SİYASETİN MERKEZİNDEKİ BOŞLUK

Halil DAĞ

Yazarın şu ana kadar yazılmış 26 makalesi bulunuyor.

Halil_Dag007

Türkiye, 2002 seçimlerinden bugüne ideolojik çekişmenin siyah beyaza boyadığı bir siyasi mücadelenin içerisindedir. Siyasetin içerisine ideoloji girdiği zaman kaçınılmaz bir şekilde taraflar uçlara doğru savrulmakta buna bağlı olarak da merkezde büyük boşluklar oluşmaktadır.

Merkez partilerin diğer partilerden en önemli farkı genel olarak daha geniş bir düşünce alanına hitap etmeleri ve efektif politikalara daha yakın olmalarıdır. Türk siyasi tarihinde sağ, sol yelpaze ve bunların kısmen dışında kısmen de bunları sentezlemeye çalışan bir merkez siyaseti vardır. Sağ ve sol muhataplarını ötekileştirdiği gibi kendi içinde bile kliklere ayrılmakta genel olarak irrasyonelitenin egemen olduğu bir siyasi kültürü temsil etmektedir. Sonuç olarak her ikisi de uzlaşma kültürü zayıf ekollerdir.

Bunun istisnaları her ne kadar olsa da bu alanda yer alan partilerin önderlerinin bu yollu adımları her daim teşkilatlarda ve tabanda sorunlar yaratır. Özellikle partizanlarda “Ben seni ellerin olasın diye mi sevdim” havası hâkimdir. Bu yüzden gerek sağ gerekse sol, kendisini uzlaşmazlıkla bağlamış vaziyettedir. Sağın ve solun kendini bu bağlamışlığı dolayısıyla ön yargılarla da beslenen kuralların dışına çıkmak ve ülke için gerektiğinde bir uzlaşma adımı atmak bu tip partilerde zordur.

Günümüz Türk siyasetinde sağ ve sol partiler

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), uzun yıllardır kökleşmiş imajı dolayısıyla kırk kere hacca gitse de ülkemizin değişmez sol partisidir. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) de benzer bir imajdan dolayı ülkemizin sağ partisidir. Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) de etnik vurgularından dolayı marjinal sağ bir partidir. Her ne kadar sol söylemi ağır basıyor görünse de etnisite kavramı sağ blok içerisinde tarif edilmesini gerektiren bir kavramdır.

Milli Görüş Geleneği’nin ardılları olan Saadet Partisi (SP) ve Halkın Sesi Partisi (HAS Parti) sağ geleneğin birer parçasıdırlar. Bu geleneğin temsilcisi olarak iktidar koltuğunda oturan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ise kendisini bir merkez partisi olarak tanımlamaktadır. Ancak AKP’nin durumunun farklı açılardan ele alınması gerekir.

Bir kere AKP, Milli Görüş’ün 1990’ların orta yaş ve daha genç kadrolarının bugünkü iktidar olmuş halidir. Kısmi dönüşler olsa da bir ekolün toptan dönüşümü mümkün değildir. Bu yüzden AKP, merkez partisi tanımlamasına uymamaktadır.

Diğer bir konu ise, uyguladığı politikalar her ne olursa olsun AKP, bugünkü gücünü büyük ölçüde CHP’nin varlığına borçludur. Anayasa Mahkemesi kazaen CHP’yi kapatmış olsa AKP’nin ömrü altı ayı geçmez. Çünkü CHP’nin yarım asırdan fazla bir zamanda birikerek bugüne gelen hataları AKP’nin halkın karşısına çıkarken çantasına koyduğu en büyük kozlardır.

AKP’nin bugün beslendiği toplumsal kabullerin en önemlisi CHP’ye karşı geçmişten gelen bakış açısıdır[1]. Bunu bildiği için de AKP yönetimi, sürekli CHP ile tartışmalara girmekte, icraatları ne olursa olsun CHP karşıtlığı üzerinden kendisini aklamaktadır. AKP’nin bu stratejisi ona sorgulanmayı bile gerektirmeyen açık bir çek olarak dönmektedir. Bunu çok iyi bildikleri için AKP yöneticileri de sürekli CHP’nin bilinçaltındaki imajını hatırlatıcı imalarda bulunmaktadır. Bu yeterli olmazsa CHP’li imaja sahip bürokratik çevrelerle tartışılarak aynı sonuç elde edilmektedir.

İdeolojiden beslenen kısır çekişmeler

Netice itibarıyla AKP, her ne kadar şu an en geniş toplumsal zeminin teveccühünü gören parti olsa da marjinal bir sağ partidir. AKP elbette ki geniş kitlelerden kabul görecektir. Çünkü bu toplumun neredeyse tamamı “dini hassasiyetler” dolayısıyla bir ötekini boğazlamaya hazır ve nazırdır. Bu damarı iyi yakalayıp gerektiğinde kaşıdıktan sonra teveccüh meselesi bir teferruattan ibarettir.

Sonuç olarak günümüz siyasi yapılanması ideolojik karşıtlıktan beslenen kısır çekişmelerin gündemi belirlediği bir görünümdedir. Üretken, yatırımcı, halkın birincil ihtiyaçlarına öncelik veren ve top yekun kucaklayıcı politikaları öne çıkaran bir yönetimden mahrum bir ülkede yaşamaktayız. Türkiye şimdiye kadar kesintisiz rasyonel büyümelerini hep merkez siyasetinin güçlü olduğu dönemlerde yaşamıştır.

Demokrat Parti Geleneği

Türkiye’de sağ gelenekle büyük ölçüde kesişmesine karşın siyaset bilimi literatüründeki tanıma uygun yegane merkez parti Demokrat Parti, DP’nin doğrudan siyasi varisi olan Adalet Partisi ve Doğru Yol Partisidir. 1980 sonrasında dört eğilimi merkezde bir araya getiren Anavatan Partisi (ANAP) da bu kategoriye giren önemli bir partidir. Benzeri partiler siyaseti denemişse de merkezin gücünü eline alan ve bu gücüyle topluma yön veren partiler sadece bunlar olmuşlardır. Diğerleri Türk siyasetinde sadece bir teferruat olarak kalmıştır.

2002 yılı, Türk siyasetinde geçmişin biriktirdiği sıkıntıları da arkasına alan güçlü bir rüzgarın yarattığı tasfiyeyi seyrettiğimiz bir yıldır. Her ne kadar bu tarih bir milat olarak siyasetimizde yerini almış olsa da bu miladın getirdiği rüzgarın toplum üzerinde yarattığı olumsuzluklar da gün geçtikçe çoğalmaktadır. “Amaç kutsalsa araçlar mubahtır” anlayışının gittikçe yüksek tepelere hakim olmaya başlaması toplumsal zihinde bir yorgunluğa ve bıkkınlığa neden olmaktadır. Bu arada tasfiye sürecinde ortadan kalktığı düşünülen siyasi kadroların da tekrardan yenilenmiş bir şekilde karşımıza çıkma hazırlığına girdiğine şahit olmaktayız.

Erbakan’ın Sadık Evlatları

Bunların başında 28 Şubat Süreci’nde tasfiye olan Erbakan’ın O’nun yanından ayrılmayan ve doğrudan varisleri olan SP ve Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’un kurduğu HAS Parti gelmektedir. Özellikle HAS Parti’nin uzlaşmayı öne çıkaran, geniş ufuklu söylemlerle ve İslam ile Sosyalizm’i barıştıran bir duruşla siyasete ciddi bir şekilde ısındığı görülmektedir. Ayrıca dış politika konusunda Prof. Dr. Çağrı Erhan gibi nadide bir ismi vitrinine koymuş olması dış politikada açmazlara düşen AKP’nin karşısında HAS Parti’ye alternatif parti özelliği kazandırabilecektir. Sosyal politikalar konusunda Müslüman ama solcu kimliği ile ayrı bir duruşu olan Bekaroğlu faktörü ise önümüzdeki dönemde kendisini daha fazla hissettirecektir.

Zeybek Faktörü ve Siyasetteki Şansı

ANAP resmen ve fiilen tasfiye olurken birçok ANAP’lı ve DYP’linin bir çatı altında toparlanmaya çalıştığı DP, önümüzdeki dönemde merkez siyasetinin en güçlü hakim unsuru olacak gibi görünmektedir. Namık Kemal Zeybek gibi müthiş bir hatibin başa gelmesi özellikle meydanlarda DP’yi ilgi çekici kılacaktır. Hele de Türk toplumu gaz yemeyi sevmeye aynı hızla devam ederse Zeybek’in şansı kesinlikle vardır.

Türk siyasetinde Zeybek’in –eğer ki büyük bir yanlış yapmazsa- çeşitli sebeplerden dolayı büyük bir şansı vardır.

Bir kere Zeybek, Türkiye’nin irticalen hitap etme yeteneği olan, gelmiş geçmiş en iyi hatiplerindendir. Zeybek demek kürsü demektir. Kürsü demek gaz demektir. Gaz demek son yıllarda çok iyi test edip gözlemlediğimiz gibi oy demektir.

Milliyetçi bir geçmişe ve backgrounda sahip olan Zeybek, tüm Türkiye’de bu yönüyle de kabul görecek bir siyasetçidir. Diğer yandan Türkiye’nin Orta Asya ilişkilerinin farklı bir boyuta girmesinin gerektiği bir dönemde Zeybek’in siyasete tekrar dönmüş olması O’na siyasette bir zemin hazırlayacaktır.

Zeybek’in klasik ve yerleşik sermaye ile olan akrabalık ilişkisi ise ayrı bir faktördür. Hele de bu sermaye grubunun son dönemlerde mevcut siyasilerden ağır darbeler almış olması durumu daha da nazik bir hale getirmektedir.

İdeolojisiz bir siyaset

Sonuç olarak CHP’nin AKP’ye büyük kozlar vermediği, siyasetin ideolojiden arındığı bir ortamda ülke ve toplum; siyasette bu iki aktörün dışında aktörlerin varlığını da fark edecek, ideolojik doğmalarından sıyrılıp gündelik kaygılarının da farkına varacaktır.

Yazının başında da dediğim gibi ne zaman Türkiye’de ideolojik tartışmalar biter o zaman toplumun seçmece bazı kesimlerini değil de tamamını kuşatan siyasetler ve siyasi aktörler gündemimize ve hayatımıza girecektir. Hele ki bu aktörlerin birlik olma yollarını denemeyi çoğaltarak gündemde kendilerini daha fazla tutarlarsa siyasetin rengi de hızla “siyah beyazdan rengarenk bir hal”e dönecektir.

Son söz;

AKP’ye olan bu aşk hiç bitmez diye fikir yürütenlerin şapkasını azıcık önüne koyup geçmişi birazcık düşünmeleri yeterlidir; Bizler daha dün ANAP’ı, DYP’yi deli gibi alkışlayanların devri sabıkta onların arkasında nasıl teneke çaldıklarını da gördük.

Halk bu, gönül gibidir. Gerisi hikaye…


[1] Bu konuda daha teferruatlı bir tartışma için; http://www.scribd.com/doc/29300573/%C4%B0ktidar%C4%B1n-Temelleri adresindeki yazıya bakılabilir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ