SELÇUKLU-FÂTIMÎ HALİFELİĞİ İLİŞKİLERİ

SELÇUKLU-FÂTIMÎ HALİFELİĞİ İLİŞKİLERİ

Abbâsî hanedanından kalan Türk gulâmlardan oluşan asker bulundurma geleneğinin takipçisi gibi görünen Buveyhî hanedanı, selefinin düştüğü kötü durumlara düşmekten kurtulamamıştı. Zira, liyakatsiz hükümdarların tahta çıkarak devleti kötü yönettiği dönemlerde, bu askerlerin başında bulunan emîrler hemen harekete geçerek, hükümdar üzerinde baskı kurup denetimi tamamen ellerine geçirmekteydiler. Bu cümleden olarak, Buveyhîlerin son dönemlerinde otorite boşluğu yüzünden Irak’ta hâkimiyet İspehsâlâr Arslan Besâsîrî’nin eline geçmişti. Halife el-Kâ’im, onu hilâfet müessesesinin yönetiminde yetkili ve hâkim kılmak zorunda kalmıştı. Gücü oldukça artan bu Türk emîrinden Arap ve Acem emîrleri korkup, çekinmekteydiler. Adı Irak ve çevresindeki bir çok câminin hutbelerinde okunduğu gibi, buralardan vergi toplama işini de kendisi yürütmekteydi. Halife el-Kâ’im ona danışmadan hiçbir iş yapamaz, kendi başına bir karar veremez hale gelmişti. Kendisi bizzat halifenin sarayında ikâmet etmekteydi. Gittikçe güçlenen ve istekleri ile hedefleri büyüyen bu emîr, sonunda tehditlerini halife üzerine yönlendirip, onu tasfiye etmek isteğini ortaya koymaya başladı. Onun hilâfet sarayını yağmalayarak, kendisini tutsak alacağına ilişkin planlarını öğrenen Halife el- Kâ’im, veziri Reîsu’r-Ruesâ İbnu’l-Muslime aracılığıyla Sultan Tuğrul Bey’e bir mektup göndererek, durumu ona arzetti ve kendisine yardım etmesi için hemen Irak’a gelmesini istedi (1154). Kaynaklarda belirtilmemesine rağmen, Halife’nin, çevredeki Arap emîrlerinden de bu yönde yardım istediği anlaşılmaktadır. Bunların içerisinde bulunan, Tuğrul Bey’e tâbi Mûsul Ukaylî emîri Kureyş b. Bedrân hemen harekete geçerek Enbâr ve Harbâ’yı zaptetti (1054). Buralarda Besâsîrî’ye ait emlâka ve adamlarının el-Hâlis’teki obalarına saldırılarda bulunduktan sonra su bentlerini açarak büyük zararlar görmelerini sağladı. Kureyş b. Bedrân, bu faaliyetlerinden sonra iki adamını gizlice Bağdad’a gönderdi. Durumdan haberdar olan Besâsîrî, bu casusları yakalamak için harekete geçmesine rağmen başarıya ulaşamadı.Bütün bu saldırıların gerisinde halifenin veziri İbnu’l-Muslime’nin bulunduğunu tahmin eden Arslan Besâsîrî, 1154 tarihinde darphaneden para ödenmesini durdurarak, bu vezir ile birlikte halife ve saray görevlilerinin maaşlarının ödenmelerini engelledi. Bütün bu olanlardan dolayı, Tuğrul Bey’in Bağdad’a davet edilmesi ve şehirlerin harap olmasına sebep olarak gösterdiği veziri suçladı. Arslan Besâsîrî ile vezir arasındaki anlaşmazlık, bir soğuk savaş ortamında 1055 tarihine kadar devam etti. Bu tarihte Enbâr’a giden Arslan Besâsîrî, burayı kuşattı ve çevresini tahrip etti. Fazla uzun sürmeyen kuşatmadan sonra burayı eline geçirerek, çok sayıda esirle birlikte Bağdad’a geri döndü. Bundan sonra halife ile bu Türk emîrinin ilişkileri bir daha asla düzelmeyecek duruma geldi.Vezir İbnu’l-Muslime ile Arslan Besâsîrî arasındaki soğuk savaş bundan sonra da devam etti. Bağdad’da yaşayan Türkleri Besâsîrî’nin aleyhine kışkırtan ve onu ayıplamalarını isteyen vezir, onların 1055’de Besâsîrî’nin evini yağmalayıp, bütün emlâkını ateşe vermelerini sağladı. Ayrıca bizzat kendi ağzından ona karşı suçlamalarda bulunarak, Mısır Fâtimî halifesi ile haberleştiği iddiasında bulundu. Bununla da kalmayarak, Buveyhî hükümdarı el-Meliku’r-Rahîm’e bir mektupla durumu bildirip, bu emîri bölgeden uzaklaştırmasını istedi.

A. Büyük Selçuklular Dönemi

  1. Sultan Tuğrul Bey Devri

Bu yaşanan olayların hemen akabinde, Sultan Tuğrul Bey ordusuyla Bağdad’a geldi (1155). Şehirde bulunan gulâm Türkler, çıkarlarının bozulacağını gördükleri için olaylar çıkardılar ve halifelik divanına saldırdılar. Ayrıca Bağdad halkı da korkusundan şehrin batı yakasına sığındı. Durumunun ümitsiz olduğunu gören Buveyhî hükümdarı el-Meliku’r-Rahîm ise Vâsıt’tan Bağdad’a geldi. Halifenin vezirinin isteği doğrultusunda, şehre girmeden önce Arslan Besâsîrî’yi yanından ayırdı. Besâsîrî, akrabası Hille hâkimi Dubeys b. Mezyed’in yanına gitti.

Görüldüğü kadarıyla, Tuğrul Bey’in gelişine en çok sevinen Vezir İbnu’l-Muslime olmuştu. Zira, bu vezir uzun bir süredir bölgeyi elinde bulunduran Buveyhîler Devleti’nin, Abbâsî Hilâfetinin istikbâli için ortadan kaldırılmasının şart olduğunu düşünmekteydi. Buveyhî hükümdarı el-Meliku’r-Rahîm, Tuğrul Bey’e elçi göndererek itaat arzetti ve Selçuklu Devleti’ne tâbi oldu ise de, Bağdad’da meydana gelen anarşik olaylardan sorumlu tutularak birkaç gün sonra tevkif edildi. Böylece Buveyhî Devleti tarihe karıştı (1055).

Dubeys b. Sadaka’nın yanına sığınan Arslan Besâsîrî, Tuğrul Bey’in onu yanından uzaklaştırması yönündeki isteği karşısında Hille’yi terk ederek, Fırat üzerinden Rahbe’ye gitmişti. Buradan Mısır Fatîmî Halifesi el-Mustansir’e mektup yazarak, yardım edilmesi halinde Abbâsî hanedanına son vererek, Irak’ta onun adına hutbe okutacağını, ayrıca Suriye’nin Tuğrul Bey tarafından ele geçirilmesini önleyebileceğini bildirdi. Bunun üzerine Rahbe’yi ona iktâ eden Mustansir, para, asker, silah ve zahire yardımında bulundu. Fâtimî Devleti bu isyancı emîri desteklerken, Irak bölgesinde rakibi Selçuklu Devleti ile dolaylı yollarla da olsa ilk defa karşı karşıya geliyordu.

Tuğrul Bey, daha Bağdad’a gelmeden önce, siyasi alanda Fâtimî Devleti’ni yalnız bırakmaya çalışmış ve bu amaçla çevresindeki devletlerle temas kurmuştu. Bu cümleden olarak, uzun bir süredir Fâtimîlerle dostluk ilişkilerini sürdüren Bizans İmparatorluğu’na elçi göndererek, Mısır üzerine yapmayı düşündüğü sefer sırasında topraklarından geçmesi için izin istemiş ise de, aralarındaki dostluğu ileri süren İmparator IX. Konstantin Monomah, buna müsaade etmemişti (1052-53). İmparator, bu kararına rağmen, Tuğrul Bey’in bizzat sefere çıkarak Doğu Anadolu’da büyük başarılar kazanması üzerine Mısır ile olan ilişkilerini gözden geçirmiş ve birkaç yıl önce yapılan antlaşmayı ilga etmişti (1054-55). Halife Mustansir’in buna cevabı, başta Kamame olmak üzere, bütün kiliselere el koyarak Hıristiyan halka karşı tutumunu sertleştirmesi oldu. Bunun üzerine geri adım atmak zorunda kalan İmparator, eski antlaşmayı tekrar yürürlüğe koydu. Böylece Fâtimî-Bizans ilişkileri tekrar eski şekline döndü (1055-56).

Tuğrul Bey, aynı zamanda Kuzey Afrika’daki Müslüman devletlerden birisi olan Zîrî hanedanı ile de ilişki kurmuştu. Bu devletin başında bulunan Mu’izz b. Bâdîs Şerefu’d-Devle, 1043-44 yılından itibaren Şiî hutbesini kaldırarak el-Kâ’im’in adına hutbe okutmakta ve bunun sonucunda Mustansir ile düşmanca ilişkiler sürdürmekteydi. Durumu değerlendiren Tuğrul Bey, Mu’izz b. Bâdîs ile temasa geçerek onu Selçuklu Devleti’ne tâbi kılıp, Fâtimî Devleti’ne karşı yürüttüğü mücadelede, Mısır’ın batısında bulunan İfrikiyye’de kendisine bir müttefik kazandı.

Arslan Besâsîrî ve müttefikleri, yaklaşık beş yıl süren uzun mücadele döneminde birkaç kez Selçuklu güçlerini bozguna uğratmayı başardılar. Bu cümleden olarak, Mustansir’den sağladığı paralarla Rahbe’de bir ordu kuran Besâsîrî, Dubeys b. Mezyed ile birlikte 1057 tarihinde Mûsul hâkimi Kureyş b. Bedrân ve Melik Kutalmış’ı Sincar’da yenilgiye uğrattı. Bunun ardından Mûsul’u işgal ederek, burada Mustansir’in adına hutbe okuttu. Yenilgiye uğrayan Kureyş b. Bedrân sonradan onun tarafına geçti. Mısır’da büyük sevinç yaratan bu zafer üzerine Halife Mustansir hil’atler göndererek, Besâsîrî ve müttefiklerini kutladı. Böylece, Selçuklu-Fâtimî mücadelesinde ilk raund Şiî halifesinin lehine sonuçlandı.

Sincar yenilgisi Tuğrul Bey’i bir hayli üzmüştü. Bunun intikamını almak için sefer hazırlıkları yaptı ve kardeşi İbrahim Yınal’a haber göndererek ordusu ile kendisine katılmasını istedi. 1056 tarihinde Bağdad’dan ayrılarak Mûsul’a yöneldi. Aynı yıl içinde Tekrît’i ele geçirdikten sonra Bezâvîc’e gitti ve 1057-58 yılına kadar İbrahim Yınal’ın ve diğer Selçuklu güçlerinin kendisine katılmasını bekledi. Melik Yakûtî’nin askerleriyle burada kendisine katılmasından sonra Mûsul’a yöneldi. Kendisi ile bir savaşı göze alamayan Besâsîrî ve müttefiklerinin bulundukları yeri terk ederek geri çekilmeleri üzerine, hiç bir direnme ile karşılaşmadan Mûsul’a girdi (1057). Beled şehrini Hezâresb b. Bengîr’e iktâ etti. Bu emîrin kuvvetleriyle, Tuğrul Bey’e karşı oluşturulan ittifaka mensup Arapların önemli bir kısmını çölde yakalayarak bozguna uğratması sonucu, bölgedeki muhalefet dağıldı. Bunun üzerine Dubeys ile Kureyş, Hezâresb’in vasıtasıyla Tuğrul Bey’den özür dileyip, bağışlandılar. İbrahim Yınal da sonradan sultanın ordusuna katıldı. Bölgenin güvenliğini sağladıktan sonra Mûsul ve çevresinin yönetimini ona bırakan Tuğrul Bey Bağdad’a geri döndü (1057).

Yalnız kalarak Rahbe’ye çekilmek zorunda kalan Besâsîrî, Mısır ile irtibatını devam ettirdi. Rakibi Tuğrul Bey’e karşı kullandığı iyi bir koz olan bu Türk emîrini yalnız bırakmayan Mustansîr, mücadeleye devam edebilmesi için gereken 60 bin dinarı ona gönderdi. Bu paralarla ordu kurarak tekrar güçlenen Besâsîrî, Tuğrul Bey’e tâbi olan Kureyş b. Bedrân’ı da yanına alarak, birlikte Fırat’ı geçip Cezîre taraflarına saldırılarda bulundu (1058). Saldırıların yoğunlaşması üzerine, Telli A’fer’deki Selçuklu emîri İnanç Bey Mûsul’a çekilmek ve sultandan yardım istemek zorunda kaldı. Bunun sonucunda, İbrahim Yınal halifenin de isteği doğrultusunda bir orduyla bölgeye gönderildi. Onun Mûsul yerine Irak-ı Acem’e doğru yönelerek isyan hareketine başlaması üzerine, savunması zayıflamış bulunan bu şehir Besâsîrî ve Kureyş tarafından ele geçirilip tahrip edildi (1058). Bu şehrin düştüğünden henüz haberi olmayan Tuğrul Bey, halifenin muhalefetine rağmen yanında bulunan az sayıdaki askeri ile birlikte buraya yöneldi. Onun yaklaştığını haber alan Besâsîrî ve Kureyş, savaşı göze alamadıkları için şehri boşaltarak, bölgeden uzaklaştılar. Mûsul’a giren Tuğrul Bey, fazla kalmayarak işgalcilerin peşinden Nusaybin’e hareket etti. Buraya geldiğinde, İbrahim Yınal’ın isyan ederek Hemedân’a gittiğini öğrendi ve harekâtını yarıda bırakarak İran’a yöneldi.

Basâsîrî’nin etkisiyle belli bir süredir Fâtimî halifesi ile mektuplaşan İbrahim Yınal, telkinler ve vaadler neticesinde kardeşi Tuğrul Bey’e karşı isyan ederek, İran’a doğru hareket etmişti. Bütün kaynaklar onun bu hareketinin gerisinde Basâsîrî ve Halife Mustansîr’in olduğunda hem fikirdirler. Kuvvet yoluyla Selçukluları yenemeyeceğini anlayan Mustansîr, kaleyi içten çökertmek için böyle bir taktiğe başvurmuştu. Saltanatı için ciddi bir tehlike olan bu isyan karşısında hemen harekete geçen Tuğrul Bey, uzun bir mücadeleden sonra bastırmayı başardı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al