SİCİL KAYDI IŞIĞINDA BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI MEHMED KEMAL BEY’İN HAYATI

SİCİL KAYDI IŞIĞINDA BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI MEHMED KEMAL BEY’İN HAYATI

A. Ermeni Tehciri ve Mehmed Kemal Bey

XIX.yüzyılın son çeyreği, Osmanlı Devleti bünyesinde yaşayan Ermeniler’in sürekli isyan halinde bulundukları bir dönem oldu. Yabancı devletlerin de desteğini alan Ermeniler, Devlet’e zor günler yaşattılarsa da emellerine ulaşamadılar.

II. Meşrutiyet’in ilânıyla bir süre sessiz kalan Ermeniler, I. Dünya Savaşı’nı bağımsızlık elde etme yolunda iyi bir fırsat olarak gördüler.[1] Osmanlı Devleti’nin seferberlik ilân etmesinin ardından, Anadolu’nun muhtelif bölgelerinde Türk hakına karşı saldırılara geçtiler. Savaşın başlamasıyla birlikte, gönüllü gruplar hâlinde Rus kuvvetlerinin yanında yer aldılar. Rus kuvvetleri Ermeniler’in yardımıyla işgal alanını genişletirken, Ermeniler de Türk halkına ve ülkesine büyük zarar verdiler.[2]

Dönemin hükümeti, birkaç cephede birden savaş hâli devam ederken, ülke içinde savunmadan yoksun halkın Ermeni saldırılarına maruz kalması ve Ermeniler’in Devlet aleyhindeki faaliyetleri sebebiyle, birtakım tedbirler almak zorunda kaldı. Önce, Ermeni kuruluşlarını kapatma, silahlarıNI toplama ve Devlet aleyhinde faaliyette bulunanları tutuklama yoluna gidildi (24 Nisan 1915).[3] Bu tedbirlere rağmen, Ermeniler’in tutumlarında bir.değişiklik olmadı. Bu durum, Osmanlı idarecilerini daha etkili bir tedbir almaya sevk etti ve 27 Mayıs 1915 tarihinde Ermeniler’in bulundukları yerlerden alınarak, ülke içinde başka bir yere, geçici olarak yerleştirilmeleri kararı alındı.[4]

Daha sonra “Tehcir Kanunu” olarak anılmaya başlayacak olan kararın uygulanması, birçok güçlüklerle gerçekleşti. Bu kararın uygulanması sırasında, isyan hâlinin devam ettiği ve tehcire razı olmayan Ermeniler’in de isyan edenlere katıldığı bilinmektedir. Tehcir kararı ve ortaya çıkan isyanlara karşı alınan tedbirler, günümüze kadar ulaşan Ermeni iddialarında “katliam” olarak yer almıştır. Kararın, Ermeni isyanlarının yoğun olduğu bir sırada uygulanması, isyan eden Ermeniler’e karşı alınan tedbirlerin, tehcir uygulaması dahilinde gösterilmesini ve İstismarını kolaylaştırdığı anlaşılmaktadır.

Ermeni tehciri sırasında değişik sebeplerden dolayı nüfus telefâtının olduğu bilinmektedir. Ancak, bu telefat hiçbir şekilde Türk devleti ve milletinin arzuladığı veya plânladığı bir katliam değildir.[5] Savaşın getirdiği olumsuz şartları kendi emellerine ulaşmada araç olarak kullanmak isteyen Ermenilerle, devletin güvenlik kuvvetleri ve kendi varlığını sürdürmek isteyen, savunmadan yoksun Türk halkının çatışması, pek çok Türk’ün olduğu gibi bir kısım Ermeni’nin de ölümüne sebep olmuştur. Kaldı ki bu dönemde Ermeni saldırılarına maruz kalarak öldürülen Türkler’in sayısı, öldürüldüğü iddia edilen Ermenilerle ilgili abartılarak verilen sayıların çok üstündedir.Tehcir sırasında meydana gelen ölümlerin, hastalık ve iklim şartları gibi başka sebepleri de vardır. Bunların dışında göç kafilelerini sevk etmekle görevli olanların zaman zaman görülen suistimalleri de söz konusudur.[6] Ancak, suistimalleri belirlenenlerin divân-ı harplere verilerek gerekli cezalara çarptırıldıkları da bilinmektedir.[7]

Alınan bütün tedbirlere rağmen ortaya çıkan suistimaller ve bazı şikâyetlerin, daha sonraları muhtelif istismarlara kaynaklık etmesi önlenemedi. Aslında Osmanlı Devleti meydana gelebilecek muhtemel suistimallerin, aleyhinde propaganda malzemesi olabileceğini dikkate alarak sertlikten kaçınmıştı.[8] Buna rağmen İtilâf Devletleri, tehciri “katliam” olarak adlandırmışlar, bundan, kararı alanları ve uygulayanları sorumlu tutacaklarını açıklamışlardı.[9]

Osmanlı Devleti’nin savaştan mağlup olarak çıkması ve Mondros Mütarekesi’ni imzalamasıyla birlikte İtilâf Devletleri -ve onlardan güç alan Ermeniler-, Ermeni tehciri hususunda Osmanlı Devleti’ni hesaba çekmek istediler. Dönemin Osmanlı idarecileri yenilginin getirdiği olumsuz havanın etkisiyle, İtilâf Devletleri’nin hoşgörüsünü sağlamak, Osmanlı Devleti’nin bu kötü duruma düşmesinden sorumlu tuttukları savaş dönemi idarecilerinden hesap sormak ve Ermeni tehciri ile ilgili davalara bakmak üzere olağanüstü mahkemeler kurma yoluna gittiler. Bu mahkemelerden en etkilisi İstanbul’da kurulan “Divân-ı Harb-i Örfî ” oldu.[10] Mahkeme tehcir sırasında, tehcir kararının uygulandığı bölgelerde İdarî ve askerî görevlerde bulunanlardan, hakkında şikâyet olanların yargılanmalarına öncelik verdi.[11]

Mütareke döneminin en etkili kuruluşlarından olan bu Divân-ı Harb-i Örfîde tehcir suçlarından dolayı ilk yargılananlar, tehcir sırasında Boğazlıyan Kaymakamı olan Mehmed Kemal Bey ve arkadaşları oldu.[12] Yozgad ve Boğazlıyan tehcirinden dolayı yargılanan Mehmed Kemal Bey, yine bu mahkemenin hakkında idam kararı verdiği ilk kişi oldu.[13] Kemal Bey’in yargılanması, hakkında verilen karar ve kararın infazı, dönemin gündeminde ilk sıraları işgal etti. Bunda dönemin özel şartlarının etkili olduğunu söyleyebiliriz. Bunların başında -Ermeniler’in etkili olduğu- itilâf Devletleri’yle olan ilişkilerimiz yer almaktadır. İkinci olarak Mütareke dönemi hükümetlerinin, özellikle Damat Ferid Paşa Hükümeti’nin ittihatçı düşmanlığı gösterilebilir. Çünkü Damat Ferid Paşa Hükümeti ve Hürriyet ve İtilâf Fırkası yanlıları, Ermeni tehciri ile ilgili yargılamaları, ittihatçılığın hesaba çekilmesi şeklinde algılamakta idiler.[14] Diğer bir önemli husus da Divân-ı Harb-i Örfînin yapısı ve tavrıdır ki, mahkemenin Ermeni intikam hareketinin bir aracı gibi görülmesine sebep olmuştur.[15]

Bu ve benzeri sebepler, Mehmed Kemal Bey’in muhtemel bir suistimalden dolayı yargılanması gibi bir zeminde sürmesi gereken yargılanmasının boyutlarını çok aşmış ve Mehmed Kemal Bey’i -bir bakıma- Türk milleti adına Ermeniler’e ve İtilâf Devletleri’ne hesap veren bir konuma getirmiştir. Dolayısiyle Mehmed Kemal Bey’in yargılanması ve idamı “kurban siyaseti”nin[16] bir parçası olarak görülmüştür.

Mehmed Kemal Bey’in “kurban siyaseti” gereği yargılanması ve idamı, Millî Mücâdele ruhunun güçlenmesinde de etkili oldu.[17] Bu sebeple 14 Ekim 1922 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan bir kanunla, “millî şehit” ilân edildi.

Birinci derecede sorumlu olmamasına rağmen kendisinden büyük hesaplar istenilen ve dikkatlerin üzerinde toplandığı Mehmed Kemal Bey kimdir?

B. Mehmed Kemal Bey’in Hayatı

Mehmed Kemal Bey, Sirkeci Gümrük Salonu Müdürlüğü’nden emekli[18] ve Dersaadet Rüsûmât Muhasebe Başkâtiplerinden Arif Bey[19] ile Rodoslu Şeyh Vasfî Efendi kızı Nafia Hanım’ın oğludur.[20] 1 Mart 1884 tarihinde babasının memuren bulunduğu Beyrut’ta doğdu.[21] “Husûsî ibtidaî mekteblerinde, mukaddemât-ı ulûm-ı diniyeyi gördükten sonra”, Rodos’ta Medrese-i Süleymaniye Mektebi’nde ilk öğrenimini, pekiyi derece ile 10 Ocak 1899 tarihinde tamamladı. Orta öğrenimini de yine pekiyi derece ile 20 Temmuz 1899 tarihinde, Rodos Mekteb-i Idâdî-i Müikiyesi’nin rüşdiye kısmında tamamladı. Antalya Idâdîsi’nde başladığı lise öğrenimini, iyi derece ile 14 Şubat 1901 tarihinde İzmir Idâdîsi’nde tamamladı.[22] İdâdîden sonra bir süre Beyrut Fransız Mektebi’nde de okuyan[23] Mehmed Kemal Bey, 24 Temmuz 1908 ‘de Mekteb-i Mülkiye-i Şâhâne’den pekiyi derece ile mezun oldu.

Mezuniyetini müteakip 9 Eylül 1908 tarihinde 500 kuruş maaşla Beyrut Vilâyeti maiyyet memurluğuna tayin edildi. Bu ilk görevi sırasında ilâveten, 7 Ekim 1908’den 3 Aralık 1908 tarihine kadar Merkab Kazâsı (Beyrut) kaymakam vekilliğinde bulundu. Bu görevde iken stajını tamamladı ve 24 Kasım 1909’da Cezâir-i Bahr-ı Sefîd Vilâyeti maiyyet memurluğuna nakledildi.[24]

Mehmed Kemal Bey asil olarak tayin edildiği bu memuriyeti sırasında, 6 Mart 1910 tarihinden başlayarak Rodos idâdîsi Türkçe ve Malûmât-ı Medeniyye dersleri öğretmenlliği de yaptı.[25] Rodosta bulunduğu sırada vefât eden büyük pederi Şeyh Vasfî Efendi’nin yerine, intikal ile postnişin olduğu hakkında bilgi de mevcuttur.[26] 9 Eylül 1911 tarihinde Rodos’taki görevinden ayrılan Kemal Bey, Türk-ltalyan Harbi sebebiyle 17 Aralık 1911 tarihinde 1500 kuruş maaşla Selânik Vilâyeti’ne bağlı Doyran Kazası kaymakamlığına tayin edildi. Bir süre sonra Balkan Harbi’nin çıkması ve sıhhî sebeplerden dolayı daha uygun bir yere naklini istedi. Bunun üzerine 16 Ekim 1912 tarihinde aynı maaşıyla ve becâyiş suretiyle Gebze Kazası kaykamalığına nakledildi. 10 Haziran 1913 tarihinde de 2000 kuruş maaşıyla ve yine becâyiş suretiyle Karamürsel Kazâsı kaymakamlığına nakledildi.[27]

Karamürsel kaymakamlığı sırasında askere alInan Mehmed Kemal Bey, “… gayrı müsellâh ve sâbiteye tefrik…” edilmesi üzerine, Dâhiliye Nezâreti’ne müracaat etti[28] ve 12 Haziran 1915 tarihinde Boğazlıyan kaymakamlığına tayin olundu. Boğazlıyan kaymakamı iken, 20 Ağustos-9 Ekim 1915 tarihleri arasında 5000 kuruş maaşın 1/3′ ü ile Yozgad mutasarrıf vekilliğinde bulundu.[29]

Boğazlıyan kaymakamlığı sırasında, ilki 18 Temmuz 1915’te gelen emirler gereği 1915 Ağustos’unun ortalarına kadar Ermeniler’in sevkiyâtıyla ilgilendi.[30] Ermeni isyanlarının yoğun olduğu bir dönemde bu göreve getirilen Kemal Bey, isyanları bastırmanın yanında tehcir işiyle de ilgilenmek zorunda kaldı. Bu durum, göç kafilelerine refakat eden görevlilerce meydana getirilen bazı suistimaller ile birtakım söylentilerin Kemal Bey’e dayandırılmasına yol açtı.

24 Nisan 1916 tarihinde Boğazlıyan kaymakamlığından alınarak, terfi ile Basrî Eski Şam Kazâsı[31] kaymakamlığına tayin edilen Mehmed Kemal Bey, buradan da 20 Eylül 1916 tarihinde aynı maaşıyla İzmir Muhacirin Müdürlüğü’ne nakledildi.[32] 13 Haziran 1917’de bu görevden “…Boğazlıyan kaymakamlığında bulunduğu sırada menkul ve gayrı menkul birtakım malların yağma edilmesinde ihmal veterâhîsi görüldüğü tahkikatle sâbit olduğu cihetle Ankara Vilâyeti Meclis-i Idâresi’nin 22 Ocak 1916 gün ve 185 sayılı lüzum-u muhakeme kararı üzerine…” azledildi. Yozgad istinaf Mahkemesi’nde yapılan muhakemesi sonunda, 25 Temmuz 1918’de itham edildiği suçlardan beraatine karar verildi. Beraatinden sonra azil kararı kaldırıldı ve Konya Zer’iyyât Müfettişliği’nde görevlendirildi.[33] Bu görevde iken, Boğazlıyan kaymakamlığı sırasında Ermeni tehciri ile ilgili olaylardan sorumlu olduğu gerekçesi ile, Aralık 1918 ortalarında tevkif edilerek İstanbul’a getirildi.[34]

Bir müddet Polis Müdüriyeti (Sansaryan Han)’nde tutuklu kalan[35] Kemal Bey, bu sırada Tetkik-i Seyyiât Komisyonu’nca sorguya çekildi.[36] 7 Ocak 1919’da “…taht’el-hıfz Divân-ı Harb-i Örfî Heyet-i Tahkikiyesi’nce celb olunarak…” burada da sorgulaması yapıldıktan[37] sonra Bekirağa Bölüğü’ne gönderildi.[38]

Muhtelif sorgulamaların ardından, 5 Şubat 1919’da gerçekleşen ilk duruşma ile Divân-ı Harb-i Örf’deki yargılaması başladı.[39]

Yaklaşık iki ay süren ve 7 Nisan 1919’da sona eren yargılamada -mahkeme heyetinin değişmesinden dolayı- iki safhada, toplam 18 duruşma yapıldı. Üyeleri arasında Ermeniler’in de bulunduğu mahkemenin dinlediği şahitlerin çoğu yine Ermenilerden oldu. Mahkeme, 8 Nisan 1919 tarihli kararıyla Kemal Bey’i Yozgad ve Boğazlıyan Ermenileri’nin tehciri sırasında, suistimal ve öldürme olaylarında gevşeklik gösterdiği gerekçesiyle idama mahkûm etti.[40] Karar 10 Nisan Perşembe günü saat 19.00 sıralarında Bayezid Meydanı’nda şaiben yerine getirildi. Cenazesi ertesi günü büyük bir törenle Kadıköyü Kuşdili Çayırı’ndaki Mahmud Baba Türbesi’nde, oğlunun yanına defnedildi.[41]

Mütareke döneminde Ermeni tehciri ile ilgili suçlardan yargılanarak ilk idam edilme talihsizliğine uğrayan Mehmed Kemal Bey iki defa evlenmişti. Birinci eşi Zühdî Paşa kızı Subhiye Hanım’dır. Bu eşinden Müzehher ve Müşerref adlarında iki kızı ile idamından iki yıl evvel İstanbul’da vefât eden Adnan adında bir oğlu oldu. Subhiye Hanım’dan ayrılması üzerine, Boğazlıyan kaymakamı iken Kayserili Başkomiser Ahmed Bey kızı Hatice Hanım’la evlendi. Kendisinin idamından sonra doğan Adnan (Ergüder) adında bir oğlu da bu hanımından oldu.[42]

C. Mehmed Kemal Bey’in Sicil Kaydı

Yeni yazıya aktararak fotokopisini verdiğimiz Mehmed Kemal Bey’in sicil kaydı, Başbakanlık Arşivi Sicill-i Ahvâl Defterleri[43] numara 166, sahife 155’te yer almaktadır. Sicill-i Ahvâl Defterleri ile ilgili verilen bilgiler arasında, Osmanlı memurlarının sicil kayıt işlemlerinin Saltanat’ın kaldırıldığı tarihe kadar tutulduğu belirtilmekle[44] beraber, Kemal Bey’in 10 Haziran 1913 tarihinde tayin edildiği Karamürsel kaymakamlığından sonraki görevleri hakkında bilgi ilavesi yoluna gidilmediği görülüyor.

Mehmed Kemal Bey’in rik’a türünde yazılan sicilinin, beş ayrı görevli tarafından muhtelif tarihlerde oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Sicildeki ilk kayıt tarihi, rûmî “1 Kânun-evvel 1325” (milâdî 14 Aralık 1909) olarak veriliyor.[45] Bu tarihte yapılan ilk ondört satırlık kaydın aynı kişinin kaleminden çıktığı anlaşılıyor. Kimliği, öğrenim hayatı ve ilk memuriyetiyle ilgili bilgileri içeren bu satırların ardından, yazı karakteri farklı olan ve sonuna mim harfi konulan iki satırlık bir cümle gelmektedir.[46] Başka bir görevli tarafından kaydedilen bu kısımda, Kemal Bey’in daha önce belirtilen memuriyetleri sırasında bulunduğu ek görevlerle ilgili bilgiler verilmektedir. Fakat bu defa kayıt tarihi konulmamıştır. Bu kaydın ardından, yazı karakterindeki farklılığı daha bariz olan dokuz satırlık kısımda[47], hemen üstteki iki satırlık kaydı tutan görevlinin yaptığı gibi, sonuna mim harfi konulan üç ayrı cümle bulunmaktadır. Bu kısmı yazan görevlinin de kayıt tarihi vermediği görülmektedir. Sicil kaydının 26-29. satırlarının, yazı karakteri diğerlerinden farklı olan ve adını 30. satırdaki mühürde yer aldığı şekliyle Abdülvâhid bin Hüseyin olarak verebileceğimiz başka bir görevli tarafından doldurulduğuu anlaşılmaktadır. Bu görevlinin imzası ile birlikte kayıt tarihini rûmî “28 Kânun-sânî 328” (milâdî 11 Aralık 1912) olarak verdiği görülüyor. Sicil kaydı, mühürden sonra yine yazı karakteri diğerlerinden farklı olan iki satırlık cümle ile son buluyor.[48] Son kaydı yapan görevlinin rûmî “4 Teşrin-sânî 329” (mîlâdî 17 Kasım 1913) olarak verdiği kayıt tarihinden sonra attığı imzadan isminin-muhtemelen-Mutahhar olduğu anlaşılmaktadır.

Yrd. Doç. Dr. Nejdet BİLGİ

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al