SALTUKLULAR

SALTUKLULAR

Saltuklular, Malazgirt zaferinden sonra Anadolu’da kurulan ilk Türk beyliğidir. Erzurum, Pasinler, Tercan, İspir, Oltu, Tortum, Micingerd, Bayburt ve civarında 1071-1202 yılları arasında hüküm süren Saltukluların başkenti Erzurum idi.

Erzurum (Kâlikala), Hz. Osman zamanında Habib b. Mesleme el-Fihrî tarafından 653 yılında fethedilmiştir.[1] Müslümanlar Erzurum’u ele geçirince burasını Bizans’a karşı yapılan savaşlarda bir üs haline getirdiler. Şehir Abbasîlerin ilk yıllarında bir süre Bizans’ın eline geçtiyse de daha sonra geri alınmıştır. Bizanslılar XI. yüzyılda Müslümanlara karşı saldırılara geçerek güneyde Suriye’ye ve güneydoğuda Diyarbekir’e doğru istilalarını genişlettiler. Doğuda ise Erzurum’u işgal edip Azerbaycan’a kadar ilerlediler. Ancak bu sıralarda başlayan Selçuklu akınları ve Türkmen göçleri nedeniyle Türklerle Bizanslılar arasında uzun yıllar sürecek ve Anadolu’nun kaderini değiştirecek olan çatışmalar başlamış oluyordu.

Horasan’da henüz Selçuklu Devleti kurulmadan önce Çağrı Bey’in bir yurt arama amacıyla 1015-1021 yılları arasında Doğu Anadolu’ya düzenlediği keşif seferinden sonra Arslan Yabgu’ya bağlı Türkmenler, Gazneli kuvvetlerinin takibinden kaçarak Anadolu’ya girmişler ve ağır kayıplar vermelerine rağmen Azerbaycan’a, Bizans topraklarına ve Diyarbekir yöresine kadar yayılmışlardır. Türkmenler 1038 yılında gerçekleştirilen üçüncü bir akınla da Van Gölü havzasına kadar geldiler. Yeni katılmalarla sayıları artan Türkmenler, 1044 yılında büyük kitleler hâlinde Doğu Anadolu’ya girdiler. Süratle Vaspuragan civarına gelen bu Türkmenlerin hedefi Erzurum’u ele geçirmekti. Türkmen akınlarına karşı İmparator II. Basileios doğudaki sınırlarını emniyet altına almak için harekete geçmiş ve İmparatorluğun sınırlarını Azerbaycan ve Kafkasya’ya kadar genişletmişti.

Daha sonra İmparator Kostantinos IX. Monomakhos da aynı siyaseti izleyerek Türkmenlere karşı harekete geçip 1045 yılı sonbaharında Gürcü asıllı kumandanı Liparit komutasında gönderdiği orduyla Şeddâdîlerin elindeki Duvin şehrini ele geçirmek istemiştir. Bunun üzerine Büyük Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey, Kutalmış komutasında bir orduyu Bizans kuvvetlerine karşı gönderdi. Kutalmış, Musul ve Diyarbekir yöresindeki Türkmenleri de yanına alarak 1045 yılında Gürcü ve Rumlardan oluşan müttefik Bizans ordusunu bozguna uğrattı. Öte yandan Musa Yabgu’nun oğlu Hasan Bey de 20 bin kişiyle Erzurum ve Pasin ovalarını ele geçirdi. Fakat Bizanslılar Hasan Bey’i takip ederek Büyük Zap Suyu yakınlarında pusuya düşürüp onu ve yakın arkadaşlarını şehit ettiler.

Selçuklu ordusunun bozgununa uğraması, Hasan Bey ve arkadaşlarının ölmesine çok üzülen Tuğrul Bey Azerbaycan Genel Valiliği’ne atadığı kardeşi İbrahim Yınal’ı, Erran (Karadağ) bölgesinde başarılı fetihlerde bulunan Kutalmış ile birlikte Anadolu’da fetihler yapmak ve bozguna uğratılan Selçuklu ordusunun intikamını almakla görevlendirdi. İbrahim Yınal, Türkistan’dan Nişâbur’a gelen yoğun bir Türkmen kitlesini 1047 yılında Anadolu’ya sevk etti. Ertesi yıl Türkmen kitleleri, Erzurum ve Pasin ovalarında toplanmaya başladılar. Türkmenler dalgalar halinde her tarafı istila ettiler. Batıda Gümüşhane ve Trabzon, kuzeyde İspir, güneyde Muş ve Ağrı taraflarına kadar yayıldılar. Türkler daha sonra Siirt ile Meyyâfârikîn (Silvan) arasındaki Erzen üzerine yürüdüler. Bizanslılar ile vuku bulan çok çetin savaşlardan sonra halk Kâlikala (Erzurum) şehrine sığındı. Kâlikala bu tarihten itibaren yakınındaki Erzen şehrinin adını aldı ve Erzen’den ayırmak için de Erzenu’r-Rum, daha sonra Arz-ı Rum ve nihayet Erzurum olarak anılmaya başlandı.

Bizans kuvvetlerini takip eden İbrahim Yınal, Hasankale civarına geldi. Burada 18 Eylül 1048 tarihinde yapılan savaşta Bizans-Gürcü müttefik kuvvetlerini çok ağır bir bozguna uğrattı. Başta Liparit olmak üzere pek çok kişi esir alındı. Daha sonra Tuğrul Bey, kendisi bizzat 1055 yıllarında kuvvetli bir orduyla harekete geçerek Anadolu sınırlarını aşıp, Van Gölü’nün kuzey doğusundaki bugünkü Muradiye’yi (Bergir), daha sonra da Erciş’i kısa bir kuşatmadan sonra fethetti. Malazgirt’i kuşattı ise de almaya muvaffak olamadı ve kuşatmayı kaldırarak geri döndü. 1055 yılında Türkistan’dan gelen bir Türkmen kitlesi Erzurum ve Bayburt civarını ele geçirdi. İbrahim Yınal’ın isyanının bastırılmasından (23 Nisan 1059) sonra Türkler, tekrar büyük kitleler hâlinde aralarında muhtemelen Emîr Saltuk’un da bulunduğu bir grup komutan emrinde Anadolu’ya akınlara başladılar. Tuğrul Bey 1062 yılında Azerbaycan ve Erran’a gelerek buraları yeniden kendisine tâbi kıldıktan ve özellikle sürdürülen Anadolu harekâtını denetledikten sonra Irak’a gitmek üzere bölgeden ayrıldı.

Sultan Alp Arslan zamanında da Anadolu’ya yapılan akınlar devam etti. Malazgirt zaferinden (26 Ağustos 1071) sonra Romanos Diogenes’in tahttan uzaklaştırılarak gözlerine mil çekilmesi ve yeni imparator Mihail Dukas’ın Selçuklular ile yapılan anlaşmayı tanımaması üzerine Sultan Alp Arslan, Saltuk, Artuk, Mengücük, Çavlı, Dânişmend ve Çavuldur gibi emîrlerini Anadolu’ya göndererek fetihlerde bulunmalarını istemiş ve fethedecekleri şehir ve kasabaları kendilerine iktâ edeceğini bildirmiştir.[2]

1. Ebu’l-Kâsım Saltuk[3] (1071-1102)

Anadolu’nun fethinde büyük hizmetleri olan ve Malazgirt Savaşı’nın kazanılmasında önemli rol oynayan komutanlardan biri de Emîr Saltuk idi. Malazgirt zaferinden sonra Sultan Alp Arslan Kars’tan Bayburt’a, Bingöller’den Barkal dağlarına kadar uzanan sahada yer alan Kars, Pasinler, Oltu, Erzurum, Tortum, İspir, Bayburt ve yörelerini verâset yoluyla çocuklarına da intikal etmek üzere ona iktâ etmiştir.[4]

Selçuklu topraklarının hemen sınırlarında yer alan Erzurum’un Ebu’l-Kâsım’a iktâ edilmesi onun diğer beylerden daha önde bir mevkide bulunduğunu göstermektedir. Bir Gürcü vekâyinâmesindeki kayıttan İzzeddin Saltuk’un atalarının Selçuklu hükümdarlarına ve Oğuzlara mensup olduğu anlaşılmaktadır.[5]

XII. yüzyılda yazılmış Kitâbu’l-İnbâ’da geçen bir kayıt hânedanın 1122/1123 yılından itibaren Saltukoğulları (Benî Saltuk) olarak tanındığını göstermektedir. Yine bu kayda göre Irak Selçuklu sultanı Mahmud’un Gürcülerle meşgul olması nedeniyle Bağdat’tan uzakta bulunmasını fırsat bilen Dübeys b. Sadaka, Hille’ye saldırarak ele geçirmiş ve bir hafta gibi kısa bir sürede yanında sayısız insan toplanmıştı. Onun bu durumundan korkan Abbasî halifesi el-Müsterşid Billah’ın bu ezelî düşmanına karşı etraftaki beylerden yardım istemesi üzerine Zengi b. Aksungur ve Togan Arslan ile beraber Saltukoğulları da Bağdat’a gitmişlerdi. Halifenin bu çağrısı üzerine Bağdat’ta 12 bin süvari toplanmıştı.[6] Halifenin çağırdığı beylerden çoğunun Türkmen olması da dikkate değer bir durumdur. Bağdat’a gelen, Saltukoğullarından Ziyâeddin Gazi olmalıdır.[7]

2. Ali B. Ebu’l-Kâsım Saltuk (1102-1124)

Ebu’l-Kâsım Saltuk’un ölümü üzerine yerine oğlu Ali geçti. İbnü’l-Esîr, 1102/1103 yılı olaylarını anlatırken Ali b. Ebu’l-Kâsım’ın bu tarihte beyliğin başında bulunduğunu kaydeder.[8]

Büyük Selçuklu sultanı Melikşah’ın ölümünden (19 Kasım 1092) sonra hânedan üyeleri arasında taht mücadelesi başladığında Türkmen beylerinin çoğu Suriye ve Filistin hükümdarı Tutuş’un etrafında toplanmışlardı. Ancak Tutuş’un Rey civarında Berkyaruk’a yenilip öldürülmesinden (26 Şubat 1095) sonra bu beyler Berkyaruk’un karşısına taht iddiacısı olarak çıkan kardeşi Gence ve Errân meliki Muhammed Tapar’ın tarafında yer aldılar. Berkyaruk ile Muhammed Tapar arasında saltanat mücadelesi için yapılan savaşlardan beşincisi ve sonuncusu 19 Mart 1103’te Hoy şehri önünde yapıldı. Savaşı kaybeden Muhammed Tapar önce Erciş’e, oradan da Sökmen el-Kutbî’nin hâkimiyetinde bulunan Ahlat’a çekildi. Yanında Sökmen el-Kutbî, Muhammed b. Yağısıyan ve Kızıl Arslan gibi emîrler vardı. Erzenu’r-Rum hâkimi Emîr Ali de Ahlat’a gelerek onlara katıldı ve birlikte Sultan Alp Arslan tarafından Menûçehr’e verilen Ani üzerine yürüdüler.[9]

Ocak 1104’te Berkyaruk ile Muhammed Tapar arasında barış yapıldı. Buna göre, Sepîdrûd (Kızılören) sınır olmak üzere, Irakeyn, Fars ve Huzistan Berkyaruk’un; Azerbaycan, Kafkasya, Diyarbekir, el-Cezîre, Musul ve Suriye Muhammed Tapar’ın hâkimiyetinde kalacaktı. Bu anlaşmaya göre sınır boylarındaki beyler, bu arada Saltuklu Ali de Sultan Muhammed Tapar’a tâbi oldu. Sultan Muhammed Tapar 14 Şubat 1105’te Meyyafarikîn’e giderken kendisine tâbi Doğu Anadolu’daki beyler yanındaydı. Bunlar Erzenu’r-Rum beyi Emîr Ali, Diyarbekir (Âmid) beyi İbrahim b. Yınal, Siirt emîri Kızıl Arslan, Sökmen b. Artuk, Erzen-Bitlis beyi Hüsâmeddin Toğan Arlan ve Harput emîri Çubuk’un oğlu Mehmed ve Hani emîri Şahruh idi.[10]

Bu sıralarda Büyük Selçukluların aralarındaki iç çekişmeler ve Haçlı istilalarıyla uğraşmalarından faydalanan Gürcü kralı II. David (1089-1125) Türklere karşı saldırıya hazırlanıyordu. Nitekim David, 1115 yılında Türklere karşı harekete geçti. Rostof’u aldıktan sonra Çoruh nehri vadisinde ilerlemeye başladı. Hatta 1116 yılında Saltukluların hâkimiyetindeki topraklara girip Pasinler’e kadar geldi ve çok sayıda Türkü öldürdü. 1118 yılında da Azerbaycan taraflarına akınlar yaptı.[11] Bunun üzerine İlgazi b. Artuk, Sultan Muhammed Tapar tarafından Gürcülerle cihat yapmakla görevlendirildi. İlgazi b. Artuk 1121 yılında Erzen beyi Toğan Arslan’ı yanına alarak Erzurum’a geldi. Saltuklu Emîr Ali de burada onlara katıldı ve birlikte Tiflis’e hareket ettiler. Fakat bu Türk beyleri Gürcülere mağlup oldular ve kral David de Tiflis’i zaptetti. Bu arada Ani şehri hükümdarı Menûçehr’in oğlu Ebu’l-Evsâr (1118-1124), Ani’yi Gürcülere karşı savunamayacağını anlayarak 60 bin dinar karşılığında Saltuklulara satmaya karar verdi. Fakat şehirdeki Hıristiyan ahali daha erken davranıp kral II. David’i durumdan haberdar ederek 1124 yılında şehri ona teslim ettiler. Ebu’l-Esvâr’ı da âilesiyle birlikte Abhasiztan’a götürdüler. Ani’de cami olarak kullanılan büyük kilise tekrar eski haline çevrildi ve daha önce Ahlat’tan götürülerek kubbesi üzerine konmuş olan hilâlin yerine haç dikildi ve idaresi de İvani’ye verildi. Böylece Sultan Alp Arslan’ın 1064 yılında fethettiği Ani, 60 yıl sonra Hıristiyanların eline geçmiş oldu.[12]

Bununla beraber Büyük Selçuklu sultanı Sencer 1126 yılında diğer bir şeddâdî emîri olan Fazlun’u mühim bir kuvvetle göndermesiyle Ani kurtarıldı ve burada âilenin hâkimiyeti tekrar başladı.

Saltuk’un oğlu Emîr Ali’nin 1124 yılında öldüğü tahmin edilmektedir.

3. Ziyâeddin Gazi (1124-1132)

Ali’nin ölümünden sonra beyliğin başına kardeşi Ziyâeddin Gazi geçti. 1126 yılında Gürcülere karşı düzenlenen sefere Ziyâeddin Gazi de katılmıştır. Gürcüler, 1124 yılında Şirvanşah’ın sarayını işgal etmişler, Dağıstan’da Şaburan şehrine saldırmışlar; Haziran ayında dönüşlerinde de İspir ve Pasin ovasına kadar ilerleyerek Türkmenleri öldürüp esir almışlardı. Türk beyleri 1131 yılında İvani’yi büyük bir bozguna uğrattılar.[13]

Artuklu hükümdarı Timurtaş 1124 yılında Meyyâfarikîn’i (Silvan) aldıktan sonra Erzurum hükümdarı Ziyâeddin Gazi’nin kızı ile evlenmiş, Meyyafarikîn’e gelin gelen bu hanımdan 1126 yılında Necmeddin Alpı ve 1127’de Emîr Cemâleddin Sevti doğmuştur.[14]

Kitâbelerden anlaşıldığına göre Erzurum’daki Kale Camii ve Tepsi Minare’yi Ziyâeddin Gazi yaptırmıştır. İbrahim Hakkı Konyalı tarafından okunan Tepsi Minare kitâbesinde onun adı ve lakapları şöyle sıralanmaktadır: “Mevlâna Ziyâeddin Kutbü’l-İslâm Nasîruddevle, Zahîru’l-Mille, Şemsü’l-(Mülûk) ve’l-Ümerâ İnanç Beygu (Yabgu) Alp Tuğrul Bey Ebu’l-Muzaffer Gazi b. Ebi’l-Kâsım”.[15]

Ebû Bekir Rebî’ b. Ahmed el-Ahaveyn en-Neccârî tarafından yazılan Kitâbu’l-hidâye fî’t-tîb adlı bir eserin ilk sahifesinde kimin adına istinsah edildiğine dair şöyle bir kayıt vardır: “Li hizâneti’l-Emîri’l- İsfehsalâr el-Ecell es-Seyyid Ziyâeddin Kutbü’l-İslâm, Nasîru’d-Devle ve Zahîru’l-Mille, Fahru’l-Ümme, Şemsü’l-Mülûk, Tâcü’l-Ümerâ, İnanç Beygu (Yabgu) Alp Tuğrul Bey Ebi’l-Muzaffer Gazi b. Ebi’l- Kâsım, Seyf-i Emîri’l-Mü’minîn Etâle’l-Lahu fi’l-İzzi’d-dâim bi-kâihi kam’i a’dâihi bi-hakkın ve Âlih”.[16]

Eserdeki bu takdim kaydı ile Tepsi Minare’deki kitâbenin eksik bir yeri de tamamlanabilir. Buna göre, “Şems” kelimesinden sonra “el-Mülûk” ibaresinin geleceği anlaşılıyor.

Azîmî’ye göre, Ziyâeddin Gazi 1131/1132 yılında ölmüştür.[17]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ