar ikinci dil olarak Özbekçe konuşsalar da, üniversite, kolej ve teknik enstitülerdeki mevkiler için ana dili Özbekçe olanlar karşısında rekabet etmeleri daha zordur ve yüksek eğitim hedefleri karşısında bu bir engel oluşturmaktadır.

Şüphesiz ki, hedefler ve istekler tarafından belirlenen kimlikler açık olarak politik anlamlar kazanmaktadırlar (Jenkins 1994: 197-223). Böylece, Sovyetler Birliği tarafından dayatılan Özbek etnik kategorisinin, işgücü pazarındakiler veya üniversiteye girmek isteyenler için belirleyici sonuçları bulunmaktadır.

Etnik kategorilere dayanan halihazırda mevcut fırsatlar vatandaşın devlete bağlılığını ve bunun sonrasında Sovyet toplumuyla gurur duymasını sağlayabilir veya sağlayamaz bu toplumda olumlu katılımı ifade etmektedir. Sovyet milliyetleri politikasının ciddi öğrencilerinin, özellikle Stalin yönetimi sonrasında S.S.C.B. ile olumlu yönde kimliklerini bağdaştıranların, başarıları yadsınamaz.

1950’ler, 1960’lar ve 1970’lerde devlet sıfatına sahip ulusal grupların kendi cumhuriyetlerindeki üniversite ve bilimsel enstitülere girmelerine olanak sağlanmıştır. İstihdamda ayrım yapmayı engelleyen program sayesinde yüksek oranlı fonlar sağlanmıştır. Ayrıca, bu cumhuriyetlerdeki akademilerin öncü Rus akademileri ile aynı seviyeye ulaşmaları için gerekli yatırımlar yapılmıştır.

Zaslavsky bürokrasinin eğitim politikasını incelerken, “transfer ödemeleri ile kurumsal eş biçimlilik”i birleştirerek, eşit olmayan kalkınma karşısında hükümetin tepkisini göstermektedir (1992: 97-121, cf. Starr 1996: 84). Sovyet sistemine güveni sağlamak amacıyla, eğitim yoluyla köylülerin bu sınıf dışında tutulmadıklarını hatırlatmak isterim: Benim de çalıştığım Taşkent’teki Tarih Enstitüsünde bu konuda çalışan araştırmacıların çoğu kırsal kesimden gelmekteydiler. Tabii ki, 1980’lerin sonunda Orta Asya ile Sovyet-Rus kültürlerinin birleşiminin yıpranmasında paradoksal olarak, bu eğitim politikaları temel oluşturmuştur. Devlet sahibi olan milliyetler arasında yüksek eğitim görmüş kadroların bağımsızlık yanlısı radikalleri destekleyen entellektüel elitler tarafından oluşup oluşmadığı konusundaki tartışma önemli bir sorundur. Bunun yanı sıra, Laitin’e göre (1991: 139-177), bilim adamları ve araştırmacıların çoğu eğer daha büyük bir kültürel özerklik ve politik tam bağımsızlık ile karşılaşırlarsa, kendilerini “besleyen” Sovyet’i taşlamaya hazırdırlar.

Coğrafya, Nüfus ve Kırsal Planlama

Özbek kimliğinin mevcut durumu Özbekistan’da 1929’da oluşan sınırların bir ürünüdür.[3] Özbekistan kurulduğunda, politik sınırlar ve milli çizgiler içerisinde doğal bir etnik Özbek kimliği oluşmuştur. Bundan kısa süre sonra, çağdaş Özbekistan’da[4] “Özbeklik” Orta Çağ’dan beri varolan ve birbirleriyle rekabet eden birçok kimlik içerisinde primer ínter pares (eşitler arasında öncü) olmuştur. Kıpçak etnik tarihi ile ilgili önemli bir bilimsel çalışma Şahniyazov’a aittir (1974). Buna ilaveten, Sovyetler Birliği’nde etnisite kavramı milliyetçiliğin üzerine inşa edilen bir özelliğe sahiptir. Milliyetlerini belirleyen üç-dört kuşağın doğumdan itibaren belgeleyerek, kuvvetlendirmişlerdir. (Zaslavsky 1992: 99)

Özbek diasporası göreceli olarak küçüktür ve dünya genelinde Türkistan diasporası içerisinde yer alır. Bugün Özbek nüfusunun önemli bir kısmı, eski Sovyetler Birliği’nin diğer Orta Asya cumhuriyetleri, Afganistan, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri -özellikle New York Şehri olmak üzere- kendi adını verdikleri ulus devletlerin dışında yaşamaktadır. Komşu BDT’deki Orta Asya ülkelerinde yaşayan Özbek çoğunluk buralara yeni yerleşmiş değildirler. Fakat her zaman Orta Asya kültürel alanı içerisinde kalmayı başarmışlardır.[5] Ayrıca, Özbekistan’ın muhtemel sınırları, milli toprakları, iç ve dış sınırlamalar ile bir devlet olarak varlığını sürdürmesi için konunun büyük bir Özbek çoğunluk tarafından iyice irdelenmiş olacağını düşünüyorum.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ