SELÇUKLU – BİZANS İLİŞKİLERİ

SELÇUKLU – BİZANS İLİŞKİLERİ

Selçuklu-Bizans ilişkilerinin başladığı devir olan XI. yüzyıl, Bizans tarihinde bir dönüm noktasıdır. Yüzyılın başlarında II. Basileios (976-1025) ile gücünün doruğuna ulaşan imparatorluk, aynı yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızlı bir çöküş yaşayacaktır. 1018’de Batı Bulgar Krallığı’nı ortadan kaldıran ve Sırpları hâkimiyeti altına alan II. Basileios, hükümdarlığının son dönemlerinde imparatorluğun doğusu ile de ilgilenip, 1021/22’de düzenlediği bir sefer ile Gürcistan’ın bir kısmı ve Vaspurakan bölgesini topraklarına kattı. Ancak II. Basileios’un 1025 yılındaki ölümüyle imparatorluğun görkemli dönemleri son buldu. Halefi VIII. Konstantinos (1025-1028), ardından da onun kızları vasıtasıyla tahta geçen III. Romanos Argyros (1028-1034), IV. Mikhail (1034-1041) ve IX. Konstantinos Monomakhos’un (1042-1055) Dönemi’nde, II. Basileios’un kurmuş olduğu güçlü askerî ve politik yapı çökmüş, devletin iktisadî ve siyasî durumu hızlı bir değişime uğramıştı. Merkezî idaredeki bu aksaklıklar dışarıda da etkisini gösterdi. 1060’lardan itibaren Güney İtalya’daki topraklarını Normanlara kaptırmaya başlayan Bizans, aynı dönemlerde aşama aşama Anadolu’nun iç bölgelerine sokulan Selçuklu ilerleyişine karşı da hiçbir şey yapamadı.

Bizans’ta bu gelişmeler olurken, doğuda Selçuklular yeni ve karşı konulmaz bir güç olarak ortaya çıkıyordu. Selçuklu hanedanının kurucusu Selçuk Bey’in ölümünden sonra Arslan Yabgu idaresinde Cend’den ayrılarak Maveraünnehir’e gelen Selçuklular, uzun süre bu bölgede Gazneli ve Karahanlı devletlerinin yoğun baskısı ve takibi altında ayakta durmaya çalıştı. Arslan Yabgu’nun 1025 yılında Gazneli Mahmud tarafından Hindistan’daki Kalincar kalesine hapsedilmesinden sonra, ailenin başına geçen Tuğrul ve Çağrı Bey’in önderliğinde 24 Mayıs 1040’ta Gaznelilere karşı elde ettikleri kesin zaferin ardından Horasan’da bağımsız bir devlet kuran Selçuklular, bu tarihten kısa bir süre sonra Bizans ile komşu duruma gelmişlerdi.

Selçuklu-Bizans ilişkilerinin yoğunluk kazanması her ne kadar 1071 Malazgirt Savaşı’nın ardından olmuşsa da, iki devlet arasındaki ilk temaslar Selçuklu Devleti’nin kurulması öncesinde Anadolu’ya düzenlenen akınlarla başlamıştır. Selçukoğullarının Anadolu’ya düzenlediği ilk akın, Çağrı Bey’in 1016-1021 yılları arasında Doğu Anadolu’ya düzenlediği sefer olarak gösterilmektedir. Keşif mahiyetindeki bu seferin ardından Maveraünnehir’e dönen Çağrı Bey rivayete göre kardeşi Tuğrul Bey’i kolaylıkla hâkim olabileceklerini düşündüğü bu bölgeye gitmeye teşvik etmişti. Çağrı Bey’in bu seferinden birkaç yıl sonra bu kez 1028 yılında Gazneli Mahmud tarafından ülke içinde huzursuzluk çıkardıkları gerekçesiyle ağır bir yenilgiye uğratılarak 4000 kadarı esir ve katledilen Yabgulu Türkmenlerinin Mansur, Göktaş, Boğa, Dana, Kızıl ve Anasıoğlu gibi beylerin idaresinde Irak, Âzerbaycan ve Doğu Anadolu bölgesine girdiklerini görmekteyiz. Selçuklu Devleti’nin kurulmasından sonra da merkezî idare ile araları açık olan bu Türkmenler Anadolu’daki faaliyetlerini sürdürmüşlerdi. Bizans topraklarından çok Güneydoğu Anadolu bölgesindeki Müslüman hâkimlerin arazilerine akınlar düzenleyen Yabgulu Türkmenleri nihayet Tuğrul Bey’in Âzerbaycan’a dönerek buradaki Selçuklu emirlerinin idaresinde Bizans’a karşı olan akınlara katılmaları hususundaki emrine uyarak geri dönmüşlerdi. Bu Türkmenler Âzerbaycan’a dönüşleri sırasında Erciş taraflarına geldiklerinde kendilerine topraklarından geçiş izni vermeyen Van Gölü çevresinin Bizans Valisi Stefanos’u mağlup ve esir etmişlerdi (1045).

Bu sırada Doğu Anadolu’nun siyasî yapısında birtakım değişiklikler olmaktaydı. 1045 yılında IX. Konstantinos Monomakhos’un, II. Baseileos Dönemi’nde yapılan antlaşma gereği Ermeni Ani Krallığı’nın topraklarını ilhak etmesiyle Selçuklular ile Bizanslılar arasında herhangi bir tampon bölge kalmamış oluyordu.

Yusuf AYÖNÜ

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi / Türkiye

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ