SAN REMO KONFERANSI’NDA İNGİLTERE’NİN ERMENİ POLİTİKASI (18-26 NİSAN 1920)

SAN REMO KONFERANSI’NDA İNGİLTERE’NİN ERMENİ POLİTİKASI (18-26 NİSAN 1920)

Müttefikler, I. Dünya Harbi’nin sona ermesiyle birlikte İttifak Devletleriyle yapılacak olan antlaşmaların taslağını hazırlamak için yoğun girişimlere başlamışlardır. Paris Barış Konferansıyla başlayan görüşmelerin etkisiyle 28 Haziran 1919’da Versay (Versailles), 10 Eylül 1919’da Sen Jermen (Saint-Germain), 27 Kasım 1919’da Nöyyi (Neuilly), 4 Haziran 1920’de ise Trianon Antlaşmaları ilgili devletler tarafından imzalanmıştır.[1] Ancak İtilâf Devletlerinin kendi aralarında yaşadıkları fikir ayrılıkları, menfaat çatışmaları ve ABD’nin Ermenistan mandaterliği teklifine temkinli yaklaşması, Osmanlı Devletiyle savaşı bitirecek olan antlaşmanın hazırlanmasını dolayısıyla da imzalanmasını geciktirmiştir. Öyle ki Türk tarafına sunulacak barış teklifi, Şubat 1920’de toplanan Londra Konferansı’ndaki oturumlarda da hazırlanamadığı görülmüştür.

İngiltere Başbakanı Lloyd George, Londra Konferansı’nın 3 Mart 1920 tarihli oturumunda “İtalyan üyelerin uygun görecekleri herhangi bir yerde Türk barışının hazırlanması çalışmalarına devam edilmesi gerektiği ” düşüncesini dile getirmiştir. İtalya Başbakanı Francesco Saverio Nitti, konferansın İtalya’da yapılmasını istediklerini belirterek öneriyi memnuniyetle kabul etmiştir.[2] Konferans yeri olarak San Remo’ya karar verilince İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, çözülememiş birçok sorunun bulunduğunu (Ermenistan, Filistin, Suriye, Mezopotamya, Mali hükümler vb.)”[3] müttefik temsilcilerine hatırlatarak yaşanan gecikmeden duyduğu rahatsızlığı belirtmiştir.

İtalya’nın San Remo şehrinde konferans hazırlıkları devam ederken müttefik askeri yetkililer, antlaşma taslağının Türkleri galeyana getirecek düzeyde sert çizgilere sahip olmaması gerektiğini vurgulamışlardı. Bu kapsamda yüzlerce yazı, dilekçe ve rapor müttefik devlet merkezlerine gönderilmişse de istenilen sonuç alınamamıştı.[4] Ermeni örgütleri yaşanan bu gelişmeler karşısında boş durmayarak, İngiltere’nin desteğini kaybetmemeye gayret etmişlerdi. Örneğin İstanbul’un işgali sırasında, İngiliz askerlerinin geçtiği yollara dizilen Ermeni çocuklarına İngiliz milli marşı “God Save the King” söylettirilmişti[5].

İtalya’da bulunan Galip Kemali (Söylemezoğlu) Bey’in konferans öncesi tespitlerine bakıldığında ise İngiltere, Türklere karşı yeni bir askeri müdahale gerçekleştirmek için Fransa ve İtalya’dan yardım isteyebilirdi. Fransa, Almanya’ya karşı İngilizlerin yardımını temin etmek için, bu talebe destek verebilirdi. Ancak ulusal çıkarları gereği olumlu cevap vermesi beklenmemekteydi. İtalyan kamuoyunda ise Türkler lehine bir hava olduğu gibi iç siyasi gelişmeler böyle akıbeti meçhul bir işe girmeye uygun değildi.[6]

1- San Remo Konferansı’nın Açılış Oturumu

İngiltere Başbakanı Lloyd George ile Fransa Başbakanı Alexandre Millerand arasında San Remo Konferansı toplanmadan önce gerçekleşen özel görüşmede, Mezopotamya petrollerinin paylaşılması sorununa ağırlık verilmişti. Bu tavır, büyük güçlerin ulusal çıkarlarını en üst düzeyde sağlamaya çalıştıklarını kanıtladığı gibi Ermeni sorunun siyasi, askeri ve iktisadi zorluklarından ise uzak durup mandater bir devlet bulma arayışında olduklarını göstermekteydi.[7]

Ortak metinde buluşma arzusuyla hareket eden İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilciler 18 Nisan 1920 tarihinde San Remo Konferansı’nın[8] ilk oturumunu gerçekleştirmişlerdi. Toplantıda; İngiltere’yi Başbakan Lloyd George ve Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Fransa’yı Başbakan Alexandre Millerand, İtalya’yı da Başbakan Francesco Saverio Nitti temsil ediyorlardı. Türk tarafı ise konferansa davet edilmediğinden oturumlarda bulunamamıştır. Oysaki devletler arası ilişkilerde sorunlar, uluslararası toplantı ya da konferanslar düzenleyip tarafları bir araya getiren ve karşılıklı pazarlıklara imkân tanıyan “Konferans Diplomasisi” metoduyla çözülebilirdi. Ancak; müttefikler Paris, Londra ve San Remo konferanslarında diplomatik teamüllere uygun hareket etmeyerek tek taraflı karar alma seçeneğini benimseyip mağlup devletlerin görüşünü dikkate almadan emrivakide bulunmayı daha uygun görmüşlerdi.[9]

İtalya’da gayri resmi temsilci statüsünde görev yapan Galip Kemali Bey ise San Remo Konferansı’na uzaktan müşahit sıfatıyla katılabilmek amacıyla İtalya Dışişleri Bakanı Comte Sforza ile görüşmüş ancak İngiltere’nin katı tutumu nedeniyle olumlu cevap alamamıştı.[10] Bunun üzerine Galip Kemali Bey, Türk barışıyla ilgili görüşlerini özetle aşağıdaki muhtıra ile konferansa duyurabilmiştir: “Türk milleti alnı açık olarak ve en gururlu bir sükûnet içinde tarihe karşı dünyayı adalet, ittihat ve sulhun sağlam temellerine istinat ettirmek gibi ağır bir mesuliyeti yüklenmiş olan galip devletlerin adilane ve insani kararlarını beklemektedir.”[11] Ayrıca konferanstan kısa bir süre önce Cenova Şehri’nde kurulan “Türk-İtalyan Ticaret Odası”, İtalya Başbakanı Nitti ve Paris’te bulunan Heyeti Murahhasalar Riyaseti’ne 500 imzalı bir telgraf göndererek; Türk milletinin istiklalinin Wilson Prensipleri doğrultusunda muhafaza edilmesini istemiştir.[12]

Konferansın açılış oturumunda, belirli bir plan doğrultusunda hareket edebilmek için “Yüksek Konsey’in” kaç üyeden oluşacağına ve ele alınacak konu başlıklarının neler olacağına da karar verilmişti.[13] Lloyd George’a göre; oturumlar kalabalık bir delegasyonla yürütülmeyip müttefik dört devletin[14] en çok ikişer temsilcisinden oluşmalıydı. Gerektiğinde de başka devlet temsilcileri ve uzman kişilerin kendilerini ilgilendiren konularda oturumlara katılması sağlanmalıydı.[15] Dolayısıyla İngiliz delegasyonu, “Zirve Diplomasisi” metodunun uygulanmasını uygun görmüştür. Böylece görüşme masasında en yetkili devlet adamları bir araya gelmiş olacak ve daha kesin adımlar atılabilecekti. Buna karşılık liderler arasında düzenlenen zirvelerin bir dizi hazırlık çalışması gerektirmesi yöntemin dezavantajını oluşturduğundan sağlıklı kararlar almak için gerektiğinde uzman kişilere de başvurabilmeyi planlamışlardı.[16]

2- San Remo Konferansı’nda Amerikan Notası Üzerine Yapılan Değerlendirmeler

Japon Büyükelçi Matsui Keishiro’nun katılımıyla müttefik dört devlet gündem maddelerini 19 Nisan 1920 tarih ve saat 11.00 oturumunda görüşmeye başlamıştır. Gündemin ilk maddesi ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 24 Mart 1920 tarihli Türk barış taslağı konusunda sunduğu notaydı.[17] Bu arada müttefikler ABD’nin “Yalnızcılık Politikasına”[18] dönüp dönmediğini öğrenmek istemekteydiler. Çünkü ABD, Londra Konferansı’na (12 Şubat-10 Nisan 1920)[19] katılmadığı gibi Versay Antlaşması’nı da reddetmişti. Bundan dolayı Fransa’nın Washington Büyükelçisi Jusserand, ABD Dışişleri Bakanı Bainbridge Colby ile 9 Mart 1920 tarihinde görüşmüş ve Türk Antlaşması üzerindeki çalışmaların oldukça ilerlediğini, çok yakın bir tarihte barış koşullarını iletmek için Türk delegasyonunun da çağırılabileceğini belirtmişti.[20]

ABD Dışişleri Bakanı, 24 Mart 1920’de gönderdiği notayla, Osmanlı Devleti’ne yönelik barış şartları hakkında hükümetinin değerlendirmelerini aktarmıştır. İlkin, ABD, Osmanlı Devletiyle imzalanacak barış antlaşmasında bulunmasa da bu konuda söz söyleme hakkının olduğunu ayrıca kendisinin, yalnız Amerikan çıkarları bakımından değil, aynı zamanda da Ortadoğu’da adil bir düzenin yaratılması amacıyla bu hakkını kullanması gerektiğini açıklamıştır. İkinci olarak ABD’ye göre “Açık Kapı Politikası”[21] sürdürülmeliydi. Üçüncü olarak ise bu açık kapı politikası ne ABD’ye ne de başka ülke zararına ya da yararına bir ayrıcalık getirmeliydi. Son olarak mevcut Amerikan çıkarlarının devamlılığı da gözetilmeliydi. Bununla birlikte ABD, Ermeniler lehinde kararlar alınmasını ve Trabzon’un da denize çıkış kapısı olarak Ermenistan’a verilmesini istemekteydi. Böylece Washington yönetimi, Ermenistan konusunda tarafını belli etmiş fakat kendini bağlayıcı ifadelerden de uzak durmayı başarmıştı.[22]

19 Nisan 1920 tarihli oturumda İngiltere Başbakanı Lloyd George, “24 Mart 1920 tarihli Amerikan notasının, İstanbul, Ermenistan, Trakya ve etki alanları başta olmak üzere çeşitli sorunlar ortaya çıkardığını” belirtmiştir. Ona göre barış konusunda müttefiklerin ABD ile yazışmayı sürdürmesi katlanılacak bir durum değildi. Böyle devam ettiği takdirde antlaşma hiç bir zaman imzalanamazdı. Bununla beraber üç müttefik devletin büyük masraflarla Türkiye’de garnizonlar bulundurmalarının uzun süre sürdürülmesine de olanak yoktu. Fransız ve İtalyan temsilcileri de aynı durumu teyit eder tarzda görüşlerini ortaya koyma ihtiyacı hissetmişlerdir. İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon ise kurul görüşmelerine esas olmak üzere Amerikan notasına karşı yanıt tasarısı hazırlamış olduğundan kurulun aynı gün öğleden sonra yapacağı toplantıda, bu konunun ele alınması gerektiğini belirtmiştir.[23] Amerikan notasına verilen cevabın Lord Curzon tarafından hazırlanması, konferansın başat gücünün İngiltere olduğunu da göstermekteydi.

3- İngiltere’nin Ermeni Politikası ve Yaşanan Tartışmalar

İngiltere, savaş sonrasında Ermeni sorununun ağır yükünü ABD’nin omuzlarına yüklemeye çalışmış fakat istediği sonuca ulaşamamıştı. Bu durum “Petropolitik Stratejisi”[24] izleyen İngiltere’nin petrolü az diğer bölgelerde de sorumluluktan kaçmasına dolayısıyla da alternatif metotlar üzerinde çalışmasına neden olmaktaydı. Öyle ki Lord Curzon, bu oturumda İngiliz ve Fransız hükümetlerinin Irak’ın bazı bölümleri üzerinde mandaterlik sorumluluğunu yüklenmek istemediklerini dolayısıyla bu konuda karar vermenin güç olduğunu dile getirmekteydi. Bu konuyla ilgili belirlenen maddeler bir çözüm getirmemekle birlikte sadece ileride öngördükleri çözümün çerçevesini saptayabilmiştir.[25]

İngiltere, mandater devlet bulamadığı bölgeler için geçici önlemler almayı benimsemekte ve küçük devletler kurarak böl ve yönet politikasını[26] uygulamaya çalışmaktaydı. Bu proje uygulamaya konulduğu takdirde; Osmanlı Devleti’ne verilmesi düşünülen küçük toprak parçasının etrafı suni oluşumlar vasıtasıyla “Çevreleme Politikası’na”[27] benzer tarzda kuşatılmış olacak; petrol bölgelerinin etrafı ise tampon bölgelerle koruma altına alınacaktı.[28]

Londra’da toplanmış olan Dışişleri Bakanları ve Büyükelçiler Kurulu, Ermenistan mandaterliğinin Milletler Cemiyeti Konseyi’nce üstlenilmesini tavsiye etmişlerdi. Milletler Cemiyeti Konseyi ise 11 Nisan 1920 tarihli cevabında doğrudan doğruya mandaterlik yükümlülüğü altına giremeyeceğini bildirerek bu işi kabul etmeye istekli bir devletin bulunması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca Konsey, Ermenistan Devleti için gerekli malî ve askerî kaynaklar ile denize çıkış olanaklarının değerlendirilmesini müttefik devlet temsilcilerinden de istemekteydi.[29]

İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, artık Amerikan mandaterliğinin söz konusu olmayacağının anlaşıldığını ve Norveç’in Ermenistan mandaterliğini kabul edebileceği duyumunu aldıklarını oturumdaki delegelerle paylaştığı görülmektedir. Ona göre; Norveç mandaterlik görevini üstlenecek olursa, Avrupa Devletleri, Norveç kuvvetlerine hem askerî (donatım-eğitim) hem de malî destek verebilir dolayısıyla da sınır güvenliği sorunu ortadan kalkabilirdi. Ancak İngiltere Başbakanı Lloyd George başta olmak üzere diğer üst düzey yetkililer Lord Curzon’un açıklamalarını çok iyimser bulup malî ve askerî yardımlar konusunda güvence vermekten kaçınmışlardı. Bununla birlikte Norveç’in mandaterlik alma ihtimali çok düşük olup sadece duyumlardan ibaret olduğu bilinmekteydi.[30] The New York Times gazetesinde yer alan bir kısım haberde ise Hollanda, Kanada ve İsveç’in de mandater devlet olabileceği okuyucuya duyurulmuştu.[31]

Osmanlı Devleti’nin batı sınırlarının belirlenmesi maksadıyla yapılan görüşmelerde İtalya Başbakanı Nitti’nin söz aldığı ve uyarı niteliği taşıyan görüşlerini bildirmekten çekinmediği görülmüştür. Ona göre antlaşma hükümlerinin Türkler aleyhinde oluşu nedeniyle Yunanistan korkunç bir savaşa sürüklenebilir ve böyle bir savaşın üstesinden tek başına gelemeyebilirdi. İslam Dünyası’nın gösterebileceği tepkiye de dikkat çeken Başbakan Nitti, muhtemel bir çatışma durumunda İtalya’nın, Batı Anadolu’ya özellikle de İzmir’e asker gönderemeyeceği gerçeğini açıkça ifade etmiştir.[32] Böylece İtalyan yetkili, Ermeniler için de sorumluluk almayacakları mesajını dolaylı olarak müttefik temsilcilerine iletmiş bulunmaktaydı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ