SEMANTİK VE PRAGMATİK BENZERLİKLERİ VE ÖZELLİKLERİ İLE TÜRKÇE DEYİMLER

SEMANTİK VE PRAGMATİK BENZERLİKLERİ VE ÖZELLİKLERİ İLE TÜRKÇE DEYİMLER

Deyimler, halkın manevî yaratıcılığının ürünü olduğundan onun kültürünü, töresini, âdetini, inancını, tarihini, medenî geçmişinin özelliklerini ve millî düşüncesini ifade ederler.

Deyimler, millî varlıktır. Onların başlıca millî niteliği emsalsiz olmalarıdır. Bu yüzden onlar farklıdır ve başka milletlerin deyimlerinden farklılık gösterir. Dilin en önemli parçalarından sayılan deyimler, binlerce yıl içerisinde kalıplaşmış ve sağlamlaşmıştır.

Başka halklarda olduğu gibi, millî hikmet ve millî özelliğin timsali olan Türkçe deyimler canlılığıyla, hassaslığıyla vasıflanır ve konuşma ve yazı dilinde çeşitli amaçlarla çok bol kullanılırlar. Türk halklarının kelime hazinesi de kendi gelişme süresince deyimlerle zenginleşmiştir.

Türk halkları var oldukları yüzyıllar zarfında dilin yapısıyla sıkıca bağlı ve dikkate değer özellikler taşıyan sayısız deyimler oluşturmuşlardır. Y.A. Rubinçik’in belirttiği gibi deyimler, dilin yapısına o kadar derin girmiş ve dilin bütün parçalarıyla o kadar bağlıdır ki, onların çeşitli konular ele alınırken incelenmemesi dilin diğer sahalarının, özellikle kelime hazinesi, morfoloji ve sentaks yapısının tetkik edilmesinde olumsuz tesirini gösterir”.[1] Dilin bu çok önemli kısmı incelenmeden millî maneviyât ve özelliğin belirlenmesi mümkün değildir.

Deyimler meselesi, gramerden ayrı olarak daha 1920-1940 yıllarında E.D. Polivanov, S.İ. Abakumov ve L.İ. Bulahovski’nin çalışmalarında ele alınarak söz konusu edilmiştir. Deyimler teorisinin temeli A.A. Potebni, İ.İ. Sereznevskyi, A.A. Şahmatov ve F.F. Fortunatov’un eserleriyle atılmıştır. Bu konusunun gelişmesinde Ş. Balli’nin fikirleri çok etkili olmuştur. Ancak Türkçe deyimler üzerine yapılmış incelemelerin yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Bazı dillerin deyimleri üzerinde birçok çalışmalar yapılmış ve doktora tezleri hazırlanmıştır. Yayımlanan ilmî makalelerin de sayısı az değildir.

Deyimleri sadece bir tek açıdan; dizi halinde veya kelimeleri ayrı ayrı ele alıp inceleyerek başarılı neticeye varılamaz. Onlar farklı nitelikte oldukları için özel bir tetkik istemektedir. Çağdaş Türk halklarında deyimlerin sayısı oldukça çoktur. Bunlar yapısı, kuruluşu bakımından türlü türlü olmakla beraber anlamları ve parçalarının mana münasebeti açısından da çeşitlenmiştir.

Deyimler, dilin özel bir unsuru olarak ancak 1930 yıllarından itibaren incelenmeye başlandı. E.D. Polivanov, o tarihlerde deyimlerin dilbiliminin ayrı bir kolu halinde ele alınması gerektiği fikrini ileri sürmüştü.

Günümüz dil biliminde, hâlâ deyimleri adlandıracak tek anlamlı bir kelime yoktur. Bugün bu kavram “mecazlar”, “tâbirler”, “mecazî deyimler” gibi terimlerle adlandırıldığı için, deyimlerin kapsamı hakkındaki fikirlerin ayrı ayrı olmasına yol açmaktadır. Deyimleri tanımlamadaki fikir ayrılığı nelere bağlıdır? Bu, ilk önce deyimlerin konusunu belirleme prensibiyle ilgilidir. Bundan şöyle sıralayabiliriz:

  1. Deyim, dilbiliminin ayrı bir kolu olarak kelimelerin sabit terkibidir. Yani kelimelerin manasını değiştirip, diğer kelimelerle ve onların vazifesiyle ilgili olarak yeni bir şekle girmesidir (N.N. Amosova, V.P. Jukov, A.M. Babkin ve başkaları).
  2. Deyimler, sözcüklerin mana değiştirerek diğer bir kelimeyle ve cümleyle ilgili yenilenmiş zincirlemesidir (A.V. Kunin, N.D. Rayhşteyn vs.).
  3. Manası ve yapısı bakımından kelimelerin anlamlarının değişerek yeniden oluşturdukları sağlam terkiplere deyimler diyoruz (V.L. Arhangelskyi, N.M. Şanskyi vb.).
  4. “Kelimelerin birleşimine” deyimler denir (M.M. Kopilenko, Z.N. Popova).

Türkçe deyimlerle ilgili de birçok eser yazılmıştır. Ama Türkçe deyimlerin incelenmesi bununla bitmiyor. Deyimler konusunda 1940-1950 yıllarında yayımlanan eserler, deyimler meselesinin oluşmasında ve gelişmesinde büyük etkide bulunmuştur. Mesela, S.K. Keneşbayev’in fikrine göre deyimler konusu çok geniştir. Bunlar; her türlü atasözleri, mecazî tabirler ve bileşik kelimelerin tümüdür. Deyimlerin her çeşidini bir araya getirecek umumi niteliğî, onların sabitliği ve kelimelerin mana değiştirmesidir.[2] S.N. Muratov bütün birleşik kelimeleri, her çeşit söz birleşmesini, terkipleri ve deyimleri kelimelerin sabit terkiplerinden sayar.[3] “Türk halklarının dillerinde bütün tabirler sağlam terkiplerdir, ama bütün sağlam terkipler deyim sayılmaz”.[4] 1960 yıllarında deyim olarak sabit terkiplerin tek bir kısmının manasının değişmiş olması şartının aranmasına yönelik fikirler ileri sürüldü. Böyle terkipleri bazı araştırmacılar “deyimler” olarak adlandırdıysa da, diğerleri “mecazlar” demeyi tercih ettiler.

O günlerde deyimlerin kapsamının daralması, araştırmacıların asıl manasından uzaklaşmış kelimelerden yeniden oluşturulan terkiplere ilgi göstermelerine neden oldu. Bu nedenle meseleye bu açıdan yaklaşmak, bazı araştırmacıların deyimi dar manada yorumlamanın doğru olacağına inanmasına yol açtı. Söz gelimi, Ş.U. Rahmatullayev şöyle demektedir: “Deyimleri etraflı ve genişçe inceledikten sonra onları dar manasında kavramanın daha doğru olduğu açıkça anlaşılıyor”.[5] Ona göre deyimler, daima hazır bulunan ve bu halinde kullanılan bir dil birimidir. Fakat bunu deyimlerin başlıca niteliği saymak ve buna göre dar manada yorumlamak mümkün değildir. Çünkü hazır bulunma niteliği V.V. Vinogradov’un söylediği gibi, yapısı bakımından sabit olan bütün atasözlerinde de bulunmaktadır. Ş.U. Rahmatullayev ise atasözlerini deyimlerden saymamaktadır.[6] Deyim meselesini dar manada yorumlama fikrini, Azerbaycan Türkçesi üzerinde çalışan G.A. Bayramov daha da geliştiriyor. Onun dediğine göre kelime terkipleri gerçek anlamlı da olabilir. G.A. Bayramov “isimden olan parçaları kendi manasını koruyarak mecazi anlamdaki fiille birleşen kelime terkiplerini” de deyim olarak tanımlar.[7] Bu dilcilerin görüşlerini Z.G. Uraksin de paylaşıyor. Uraksin, “Başkurtça Deyimler” adlı eserinde şöyle diyor: “… deyimleri dar manada kavrayış tarzından yana olanlar onun kapsamını kısıtlıyorlar”.[8] Bununla birlikte o: “… geniş manada ele alanlar ise, tam tersine deyim olarak bileşik terimleri, tekrarları, özlü sözleri, gazete klişelerini, darb-ı meselleri vb. zincirli tamlamaları da sayıyorlar. Tabii kapsamı, böyle azamî ölçüde genişletmek de doğru değildir”[9] demektedir. Birçok araştırmacı, birleşik terimlerle kelimeleri ve atasözlerini deyimlerden saymaz. Uraksin ise atasözlerinin çoğunun deyim niteliğini taşıdığını söylemektedir.

G.H. Ahunzyanov’a göre, Çağdaş Tatarca’da deyimler konusu, atasözleri, atasözüyle müşabih mecazî tabirleri, sonunda -gan eki bulunan terkipleri, morfemleri mana bakımından klişeleşmiş tamlamaları, iki eylemden oluşan terkipleri, vecîzeleri, mecazî terimleri vb. kapsamaktadır.[10] O, bu konunun genişliğinden dolayı “deyim” teriminin doğru olmadığını dile getirerek bunun yerine “mecazlar” veya “mecazî terkipler” terimini kullanmayı teklif ediyor. M.F. Çernov ise doktora tezinde deyimlerin başka tabirlerden fark gösteren niteliklerini ve yapısını, manasını ve fonksiyonel açıdan özelliklerini göstermeye çalışmıştır.

Araştırmacı şöyle demektedir: “Dil kurallarına uymaksızın birleşmiş herhangi bir manadaki kelimelerin terkiplerine, yani sabit terkiplere deyimler diyoruz”.[11] Onun fikrine göre deyimleri başka terkip, tamlamalardan ayırt eden özelliği şudur: “Konuşurken hazır halde bulunması, terkibi oluşturan kelimelerin manasının, türünün ve şeklinin değişmesidir”. R.R. Yusupova, deyimlerin başlıca yapısal özelliği, onların sözdizimsel ilişkisi bakımından “kapalı” olmalarındadır demektedir.[12] Türkçe deyimlere dair yazılan dikkate değer birçok eser sayılabilir.

İşaret ettiğimiz gibi Türk dil bilimcileri arasında deyim meselesinde, onu tanımlama konusunda hâlâ fikir birliği yoktur. Türkçe deyimlerin bünyesi bazen azamî derecede genişletiliyor, bazen de daraltılıyor. Genişçe ele alındığında sabit terkiplerin, yani bileşik kelime ölçütüne tamamen uygun olanların tümü deyimlerden sayılır. Bunlar: atasözleri, tâbirler, tamlama ya da bileşik kelime şeklinde olmayan, yani en az iki fonetik parçadan oluşmuş ve gramer açısından tam sınıflandırılması mümkün olmayan deyişlerdir. “Deyimleri dar manasında tanımlamadan yana olanlar, bunların sayısını, her hangi bir manayı canlı, renkli ve geniş bir şekilde belirten sağlam terkiplerle sınırlıyorlar. Bunları, dilde canlılık ve renklilik vermeyen esas kullanışta faydalanılmakta olan başka kelimeler değiştirebiliyor. Bu takdirde atasözleri, özlü sözler, vecîzeler ve tamlamalar çıkarılarak inceleme konusu açıkça belirleniyor”. Deyim terimini biz dar manasında anlıyoruz ve bu yüzden bundan sonra daha geniş anlamdaki “sabit mecazlar” terimini kullanmayacağız.

Bizce deyim olarak mecazî tabir halindeki kaynaşmış birleşik kelimeleri sayma fikri doğrudur. Fakat ilk iki grubu ayırmanın temelinin sağlam olmadığını kabul etmeliyiz. Deyimlere has istiare, canlılık, terkibi oluşturmakta olan parçaların eş anlamlı başka kelimelerle değiştirilememesi ve kelimeye mukabil olma gibi nitelikler, mecazî kaynaşmaya da tabîi olan niteliklerdendir. Bu yüzden mecazî kaynaşma ile birliği mecazlar olarak bir tek grupta toplayabiliriz.

Deyim meselesine dair görüşlerin çeşitli olması, bu konunun çetinliğinden ve Türkçe deyimlerin incelenmesine daha çok yeni başlanmasından ileri gelmektedir. Türk lehçelerindeki semantik sınıflandırılmalar dikkatlice incelendiğinde ve tetkik edilen dillerdeki deyimler çözümlendiğinde, parçaların anlamca kaynaşması bakımından deyimleri mecazlar ve tabirler şeklinde iki büyük gruba ayırabiliriz. Böylece biz mecazları ve tabirleri, yani “kurala tabi olmadan, aykırı bir biçimde”[13] ortaya çıkan, konuşmada her defasında yeniden tertip edilemeyen, hazır bulunan bütün sabit terkipleri “deyim” diye adlandırıyoruz. Atasözlerini, özlü sözleri, darb-ı meselleri, birleşik kelimelerle tekrarları vs. deyimlere dahil etmedik. Logan Smit: “Mecazlar, bizim ömrümüzün ve sözümüzün küçük kıvılcımlarıdır. Onlar bizim yiyeceklerimizi yararlı ve besleyici yapan vitaminler gibidir. Eğer dil mecazî tabirlerden yoksun bırakılırsa renksiz, tatsız ve sıkıcı bir hâle gelirdi” demektedir. Mecazî deyimler in belirgin vasfı, onların tam manasının, kelimelerin mecaz anlamda basit birleşmesinde değil, nitelikli yeni oluşum teşkil etmesindedir:

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ