SELÇUKLU SULTANI II. KILIÇ ARSLAN

SELÇUKLU SULTANI II. KILIÇ ARSLAN

Sultan Mas’ud I.’un oğlu, Kılıç Arslan I.’ın torunudur. Bu büyük Selçuklu sultanının uzun süren hükümdarlığı zamanında (1155-1192) Bizanslıların Anadolu’yu ele geçirmek emel ve teşebbüsleri kat’i şekilde kırılmış, rakip Türk hânedanları ya ortadan kaldırılmış veya tâbi bir duruma sokulmuş ve böylece, birinci haçlı seferinden sonra, Selçukluların karşılaştığı buhran ve tehlikeler bertaraf edilmiştir. Türkiye’de milli birliğin kurulması ile muvâzi olarak gelişen iktisâdi ve medenî yükselme de Kılıç Arslan devrinde başlar.

I. Meliklik Devresi

Dânişmendliler arasındaki ihtilâflardan faydalanan Sultan Mas’ud hâkimiyetini Fırat boylarına, cenûp ve şark istikametine doğru genişletirken, Elbistan’ı 1144’te fethederek, oraya büyük oğlu ve veliahtı Kılıç Arslan’ı Melik tâyin etti. Kılıç Arslan buradan haçlıların eline geçmiş bulunan Keysün (Coxon, Göksun) ve Maraş bölgelerine akınlar yaptı. Fakat önce Bizans imparatoru Manuel I.’in taarruza geçmesi, sonra da ikinci haçlı ordusunun gelmesi bir müddet şarkta fetihlerin duraklamasına sebep oldu. Bu sefere iştirâk eden haçlı ordularının imhâsından sonra, 1149 yılında, Kılıç Arslan, babası ile birlikte, Maraş’ı haçlıların elinden kurtardı; frank şövalyelerine ve papazlara Antakya’ya gitmek müsâadesi verildi. Ertesi yıl Kılıç Arslan, babası yanında sefere iştirâk ederek, franklardan Keysün, Behisni ve Ra’ban da fethedildi. Sultan Mas’ud Tell- Başar mühâsarasını terkedip memleketine dönünce, Ermeni ve franklardan alınan bu yerleri de Kılıç Arslan’ın idâresine ilhâk etti; birçok yerlerini kaybeden Urfa kontu Jocelin Sultan Mas’ud’un tâbiiyeti altına girdi. Sultan Mas’ud, Kilikya seferinden döndükten sonra, 1155 güz mevsiminde, hastalandı; öleceğini hissederek üç oğlunu emîrleri huzûrunda topladı. Eski göçebe Türk feodal devlet telâkkisine, yâni saltanatın hükümdarın oğullarına intikali hukûki an’anesine göre, hâkimiyeti altında bulunan yerleri üç oğluna taksim etti. Bununla berâber, bu taksim yine mezkur an’ane icâbı, büyük oğlu Kılıç Arslan’ı Konya sultanı ve diğerlerini de ona tâbî melik olarak tâyin etmek şartı ile, vukû buldu.

Sultan emîrlerin huzûrunda bizzat tahtından inerek, yerine Kılıç Arslan’ı çıkarmak, başına taç koymak ve bütün emîrler önünde eğilmek sureti ile culûs merâsimi îfâ edildi. Böylece sultan Mas’ud [b.bk.] 1155’te ölünce Kılıç Arslan, doğrudan doğruya, Konya ve havâlisinin ve dolayısı ile babasına âit bütün beldelerin sultanı oldu. Küçük oğlu Şahinşah’a Ankara ve Çankırı taraflarının verildiğini biliyorsak da, ortanca oğluna nerelerin düştüğü mâlûm olmadığı gibi, adı da sarih bir şekilde kaydedilmiş değildir. Mâmafih İbn al-Kalanisi ve Sibt’ın onun kardeşleri arasında zikrettiği Dolat’ın ortanca kardeşi olması gerekir. Bundan başka sultan Mas’ud bu taksimi yaparken tâbiiyetinde ve maiyetinde bulunan dâmadı Dânişmend oğlu Nizam al-Din Yağıbasan (bazı kaynaklarda Ya’kub Arslan)’a, esâsen bu âileye âit bulunan, Sivas ve havâlisini, bunun yeğeni diğer Dânişmendli emîrine de Kayseri’yi vererek, onları da oğlunun tâbiiyeti altına soktu.

II. İç ve Dış Düşmanlara Karşı Muvaffakiyetler

Kılıç Arslan hukuken bütün bu meliklerin metbuu idi. Lâkin Mas’ud ölünce kardeşler arasında ihtilâf çıktı. Sultan ibtidâden beri kendine rakip saydığı liyâkatli ve yakışıklı bir kimse olan ortanca kardeşini boğdurmak sureti ile bertaraf etti. Bundan korkan küçük kardeşi Şahinşâh kendisine âit olan Ankara ve Çankırı taraflarına kaçtı. Bu durumdan faydalanan Dânişmend oğlu Yağıbasan Şahinşah, kendi yeğeni Zu’l-Nun ve diğer Dânişmendli emîrleri ile Kılıç Arslan’a karşı bir ittifak cephesi kurdu. Büyük bir süvari kuvveti ile Kayseri havâlisini istilâ ederek, oralardan mühim sayıda Hıristiyan halkını memleketine nakletti. Bu haberi alan Kılıç Arslan ordusu ile Yağıbasan üzerine yürüdü. İki ordu karşılaşınca, Müslüman kanının akmasına mâni olmak maksadı ile, iki tarafı ordusuna mensûp din adamları araya girerek, muhârebeyi önlediler ve iki hükümdar mütâreke yapıp geri çekildiler. Fakat Yağıbasan bir müddet sonra gizlice gidip Elbistan’ı işgâl etti. Kılıç Arslan hiddetle ve sür’atle ona karşı yürüdü. Yağıbasan sultan kendisine yetişemeden o havâliden, yine hürriyetlerine dokunmamak üzere, 70.000 kişiyi sürüp, memleketine getirdi. Onları orada yerlşetirdikten sonra, dönüp sultanın karşısına çıktı. Bu sefer yine din adamları sultanın ayaklarına kapanarak, onun gazabını teskine ve savaşa meydan vermemeğe çalıştılar. Nihâyet iki hükümdar arasında her maddesi münâkaşa edilen bir muâhedenâme imzâlandı. Anlaşmanın Kılıç Arslan’ın lehinde bir mâhiyet taşıdığı belirmekle berâber, tehcir edilen halkın iâdesi bahis mevzuu olmadı. Çağdaş ve kulak şahidi bir müellif olan keşiş Grégoire bu son karşılaşmanın yerini göstermez. İbn al-Kalanisi ve Sibt b. al Cavzî, biraz farklı olarak, Kılıç Arslan’ın Dânişmendlileri, 1155/56‘de, Aksaray’da mağlûp ettiğini söyler ki, aynı hâdisenin bahis mevzuu olduğu âşikârdır.

Kılıç Arslan’ı Yağıbasan ile barışmağa sevk eden asıl sebep şüphesiz memleketinin diğer düşmanları tarafından tecâvüze uğraması idi. Filhakika Ermeni kralı Toros Il.’un kardeşi Stefan da, fırsattan faydalanarak, sultanın topraklarına akın yaptı; 1156’da Maraş beyinin bir Ermeni köyüne girmesi üzerine Maraş’a giderek tahrip ve yağma etti, Hıristiyan halkını esir etti ve katilden esirgemedi. Bunun üzerine, Dânişmendliler ile mücâdeleye nihâyet veren Kılıç Arslan bizzat Keysün bölgesine girdi; yerlerinden kaçmış olan Hıristiyan ahâliyi celbederek, onlara çok şefkatli bir muâmele yaptı ve yurtlarında yerleştirdi. Aynı yıl Behisni beyine karşı ayaklanan Hıristiyan halkı Stefan’ı dâvet etti. Lâkin yeminini bozan bir Hıristiyan keyfiyeti vâliye bildirince halkın bir kısmı Stefan’ın memleletine göçtü. Bununla beraber, sultan gelince, bu ahâliyi de getirterek yerlerinde iskân etti. Sultan ile macâdeleyi göze alamayan Stefan, onunla iyi geçinmek için, Pertus kalesini de ona teslim etti. Hıristiyan müellifleri bizzat tesellüme gelen sultanın adâleti sayesinde, halkın sükûna kavuştuğunu bildirirler. Kılıç Arslan Suriye ve Elcezire atabegi Nur al-Din Mahmud’un da hudutlarına tecâvüz ettiğini gördü; Dânişmendlileri dâima ona karşı tutan ve kışkırtan Mahmud, sultan Mas’ud’un dâmadı olmasına ve onun ile franklara karşı bir ittifak muâhedesi yapmış bulunmasına rağmen, sultanın Dânişmendliler ile mücâdelesinden faydalanarak, ona âit olan Ayıntap ve Ra’ban’ı işgâl etmiş idi.

Bu sebeple Yağıbasan ile mücâdeleye son veren ve Ermenileri de te’dip eden Kılıç Arslan, böylece durumunu kuvvetlendirdikten sonra, Nur al-Din’e, dostluğa ve aradaki sıhriyete aykırı olan bu hareketini takbih etmek üzere yazdığı bir mektupta: ‘Bana âit memleketleri iâde et, babam aramızdaki hudûdu çizdi” dedi. Fakat Nur al-Din aldırmayınca, Kılıç Arslan Kudüs’e, Antakya’ya ve Toros’a elçiler göndererek, Nur al-Din’e karş Ermeni ve franklar ile dostluk anlaşmaları yaptı ve gâliba aynı zamanda Dânişmendli Zu’l-Nun’u da kendi tarafına çekmeğe muvaffak oldu. Bu müsâit vaziyeti hazırlıktan sonra, Kılıç Arslan, keşiş Grégoire ve onu te’yit eden Abu Şama’ya göre 1157’de, büyük bir ordu ile giderek, Ayıntap’ı muhâsara ve surlarını tahrip etmek sureti ile ele geçirdi; Ra’ban üzerine yürüdü. Tam bu sırada idi ki, Kudüs kıralı ile Antakya prensi de Nur al-Din ile mütârekeyi bozarak, onun memleketine hücûm ettiler; o da bu vaziyet karşısında özür dileyip bu yerleri Kılıç Arslan’a iâde ettiğini bildirerek, Halep’e doğru çekildi. Bâzı muahhar Arap kaynakları Nur al-Din’e rûm ve franklara karşı Kılıç Arslan ile Dânişmendliler arasında sulhü te’sis vazifesini atfederler ki, bunun tarafgirâne ve hakikate aykırı olduğu meydandadır.

2_Kilic_Arslan

III. Kılıç Arslan’a Karşı İttifaklar

Kılıç Arslan’ın artan kudreti ve kazandığı muvaffakiyetler düşman ve rakiplerini aleylinde daha sıkı bir iş birliğine sürükledi. Filhakika ordusu ile Kilikya’ya kadar uzanan imparator Manuel ile Nur al- Din Mahmud arasında, 1159’da, Konya sultanı aleyhinde bir anlaşma yapıldığını çağdaş Müslüman ve Hıristiyan kaynakları naklediyorlar; zîra Selçuklular Bizanslılar ile de mücâdele hâlinde idiler.

Kinnamos’un bir kaydını teyit eden Urfalı Vahram, imparatorun topraklarını işgâl eden Toros’a karşı Kılıç Arslan’ı tahrik ettiğini, o da ordusu ile Anazarba’ya kadar ilerlediğini, Toros’un da mukabil harekete geçtiğini, fakat nihâyet anlaştıklarını ve Sempad’a göre de gizli bir dostluk yaptıklarını yazar. Diğer taraftan Dânişmendli Yağıbasan da Karadeniz sâhillerine kadar ilerleyerek Ünye ve Bafra’yı Bizanslılardan aldı. İmparatorun Kılıç Arslan’a gönderdiği Alexis Gifard adındaki elçisi zapt edilen yerlerin iâdesini temin ettiği gibi, 1158’de Yağıbasan ile bir ittifak muâhedesi de akdetti. Bu hâdiselerden sonra Manuel Kilikya seferinden dönerken, daha kısa bir yol olması dolayısı ile, Lârende’den geçmek sureti ile sultanın topraklarına girdi; oradan Akşehir yolu ile Kütahya’ya vardı. Türkmenler Bizans ordusuna önce Lârende, sonra Kütahya civarında mühim bir zâyiat verdirdiler. Bu hâdise imparator ile sultanın arasını gerginleştirdi. Bu sebeple imparator ertesi yıl bizzat ordusu ile türklere karşı çıktı. Eskişehir civarında Türkmenler ile Rumlar arasında şiddetli muhârebeler oldu. Büyük ve muntazam ordular karşısında göçebe taktiklerine başvuran Türkmenler çete muhârebelerine giriştiler, geceleri baskın yapıyor, gündüzleri çekiliyorlardı. Bu sâyede Rumlara, Müslüman kaynaklarına göre, on binlerce, Hıristiyan kaynaklarına nazaran 20.000 kişi zâyiat verdiler. İmparator, kış bastırdığı için, İstanbul’a döndü ve intikam almak maksadı ile daha büyük bir hazırlığa girişti. Türkmenler, bu fırsattan faydalanak, Isparta ve Denizli taraflarını yağma ettiler. İmparator Kılıç Arslan’a karşı Suriye’deki franklardan yardım istediği gibi, Dânişmendli Yağıbasan ve Ankara, Çankırı havâlisinin meliki bulunan sultanın kardeşi Şahinşah ile de gizli bir ittifak yaptı. Kılıç Arslan’ı atıp yerine Şahinşah’ı Selçuk tahtına çıkarmak niyetinde olan Yağıbasan önce sultanın tarafına geçmiş bulunan Kayseri emiri Dânişmendli Zü’l-Nun’u ve Malatya emîri Zü’l-Karnayn’i de bu ittifaka soktu. Bu vaziyetten haberdan olan Selçuklu sultanı Bitinya emîri Sülayman’ı, sulh teklifi için, imparatora gönderdi ise de, ret cevabı aldı. Buna mukabil 1160’da Elbistan ve havâlisini Yağıbasan’a terk etmek sureti ile, onunla sulp yapmak mecbûriyetinde kaldı; imparatorada daha fazla ta’vizler veren yeni bir sulh teklifinde bulundu, Fakat tam bu sırada idi ki, Yağıbasan, Saltuklu ailesinden Erzurum meliki Saltuk b. Ali’nin Kılıç Arslan’a nikâhlanan kızını getirmekte olan gelin alayına hücûm etti. Cihâzını müsâdere ettiği gibi, gelini de, nikâhlı olduğu için şer’î bir hîle olarak, cebren dininden irtidat ettirdikten sonra, yeğeni Zü’l-Nun’a nikâhladı. Bu ağır tecâvüz karşısında gazaba gelen Selçuklu sultanı Yağıbasan üzerine bir sefer yaptı ise de mağlûp oldu. Her taraftan düşmanlarının ittifakı ile karşılaşarak çok güç bir durumda bulunan Kılıç Arslan bütün siyâsî faâliyet ve entrikaların mihveri olan imparator ile bizzat anlaşmak üzere, İstanbul’a gitmeğe karar verdi. Yanında bulunan Nur al- Din’in kardeşi Naşr al-Din Amir-i miran’ı ve bin süâriyi berâberine alarak yola çıktı. İbn al-Aşir gibi İslâm kaynakları bu hâdiseyi 560’ta gösterirlerse de daha mevsuk olması gereken keşiş Grégoire ve Süryânî Mihael’in verdiği 1162 tarihini kabûl etmek icâp eder.

İmparator Manuel şimdi zayıf bir duruma düşmüş olan Kılıç Arslan’ı tutmak ve bu süretle Türk hükümdarları arasında müvâzeneyi kurarak onların birbirleri ile mücâdelelerini devam ettirmek lüzûmunu anlamış bulunuyor ve Bizans’ın düşmanlarını birbirine ezdirmek siyâsetine bağlı kalıyordu. Bu sebeple Bizans, Ermeni ve süryânî kaynaklarının birbirlerini te’yit eden tafsilâtlı izahlarına göre, imparator misâfirini çok büyük bir nezâket ve tantana ile kabûl etti. İstanbul’da takriben üç ay kalan Selçuklu sultanına göz kamaştırıcı merâsimler, ziyâfetler ve eğlenceler tertip etti. O şekilde ki, her gün iki defa kendisine ve maiyetine altın ve gümüş kaplarda yemek gönderiliyor ve bu kıymetli eşyâ ona hediye ediliyordu. Kılıç Arslan, bu ziyâret esnâsında, imparatordan maddî yardım temin edip, onunla bir muâhedenâme imzâladı. Niketas’a göre sultan Sivas ve havâlisinin imparatora geçmesini kabûl ediyordu. Daha fazla tafsilât veren Kinnamos sultanın imparatorun düşmanları ile düşman olmağı, icâbında kendisine yardım etmeği, ona bağlı şehirlerin kendisine iâdesini, Türkmenlerin Bizans topraklarına akınlarına mâni olacağını ve Grègoire’i teyiden de, ölümüne kadar imparatora sadâkat gösterip, hiç bir düşmanı ile anlaşmayacağını taahhüt ettiğini beyân ediyor, hattâ yanındaki emîrlerin, sultanın bu anlaşmayı bozması hâlinde, buna mâni olmak için ellerinden geleni yapacaklarına dâir yemin ettiklerini de ilâve ediyordu. Böylece Kılıç Arslan aleyhindeki ittifakı bozarak, kuvvetli bir durumda memleketine döndü.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ