SLOVENYA’DA AVAR İZLERİ

SLOVENYA’DA AVAR İZLERİ

Slovenya Cumhuriyeti, Adriyatik Denizi, İtalya, Avusturya, Macaristan ve Hırvatistan arasında bulunan bir Orta Avrupa ülkesidir. Avrupa ve Balkan kültürlerinin çatıştığı bu ülkenin yüzölçümü 20251 km2, nüfusu ise iki milyon civarındadır. Slovenya tarih boyunca, Roma, Hun, Avar, Osmanlı, Avusturya, Avusturya-Macaristan, Yugoslavya Krallığı ve Yugoslavya Federasyonu devletleri içinde yer aldı ve Temmuz 1991 tarihinde Sırpların denetiminde bulunan Yugoslavya Ordusu’yla yürüttükleri birkaç günlük kısa bir savaşın ardından Yugoslavya Federasyonu’ndan ayrıldığını ve tam bağımsızlığını ilân ettiğini bildirdi. Slovenya’da, Slovenlerden başka İtalyanlar, Almanlar, Sırplar, Macarlar, Hırvatlar, gurbetçilik yapan Makedonya Türkleri, Kıptîler vb. azınlıklar yaşamaktadır. Bu ülkenin bugün çok iyi bir sosyo-ekonomik, kültürel, hukukî ve siyasî bir yapısı vardır.

Slovenya Türklüğü, 380 yılında buraya Hun Türklerinin girmesiyle başladı.[1] Başlangıç dönemi büyük Türk komutanı ve devlet adamı Attila’nın ölümüne kadar süren Slovenya Türklüğü, 560 yılından sonra Avar, 1408 yılından sonra ise Osmanlı Türklerince sürdürüldü.

VI. asrın ikinci yarısında Aral Gölü civarında yaşayan ve çeşitli nedenlerden dolayı Hazar ve Karadeniz üzerinden Avrupa’ya doğru yol alan Hun Türkleri, 372’den sonra yerleştikleri Orta Tuna ve Tisa havzalarını, kurdukları devletin askerî üssü ve idarî merkezi haline getirdiler. 380 yılına kadar aldıkları Panonya, Dalmaçya ve Kupa-Sava-Tuna ırmaklarının güneyindeki toprakları kendi devletlerine kattılar. Ordu ve yönetim bakımından daha iyi teşkilâtlandıkları için hâkimiyetlerine aldıkları diğer kabilelerle birlikte bir kabileler birliği kurdular. Kabileler birliğine tâbi olan bazı kabilelere müttefik, bazılarına ise köle gözüyle baktılar. Yıktıkları Roma ve Bizans idare sistemlerinin yerine kendi sistemlerini yerleştirdiler. Ordu ve yönetimin dışında kalan bazı önemsiz işleri müttefik saydıkları kabilelere bıraktılar. Roma ve Bizans paralarını kendi paraları ile değiştirdiler.

Hun Türkleri, 372-380 yılları arasında Bizans’a, 380 yılından sonra ise Slovenya’da Emona,[2] Tselye, Petovio ve Postoyna üzerinden İtalya ve Alp Dağlarına, Tuna ve Drava ırmakları üzerinden ise Almanya ve Galya’nın içlerine kadar girdiler. Kuzeyde İskandinavya, güneyde Akdeniz’e kadar uzanan toprakları kendi devletlerine kattılar. Böylece, Hun Devleti, Attila zamanında Rusya’da İdil ve Almanya’da Rayna ırmakları, Akdeniz ve Baltık denizleri arasında uzanan topraklarda kendi hâkimiyetini kurdu. Ancak, 453 yılında Attila’nın ölümünden birkaç yıl sonra tasfiye edilen Hun Devleti’nin yerini 100 yıl sonra kurulan Avar Devleti aldı.[3]

Hunlar Asya, Avrupa ve Balkan topraklarında yeni bir medeniyet çığırı açtılar. Diğer kavimlerin her bakımdan hayatlarını etkilediler. Slovenya vb. Avrupa ve Balkan bölgeleri dahil olmak üzere, kaldıkları topraklarda çok değerli mimarî vb. eserler ve izler bıraktılar. Bu eserlerin bir kısmı Slovenya’nın Yukarı Sava Havzası’nda bulunmaktadır. Slovenya’da da Hun Türklerinden kalan ve günümüze kadar gelen bazı yiyecek, içecek, meyve, yer ve su adlarına rastlanmaktadır. Slovenler, bal anlamında olan “medos”, Hun [Türk] kelimesini günümüzde “de med” şeklinde kullanmaktadırlar. Bu ülkede Vişnya Gora[4] ve Almanca eski adı Haynburg olan bugünkü Hunenburg’un Hun [Türkleri] nden kalan ve Hunları hatırlatan bir toponim olduğu bilinmektedir.[5] Bled Gölü’nün adının ise Attila’nın kardeşi Bleda’nın adından gelen bir hydronimin olduğu tahmin edilmektedir.

Avrupalılar, kendilerinden çok önde olan Hunlardan ordu teşkilâtı, devlet yönetme tecrübesi, eğitim ve özellikle askerî eğitim, savaş taktiği, silâh üretimi ve kullanımı konularında çok şey öğrendiler.

IV. asrın ortasından itibaren Avarlara de Orta Asya’dan Karadeniz’in kuzeyine göçettiler ve tıpkı Hunlar gibi Orta Tuna ve Tiza havzalarında kendi devletlerini kurdular. Orada kalan Hun ve Bulgar Türk gruplarını, Karpatlar’ın arkasında dağınık halde yaşayan ve hayatla ilgili hiçbir sosyo-ekonomik ve kültürel bilgi ve deneyime sahip olmayan Slavları da yanlarına aldılar. Başlangıçta önemsenmediler, ancak 560’lardan sonra ordularıyla Sava ve Tuna ırmaklarında Bizans’a, Lab Irmağı’nda ise Franklara karşı düzenledikleri saldırılarla dikkatleri üzerlerine çektiler. 560-803 yılları arasında Avrupa’da önemli bir faktör olarak olayların akışını ve tarihin yönünü değiştirdiler.

566-567 yıllarında Avarlar, müttefikleri Langobardlarla birlikte yürüttükleri savaşta Gepidleri mağlubiyete uğrattılar. Bu savaştan sonra Srem Düzlüğü’nün dışında bulunan bütün Gepid topraklarını alarak Langobardlarla komşu oldular. Bizans-[Türk] çemberine alınan Langobardlar, kurtuluşu kralları Alboin’in yönetimi altında Panonya’dan İtalya’ya göç etmekte buldular.[6] Langobardlardan boşalan topraklarda yaşayan Slavlar vd. kabileler Avar Türk yönetiminde kurulan kabileler birliğine girdiler. Avarlar bu yıllarda Sava ve Tuna ırmaklarının güneyinde bulunan Bizans topraklarına da sık sık saldırılar düzenlediler. Bu saldırılar arasında 582 Sirmium Muhasarası da bulunuyordu. Aynı yıllarda köleleri Slavlarla birlikte Slovenya’ya ve oradan Emona-Tselye-Postoyna güzergâhı üzerinden Doğu Alp Dağları’nın ve Aşağı Avusturya’nın içlerine kadar ulaştılar. Slavlar bu yıllarda Avar Türklerinin himayesi altında İtalya, Alp Dağları, Avusturya, Karpat Dağları, Akdeniz, Karadeniz, Adriyatik, Baltık ve Ege denizleri arasında uzanan topraklara akın etmeye başladılar. Onlar bu akını tek başına yapacak ne bir askeri güce, ne de bir bilgiye ve deneyime sahiptiler. Slavlar Avrupa’da ilk kez çarpıştıkları Bavarya kuvvetler; karşısında mağlubiyete uğradılar. Avarlardan aldıkları yardımla ikinci kez çarpıştıkları Bavarya kuvvetlerine karşı yenilgiye uğradılar. Avarlar bu zaferin ardından Slavlarla birlikte İstra üzerinden Yukarı İtalya’ya girdiler. Ancak orada karşılaştıkları Langobard tepkisinden dolayı Furlanya ve Kras bölgelerine girmekten vazgeçtiler. Bu sırada Slovenler, Avarlardan aldıkları destekle günümüzde de yaşadıkları topraklara yerleştiler.[7]

Ancak, bazı sebeplerden dolayı, Slovenya’ya ve Doğu Alp Dağları’na yerleşen Slovenlerin bazı dil, toponomastik vd. nitelik ve değerlerinde günümüze kadar gelen önemli farklılıklar görülmektedir. 590’lardan sonra Avar yardımını alan Slovenler, on yıl zarfında idare merkezleri ve üsleri yukarı Drava havzasından doğu Alp dağlarına ve yukarı Sava havzasına yerleşmeye ve idarelerini kurmaya muvaffak oldular. Bu sırada söz konusu topraklara 150-200 bin Sloven yerleşmiş oldu.

Avar Türk devletinde, hâkimiyet, ordu, merkezi ve mahallî yönetim Türklerin, diğer işler ise müttefikleri veya köleleri olan Slovenlerin, Slavların ve diğer kabilelerin elinde bulunuyordu. Avarlar güvenmedikleri kabileleri, özellikle Slav kökenli olanları orduda silâhsız piyade birliklerine alıyor veya köle olarak kullanıyorlardı.

Avar Türk devleti çok geniş bir araziye yayıldığı için bazı dağlık bölgelerde, dar ve küçük vadilerde kendi idaresini hissettiremez oldu. Oralarda sadece bazı süvari birlikleri konuşlandırmakla kendi varlığını göstermeye çalıştı.[8] Böyle bir süvari birliği çok büyük bir ihtimalle Koruşka Bölgesi’nde günümüzde de Vobre adıyla anılan yerde konuşlandırılmış bulunuyordu. Vobre Sloven toponiminin ise Slovence vd. Slav dillerinde Avar Türklerine verilen Obri kelimesinden geldiği bilinmektedir.[9]

593-595 yılları arasında Alp Dağları’na yerleşen Slovenler, Avar Türklerinden aldıkları yardımla Drava vadisinde savaş halinde bulundukları Bavarya kuvvetlerini ard arda iki kez mağlubiyete uğrattılar. 599-602 yılları arasında müttefik Türk-Sloven kuvvetleri İtalya’da ve İstra’da konuşlanmış olan Bizans kuvvetlerine saldırdılar.

Slovenlerin Avarlara olan bağlılığı VII. asrın ilk yarısına kadar sürdü. Bu dönem içerisinde Çek ve Moravya Slavları bir Batı Slav kabileler birliği kurdular. Bu birliğe, doğu Alp dağlarında ve yukarı Sava havzasında yaşayan Slovenler de girdi. Birliğin yönetiminde, Lab, yukarı Drava ve yukarı Sava havzalarından Furlanya’ya kadar uzanan arazi Avar Türklerine ve Franklara karşı bir güvenlik seddine dönüştürüldü.[10]

Slovenler, bugün bulundukları topraklara Avarların koruyuculuğu altında, parçalanmış gruplar halinde yerleştiler. Onların menşeleri hakkında pek fazla bilgi yoktur.

Alp Dağları, Adriyatik denizi ve Panonya düzlüğü arasında uzanan arazide yaşayan bazı kabileler, Avar Türk hâkimiyetinde bulunmalarına rağmen, Türk hoşgörüsünden ve desteğinden faydalanarak belirli dönemlerde devletler kurdular. Bu devletler arasında, 623 yılında kurulan Karantanya Sloven devleti de bulunuyordu.[11] Sloven tarihinde daha çok Karantanya Knezliği olarak bilinen bu devletin başında Knez Sam bulunuyordu. Karantanya Knezliği, Slovenlerin tarihte kurdukları ilk devletti. Bu yüzden Karantanya kelimesi Sloven etnik adıyla özdeşleştirildi.[12] Bu özdeşleştirilme en çok Frank Devleti döneminde yapıldı.[13]

Knez Sam, bir süre sonra Avar hâkimiyetinin dışında kalmayı başardı ve komşu ülkelerin dikkatlerini üzerine çekti. 626-629 yılları arasında Augusta civarında Bavaryalılar’a karşı yürütülen savaşı kazandı. Daha sonra bazı diğer komşu kavimlerin ve ülkelerin ordularını da yenilgiye uğrattı. Ancak 658 yılında ölümünün ardından knezliği, Avar Türkleri ve Slovenler arasında paylaşıldı.[14]

660 yılında II. Avar Türk Kağanlığı’nın kuruluşundan sonra yeniden güçlenmeye başlayan Avar Türkleri, askerî üsleri Panonya’dan, Orta Avrupa, İtalya ve Bizans topraklarına saldırılar düzenlediler. Bu sırada Tuna üzerinden Anije ve Slovenya’ya, İtalya üzerinden ise Furlanya’ya girdiler. Bu akınlara onlarla birlikte Slovenler de katıldılar. Ancak bazı Sloven kabileleri söz konusu bölgelere tek başlarına da girdiler. 705-720 yılları arasında Slovenler, Furlanyalılara karşı yürüttükleri savaşı kaybettikten sonra Beneş Slovenyası’na yerleştiler. Böylece Slovenlerin o sırada Adriyatik Denizi, Langobardya ve Alp Dağları arasında çizdikleri hudut günümüzde de korunmaktadır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ