SOVYET SİSTEMİNDE KIRGIZİSTAN: MİLLÎ DEVLETİN İNŞAASI VE MİLLÎ KİMLİĞİN DOĞUŞU

SOVYET SİSTEMİNDE KIRGIZİSTAN: MİLLÎ DEVLETİN İNŞAASI VE MİLLÎ KİMLİĞİN DOĞUŞU

Ara-Kırgız Özerk Bölgesi’nin 14 Ekim 1924 tarihinde kurulması ve Abdulkadir Urazbekov önderliğindeki ilk Kırgız hükümetinin 27 Mart 1925’de seçimle işbaşına gelmesi, Türkistan’ın iki rakip siyasal grubu arasındaki şiddetli mücadeleyi sona erdirdi. Turar Ryskulov, Mirsaid Sultan Galiev ve (sonradan Pan-Türkçü olarak yaftalanan) diğerlerinin liderliğindeki grup, Türkistan’ın kültürel, siyasal ve ekonomik bütünlüğünün korunması ve Pan-Türk cumhuriyeti ile beraber Pan-Türkçü komünist partinin veya Orta Asya Federasyonu’nun vücuda getirilmesi gerektiği konuları üzerinde ısrarla duruyordu. Diğer grup, Orta Asya’da bulunan insanların oluşturduğu çeşitli etnik gruplar arasında gelişen milliyetçilik ve ulusal bilinç tohumlarından istifade ederek, ulus-devletin sınırlarının belirlenmesi teklifini sunuyordu. Ulus-devletlerin kurulmasını öngören bu teklif özünde, sınırların belirlenmesinin, patriarkal gelenekleri ikinci plana çeken ve bununla birlikte bölgedeki sosyal ilişkileri modernize eden, bir fırsat sağlayacağı tezine dayandırılıyordu. 1920’lerin ortasında bu ikinci grup, Sovyet siyasi idarecileri, Sovyetlerin resmi ulusal politikasına kendi fikirlerini de dahil etmeleri hususunda, ikna etmişti.

O dönemden başlayarak Sovyet ulusal politikası, gelişim sürecinin ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel görünümlerini etraflıca belirledi. Orta Asya’daki bu politikanın temel taşı, Stalin’in, bölgede yaşayanlar için mevcut olan ortak coğrafyaya dayanan bir “milliyet” oluşturma, “ulusal” kimliklerini açıkça belirleme ve ulusun gelişimini sağlamak için “maddi ve ekonomik temel” yaratma esasları üzerinde yükselen, fikriydi.[1] Fakat, bu politikadaki pek çok farklılık, konuyu karmaşıklaştırmış ve ulusal politika, Sovyet liderliğindeki her değişimde yeniden gözden geçirilip düzenlenmiştir. Sovyet liderler temelde, “modernizasyon” fikrini oldukça sade ve basit yorumluyorlardı. Bu yoruma göre, “maddi yaşam” ve sosyal dokudaki değişimler, ulusal kimliği modernize etmenin ve Sovyet üst ulusal kimliğini mecbur kılmanın, oldukça yeterli araçlarıydı. Bu argümandan yola çıkarak Sovyet hükümeti, karşıtlığa vahşice saldırarak ve Sovyet ideolojisinin bağımsız ve eleştirel değerlendirilmesine müsamaha göstermeyerek, totaliter devlet yapısının bütün güçlerini, “kitap” (Stalin ve Lenin’in yazıları) içindeki fikirleri zorla kabul ettirme amacıyla harekete geçirdi. Dahası, Sovyet Devleti, Sovyet Orta Asyası’nı dünyanın geri kalanından sansür ve terör vasıtalarıyla tecrit etti. Bununla birlikte, modernizasyonun başarısından ve yurtseverlikten onur duyulması gerektiği fikrini teşvike yönelip 20. yüzyılın teknolojik devrimine dayanan en son kazanımları beraberinde getiren, yeni bir sosyal ve ekonomik ortam inşa etti.

Takip eden bölümde, Sovyet sistemi altındaki Kırgız toplumunda meydana gelen siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel değişimler değerlendirilip, bunların ulus-devletin inşaası ile ulusal kimliğin ortaya çıkışına nasıl katıldıkları konusuna eleştirel bir bakış sunulacaktır.

Kırgız Devleti’nin Oluşumu ve Siyasal Gelişim

1917 Bolşevik Devrimi ve güçlü Rus İmparatorluğunun ortadan kalkışı, Türkistan’daki insanları şaşkınlığa boğdu. Aynı zamanda, bu insanların çoğu yeni rejimi kabul etmeye hazır değildi. 1919 ve 1920 seneleri boyunca Kırgız toplumu içindeki kimi gruplar, basmacı diye bilinen hareketi destekleyerek yeni politik rejimin oluşumuna büyük bir gayretle direnmekteydi. Topraklarına yönelik herhangi bir dış kontrol oluşumuna karşı çıkarak, basmacı (kökeni Türkçe ‘basmak’) hareketi, Bolşeviklere veya Monarşi taraftarı “Beyaz Ordu” temsilcilerine ya da her ikisine de karşı savaştı. Sivil savaş süresince, General Enver Paşa birleşik bir Pan-Türkistan Cumhuriyeti kurmak için basmacı hareketini bütünleştirmeye uğraşmış ama sadece Kremlin siyasal idarecileri arasında Pan-Türk fikirlere ilişkin derin bir güvensizlik yaratarak başarısız olmuştu. Öte yandan, Lenin idaresindeki Sovyet hükümeti, Kırgız çiftçilerinin ve köylülerinin desteğini çok daha önemli tek bir adımda kazanmıştı. Bu adım, Monarşi taraftarı Bolşevik karşıtı güçlere destek olan kulaklar ve Kozakların, yani zengin Rus yerleşimcilerinin, elinden toprağı alıp kamulaştırmaktan ibaretti. Lenin’in kararnamesine göre, işlenilebilir topraktan oldukça fazla sayıda parsel, Kırgız topluluklarına geri verildi ve bu hareket sayesinde Kırgız toprağındaki siyasal direnişin ateşi söndü.[2]

Devrim aynı zamanda, Rus İmparatorluğu’nun farklı kısımlarında olduğu gibi Kırgızlarda da milliyetçiliğin doğuşuna büyük bir ivme kazandırdı. Çalkantılı 1918 ve 1919 yılları boyunca Türkistan’daki bir çok etnik grup, bağımsız devletler (Alaş Orda) kurma veya bazı hallerde eskiden varolmuş olanları yeniden diriltme (örneğin Hokand Özerk İdaresi), arzularını ifade ediyordu. Milliyetçiliğin yükselişine karşılık olarak Sovyet yetkilileri, İmparatorluk varoşlarındaki kültürel ve siyasal gelişmeleri baskılamaya yönelik Çarlık uygulamasını ortadan kaldırmayı ve ulusal muvaffakiyeti desteklemeyi vaat etmekteydi. Bolşeviklerin isimlendirdiği biçimiyle “Yeni Ulusal Politika”, Kırgız köylüleri ve çiftçileri için hep en değerli malı teşkil etmiş olan toprağı, halka verme taahhüdü üzerine inşa edilmişti. Kremlin, Orta Asya Federasyonu veya Pan-Türk cumhuriyeti yaratma önerisini reddederek, bölgeyi belirsiz bir etnik çizgiyle bölmeyi teklif eden kimi Orta Asya liderlerinin fikirlerini benimsemişti. Öte yandan, 1920’de Kazak Özerk Cumhuriyeti’nin (1926’ya kadar Kazaklar genelde ‘Kırgızlar’ veya ‘Kazak-Kırgızlar’ ismiyle Kırgızlar ise ‘Kara-Kırgızlar’ adıyla çağrılmaktaydı) ve 1924’de Özbek Cumhuriyeti’nin sınırlarının, Sovyet hükümeti tarafından belirlenmesi projesine hız kazandırılması ile yetinmeyen Kırgız liderler, ‘Kırgız toprağı’ sınırlarının belirlenmesi için de bastırıyordu.

Sovyet hükümeti, 14 Ekim 1924 tarihinde, Kara-Kırgız Özerk Bölgesi’nin Rusya Federasyonu’nun bir parçası olarak kurulması konusunda bir kararnameyi yürürlüğe koydu. Bundan dolayı, 1924 senesi Türkistan tarihinin dönüm noktasını teşkil eden tarih oldu, çünkü bölge kültürel, dinsel ve politik gerçeklikler temelinde değil yalnızca etnik itibar temelinde bölündü. Shirin Akiner’in ortaya koyduğu haliyle “orijinallikten uzak Marksist-Leninist ulusal kimlik kavramı tamamen içselleştirilme (noktasına geldi) ve dolayısıyla onlar (Kazaklar, Kırgızlar) geleneksel bağlara ve nesnel tarihi gerçeklere bile oldukça fazla ağırlık atfetmelerini sağlayan duygusal bir kanıt kazandılar”.[3]

Kendilerini önce Müslümanlar, Türkler, Türkistanlılar ve ait bulundukları kavimlerinin üyeleri olarak değerlendiren ve ancak daha sonra Kırgızlar diye tanımlayan Kırgız halkının ulusal kimliğindeki zayıflığa rağmen, Kırgız toprağının sınırlarının belirlenmesi, ulusal birliğe açıkça katkıda bulundu. Kırgız Özerk Bölgesi, 1925 senesinde, Kırgız Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti oldu. Bu anlamlı bir değişiklikti çünkü bu yeni statü, Cumhuriyet’e kendi anayasasına sahip olma iradesini sağladı. Oysa o zamana kadar, Rusya Federasyonu’nun Anayasası yürürlükteydi.

Öte yandan, etnik olarak karışmış bölgelerdeki coğrafi sınır belirlenimi, 1924’den 1926’ya, hemen hemen iki senede tamamlandı. Bu sebepten dolayı, Fergana, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan, Yedisu ise Kırgızistan ve Kazakistan tarafından paylaşıldı. Kırgızistan, 1926 senesinde idari amaçlarla yedi kantona (vilayet) bölündü: Frunze, Çut, Talas, Karakol, Narın, Oş ve Celalabad kantonları. Bu idari bölünme, 1991 tarihindeki bağımsızlığa kadar kimi küçük değişiklikler hariç korundu.[4] Bu bölünme, kantonların geniş şehirler ve kasabalar etrafında inşa edilmesi nedeniyle hem Cumhuriyet’in coğrafi özelliklerini hem de zımnen Kırgız toplumunun kavimsel alt bölünmesini yansıtmaktaydı. Fakat 1936’da diğer bir değişim vuku buldu ve Kırgız Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti yeni bir görünüme Kırgız Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (Kırgız SSC) ismiyle kavuştu. Bu yeni oluşum, 1937 tarihinde, yeni Anayasasını benimsedi.

Bolşevikler tarafından ortaya konan en mühim siyasal değişikliklerden birisi, Komünist Parti dışındaki bütün partilerin tasfiye edilmesi, idare eden parti içerisindeki küçük bir anlaşmazlık işaretinin bile bastırılması, yani çoğulculuğun kademe kademe terk edilmesidir.[5] Karşıtlıkların böylesine şiddetle ölçülmesi ve değerlendirilmesi, muhalif partilerin çoğunun, 1918-1922 arasındaki sivil savaş süresince Sovyet rejimine karşı savaşmaları ve 1920’lerdeki radikal değişimlere direnmiş olmaları gerçeğiyle, haklı çıkarılmaya çalışılıyordu. Bu zaman zarfında Kremlin, tamyrlashtyruu (kökleştirme) politikası ve Sovyet-öncesi liderlerin etkisinin bertaraf edilmesi olmak üzere iki ana kriteri benimseyerek Kırgız liderlerinin siyasal sadakatini kazanmaya çalışıyordu. Tamyrlashtyruu veya (Rusçadan gelen) korenizatsia politikası, bölge Kırgızlarının, idare eden parti mekanizması içerisinde, yönetimin karmaşık kontenjan ve yükselme sistemi de dahil olmak üzere her kademesinde varolduğu zannıyla donanmıştı. Sözgelimi, hükümet ve parti mekanizmasının toplamda yarısından fazlası Slav milletlerinin temsilcileri tarafından tutulmasına rağmen, Abdulkadir Urazbekov’un 1926 senesinde Kırgız hükümetinin İlk başkanı seçilmesinden bu yana bu pozisyon Kırgızlar için ayrılmıştı. Politik tecrit politikası ve Sovyet-öncesi etkili aydın sınıfı ile kavim liderlerinin bertaraf edilmesi süreçleri, ilk başta bu bireylerin reddedilmesi ve devlet mekanizmasını elinde bulundurmalarının yasaklanması, sonrasında ise SSCB’nin farklı bölgelerine sürülmeleri (biiler (beyler) ve manapların ilk büyük sürgünü 1929 tarihinde gerçekleşmişti) biçiminde vuku buldu. Stalin’in iktidar partisinden tasfiyeleri, 1933-1934 ve 1937-1938 zaman dilimlerinde gerçekleşti. Bu tasfiyeler, idam edilen veya gerek hapishanelere gerekse Sibirya’daki çalışma kamplarına gönderilen en azından 10.000 parti üyesinin ölümüyle sonuçlandı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ