SOVYET SONRASI ORTA ASYA GEÇİŞ EKONOMİLERİNİN SORUNLARI VE ENTEGRASYONUNUN GELECEĞİ

SOVYET SONRASI ORTA ASYA GEÇİŞ EKONOMİLERİNİN SORUNLARI VE ENTEGRASYONUNUN GELECEĞİ

Sovyet ardılı ülkeler arasındaki ekonomik ilişkileri değerlendirdiğimiz zaman, BDT (Bağımsız Devletler Topluluğu), Gümrük Birliği, MAB (Merkezi Asya Birliği), GUUAM (Gürcistan-Ukrayna- Özbekistan-Azerbaycan-Moldova) gibi birleşmeler arasında daha çok gelişmiş olanı Ocak 1994 yılında kurulmuş Merkezi Asya Birliği’dir. Merkezi Asya Kalkınma Bankası’nın oluşturulması ve bu banka aracılığıyla ülkelerin ortak çıkarları kapsamında olan somut projeler için kredi verilmesi bunun bir kanıtıdır. Bu, mevcut sorunların ortak çabalarla çözümlenebileceğine bir örnektir.

Fakat, bu tür münferit örnekleri dikkate almazsak, genelde Orta Asya ülkeleri, entegrasyon yolunda gereken ilerlemeyi kaydedememişler. BDT’de olduğu gibi, burada da çok sayıda belgeler kabul edilmekte, ancak bunların büyük çoğunluğu, özellikle tarife ve tarife dışı düzenlemeler, vergi mevzuatlarının uyumlaştırılması, işgücünün, malların ve hizmetlerin serbest dolaşımı yolundaki her türlü bürokratik engellerin kaldırılmasına ilişkin düzenlemeler uygulanmamaktadır. Post Sovyet mekandaki entegrasyon sürecinin analizine ve bu konudaki somut önerilere geçmeden önce, siyasi nedenler dışında nelerin iktidarda bulunanları bu birlikleri oluşturmaya (en azından gelinen noktada bu tür birleşmelerin etkili olmadığı görülmüştür) ittiğini açıklamak yerinde olacaktır.

Post Sovyet Mekanda Ekonomik Toplulukların Oluşturulması Nedenleri

Ekonomik birleşmelerin oluşum nedenleri yeterince açıktır. Orta Asya cumhuriyetlerine gelince, bu ülkeler SSCB’den bir ekonomik potansiyeli miras almışlar. Bu potansiyel, yapısı, üretim, güçlerinin dağılımı, kullanılan teknoloji, üretim yönetim ilkeleri açısından etkileşim içinde olan ve eskiden bir bütün olan ekonominin bir parçasını oluşturmuştur. Buna göre de, bir zamanlar var olan çok yönlü ekonomik ilişkiler sisteminin parçalanma süreci sonucunda dağılması, yeni bağımsızlık elde etmiş devletlerde ekonomik gerilemeye neden oldu.

Ortak ekonomik mekanı koruyup saklama çabaları, dış ticaretin liberilizasyonu ve SSCB’nin ayrı ayrı bağımsız devletlere ayrılması sonucunda başarısızlığa uğramıştır. 1992-1999 yılları arasında BDT ülkeleri arasındaki dış ticaret hacmi üç kattan daha çok azalmıştır. Tacikistan ve Rusya dışındaki tüm Topluluk ülkelerinde dış ticaret göstergeleri düşmüştür. 1990’lı yılların ortalarında dış ticarette gözlenen kıpırdama da umutları yeşertmedi ve 1998 krizi yeni bir düşüşün yaşanmasına neden oldu. Mali krizin Orta Asya ülkelerinde Rusya’daki kadar tahrip edici olmamasına rağmen, kriz sonrası ekonomik durum ayrı ayrı ülkelerde, özellikle Kırgızistan’da (hatta GSYİH’deki küçük miktardaki artışa rağmen) oldukça istikrarsızdır.

Tacikistan ve Belarus dışındaki post Sovyet ülkelerin çoğunluğunun “uzak ülkelerle” dış ticaret eğilimlerinin artması ve eski SSCB mekanı haricinde yeni ekonomik stratejilerin oluşturulması yönündeki çabalar beklenilen sonucu vermedi. Post Sovyet ülkeleri genelde ham madde ihraç etmekte ve tüketim mallarını ithal etmektedirler. İç pazarlar “uzak ülkelerden” ithal edilen mallarla aşırı doyurulmuştur ve ulusal üretim kapasitesi çok düşük düzeyde kullanılmaktadır. Her türlü bürokratik ve ekonomik engeller, gümrük alanındaki sınırlamalar dahil, korumacılık önlemleri devletlerarası iş birliğinde ek zorluklar doğurmaktadır.

Üretim kapasitesinin azalması sonucunda büyük çapta işsizlik meydana gelmiş ve hızla artmıştır. Bunun sonucunda halkın refah düzeyi devamlı olarak düşmüştür. Ekonomistlerin değerlendirmelerine göre, kriz yıllarında Orta Asya ülkelerinde üretimdeki düşüş, %50 oranında BDT ülkeleriyle dış ticaret hacminin azalmasından ve sadece %20 oranında iç talebin azalmasından kaynaklanmaktadır.

Açıktır ki, ekonomik politikadaki başarısızlıklar ve halkın büyük çoğunluğunun yoksullaşması post Sovyet ülkelerde sosyal ve siyasi gerginliğin artmasına neden olmuştur. Reform döneminde bu tür harcamaların doğal olduğunu halka anlatmak zordur. Gerginliğin azaltılması için, ülke iktidarları tarafından doğal olarak entegrasyon sorunlarının çözümlenmesi yönünde çabalar gösterilmiş ve bu konuda defalarca yüksek sesle resmi beyanlarda bulunulmuştur. Doğal olmayan ise tüm bunların büyük bir ataletlilikle gerçekleştirilmiş olmasıdır.

Ekonomik Birleşmelerin Etkinliği ve Entegrasyon Sorunları

1997’nin sonlarına doğru BDT ülkeleri düzeyinde kabul edilmiş 880 ortak belgeden sadece 130’u uygulanmıştır. Bu da ilgili birimlerin çalışmalarının etkisizliğini göstermektedir. Uzmanlar, BDT’nin kurumsal ve hukuki yapılarının çok zayıf olmasını onun henüz şekillenememesinin ve etkinsizliğinin nedeni olarak göstermektedirler. Aynı durum bazı değişiklerle Merkezi Asya Birliği için de geçerlidir. Post Sovyet mekanında henüz bir birleşme ortamı oluşmamıştır. Ülkeler ise biribirine tolerans göstermeyi henüz öğrenememişler. Bunu ileride göreceğiz. Buna rağmen, ülkeler arasındaki karşılıklı çıkara dayanan iş bölümü, üretimdeki uzmanlaşma ve iş birliğinden doğan olanakların kullanılması öncelikli amaç olmuştur. Böyle bir iş birliği, Orta Asya ülkelerine, sınırlı maddi ve mali kaynakların ortak çıkarlara yönelik daha öncelikli alanlara yönlendirilme, ayrıca entegrasyon alanında uyumlu ekonomik strateji hazırlama olanağı sağlayacaktır.

Bu sorunların çözümüne girişmeden önce çıkarların örtüştüğü alanların, ekonomik reformların yönlerinin açıkça belirlenmesi gerekir. Aksi hâlde, “yukarıların” aldığı tüm kararlar, şu ana kadar sık sık görüldüğü gibi, kâğıt üzerinde kalacaktır. Dahası, bu tür politika, genelde ters tepkilerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Vatandaşların çok sayıdaki mektupları ve kitle iletişim araçlarında ifade olunan hoşnutsuzluklar bunu teyit eder niteliktedir. Bu yankılar bazen beklenmedik hâl almaktadır.

Örneğin, uzak mesafelere yük taşımacılığı yapan Kırgızistan şoförlerinin ülke yönetimine müracaatında, “Kazakistan’ın trafik polislerinin Kazakistan’ı Kırgız polislerinin Kırgızistan’ı sevdiklerinden daha çok sevdikleri” belirtilmektedir. Çünkü Kırgızistan memurları, yabancı taşımacılar için daha düşük tarifeler belirlemişler. Bu davranış biçiminde mevcut durumdan paradoksal çıkış yolu önerildiği görülmektedir: “Onlar bize engeller yaratıyorsa, biz de aynı şekilde karşılık verelim, yeter ki, gelip de işimizi elimizden almasınlar”.

Merkezi devlet gazetesi “Veçerniy Bişkek”te verilen bu haber, entegrasyon sorununun had safhaya geldiğine ve geleneksel çözüm yollarının sorunu çıkmaza götürdüğüne tipik bir örnektir. Ekonomik parçalanmanın devam etmesinden sık sık dem vurulmaktadır. Neden durum böyledir ve resmi makamlar ne zaman bu durumu tersine döndürebilecekler?

Entegrasyonun amacının “art niyetli” olmadığı ve bu amacın dünyadaki bölgesel iş birliğine yönelişlerle örtüştüğü konusunda bir kuşku olmamakla birlikte, entegrasyon süreci çeşitli nedenlerden dolayı kendi içinde çelişkili ve ataletli olmuştur. Post Sovyet mekandaki bölgesel ve alt bölgesel birleşmelerin faaliyetlerinin analizi entegrasyon sorunlarını iki kısma ayırmaya imkân verir. Birinci kısma, ülkelerin bölgesel, demografik, etnik, sosyal, ekonomik, ayrıca ulusal kaynak potansiyellerindeki farklılıkları nedeniyle tüm ülkelere özgü olan sorunları dahil edebiliriz.

İkinci kısma ise, gerçekleştirilen reformların değişik eğilim, hız ve çapından kaynaklanan sorunları dahil edilebiliriz. Bu iki grup sorun üzerinde daha ayrıntılı şekilde duralım.

Orta Asya Ülkelerinin Geçiş Ekonomisi Sorunları ve Bunların Entegrasyon Sürecine Etkileri

1991’in sonlarında SSCB dağıldıktan sonra merkezi plânlı ekonomiden piyasa güçlerine dayalı sisteme geçmeyi amaçlayan ülkeler listesine 15 yeni bağımsız devlet eklendi. Bunların içinde Kırgızistan da vardır. Ortak yönlerdeki benzerlik, değişim aşamasındaki sorunların benzerliğini de beraberinde getirmiştir. Ekonomistler, bu sorunlardan, “mali programların hazırlanması ve gerçekleştirilmesi sürecinde daha çok zorluk yaratan” altısını özellikle belirtmektedirler. Bunlar; üretim hacminin hızla gerilemesi, birçok hâlde para emisyonunun artış hızındaki düşüşten sonra da bir müddet devam eden “sürünen” enflasyon, işletmelerin vadesi geçmiş karşılıklı borçlarının ortaya çıkması, bütçe gelirlerindeki hızlı azalma, döviz kurlarıyla ilgili istikrar sürecine en iyi şekilde destek sağlayacak stratejinin belirlenmesi sorunu ve dış mali yardımların rolüdür.[1]

Ancak eski Sovyet cumhuriyetlerinden her biri, diğerlerinden farklı olan ve ülkelerin yeniden yapılanma sürecine tepkisini belirleyen kendine özgü başlangıç şartlarına ve potansiyeline sahipti. Büyük enerji ve diğer doğal kaynaklara sahip olan ve bunları piyasa ekonomisine geçiş sürecinde ortaya çıkan olumsuz sonuçları hafifletmek için belli ölçüde kullanan Rusya, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan ve Azerbaycan’dan farklı olarak, Kırgızistan Cumhuriyeti bu tür kaynaklara sahip değildi. Bu olgu, piyasa ekonomisine geçiş yolunun seçiminde ve gerçekleştirilen reformların devamlılığında siyasi iktidar için belirleyici oldu.

Bu şartlar altında Kırgızistan’ın küçük, açık ekonomilere özgü kalkınma modelini seçmesi de anlaşılabilir. Eğer piyasayı malın mevcut ve potansiyel alıcılarının toplamı olarak algılarsak, açıktır ki, Kırgızistan’ın iç piyasası tüm arzı (örneğin, enerji ve tarım sektörlerinin arzını) karşılamak için yetersizdir. Aynı zamanda Kırgızistan, toplam talebi, özellikle de petrol ve petrol ürünlerine olan talebi karşılayamamaktadır. Diğer taraftan, doğal kaynakların ve insan kaynaklarının sınırlılığının yanı sıra, Kırgızistan ekonomisi önemli ölçüde dış piyasalardaki gelişmelerden de etkilenir. Büyük ülkelerin ve ekonomilerin yürüttükleri politikalar, Kırgızistan için benzer sonuçlar vermeyebilir ve bu yüzden genelde kabul edilemez. Özellikle bu objektif nedenler Kırgızistan’ı dışa açık ekonomi politikasını tercih etmeye zorlamakta ve ülkenin Gümrük Birliği’ne ve Dünya Ticaret Örgütü’ne girmesinde belirleyici etken olmaktadırlar.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ