SELÇUKLU VAKFİYELERİ VE İÇERDİKLERİ SOSYAL MOTİFLER

SELÇUKLU VAKFİYELERİ VE İÇERDİKLERİ SOSYAL MOTİFLER

I. Vakfiyeler

Bir sosyal yardımlaşma kurumu olarak vakfın Türk toplumunda her zaman önemli bir yeri olmuştur. Daha Anadolu’ya gelmeden önce Türklerin vakıf tesis ettiklerini ve İslamiyet’i kabul etmeden önce, aralarında vakfa benzer yardımlaşmayı sağlayan kurumların ve törelerin olduğunu biliyoruz.

Medeniyette ileri gitmiş olan ülkelerin hepsinde sosyal yardım ve dayanışma kurumları vardır. Türkler bu geleneksel insani değerlerini Anadolu’da çok müsait ortam ve şartlar bularak devam ettirdiler. Anadolu’nun fethi tamamlandıktan sonra yerleşme, imar ve müesseseleşme dönemi yaşanır. Buranın artık ebedi vatan olarak benimsenmesi ile bu münbit topraklarda tarımda, ticarette ve imar faaliyetlerinde büyük bir canlılık görülür. XIII. yüzyıl bu bakımdan sayı ve çeşit itibariyle birçok vakfın tesis edildiği asırdır.

Selçuklu devri vakıfları hakkında tam bir değerlendirme yapmak için bu döneme ait olan bütün belgelerin okunup yayınlanması gerekir. Selçuklu Dönemi siyasi tarihinin ana hatlarını bildiğimiz halde sosyal tarihi için aynı şeyi söyleyemeyiz. Bu bakımdan dönemin sosyal hayatını daha çok incelememiz gerekiyor. Selçuklu Dönemi vakıf belgeleri olan vakfiyeler bu bakımdan eşsiz bilgiler içermektedirler.

Vakfiyelerden bir kısmı, önemleri ve uzunlukları gözönüne alınıp ayrıntılı şekilde incelenerek yayınlanmıştır. Vakfiyelerin dili Arapça olduğundan ilk aşamada bir dil sorunu ortaya çıkar. Her ne kadar bu vakfiyeler belirli bir form halinde ise de yer ve şahıs adlarını doğru teşhis etmek zordur. Bu belgeleri okuyanların, henüz tamamıyla Türkleşmemiş özel isimleri tanımaları ve topografik bilgi ile donanmaları icap eder. Meselenin belki bu yanı, incelemenin tamamlanmasını geciktirmiştir. Seçilip yayınlananlar genellikle orijinaldir. Orijinal olmayanlar, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde defterlere geçirilmiştir.

Defterlerdeki kopya edilmiş bu vakfiyelerin bir kısmının Türkçe tercümesi, mütercimler tarafından yine defterlere yazılmıştır. Tabii bunların orijinallerden mi, yoksa ikinci elden belgelerden mi yazıldıklarını bilemiyoruz. Ayrıca Ankara Etnografya Müzesi, İstanbul Türk-İslam Eserleri Müzesi’nde orijinal vakfiyeler vardır.

Burada Anadolu Selçukluları ve Beylikler dönemleri vakıfları ve vakfiyeleri üzerine yapılmış önemli yayın ve araştırmaları anmak yararlı olacaktır:

  • Osman Turan’ın Belleten dergisinde yayınlanmış olan bilimsel ve ayrıntılı üç makalesi metin, çeviri ve tahlil bölümlerini içermektedir.
  • “Selçuk Devri Vakfiyeleri I., Şemseddin Altun-Aba Vakfiyesi ve Hayatı”, Sayı: 42, Cilt: XI, Ankara, 1947.
  • “Selçuk Devri Vakfiyeleri II., Mübarizeddin Er-Tokuş ve Vakfiyesi”, Sayı: 43, C. XI, Ankara 1947.
  • “Selçuk Devri Vakfiyeleri III., Celaleddin Karatay, Vakıfları ve Vakfiyeleri”, Sayı: 45, C. XII, Ankara 1948.
  • Ahmet Temir, Kırşehir Emiri Cacaoğlu Nureddin’in 1272 Tarihli Arapça-Moğolca Vakfiyesi, T.T.K. yayını, Ankara 1959.
  • İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Belleten’de “Karamanoğulları Devri Vesikalarından İbrahim Bey’in Karaman İmareti Vakfiyesi”, Sayı: 1, C. I, Ankara 1938 ile Vakıflar Dergisi’nde “Niğde’de Karamanoğlu Ali Bey Vakfiyesi”, Sayı: II, Ankara 1942’ni neşretti.
  • Zeki Oral’ın Konya’da yayınlanan Anıt dergisinin çeşitli sayılarında kısa olarak yayınladığı vakfiyelerden ayrı olarak Vakıflar Dergisi’nde:
  • “Turgutoğulları, Eserleri-Vakfiyeleri”, Sayı: III, Ankara 1956.
  • “Aksaray’ın Tarihi, Önemi ve Vakfiyeleri”, Sayı: V, Ankara 1962, adlı makaleleri yayınlanmıştır.
  • Belleten’de şu makaleleri yayınlanmıştır:
  • “Karamanoğulları Tarihine Ait Vesikalar, Yatağan Mürsel Vakfiyesi”, Sayı: 71, C. XVIII, Ankara 1954.
  • “Karaman’da Hoca Mahmud Mescidi, Darul-huffaz Vakfiyesi ve Kitabeleri”, Sayı: 90, C. XXIII, Ankara 1959.
  • Yine Z. Oral’ın İlahiyat Fakültesi Dergisi’nde:
  • “Selçuklu Devri Vesikaları, Ahi Ahmed Nahcivanî Vakfiyesi”, Sayı: 3-4, C. III, Ankara 1954 adlı makalesi yayınlanmıştır.
  • Cevdet ilk defa Vakıflar Dergisi’nde, “Sıvas Darüşşifası Vakfiyesi ve Tercemesi”, Sayı: I, Ankara 1938 adlı makalesini yayınlamıştır.
  • Yinanç, XIII. yüzyılın ilk yarısına ait olan vakıflar üzerinde çalıştı. Bunlardan “Sivas Darüşşifa’sı Vakfiyesi” ve “Halifet Gazi Medresesi Vakfiyesi”ni ele alarak bu sonuncusunu Vakıflar Dergisi’nde Sayı: XV, Ankara 1982’ de yayınladı.
  • Ahmet Yaşar Ocak, “Emirci Sultan ve Zaviyesi”ni incelerken zaviyeye ait vakıf belgelerini de neşretti: Tarih Enstitüsü Dergisi, Sayı: 9, İstanbul 1978.
  • Bu satırların yazarı, Vakıflar Dergisi, Sayı: XII’de “Turumtay Vakfiyesi”, Ankara 1978 ve Sayı: XIII’te “Râhatoğlu Vakfiyesi”, Ankara 1981, üzerinde çalıştı. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası adlı Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün yayınladığı, müşterek yazarlı eserde “Divriği Ulu Cami Vakfiyesi”ni inceledi.

Ayrıca çeşitli monografiler, şehir tarihleri içinde de vakfiyelere yer ayrılmıştır. Bunlardan ilk planda olanları sayalım:

  • Ferit (Uğur), M. Mesut (Koman), ünlü Selçuklu Veziri ve yapmış olduğu hayırlardan ötürü sahibu’l-hayrat unvanını taşıyan Sahip-Ata Fahreddin’e hasrettikleri eserde, vakfiyesinden bahsederler: Selçuklu Veziri Sahip Ata İle Oğullarının Hayrat ve Eserleri, İstanbul 1934.
  • Rıdvan Nafiz ve İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın Sivas Şehri adlı eserinde, (İstanbul 1928) ve bu sonuncu yazarın Kitabeler I, II, 1927-29 adlı eserinde vakfiyelerden parçalar verilmiştir.
  • Tarihte Kırşehr-i Gülşehri, İstanbul, 1948’in yazarı Cevat Hakkı Tarım bu il ile ilgili çeşitli vakıfnamelere yer verirken Ahi Evran’a ve vakfiyesine de geniş yer vermiştir.
  • İbrahim Hakkı Konyalı, yazmış olduğu birçok şehir tarihleri içinde o yerin kitabelerine ve vakıflarına da geniş yer ayırır.
  • Son olarak Mustafa Çetin Varlık’ın Germiyanoğulları Tarihi (1300-1429), Ankara 1974 adlı eserinde, Germiyanoğlu II. Yakub’un Kütahya’daki taş vakfiyesi ve vakıflarına yer verildiğini ayrıca ifade etmek gerekir.
  • Burada son zamanlarda, tez konusu yapılarak henüz yayınlanmayan vakfiyeler de bulunduğunu hatırdan uzak tutmayalım.

II. Sosyal Motifler

Şimdi bu vakfiyelerdeki önemli vakıf şartlarını ifade ederek, daha müreffeh bir toplum ve sosyal ilişki kurmak için nelerin öngörüldüğünü göstermeye çalışalım.

Vakfiyeler içinde sayı itibariyle en çok olan, cami vakfiyesidir. Cami, toplumun ibadet ihtiyacına cevap verdiği gibi, cemaatin bilgilendirilmesini, sevgi ve saygı ile kenetlenmesini de sağlamaktadır.

Eğitim: Selçuklular zamanında Anadolu’da bir eğitim kurumu olan medreseler vakıf olarak tesis edilmişlerdir. Bunların vakfiyelerinde kuruluşu ve işleyişi hakkında bilgi mevcuttur. Buradan öğrendiğimize göre medreselerde öğretim parasız olup, öğrencilerin yiyecek ve yatacak masrafları vakıf gelirlerinden karşılanır, ayrıca kendilerine harçlık verilirdi. Nitekim Konya’da Altun-Aba’nın (İplikçi) 1202 yılında tanzim edilen vakfiyesinde, yüksek seviyede 3 öğrenciye ayda 15 dinar; orta seviyede 15 öğrenciye ayda 10 dinar; ilk seviyede 20 öğrenciye de ayda 5’er dinar ödeneceği açıklanmaktadır. Ayrıca öğrencilerin ilim seviyelerini yükseltmek için her yıl medreseye 100 dinar değerinde kitap alınması şart kılınmıştır. Beş yıllık bir süre içinde başarı gösteremeyen ve derslere muntazam devam etmeyen öğrencilerin medreseden çıkarılacağı belirtilmiş ve bu masraflar için vakfedilen han, dükkan ve arazinin miktarı ve adları kaydedilmiştir.[1]

Vakfiyelerde, eğitimi yapılan bilim dalları ve kaç adet müderrisin görevli olacağı konusu yer alır. Konya Karatay Medresesi Vakfiyesi’nde müderrisin şeriat, hadis, tefsir, usûl ve fürû ilimlerinde liyakatlı biri olması hususu aranır. Kimi vakfiyelerde müderrisin hangi mezhepten olacağı belirtilir. Altun-Aba Vakfiyesinde müderrisin Hanefi mezhebinden olacağı açıkça belirtilmiştir. Sivas Gök Medrese’ye ait vakfiyede müderrisin, Şafii mezhebinden olması istenmiştir.[2] Halifet Gazi Vakfiyesine göre ise, medreseye Hanefi olan öğrenciler kabul edilecektir.[3] Buradan biz mezhep konusuna önem verildiğini; eğitimin belli bir anlayış doğrultusunda yapıldığını anlamaktayız.

Halifet Gazi’den yaklaşık 50 yıl sonra bir başka medresenin vakıf olarak tesis edildiği görülmektedir. Bu, Moğolların Amasya valisi olan Seyfeddin Turumtay’ın 1265 tarihinde vakfiyesini tanzim ettirdiği medresedir (Gökmedrese). Bölgenin, Cavlâkîler ve Babaîlerin dinî, siyasî hareketlerinden sonra daha sakin bir ortama kavuşmasına yardımcı olan Turumtay’ın, bu cami ve medreseyi, yine bu bölgede ehli sünnet görüşünü güçlendirmek için tesis etmiş olduğu görünüyor.[4]

Daha sonra diğer mezheplerden birini veya hepsini birden okutan veya astronomi, tıp gibi ilimlerle meşgul olan medreseler de kurulmuştur.

Sağlık: Sağlık alanında yapılan vakıf tesislerinin de bir hayli çok olduğu görülür. Bunlara Arapça Darüşşifa veya Farsça Bimaristan ismi verilir. En eskisi Kayseri’de bir hayırsever Türk kadını olan Gevher Nesibe Hatun ve Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından kurulmuştur (1205). Şifâiye adı ile bilinen bu vakıf abidede yalnız hastalar ve deliler tedavi edilmiyor, tıp eğitimi de yapılıyordu. Sivas Darüşşifası, I. İzzeddin Keykavus tarafından 1217 tarihinde kurulmuştur. I. İzzeddin buraya mütevelli olarak Ferruh Abdullah’ı tayin eder. Bu mütevelli vakıf şartlarına göre, Darüşşifa’da ikamet eden gözhekimleri (kehhal) ve cerrahların vakıftan alacakları payı tespit eder. Yine vakıf şartları arasında, vakıf akârının üç yıldan fazla bir süre ile kiralanmaması kaydı dikkat çeker.[5]

Çankırı’da da bir vakıf Darüşşifa vardır. Atabeg Ferruh tarafından yaptırılan Çankırı Darüşşifası’nın 1235 tarihinde yapıldığı, kitabesinden anlaşılmaktadır. Tıp dünyasına alem olan yılanlı figür, taş üzerine kazınmıştır.[6]

Pervaneoğlu Ali Bey tarafından Kastamonu’da 1272 yılında bir hastane inşa edilmiştir. Yılanlı Dergâh diye bilinir. Kitabesinde buranın mâristan olarak yapıldığına dair Arapça bir kayıt vardır. Ayrıca Peygamberin bir hadisi de yer alır: “Ey Allah’ın kulları, hastalarınızı ilaçla tedavi ettiriniz. Çünkü Allah Taala her dert için bir ilaç yaratmıştır. Yalnız ölümün ilacı yoktur.” Bu mübarek mâristanın inşasını Allah’ın rahmetine muhtaç, mağfiretine en yoksul Süleyman b. Ali emretti. Allah onun hayırlı işlerini kabul etsin ve günahlarını affetsin. Hayır kazanmak için bu binayı vakfetti (1272).[7]

Bu dönem için diğer önemli vakıf hastaneler hayırsever bir kadın olan Turan Melek Sultan’ın Divriği’de 1228’de yaptırdığı Divriği Darüşşifası; 1277 tarihli Tokat Darüşşifası; Amasya’da İlhanlı hükümdarı Olcaytu Mehmed’in haremi İlduz Hatun nâmına yaptırdığı 1308 tarihli Darüşşifa anılmalıdır.[8]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ