SOVYET SONRASI ORTA ASYA CUMHURİYETLERİNDE MODERNLEŞME, SİYASET VE İSLAM

SOVYET SONRASI ORTA ASYA CUMHURİYETLERİNDE MODERNLEŞME, SİYASET VE İSLAM

Yirminci yüzyılın büyük bir bölümü boyunca, beş Orta Asya devleti -Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan- Sovyetleri Birliği çerçevesi içerisinde ortak bir tarih paylaşmıştır. Aralık 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana, bu devletler kademeli olarak farklı birer kalkınma çizgisi takip etmeye başlamıştır. Bununla birlikte, hâlâ paylaştıkları birçok ortak nokta bulunmaktadır. Netice itibariyle, bölge hakkında bir bütün olarak bazı genellemeler yapmak mümkündür. Bu çalışma, Sovyet sonrası Orta Asya’nın durumunun daha iyi anlaşılabilmesi için anahtar öneme sahip üç konu üzerinde yoğunlaşacaktır: Modernleşme süreci, yeni bir siyasi tablonun ortaya çıkışı ve İslam’ın yeniden canlanması.

Modernleşme

Yirminci yüzyılın başlarında, Orta Asya’nın pek çok bölgesinde hayat yüzlerce yıl olduğu gibi hâlâ aynı şekilde devam etmekteydi. 1917 Devrimi’nin hemen sonrasında bölgede Sovyet idaresinin kurulması ile birlikte, bu durum büyük ölçüde değişecekti. Orta Asya’nın modernleştirilmesi ve Sovyetleştirilmesine yönelik atılan ilk ve simgesel olarak en önemli adım, 1924-1925’te Ulusal Sınırların Kaldırılması olmuştur. Bunun sonucunda beş bölgesel-idari birim ortaya çıkmıştır ve bunlar da günümüzün bağımsız devletlerinin habercisi olmuştur.

Sınırların kaldırılmasının ardından, köklü bir sosyal dönüşüm programı uygulamaya konulmuştur. Sosyal açıdan ele alındığında, özellikle kadınların özgürlüğü (buradaki özgürlük kavramından kadınların kanunlar önünde ve toplumda cinsiyet bakımından eşitliği anlaşılmaktadır), yetişkinler için toplu okuma-yazma seferberliği, çocuklar için ücretsiz, zorunlu ve evrensel eğitimin uygulamaya konulması (önce ilköğretim düzeyinde başlayıp daha sonra orta öğretim düzeyine genişleyecektir) ve sağlık ve beslenme standartlarının geliştirilmesi hususları üzerinde özellikle durulmuştur. Kadınların statülerindeki değişiklik, kadınların erkekler ile aynı yerde bulunamama uygulamasının sona erdirilmesi ve paranja’nın (güneydeki kırsal bölgelerde kadınların dışarıda geleneksel olarak tepeden tırnağa örtünmek için kullandıkları giysi) kaldırılması ile ortaya konulmaktadır.

Göçebelerin toplu ve yerleşik yaşama geçişleri, kırsal yaşamın çehresini değiştirmiştir. Bölgenin kapsamlı bir şekilde elektriğe kavuşturulması için bir program uygulamaya konuldu ve yeni sanayi kompleksleri kuruldu. Getirilen diğer yenilikler arasında çağdaş iletişim ve ulaşım ağlarının oluşturulması, çağdaş devlet kurumlarının ve çağdaş bir bürokrasi sisteminin kurulması bulunmaktadır. Kitle iletişim araçlarında ve müzeler, kütüphaneler ve sanat galerileri gibi kültürel tesislerde büyük bir patlama meydana gelmiştir. Her bir cumhuriyetteki yüksek öğrenim kurumları arasında en az bir üniversite ile çok sayıda sanat ve meslek liseleri bulunmuştur. Her cumhuriyet ayrıca çok sayıda araştırma enstitüsünden oluşan ulusal kendi Bilimler Akademisi’ne sahip olmuştur.

Bu enstitülerden bazıları nazari ve uygulamalı bilimler alanlarında faaliyet göstermek üzere kurulmuştur ve ulusal bir kimliğe sahip olmayı başarmıştır.

Modernleşmenin bu unsurları ve başka pek çok yönü, neredeyse eşzamanlı olarak uygulamaya konulmuştur. İstihdam olanaklarının çeşitlenmesi, ufukların genişletilmesine ve sosyal hareketliliğin sağlanmasına kademeli olarak katkıda bulunmuştur. Ortaya çıkan sonuç ise; sosyal açıdan toplumun çehresinin oldukça hızlı bir şekilde değişmesi olmuştur. Bununla birlikte, özel alanda ise oldukça yüksek derecede bir muhafazakârlık sergilenmiştir. Kişiler arası ilişkilerin yapısı neredeyse hiç değişmemiştir. “Klan” -geleneksel akraba/kabile/bölge gruplaşmalarına ya da ortak tecrübeler (örneğin askerlik, okul) yoluyla yeni ortaya çıkan bağlara dayanan sosyal ağlar- olarak adlandırılan sosyal birimler toplumda egemen olmayı sürdürmüştür. Müşteri-hami (client-patron) bağlılık zincirleri, grup dayanışmasını geliştirmiştir ve bu da Sovyet sistemindeki gizli derebeyliklerin açığa çıkarıldığı bir güç tabanı sağlamıştır.

Orta Asya’daki, Sovyetler tarafından yönlendirilen modernleşme, bazı yönlerden Asya’nın diğer kısımlarında ve ayrıca Afrika’da meydana gelen modernleşmeden pek farklı olmamıştır. Bununla birlikte, Orta Asya’daki modernleşmenin üç ayırt edici özelliği olmuştur: Bunlardan birincisi, bu hareket iç kaynaklı olmaktan ziyade dışarıdan uygulanmıştır; ikinci olarak, sıkı olarak kontrol altında tutulan bir totaliter sistem bağlamında meydana gelmiştir (bunun sonucunda, dışa vurulan tüm muhalefet girişimleri bastırılmıştır ve gerçekte sürecin ekonomik yönü hiç göz önüne alınmamıştır); üçüncü olarak da oldukça hızlı ve toplumun her kesimini kapsayacak şekilde uygulanmıştır. Bu hızlı gelişimin sonucu olarak, yukarıda da belirtildiği gibi, bazı alanlarda köklü değişimler elde edilebilse de diğer alanlarda değişim sınırlı olarak kalmıştır. Özellikle, siyasi hareketlenmeye yol açamamıştır. Her ne kadar siyasi taleplerin her nevi uzantısı olsa da, bu talepler oldukça geç yapılmış (1980’lerin sonlarında başlayıp perestroika dönemine kadar sürmüştür) ve sadece küçük bir şehirli düşünür grubu ile sınırlı kalmıştır.

Bazı Batılı gözlemciler Sovyet sosyal mühendisliğine Orta Asyalıların içerleyeceğine ve bunun da sonuç olarak yeniliğe karşı bir tepki ortaya koyacağına inanmaktaydı. Aslında, onlar Birliğin en sadık destekçileri arasında yer almışlardır. Bölgede hiçbir ayrılıkçı hareket meydana gelmemiştir ve Sovyet idaresine karşı çok nadiren muhalefet sergilenmiştir. Bu sükûnete katkıda bulunan bazı etkenler olmuştur. Bu etkenlerden birisi, Sovyet rejiminin daha sonra sistemin yeniden doğuşuna (indigenising) katkıda bulunacak olan düşünür ve lider tabakalarını ortak tayin etmede başarılı olmasıdır. Bir başka etken ise, devletin sadece bürokrasinin üst seviyelerinde değil toplumun tüm kesimlerinde çıkar çevreleri oluşturmuş olması ve böylece de sıradan bireyleri sistemin korunmasına yönelik teşvik etmiş olmasıdır. Ayrıca, daha önceki durum ile karşılaştırıldığında, Sovyet yönetimi altında çoğunluk için daha ileri derecede bir sosyal adalet olduğu ve ilerleme kaydetmek için daha iyi fırsatlar olduğu yönünde haklı bir algılama mevcuttu. Dolayısıyla, rejimden nispeten yüksek derecede memnuniyet duyuluyordu.[1]

Sovyet Sonrası Siyasi Düzen

Sovyetler Birliği dağıldığında, yüksek modernleşme düzeyleri göz önüne alındığında, bağımsız Orta Asya devletlerinin liberal demokrasiye ve sivil topluma hızlı ve sorunsuz bir şekilde geçiş yapabilecekleri yönünde genel bir beklenti mevcuttu. Aslında, bu devletler çok farklı bir yol izlediler. Sovyetler Birliği’nin aniden dağılması, beraberinde psikolojik ve ekonomik değişiklikler de getirdi. Oldukça gerçekçi bir saptama ile, Orta Asya devletleri sadece mücadelelerinin bir araya getirici deneyimleri açısından değil aynı zamanda siyasallaşma, harekete geçme ve teşkilatlanmaya yönelik hazırlık dönemi açısından da ‘devrim oyununa getirilmişlerdir’.

Bağımsızlığa karşı sergilenen ilk tepki, toplumun en muhafazakar özelliklerinin güçlendirilmesi olmuştur. Yeni liderlere yetki devri gerçekleşmemiştir; aksine, Komünist rejim ile olan göbek bağları nedeniyle itibarlarını kaybetmeyen, yönetimi elinde bulunduran elit tabaka, bir belirsizlik ve bulanıklık döneminde sürekliliğin simgesi olarak ek bir meşruiyet kazanmıştır. Esasen, reformların rafa kaldırılması pahasına da olsa, istikrarı sürdürmüşlerdir. Bunun aksine, Sovyet döneminin son yıllarında çoğulculuğun ortaya çıkmasına dair önemli işaretlerin görüldüğü tek ülke olan Tacikistan, hızla kontrol dışına çıkmıştır. Siyasi özgürlük birden anarşiye dönüşmüştür. Bağımsızlıktan sadece birkaç ay sonra da kanlı bir iç savaşın içinde bulmuştur kendini.[2]

Orta Asya’nın diğer bölgelerinde hakim olan eğilim de giderek büyüyen bir otoriter yönetim olmuştur. Görevdeki devlet başkanları pek çok yönden Orta Çağ hanları gibi davranmıştır. Teoride, yetkileri yeni anayasalar tarafından sınırlanmış durumdadır; uygulamada ise, mutlağa yakın derecede yetkiye sahiptirler. Bugüne kadar gerçekleştirilen tüm seçimler, başta AGİT olmak üzere uluslararası kuruluşlar tarafından hilecilik ve seçim kanununun ihlali iddiaları ile ciddi olarak eleştirilmiştir. Düzenli ve açık bir hükümet sistemi sağlamak için kağıt üzerinde bulunan dengeler ve frenler öylesine muğlak ifadelerle belirtilmiştir ki, yönlendirmeye ve tahribata oldukça açıktır. Buna davetiye çıkaran yollar ve fırsatlar, günümüz liderleri en önemsiz iç meselelerden büyük uluslararası müzakerelere kadar tüm kamu işlerinde doğrudan, kişisel kontrol sahibi olduklarından dolayı, her zamankinden daha fazladır. Bu şekilde, saygınlık, himaye ve yetki hususlarında nihai kontrolü elinde tutanlar bu liderler olmuştur. Sistem, kaçınılmaz olarak mesleki deneyim yokluğu ile birleştiğinde idari personel arasında yüksek bir devir (değişiklik) oranına yol açan kıskançlıkları ve rekabeti ortaya çıkarmaktadır.

Orta Asya devletlerindeki çağdaş siyasi yaşam, nüfusun büyük bir çoğunluğu tarafından sergilenen derin bir duyumsamazlık ile ön plana çıkmaktadır. Sovyet döneminin son yıllarında ortaya çıkmaya başlayan sosyo-politik hareketler (Örneğin, Kırgızistan’daki Birlik hareketi) bağımsızlık sonrasında hızla baskı altına alınmıştır. Bağımsızlık sonrasında çoğu devlette yeni partiler kurulmuştur. Bununla birlikte, Kırgızistan’daki istisnai bir ya da iki grup dışında, bu partilerin çoğu zayıf ve etkisiz kalmıştır. Bu tip partiler, güçlü bir kişiliğe ve (ya) belirli bir güç tabanı oluşturmak için yeterli varlığa sahip olan kişiler ekseninde merkezlenme eğiliminde olmuştur. Üyelik neredeyse daima çok düşük oranlarda ve kendi sosyal çevresi ile sınırlı kalmıştır; genel olarak kişisel temasları ve tanıdıkları çerçevesine dayanmıştır. Her ne kadar tartışılsalar da, programlar ve parti platformları belirsizdir ve idealizmden uzak birkaç yavan sözden oluşmaktadır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ