SOSYAL HİZMETLER AÇISINDAN SELÇUKLU KERVANSARAYLARI

SOSYAL HİZMETLER AÇISINDAN SELÇUKLU KERVANSARAYLARI

Tarih boyunca değişik adlar altında pek çok Türk devleti kurulmuştur. Bu devletlerin siyasî, askerî ve kültürel açıdan bir öncekinden tamamen farklı olduğu elbette düşünülemez. Çünkü her yeni devlet bir öncekinin devamı niteliğindedir. Bu devamlılığı sağlayan unsur da hiç şüphesiz kültürdür.

Türk tarihine baktığımızda Hunlardan itibaren var olan ve bugün hâlâ sürdürülen pek çok geleneğin olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Bu geleneklerden biri de Türk devlet adamının topluma hizmet etmek, halkını korumak ve refah içinde yaşatmak için gösterdiği çabayla ilgilidir.[1]

Orhun Abidelerinde dikkat çekici bir üslûpla ifade edilen bu anlayışa göre, aç olan doyurulacak, çıplak olan giydirilecektir.[2] Yüzyıllar boyunca süren bu anlayış İslâmiyet’in kabulünden sonra dinî bir boyut kazanarak devam etmiştir. Doğrusu İslâm’ın hayrı ibadet kabul eden hükmü, söz konusu bu geleneği daha cazip hale getirmiştir.

1071’de Malazgirt Zaferi’nin ardından yeni yurtlarına yerleşen Selçuklular bu anlayış doğrultusunda Anadolu’yu ekonomik ve kültürel yükselişin yaşandığı bir ülke haline getirdiler. Bu dönemde millî ve dinî etkiler o derece kuvvetlidir ki Anadolu bir baştan bir başa sosyal yardım müesseseleriyle donatılır. Artık Anadolu “şevkat diyarı” olarak anılmaktadır.[3] Türk insanının yardımseverliği, misafirperverliği ve hoşgörüsü bu payenin alınmasındaki en büyük etkenlerdir. 1147’deki seferde bozguna uğrayan Haçlı ordusunun askerlerine Türkler tarafından para ve ekmek dağıtılması, hastalarının tedavi edilmesi Anadolu’ya neden “şevkat diyarı” denildiğine en güzel örnektir. Kaynaklar bu olaydan sonra üç binden fazla Hıristiyanın Müslüman olduğunu kaydeder.[4]

Modern araştırmalarda kervansaraylar genellikle Selçuklu ekonomisi içinde sultanların ticarî politikalarıyla ilgili olarak değerlendirilir. Müstahkem yapıları itibariyle de kaynaklarda daha çok askerî olaylarla ilgili olarak anılırlar. Halbuki kervansaraylar aynı zamanda Türk kültüründe önemli bir yeri olan hizmet ve hayır anlayışı dahilinde işletilen sosyal müesseselerdir. Selçuklular günün şartlarına göre son derece modern konaklama tesisleri inşa etmişler, üstelik bu tesislerde zengin-fakir, hür-köle, Müslim-gayrimüslim ayrımı yapmadan üç gün süreyle ücretsiz olarak aynı hizmeti sunmuşlardır. Bu, Selçukluların geniş bir hoşgörü ve hizmet anlayışına sahip olduklarının en açık delilidir.

Kervansarayların ticarî amaçlarla inşa edilmeye başlandığını biliyoruz, fakat verilen hizmetlere bakıldığında zamanla başlangıçtaki ticarî amacın üzerine çıkan bir gelişmenin olduğu görülür. Öyle ki, kervansaraylar Anadolu’yu yalnız yabancı tüccarlar için cazibe merkezi haline getirmekle kalmamış, aynı zamanda Türk kültür ve sosyal hayatının tanıtımını sağlayan merkezler olarak da önem kazanmıştır.

Yazık ki kervansarayların teşkilâtına ve işleyişine dair bilgi edinebildiğimiz pek az kaynak eser vardır. Bunlardan yalnızca Karatay Vakfiyesi derli toplu ve geniş bilgi içerir. Vakfiyeden edindiğimiz bilgiler kervansarayların teşkilâtı ve işleyişiyle ilgili olarak en azından benzer yapıdaki kervansaraylar için genelleme yapmaya imkân verecek niteliktedir. Bu sebeple konumuzla ilgili olarak Karatay Vakfiyesi esas alınmak suretiyle açıklamalar yapılmıştır. Vakfiyede kervansarayda verilecek hizmetlerle ilgili olarak sıralanan maddeler içinde yolcuların doyurulması, sağlık ve temizlikleri için birimler oluşturulması, dinî vazifelerini ifa edebilmeleri için görevlilerin istihdam edilmesi, hatta fakir yolculara ayakkabı verilmesi vb. yer alır.

Elbette ticaret yolları üzerine sıralanan irili ufaklı kervansarayların hepsinde bu hizmetlerin tamamının verilebileceği düşünülmemelidir. Çünkü verilen hizmetler kervansarayın bulunduğu mevkii, vakıflarının zenginliğiyle ve dolayısıyla teşkilâtıyla doğrudan bağlantılıdır. Bu sebeple önemli ticaret yolları üzerindeki geniş teşkilâtlı kervansaraylarda sözünü ettiğimiz hizmetlerin tamamının verildiğini, diğerlerinde ise hizmetin sayısının ve kalitesinin kervansarayın konumuna bağlı olarak düştüğünü kabul etmek gerekir.

Biz, kervansaraylarda verilen hizmetleri azamî seviyede olmak üzere; iâşe ve ibâte (doyurma ve barındırma), sağlık, temizlik, dinî ve diğerleri olmak üzere beş başlık altında değerlendirdik.

  1. İâşe ve İbâte

Yukarıda açıklandığı gibi kervansaraylarda verilen hizmetlerde Türk kültüründe yer alan pek çok güzel unsuru bir arada görmek mümkündür. Bu unsurlar içindeki geleneksel misafirperverlik anlayışının kökenini de binlerce yıllık geçmişte aramak gerekir. Misafirperverlik, Türk gelenekleri içinde gerçekten önemli bir yere sahiptir. Türk kültür tarihinin en değerli kaynak eserlerinden olan Divanü Lügat-it Türk’te Kaşgarlı Mahmud “iyi elbiseyi kendin giy, tatlı yemekten başkasına hisse ayır, konuğu ağırla, tâ ki ününü herkese yaysın” demektedir.[5] Yine Kaşgarlı Mahmud misafirine hizmette kusur edenlerin başına iyi şeyler gelmeyeceğini bildirirken, “sana bir konuk gelip bir şey istese, azık dilese ona ver, çünkü konuk çıkarılan yemeği iyi bulmazsa sahibine lanet eder” demektedir.[6] Misafir sevmeyenler içinde ayıplar tarzda, “konuk bulunduğu zaman uğurlu sayan adamlar gitti, karşıdan bir karartı görseler -konuk geliyor diye- çadırını yıkıp gidenler kaldı” şeklinde serzenişte bulunur.[7] Anadolu’da misafirin “rızkıyla gelir” düşüncesinden hareketle kutsal kabul edilmesi ve en iyi şekilde ağırlanmaya çalışılmasının temellerini bu sözlerde bulmak mümkündür.

Tarihî kaynaklara bakıldığında Türk misafirperverliğiyle ilgili daha başka bilgilere de rastlanır. Meselâ XIV. yüzyılda Anadolu’yu gezen İbn Batuta halkın misafirperverliğiyle ilgili pek çok olay anlatır.[8] İbn Batuta Seyahatnamesi’nde Anadolu halkının yüksek misafirperverlik anlayışını anlatırken misafir oldukları her yerde yatacak yerin, yiyeceklerin ve yıkanmaları için hamamın büyük bir özenle hazırlandığından da söz eder.[9]

Bu misafirperverlik anlayışı kervansaraylarda verilen hizmetlerde de görülebilmektedir. Bilindiği gibi kervansaraylar vakıflarla idare edilir. Esasında medrese, darüşşifa, zaviye vb. vakıflarla idare edilen diğer müesseselerde de kervansaraylarda olduğu gibi yapının fonksiyonuna göre çeşitli farklarla fakat mutlaka yiyecek ve barınma ihtiyacı azamî ölçüde giderilmiştir. Bununla ilgili olarak vakfiyelere bakıldığında ayrıntılara girilmese de özellikle yiyecek ve barınma ihtiyacının giderilmesine ilişkin hükümlerin istisnasız hepsinde bulunduğu görülür. Meselâ Altun Aba Medrese Vakfiyesi’nde medresede eğitilen öğrencilere verilen nakit paranın dışında her Ramazanda bir koyun kesilmesi ve Konya rıtlı ile günde 80 rıtl ekmek satın alınmasını, tatlı için de günde 3 dinar ayrılmasını şart koşmuştur.[10] Cacabey’in Vakfiyesi’nde de Eskişehir’deki zaviyeye gelen ve gidenlere yedi gün süreyle ekmek ve katıklık verileceği bildirilir. Ayrıca sözü geçen zaviye için mum ve odun tahsis edilmiştir.[11]

Kervansaraylarda bu ihtiyaçların giderilmesi fonksiyonları icabı daha da zarurî hale gelmektedir. Bu zaruri durum tüccarların yalnızca gelir kaynağı olarak görülmesi sonucunu da doğurabilirdi. Oysa verilen hizmetlere bakıldığında tüccarların misafir kabul edildiğini ve kervansarayların geleneksel hizmet anlayışıyla idare edildiğini gösterir. Misafir kabul edilen tüccarlar hiçbir şekilde din, dil, ırk ve ekonomik durum gibi ayrımlara tâbi tutulmadan üç gün ücretsiz olarak ağırlanıyordu. Bu misafirliğin süresi üç günle sınırlı tutulmuştu.[12] İleride açıklanacağı üzere hastalık gibi olağan dışı hallerde süre uzatılabiliyordu. Yolcuların hayvanlarına da aynı şekilde itina gösteriliyor ve bakılıyordu. Bu hoşgörü ve misafirperverlik anlayışı içinde yiyecek ve barınma ihtiyaçları giderilen kafileler, Anadolu’yu neredeyse hiç para harcamadan bir baştan bir başa geçebiliyorlardı.

Karatay Vakfiyesi’ndeki şartlar yolcuların kervansaraylarda konakladıkları süre içinde en iyi hizmeti alabilmeleri için pek çok ayrıntının düşünüldüğünü gösterir. Vakfiyede yolculara verilecek yiyecek, yakılacak odun, hanın aydınlatılması için bezir gibi ayrıntılar sıralanmış, hatta mutfak takımlarının alımına ilişkin şartlar konulmuştur. Vakfiye’de kervansaraya gelen bütün yolculara 3 okka[13] ekmek, 1 okka pişmiş et, bir çanak yemek verileceği, ayrıca her cuma akşamı bal helvası dağıtılacağı bildirilmektedir.[14] Bütün bu yiyecekleri hazırlamak için bir de maaşlı aşçı istihdam edilmiştir.

Karatay Vakfiyesi’nde yolcular için tahsis edilen ekmeğin nereden ve nasıl temin edileceği hususu açık değildir. Osman Turan bazı Selçuklu yapılarında olduğu gibi (örneğin 765 tarihli Ali Paşa Zaviyesi)[15] kervansarayda bir fırının olabileceği fikrini ileri sürer, fakat bugüne kadar yapılan çalışmalarda fırının varlığı tespit edilememiştir. Esasında bir günde 300-500 yolcuya hizmet verebilme kapasitesi olan kervansarayda ortalama 400 kg. ekmek gerekeceği, dolayısıyla ekmek yapımının kervansaray içinde gerçekleştirildiğini düşünmek daha pratik bir çözüm gibi görünüyor. Son yıllarda yapılan kazı ve onarımlar sırasında bazı kervansaraylarda avlunun bir köşesinde tandırlara rastlanmıştır.[16] Karatay Kervansarayında tandır yoktur. Keza Karatay gibi büyük boyutlu ve geniş teşkilâtlı Kayseri ve Aksaray Sultan Hanlarda da böyle bir birimin varlığını bilmiyoruz. Karatay Vakfiyesi’nde de tandırdan söz edilmez. Fakat buna rağmen kervansarayda tandırın, hatta bir fırının olmadığı sonucu çıkarılamaz. Çünkü Karatay Kervansarayı’nda bir hamam olmasına rağmen vakfiyede bundan da söz edilmez.[17] Restorasyon çalışmaları sırasında tandırın ya da fırının ortaya çıkmaması da yapılan onarımların bilinçsiz olmasıyla ilgili olabilir. Nitekim Susuz Han’daki tandırlar onarımlar sırasında kapatılmış ve daha sonra bir tesadüf sonucu bulunmuştur.[18]

Eski Türk hayat tarzında hayvancılık büyük önem taşıyordu. Türklerin atlı-göçebe olarak yaşadıkları Orta Asya’da büyük at ve koyun sürüleri beslediklerini biliyoruz. Bu hayvanların etinden, sütünden, yününden ve derisinden çeşitli şekillerde faydalanan Türkler özellikle yemek çeşitleri arasında ete büyük yer vermişlerdir. Yüzyıllar boyunca Türk yemek kültürü içinde önemini muhafaza eden et, Selçuklularda da en çok tüketilen gıda maddelerinden olma özelliğini sürdürmüştür. Karatay Vakfiyesi’nde yolculara verileceği bildirilen yemek türleri içinde etin özellikle zikredilmiş olması da yine etin fazlasıyla tüketildiğini gösterir. Karatay Vakfiyesi’nde her yolcu için günde 100 dirhem et verileceği bildirilir fakat, etin nereden ve nasıl elde edileceği hususu açıklanmaz. Kayseri Sultan Han’dan bahseden bir kaynak eserde ise konumuzla ilgili önemli ve açıklayıcı bilgiler mevcuttur.

Kaynakta Sultan Han’ın Karatay Han’dan mimari olarak daha büyük vakıflarınında daha zengin olduğu bildirilir. Asıl önemli olan bilgi ise hana ait vakıf koyun sürülerinin olduğu ve koyunların kuzularının handa konaklayanlar için kesildiğidir.[19] Mimari olarak büyük benzerlik gösteren bu iki hanın teşkilat olarak da benzer olacağını düşünürsek kaynaktaki bilgiden yola çıkarak böylesi büyük teşkilâtlı kervansaraylarda et için koyun sürüleri vakfedildiği sonucunu çıkarabiliriz. Keza Karatay Vakfiyesi’nde kişi başına verilecek etin miktarı kervansarayın konaklama kapasitesi ile birlikte değerlendirildiğinde gecede asgari 100-125 kg. et ihtiyacı ortaya çıkar ki bu oldukça büyük bir rakamdır. Çünkü bir koyundan ortalama 15-20 kg. et elde edilebilir. Bu da günde en az 5 koyunun kesileceği manasına gelir. Dolayısıyla bu miktar etin sürekli olarak elde edilmesi herhalde ancak kervansaraya ait koyun sürüleriyle mümkün olabilir.

Vakfiyede tatlı olarak helva verileceği bildirilir. Selçuklu Dönemi’ne ait farklı kaynak eserlerde de tatlı olarak helva özellikle zikredilir. Örneğin Ariflerin Menkıbelerinde müritlerden birinin Mevlâna’ya özel olarak her gün helva pişirdiği hikâye edilmiştir.[20] Bu da gösteriyor ki, helva Selçuklular zamanında itibar gören makbul bir tatlı olarak hazırlanıp yeniliyordu. Vakfiye’de helva yapımında tatlandırıcı olarak özellikle bal kullanılması şartı konulmuştur. Bu Selçuklular zamanında Anadolu’da balın bol miktarda üretilmesi, dolayısıyla ucuz oluşuyla ilgili olsa gerektir.[21] Helva ikramı için özellikle cuma gününün seçilmiş olması cumanın, İslâmiyet’te kutsal gün kabul edilmesiyle ilgilidir. Anadolu’da bugün de özellikle kandil günleri gibi dinî günlerde helva yapılıp dağıtılması geleneği sürmektedir.

Karatay Vakfiyesi’nde alınacağı bildiren mutfak takımları, bir gecede kaç yolcunun misafir edileceğine ilişkin fikir vermektedir. Vakfiye’de hanın giderlerinden arta kalan parayla elli büyük kâse, yirmi bakır tabak, yüz büyük odun çanak, elli odun çanak, on büyük, beş orta, beş küçük bakır tencere, iki büyük leğen, iki büyük kazan, iki büyük havan ve gerekli diğer malzeme için tahsisat ayrılacağı kayıtlıdır.[22] Yolcuların gruplar halinde, meselâ 6-10 kişilik sofralarda yemek yediklerini varsayarsak 50 büyük çanak alınacağına ilişkin bilgi bizi 300-500 rakamına ulaştırır. İleride açıklanacağı üzere yolcuların geceledikleri kapalı bölüm de asgari 300 kişinin kalabileceği şekilde tanzim edilmiştir.

Kervansaraylarda yolcuların hayvanlarına da azami itina gösteriliyordu. Nitekim Karatay Vakfiyesi’nde hayvanlar için özel tahsisat ayrılmış ve yeterli derecede arpa ve saman alınmasına ilişkin şartlar konulmuştur.[23]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ