ŞAM VAK’ASI (1831) VE SONUÇLARI

ŞAM VAK’ASI (1831) VE SONUÇLARI

Osmanlı Devleti’nin güç ve sefer hareketinden, taarruz durumundan savunma durumuna geçmesiyle, yani OsmanlI’nın İslamlaştırma, Müslümanlaştırma hareketine karşılık Batı’nın, Osmanlı dünyasını Batılılaştırma ve kendi kültürlerine uygun çağdaşlaştırma, çıkarları doğrultusunda yönlendirilebilecek, kullanılabilecek çıkarcı çağdaş zümreler yetiştirme, dolayısıyla sömürge hareketine başlamasıyla, batı ile Doğu arasındaki, varlığını gösterme ve üstünlük mücadelesinin seyri de değişmişti. Viyana bozgunundan sonra Batı’da moral ve güven yükselirken, o nispette belki de daha hızlı bir şekilde Doğu’da, Osmanlı dünyasında moral ve güven azalarak devam ederken Batı hareketi karşısında tereddüt ve endişeler de gittikçe artmaya başlamıştı. Buna Fransız İhtilali’nin tesirlerini ve Napolyon’un Mısır seferini de eklediğimizde Şam vak’asının temellerinin nasıl atıldığını görürüz.

19. yüzyılın başından itibaren kültürel soğukluk ve uyku sürecine giren Osmanlı dünyasında, “parasızlık” yüzünden “karakter ve ahlak bozukluğu”nun da gittikçe artması iç bozgunu da beraberinde getiriyordu. Bu vaziyette 19. yüzyıla girerken gittikçe artan isyanlar, savaşlar sürecini yaşayan Osmanlı dünyası hakkında Batı’nın aldığı karar şuydu: Osmanlı’nın kültürel uyanışına sebebiyet vermeden onu Batılılaştırma… Bu hadiseler ve bilhassa işgaller, isyanlar karşısında iktisadî, askerî, siyasî ve sosyal açıdan gittikçe güçsüzleşmiş, çözülme ve çöküş sürecine girmiş olan Osmanlı Devleti, daha çok ekonomik yönden zor durumda ve parasızlıkla da karşı karşıya kalmıştı. Osmanlı, Akdeniz’de, gücünü tamamen kaybetme sürecine de girmişti. İşte bilim, sosyal hayat, iktisat ve politika hareketleriyle buna Batı, Kahire ve Şam’dan başlamaktaydı. Osmanlı Devleti’nin Güney desteğini gittikçe zayıflatacak olan bu faaliyetler Şam vak’asının zeminini de hazırlamıştı.

1831 Şam vak’ası, Osmanlı Devleti’nde bir dönüm noktası teşkil eden önemli hadiselerden biri haline geliyordu. Şam vak’asının neticeleri, Osmanlı Devleti’nin çöküşünün yolunu açan ve hızlandıran sebepleri oluşturacaktı.

Şark meselesi sürecinin gelişerek ve genişleyerek devam ettiği, isyanların vuku bulduğu bir sırada Mısır’da Kavalalı Mehmed Ali Paşa olayı, ihanet ve isyanı süreci de başlamıştı.

Yeniçeri hadisesi beklenmedik bir zamanda patlak verdiğinden, Avrupa devletleri olayın şaşkınlığı içinde devletin bu hadiseden sonra yeniden kuvvet bulacağını zannederken, bazıları da, böyle bir hadisenin devleti tamamen zaafa sürükleyeceği kanaatine varmışlardı. Bu zorluk, talimli asker sayesinde atlatılabilecek durumda idiyse de, bu şekilde yetiştirilen askerlerin çoğalması ve hemen düzene konulmasında devletin iktisadî gücü yeterli değildi. Devlet otoritesi gittikçe zayıflıyordu. Padişahın çevresinde eskisi gibi vasıflı sadrazamlar ve paşalar kalmamıştı. Sadrazamlar ve paşalar, Padişahın emri doğrultusunda devlete sadakati sağlayacağı yerde kendi kafalarına göre icraatta bulunmaları da bu felaketlerin davetçisi olmuştu. Devlet otoritesinin zayıflaması, dirayetli devlet adamı yokluğu, idari düzensizlik, eyaletlerde de tesirini göstermeye başlamıştı. Vezirlerden niyeti bozuk ve fırsatı ganimet bilen kişiler, durumdan faydalanarak mevcut düzeni kendi çıkarlarını sağlayacak şekilde bozmakta tereddüt etmiyorlardı. Bu yüzden devlet adamları sık sık değiştiriliyordu. Mesela, 1820 ile 1830 yılları arasında, 9 Sadrazam, 6 Şeyh’ül-İslam, 13 Yeniçeri Ağası (en son 1826), 12 Sadaret Kethüdası, 8 Başdefterdar değiştirilmiştir. 1808’den 1831 İbrahim Paşa’ya kadar Suriye valiliğine Şam Beylerbeyi olarak 17 vali ve sadece 1830-1831 arası yani bir yıl içinde 3 vali atanmıştır. Paşaların, Padişahın emri doğrultusunda devlete sadakati sağlayacağı yerde kendi kafalarına göre icraatta bulunmaları felaketlerin davetçisi olmuştur. Bu durum, devlet ve eyaletlerindeki idarî istikrarsızlığın bariz bir göstergesiydi.

Başarılı mı başarısız mı olacağı belli olmayan bir dönüşüm süreci olarak klasik tarzdan Avrupaî tarza meyilli bir teşkilatlanmaya geçişin olduğu bu geçiş yıllarında yapılan bütün Avrupaî değişim çalışmaları da halk arasında çeşitli tepkiler meydana getirdi ve çeşitli eyaletlerde isyanlar çıkmasına sebep oldu. Bu Avrupaî faaliyetlere karşı duyulan tepkiyi Batı ve Rusya kendi lehine netice verecek şekilde iyi kullanıyordu. Osmanlı Devleti’nde doğan bu karışıklıktan istifade edilerek diğer eyaletlerle beraber Şam bölgesinde de Hıristiyan ve Müslüman halkı padişah ve devlete karşı soğutmak için çeşitli propagandalar yapılıyordu. Bununla beraber Batılı devletlerin Osmanlı Devleti içindeki Hıristiyan azınlıklar ve bilhassa Şam bölgesi Hıristiyanları üzerinde hakim nüfuzları da gittikçe artmaya başlamıştı. Ekonomik bunalımdan dolayı Müslüman halk huzursuzluk içinde fakirleşirken, Hıristiyan, azınlık halka Batılı devletlerin ve Rusya’nın himaye politikaları gereği destek vermeleriyle de denge onların lehine bozuluyordu. Artık her bölgede gün geçtikçe yeni yeni meseleler ve karışıklıklar meydana gelmekte ve diğer bölgelere de sirayet etmekteydi.

Dr. Mustafa BIYIKLI

Dumlupınar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ