SELÇUKLULARIN ALTIN ÇAĞINDA SİYASÎ KRİZ VE MÜSLÜMAN BÜROKRATLAR: MELİKŞAH İKTİDARININ DOĞUŞU

SELÇUKLULARIN ALTIN ÇAĞINDA SİYASÎ KRİZ VE MÜSLÜMAN BÜROKRATLAR: MELİKŞAH İKTİDARININ DOĞUŞU

Büyük değişiklikler ve üstesinden gelmesi gereken zorlukların varlığı, halifelik kurumu için 11. yüzyılın belirleyici özellikleriydi. Çağımız bilim adamları Selçukluların Orta Doğu’ya gelmelerinin halifeliğin varlığını sürdürmesinde önemli bir faktör olduğunu düşünürler. Örneğin, Ira Lapidus, Selçukluların farklı siyasi gündem izlemelerine rağmen, Abbasi halifesinin şeref ve otoritesini canlandırmasına yardım ettiğinde ısrar eder. Daha önce de George Makdisi, 11. yüzyılın ikinci yarısında Sünni İslamın yeniden canlanmasının nedeni, Selçuklulardan -meşhur vezir Nizamülmülk dahil- daha çok Hambeli taraftarlarına atfedilmelidir, görüşünü savunur. Bütün bu fikirlerin ışığında inanıyorum ki 11. yüzyılın karmaşıklığı belirli kişi veya kuruluşların şemsiyesi altında basitçe genelleştirilemez; bu nedenle Müslüman toplumun kendine özgü hareketliliğini anlamak için zamanın birkaç olayını incelemek gereklidir. 11. yüzyılın en dinamik ve konuyla alakalı olgularından biri sultan Melikşah ve onun veziri -Nizamülmülk- arasındaki anlaşılması zor fakat ilginç ilişkilerdi. Her ne kadar bu olayın pek çok ayrıntısı M. H. al-Nakib tarafından anlatılmışsa da, onun çalışmasında bu ilişkilerin dinamizmi ve eşsizliğinden az bahsedilmiştir. Selçukluların zayıf Abbasi halifeleri döneminde siyasi iktidarı ele geçirmeleri Orta Çağ İslam tarihinde önemli bir dönemi simgeler. Her ne kadar Selçukluların Horasan ve daha sonra Irak’ta 1055’de ortaya çıkışları, o zaman Şii yanlıları tarafından kuşatılmış ve tehdit edilmiş, halife tarafından önceleri sıcak bir şekilde karşılansa da, halifenin siyasi-dünyevi gücü hususunda Selçukluların Şii Buveyhilerden daha iyi olmadıkları ortaya çıktı. Selçuklu Sultanı Tuğrul, halifenin kızıyla evlenme teklifinin reddedilmesi halinde, halifeyi ekonomik ambargoyla bile tehdit etti. Bu konuda Tuğrul’un politikasında ve karar verme sürecinde vezir el-Künderi gibi bir şahsın etki ve rolünü görmezlikten gelemeyiz.

Alp Arslan’ın 1063’te amcası Tuğrul’un yerine geçmesi, Alp Arslan’ın halifenin otorite ve şerefinin bir kısmını iade etmesi nedeniyle, halifenin bir miktar rahatlamasını sağladı. Böyle uyumlu bir ilişki her iki tarafın, diğer tarafın pozisyonu ve gücü hakkında karşılıklı anlayışından kaynaklandı. Halife, siyasi ve askeri yönden zayıf durumunun, Alpaslan’ın yönetiminde yükselen Selçuklulara rağmen iktidarını daha fazla hissettirmesi açısından kendisine yardımcı olmayacağının farkındaydı. Aynı zamanda, becerikli Nizamülmülk tarafından yardım edilen sultan da halifenin Müslüman toplum arasındaki ruhani konumunu takdir edebildi ve koruyabildi. Böyle bir nüfuz ve prestij elbette Selçukluların dünyevi iktidarlarını sürdürmelerine yardımcı olacaktı. Dolayısıyla, sultanın, İslam toplumunun değişik mensupları üzerinde otoritesini meşrulaştırmak için, halifelik onayına ihtiyacı olduğu anlaşılmaktadır. Aynı zamanda, Bağdat’ın Arslan Besasirî tarafından işgali deneyimine sahip halife, halifeliğin devamı açısından Selçuklular gibi güçlü yöneticilerin varlığının çok önemli olduğunu anladı. Her ne kadar, Büveyhiler döneminde olduğu gibi, halifenin otoritesi uygulamada Bağdat’la sınırlandıysa da, dini otorite ve ikta suretinde elinde tuttuğu nispeten büyük maddi kaynak onu memnun etti. Halife ve sultan arasında küçük ve önemsiz krizler vuku buldu, fakat bu olayların çoğunda, sultan sadece halifenin fikirlerini kabul etti.

Sultanın bu gerçekçi tavrı benimsemesinin nedeni, özellikle neredeyse bütün saltanatı boyunca seferler düzenlemiş olmasıydı; Bağdat’ı görmek için, en azından resmen, hiçbir isteği yoktu. Dolayısıyla, başarıları ve zaferleri kadar istikrar ve fetihler sırasında biriktirilen zenginlik ona tatmin ve gurur vermişti. Alpaslan’ın saltanatı süresince, halife kendi vezirini belirleme yetkisini -vezir sarayın dışında hatta başşehir Bağdat’ta bile, çok sınırlı bir güç sahibi olsa bile- elinde tuttu. Bu, çoğunlukla sultanın eyaletler ve şehir üzerinde daha güçlü kontrol sağlamak için kurduğu idari sistemin bir sonucuydu. Askeri ve idari temsilcilerini -şahne ve amid- (idarî işlerden sorumlu vali) eyaletlere ve, halifenin oturduğu Bağdat dahil, şehirlere göndermek sultanın uygulaması oldu. Böylece, amid’in Bağdat’taki varlığı ile şehrin fiili yönetimi, özellikle vergilendirme ve ikta’nın organizasyonu, tamamen sultanın temsilcileri tarafından denetlendi. Bu arada, şehrin iç güvenliği “Şahne”nin elindeydi.

Halifenin hareketsiz ve memnun görünmesine rağmen, bu hakimiyeti göz önünde tutarak, bir soru ortaya atabiliriz: Halifenin böyle bir durumu kabulüne ve pasifliği benimsemesine sebep olan neydi? Onun siyasi ve askeri zayıflığına ilaveten, Büveyhilerin zorla kabul ettirdiği katı denilebilecek sınırlandırma, kitleler nazarında siyasi desteğini büyük ölçüde zayıflattı. Bu arada, egemen Selçuklular halkça sevilmeyen halife tarafından karşı konulamayacak derecede güçlüydüler.

Alp Arslan 1072’de, doğu sınırında sürdürdüğü uzun seferler esnasında öldü. O zamana kadar, kendisini Akdeniz kıyıları ve Çin sınırları arasındaki geniş toprakların hükümdarı olarak ilan edebilmişti. Ölümünden sonra, genç Melikşah babasının veziri Nizamülmülk’ün tam yardımıyla tahta geçti. Genç sultanın tahta geçişi, sultan ile halife ve sultan ile deneyimli veziri Nizamülmülk arasındaki ilişkilerin diğer bir safhasına damgasını vurdu.

Sultan ve halife arasındaki ilişkilerde 1075’te genç Muktedi’nin büyük babası Kaim’in yerine halife olmasıyla huzursuzluk ortaya çıktı. Her iki lider de genç ve hırslı fakat açıkça tecrübesizlerdi; dolayısıyla zaman zaman onların anlaşmazlık ve sürtüşme içine düşmeleri şaşırtıcı değildi. Vezir Nizamülmülk’ün kendini görevine adamışlığı ve tecrübesi sayesinde, sultan, halifenin daha çok ruhani bir merkez olarak kalmasını sağlayabildi; hatta o derecede ki, halifenin vezirleri sık sık sultanın saray halkının arkadaşları oldular.

Selçuklular, siyasi şartlar gerektirdiğinde, kendi plan ve isteklerini halifeye zorla kabul ettirmekte tereddüt etmediler. Örneğin, Tuğrul Halife Kaim’in kızıyla evlenmek istemek ve hatta bu konuda ona gözdağı vermekte ısrar etti. Diğer taraftan, Halife Muktedi Selçuklularla evlilik yoluyla uzlaşma sağlamaya teşebbüs ettiği zaman, sultan bu evlenme teklifini, muhtemelen sadece böyle bir kararın siyasi avantajlarını gördükten sonra, soğuk bir şekilde kabul etti. Fakat, halifenin daha uyumlu ilişkiler oluşturabilmek umudu, Muktedi’nin sultanın kızıyla evliliğinden halifenin bir oğlu dünyaya gelince, tamamen yok olmadıysa da, başarısızlığa uğradı. Halifenin Mehmelek (sultanın kızını) ve onun oğlunu Bağdat’tan sürme çabaları sonuç vermesine rağmen, sultanın kendi siyasi çıkarları için torununu kullanması ihtimalinin önüne geçemedi.

Halifenin durumu, vezirleri sultanın himayesindekiler arasından atandığı zaman, çok değişken bir hal aldı. Halifenin sağ kolu olan bu vezirler, halifelik yönetimini kolaylıkla sultanın planlarına göre ayarlayabildiler. Genel olarak söylenirse, bu durum, iki genç yönetici arasında uyumsuz bir ilişkiye sebep oldu. Şüphesiz ki Melikşah güçlü ve zeki bir yöneticiydi, fakat başarısını-özellikle saltanatının ilk yıllarında çoğunlukla, babası Alpaslan’a hizmet etmiş ve kendini işine adamış, vezir Nizamülmülk’e borçluydu. Halife ve sultan arasındaki ilişkinin kötüleşmesinde Nizamülmülk’ün ne ölçüde katkısı oldu? Alpaslan’ın saltanatı süresince bu ilişkinin nispeten barışçı ve uyumlu olduğu gerçeği ışığında bu makale, Melikşah’ın saltanatının son yıllarında siyasi krizin odakları olarak ortaya çıkmış gözüken, halife, sultan ve Nizamülmülk arasındaki üçlü ilişkiyi inceler.

Melikşah’ın Saltanatı Döneminde Abbasi Halifeliği

Melikşah saltanatının başlangıcında neredeyse üç yıl halife Kaim ile ilişkilerini kuvvetlendirmeye yönelik jestler yaptı. Unutulmamalıdır ki Melikşah, eğer Müslüman halkların desteğini kazanmayı amaçlamışsa da saltanatının halife tarafından onaylanmasına ihtiyaç duymakta idi. Nizamülmülk – sultanlığı yönetmek için hem babasının hem de Melikşah’ın kendisinin güvenini kazandı- Melikşah’ın sultanlığı için halifenin onayını başarıyla elde etti. Halifelik ve Selçuklular arasındaki uzun ve nispeten olumlu ilişkilere dayanarak -özellikle genç ve tecrübesiz bir sultanın hükümdarlığa gelmesiyle- Kaim, dini ve hatta belli bir dereceye kadar Bağdat ve çevresinin yönetimine ilişkin otoritesini tekrar teyit edebildi.

Halife, sultanın asi amcası Kavurd’a karşı seferine destek vermek için halifelik milislerini General (nakib) al-Zaynabi komutasında göndermeye karar vermesi ile, göründüğü kadarıyla sultanın halifeye sadakati ve minnet duyması meyvesini verdi. Al-Zaynabi’nin savaşa-Melikşah’ın zaferinde rol oynayan bu önemli katılımı, Kaim’in oynayabileceği siyasi rolü açıkça gösterdi. Halifenin, sultanı desteklemek için siyasi ve askeri mücadelelere doğrudan katıldığını belirtmeye değer. Halife neden Kavurd’u değil de Melikşah’ı desteklemişti?

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al