SERBEST CUMHURİYET FIRKASI

SERBEST CUMHURİYET FIRKASI

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurulmasından sonra, Türkiye’nin çok partili siyasi hayata geçiş denemelerinden İkincisini Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşu oluşturur. Mustafa Kemal Paşa’nın yeni bir fırka yolunu seçmesinin sebepleri çok çeşitlidir. Toplum tarafından oluşturulan baskının Halk Fırkası’nın içinde bir çözüme kavuşturulamayacağı düşünüldüğünden yeni bir muhalefet partisinin kurulması yoluna başvurulmuştur. Serbest Fırka’nın kurulmasında bir biri ile yakın ilişki içinde bulunan dış ve iç sebepler bulunmaktadır.

Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşunda dış dünyanın hem doğrudan hem de dolaylı etkisi vardır. Serbest Fırka’nın lideri olan Fethi Bey’in Paris Büyükelçiliği’nden gelmesi, fırkanın kuruluşunda tesiri olan dış sebeplerin önemini daha da arttırmıştır. Dış dünyaya özellikle, Batı dünyasına Türkiye’yi beğendirmek isteğinin Serbest Fırka’nın kuruluşunda etkisi vardır.[1]

Amerika’nın Türkiye Büyükelçisi Joseph Grew, bu konuda şunları söylemektedir:

“Gazi, yavaş yavaş şu görüşe varmıştır ki, tek parti sistemi Avrupa ve Batı ile karşılaştırılınca Türkiye için bir aşağılık işaretidir. Amerikalı ve Avrupalı yazarlar son günlerde çoğunlukla şekil bakımından Batılı fakat gerçekte Doğulu olarak tasvir ettikleri Türk diktatörlüğünden çok söz etmişlerdir. Türkiye’nin bu şekilde tasvir edilmesi Gazi’nin gözüne çarpmış ve hiç hoşuna gitmemişti. Fransız politik kurumlarına hayranlık duyan Fethi Bey’in Batı’da ve özellikle Fransa’da Türkiye hakkında beslenen düşüncelere yorumlara da bu hususta şüphesiz çok önemli bir rol oynamıştır.[2]

Fethi Bey de hatıralarında, Yalova’daki görüşmeler sırasında Gazi’nin dış dünyanın Türkiye’ye bakışı konusunda şunları söylediğini belirtmektedir:

Bugünkü manzaramız aşağı-yukarı bir ‘dictature’ manzarasıdır. Vakıa bir meclis vardır, fakat dahil ve hariçte bize ‘dictature’ nazariyle bakıyorlar.”[3]

Kesin olarak aydınlatılmamış olmakla birlikte, Serbest Fırka’nın kurulması ile ilgili olarak dış dünyanın doğrudan sayılabilecek bir tesiri de Duyun-u Umumiye’nin (devlet borçlarının) ödenmesi meselesidir.

Osmanlı borçlarının nasıl bölüştürüleceği hakkındaki anlaşmanın yapılması 1928 yılına kadar uzadı. Milletler Cemiyeti’nin aracılığıyla 13 Haziran 1928’de Paris’te Osmanlı Borçlar İdaresi yetkilileriyle varılan anlaşmayı, daha sonra Serbest Fırka’yı kuracak olan Fethi Bey, Paris Elçisi iken imzaladı. Fethi Bey de borçların altınla ödenmesini savunuyordu. Fakat, 1929’da Dünya Buhranı çıkınca, İsmet Paşa ve dönemin hükümeti borçların kağıt parayla ödenmesini istemiştir. Fethi Bey, Serbest Fırka programına borçların altın parayla ödenmesi maddesini koymuşken, 7 Ağustos 1930’da “Sizi zayıflatır” dedikleri için bunu çıkartmıştır.[4]

Fethi Bey de hatıralarında bu konudan birkaç yerde söz etmektedir. Bunlardan birinde Gazi’nin Duyun-u Umumiye’nin ödenmesi konusunda şunları söylediğini aktarmaktadır:

“Yalnız Duyun-u Umumiye ‘Devlet borçlarının’ ödenmesi hakkındaki anlaşmadan sonra hükümetin paramızın istikrarına teşebbüs etmediği hakkındaki fıkrayı kaldırırsanız daha iyi olur. Yine de siz bilirsiniz. Fakat, İsmet Paşa, alacaklılarla müzakerededir. Bu işte muhakkak suretle muvaffak olacaktır. Onun için bu fıkranın mektubunuzda çıkması alacaklılara ümit verebilir…”[5]

Serbest Fırka’nın kurulmasında dolaylı yönden tesir eden diğer bir dış sebep ise, 1929 Dünya Ekonomik Buhranı’nın yurdumuza da yansımasıdır. İlhan Tekeli ile Selim İlkin de eserlerinde, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı ile Serbest Fırka’nın kuruluşu arasında bir ilişki olduğunu söylemektedir.[6]

Serbest Fırka’nın kurulmasında ülkenin içinde bulunduğu vaziyet ve iç sebepler çok önemli bir yer tutmaktadır. İç sebepleri de ekonomik ve siyasi nedenler olarak iki başlık altında toplayabiliriz; Türkiye, 1929-1930 yıllarında çok ağır malî, iktisadî ve siyasî bir buhran geçirmiştir. Amerika Birleşik Devletlerinde patlak veren ekonomik buhran bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de etkisini göstermekte gecikmemiştir.[7]

Türkiye’nin başlıca ihracatı ve döviz kaynağı olan hammaddelerin fiyatlarında büyük oranda bir durgunluk gözlenmiştir. Lozan Antlaşması’nın gümrükler hususundaki tahditlerinden yeni kurulmuş olan Türkiye, sanayileşmenin henüz başında idi. Bu şartlar altında, Türk Lirası’nın değerini tamamen kaybetmesine engel olmak için Türkiye koruyucu bazı tedbirler almak zorunda idi. Davet edilen birkaç ecnebî uzman iktisadî kalkınma hızlandırılmadığı takdirde, malî durumun daha da bozulacağını ifade ediyorlardı.1928 yılında mahsul çok fena olmuştu ve 1929 yılı çok daha iyi olmasına rağmen sefalet ve sıkıntı çok yaygındı.[8] Diğer yandan hükümetin izlediği iktisadî politika, özellikle sıkı para politikası halkı bunaltıp onun teşebbüs gücünü engellerken, tek parti rejimin gereği olarak da şikayetler ve ızdıraplar yeterince dile getirilmiyordu.[9]

1930 yılına gelindiğinde ise, Dünya Buhranı’nın etkileri Türkiye’de daha çok etkisini göstermeye başladı. Dünya Buhranı’nın Türkiye’deki en önemli sonuçlarından birincisi dış ticaret hadlerindeki bozulma, ikincisi ithalat hacmindeki ani daralma, üçüncüsü ise, hükümetin bütçe gelirinin cari değerindeki önemli düşüştü.[10]

1930 yılında halkın ruhi durumu, hele nispeten uyanık olan Karadeniz, Ege, Akdeniz Bölgelerinde oldukça tedirgindi. Bu bölgelerde iktisadi buhran bütün şiddeti ile sürüyordu. Fiyatlar çok düşmüş gibiydi. Ona rağmen malın alıcısı yoktu. Hele ihraç mallarının aracılığıyla geçinen şehir ve kasaba orta sınıfları, buhrandan açıkça şikayetçi idi. Orta ve Doğu Anadolu’nun yalnız hububat ve hayvancılıkta geçinen uysal, sessiz köylü ve şehirli halkı da bu durumdan dolayı bitkindi. Birçok yerlerde buğdayın fiyatı 2 kuruşun altında, bir davarın fiyatı 4 lira civarında idi.

Gerçi bütçe gelirinin düşmesine rağmen hükümet demiryolu inşaatında başladığı faaliyetleri yürütmeye çalışıyordu. İktisadî devletçilik alanında da teşkilâtlanmaya yöneliyordu.[11]

Serbest Fırka’nın kuruluşu ile halk kitlelerindeki hoşnutsuzluğun su yüzüne çıkması sağlanmış, Halk Fırkası’nın siyasetinin başarısızlığı belirginleşmiştir. Gazi Mustafa Kemal Paşa’da ülkenin içinde bulunduğu durumun farkındaydı. Gazi, 1930 yılının baharında yaptığı bir yurt gezisi sırasında yanında bulunan H.R.Soyak’a ülkenin durumu hakkında şunları söylemişti:

“Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum. Görüyorsun ya, her gittiğimiz yerde mütemadiyen dert, şikâyet dinliyoruz. Her taraf derin bir yokluk, maddî, manevî bir perişanlık içinde. Ferahlatıcı az şeye rastlıyoruz; maatteessüf memleketin hakikî durumu bu işte. Bunda bizim günahımız yoktur; uzun yıllar hattâ asırlarca dünyanın gidişinden gafil, bir takım şuursuz idarecilerin elinde kalan bu cennet memleket; düşe düşe şu acı hale düşmüş. Memurlarımız henüz istenilen seviyede ve kalitede değil; çoğu görgüsüz, kifayetsiz ve şaşkın. Büyük istidatlara mâlik olan zavallı halkımız ise, kendisine mukaddes akideler şeklinde telkin edilen bir sürü batıl görüş ve inanışların tesiri altında uyuşmuş, kalmış.”[12]

Serbest Fırka’nın kuruluşunda büyük etkisi olan ülkenin içinde bulunduğu siyasî ortam ve bu ortamın yarattığı siyasî sorunlar şöyle sıralanabilir:

Ülkede Cumhuriyet yönetimini gerçek anlamda yerleştirmek için Gazi Mustafa Kemal, Serbest Fırka’yı kurmuştur. Gazi, Fethi Bey’in mektubundan bir gün sonra yazdığı cevabî mektubunda şöyle diyor: .Binaenaleyh Büyük Meclis de aynı temele istinat eden yeni bir fırkanın faaliyete geçerek millet işlerini serbest münakaşa etmesini cumhuriyet esaslarından sayarım. Bu itibarla, nokta-i nazarınızı takip için siyasî mücadeleye girmenizi bittabi hüsnü telakki ettim.”[13]

Amerikan Büyükelçisi J. Grew ise; bu konuya ilginç bir bakış açısı getirmektedir. Ona göre; devlet başkanı aynı zamanda parti başkanı bulunduğunda tek partili sistem, politika uygulaması bakımından çok ciddi sakıncalar taşımaktadır. Bu sistem sorumluluğu merkezileştirmede güçlük ve zorluklara yol açmaktadır. İşte ikinci partinin kurulmasının doğuracağı sonuçlardan biri, Gazi’nin üzerinden sorumluluğu kaldırmak ve Türkiye’deki politika oyunlarını İsmet ve Fethi arasındaki bir mücadele haline getirmek olacaktır. İki partili sistemin, halktaki hoşnutsuzluğa çare bakımından da inkâr edilmez faydaları vardır.[14]

Tevfik Çavdar’a göre ise; Serbest Fırka’nın kurulmasındaki temel sebep, potansiyel toplumsal muhalefetin rejimi hedef almayan bir yöne doğru itilmesi gereğidir. Kuşkusuz bu itiliş Gazi ve arkadaşlarının denetiminde oldu. Muhalefet Partisi; bu arada yurtta konuşulmayan, dile getirilmeyen şikayetlerinde bir merci olarak ve böylece iktidarca alınan kararların bir anlamda eleştirisi ve irdelemesi de yapılmış olacaktı. Bu sayede toplumun daha rahat bir biçimde zorlukları atlatacağı düşünülüyordu.[15]

Ahmet Ağaoğlu; Serbest Fırka hatıralarında bu konuda şöyle demektedir: “…Bütün bu olup geçenler, Serbest Fırka komedisi niçin oynandı? sualine cevap vermektedir. Şimdi tamamen anlaşılıyor ki bu komedi sırf fırka teşkili, muhalefet fikri taşımak gibi cüretleri tâ kökünden kesip atmak içinmiş”.[16]

Gazi Mustafa Kemal Paşa, hükümete karşı kimlerin neler düşündüğünü bilmektedir. Yaptığı, kendisine muhalif olanları, yine kendisinin istediği bir biçimde örgütleyip böylece bütün ülke çapında ortaya çıkan ya da gizli duran karşıt eğilimleri bir odakta toplayarak denetleyebilmekten ibarettir.[17]

F. Giritlioğlu da o devirde murakebeli bir rejim ihtiyacını en fazla devrim başkanı olan İsmet İnönü duymuştu. “Bu vazifeyi yerine getirecek bir muhalefet partisinin doğmasını arzulamıştı. Parti kurulduktan sonra da, kapatılmaması için elinden geleni yapmaya çalışmıştır” demektedir.[18]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ