SAKALAR

SAKALAR

Eski Yunanca (S”kai), Latince (Sacae), eski Farsça (Saka), eski Hintçe (Sakas) ve eski Çince (Se, eski ifade şekli Sak) yazılmış kaynaklarda “Saka” halkının ismine rastlamaktayız. Fakat, ismin kökeni ve anlamı kesin olarak tespit edilememiştir.[1]

Sakalar, M.Ö. 6-2. yüzyıllarda geniş dağlık bölgelerde, Tyanşan ve Pamir-Alay civarında, yaşamışlardı. Fakat, M.Ö. 2. yüzyılda burada, yeni halkların akını sonucu, Sakalara ait bölgeler hızla azalmaya başlamış ve onların önemli bir bölümü Orta Asya’nın batısına, İran yaylalarının doğusuna ve Kuzey Hindistan’a, göç etmek zorunda kalmıştı.

M.Ö. 6. yüzyılda, ilk kez Sakaların simasında bozkır halklarıyla karşılaşan Persler, diğer benzer halkları, Orta Asya’nın batısındaki Massagetleri ve Karadeniz civarındaki İskitleri de onların adıyla adlandırmışlardı. Perslerden elde ettikleri bilgilere dayanarak, Yunanlılar da, gerçekte Sakalarla hiçbir ilişkisi bulunmayan halkları Saka olarak adlandırmışlardı; örneğin, Ermenistan’da, Ponta bölgesindeki Sakalar.[2] Görüldüğü üzere bazen “Saka” adı geniş anlamda da kullanılmıştır.

Saka halkı, birkaç boy ve boy birliklerini içine alan karışık bir etnik birlikti. Amirgi Sakaları olarak adlandırılan Sir-Derya Sakaları, daha çok bilinen bir gruptu. İsimlerindeki esas unsur, Yunanlıların, Amyrgioi ve Umurga şeklinde kullandıkları isimlerden de anlaşıldığı üzere “murg”dur. Fakat, Persler bu Sakaların gelenekleri üzerindeki izlenimlerine dayanarak onları, “Haumavarga Sakaları”, yani “Haumu içen Sakalar” olarak adlandırmışlardı.[3]

Ahameni döneminin sonlarına doğru Persler, Hares Mitilen’in (Fr 5, Jacoby) anlattığı rivayete dayanarak, hükümdar Omarg’ın (Omarges, bu isim, Haumavarga boyunun ismine benzemektedir) halkının, daha Gistaspa ve Zariadra (İran destanında isimleri geçen Kuştasp ve Zarer) zamanında, Tanais (Sir-Derya) nehrinin ötesinde yaşadığını düşünüyorlardı. Hükümdarın karargahı da geçitten 800 stadi (150 km.) ötede bulunuyordu.[4] Muhtemelen, burada Amirgi Sakalarının ülkelerinin merkezini ele geçirebilmek için kullanılan şimdiki Hokant ilindeki geçitten bahsedilmektedir. Buradan, Sir-Derya üzerinden, Sakalarla savaşan pek çok istilacı geçmiştir: Kir, İskender ve Demodam (Plin., N. H., VI, 49) vb.[5]

Amirgi Sakaları tarafından tutulan yahut onlar tarafından kontrol edilen bölgeler içerisine, dağ etekleriyle çevrilmiş olan Fergana vadisi, Alay vadisi ve muhtemelen, Murgaba vadisine kadar olan Batı Pamir girmekteydi.[6] M.Ö. 5. yüzyılda Gellanik tarafından “Sakaların toprağındaki Amirgi ovası”[7] olarak anılan Alay vadisi İpek Yolu üzerinde bulunduğundan dolayı ün kazanmıştır.[8] M.Ö. 6. yüzyıldan itibaren Sakalar, daha uzağa, güneye, yukarı Hindistan Vadisi’ne kadar yayılmışlar ve bu civarda kendi kültürlerini yaymışlardı. Fakat, bu dağlık bölgenin “Kaspiler” yahut “Kaspirler” adıyla bilinen yerli ahalisi başlıca unsur olarak kalmıştır.[9] Yunanlılar, onların Sakalarla kültürel olarak yakın olan göçebe bölümünü de, bazen diğerleri gibi, İskit olarak adlandırıyorlardı.

Ahameni döneminde Amirgi Sakalarının, Hindikuş yahut Merv bölgesinde[10] yaşadıkları fikri bilim dünyasında yeteri kadar yaygınlaşmıştır. Fakat, bu görüş, Amirgilerin isminden kaynaklandığı zannedilen, Hindikuş bölgesindeki Muncan’ın ve Türkmen nehri olan Murgab’ın[11] isimlerine dayandığından temelsizdir.

Ktesi (fr. 5-8, Jacoby) tarafından anlatılan Zarin hakkındaki rivayette, Sakaların eski çağ tarihinden, M.Ö. 7. yüzyılın sonunda-6. yüzyılın başlarında geçen olaylardan bahsedilmektedir. Ktesi’nin Ahameniler sarayında duyduğu gerçek halk rivayetini anlattığı şüphesizdir.[12] Burada, savaşçı “sınır barbarlarını” yenen ve Med hükümdarıyla İran yüzünden savaşan, Saka Prensesi Zarin’den bahsedilir; Zarin ve Medli Striange hakkındaki romantik hikaye son olayla (Med hükümdarıyla yapılan savaşla) ilgilidir. Muhtemelen, burada Strabon’un anlattığı hikayeye, Sakaların, Baktriya işgali sırasındaki akınlarına işaret edilmektedir. Muhtemelen, tüm bu bilgiler, İran destanında geçen olaylara, Belh Hükümdarı Kuştasp’ın ve onun erkek kardeşi Zarer’in Arcasp göçebeleriyle olan savaşına dayanmaktadır. Burada biz Belh’in (Baktriya) göçebeler tarafından alınması ve Beyaz çölde, Kumiş dağında (İran’da) İranlılarla onların savaş sahnelerine rastlamaktayız.[13] Bu Sakaların aktif hareket ettiği sınırlardaki geniş araziler, onların boy birliklerinin gücünü göstermektedir.

Sakaların gerçekten de, Ahamenilerden önce, İran dünyasının kuzey doğusunda önemli güç oldukları Heredot’un (I, 153, s. VII, 9) sözleriyle de tespit edilebilir; Pers hükümdarı için bu bölgede başlıca engel “Baktriya halkı ve Sakalardı”, onlara karşı Kir kendisi yürüyüş yapmaya hazırlandı. Kir’in, Baktriyalıların itaatinden sonra karşılaştığı, Sakalarla savaşını Ktesi anlatıyor (fr. 9, Jacoby). Saka Prensesi Sparetr’in kahramanlığını tasvir eden bu hikaye folklorik bir karakter taşımaktadır. Burada Saka Hükümdarı Amorg’un isminin açık şekilde anılması, konunun Amirgi Sakaları ile ilgili olduğunu gösteriyor. Savaş, muhtemelen, Persler tarafından istila edilen Lidya ve onlar tarafından alınan Babil arasında (M.Ö. 546 ve 538 yılları arasında) vuku bulmuştur.[14]

Kendilerini “Saka” olarak adlandıran bu göçebe grup, Perslerin de başlangıçta “Saka” diye bahsettikleri gruptu.[15] Fakat, daha sonra diğer benzer göçebe boylarla karşılaşan Persler, bu ismi onlara da vermişlerdi. Asıl Sakaları diğerlerinden ayırt edebilmek için Persler, onlardan “Sogdiyana ötesinde” yaşayan Sakalar olarak bahsetmeye başladılar. Gerçekten de, onlara giden yol, Sir- Derya’ya kadar uzanan, Sogdiyana’dan geçiyordu. Sonunda bu Sakalara, Persler tarafından “Haumavarga” ismi verildi. Önce de belirttiğimiz gibi, Persler tarafından Sir-Derya Sakalarına (Amirgilere) verilen bu isim, onların bu halk üzerindeki izlenimlerine dayanmaktaydı. Sir-Derya Sakalarının tarihinin yeniden yazımı sırasında “Saka” isminin Perslerde tüm kuzey göçebeleri için, genel isim olarak kullanıldığı durumu göz önüne alınmalıdır. Öyle ki, Yunan ve Pers kaynaklarındaki, yukarıda bahsettiklerimiz dışında (Heredot’un verdiği bilgiler ve Ktesi’nin Kir’in Saka Hükümdarı Amorg’la olan savaşları hakkındaki hikayeler), Kir ve Dara’nın Sakalarla yaptıkları savaşlarla ilgili tüm bilgiler, gerçek Sakalarla ilgili değildir.

Kir döneminde Sakalar, Ahameni Devleti’ne raiyet olarak katılmışlardı. I. Dara zamanında (M.Ö. 522-486 yıllarında), Heredot’a göre (III, 93), Sakalar Kaspilerle birlikte Pers hükümdarının hazinesine 250 talant ödeyerek 15. Satraplığı kurmuşlardı. Hayli büyük olan bu meblağ, 15. Satraplığın epey geniş ve zengin bir bölgeyi içine aldığını da göstermektedir. Muhtemelen, bu satraplıktaki Kaspilerle, daha geç döneme ait kaynaklarda Kaspirliler olarak adlandırılan tüm bu bölgenin, Bedehşan, Pamir, Çitral, Gilgit ve Keşmir’in ahalisinden bahsedilmeye çalışılmıştır. Hindikuş’un diğer tarafında, güneyde, Kandarlarla birlikte (Kabil vadisi ve kuzey batı Pencap) diğer satraplığa dahil olan, Dadik olarak adlandırılan, Dard boyları yerleşmişlerdi. Bununla da, neden, I. Dara zamanına ait olan Pers yazıtlarında, Sakalarla Kandarların isimlerinin beraber anıldığı anlaşılmış oluyor. Burada, yazıtlarda isimleri geçmeyen, gerçek komşular Kaspiler ve Dadiklerdi.[16] Ktesi zamanındaki geleneğin, henüz, Kir dönemindeki Dardlarla Amirgi Sakaları arasındaki ilişkileri unutmadığı anlaşılmaktadır.[17]

Sakalar vergiler dışında, hükümdara hediyeler de götürüyorlardı. Ahamenilerin Pers başkenti Persepolis kabartmaları arasında Amirgi Sakalarının tasvirleri bulunmaktadır: Onlar hükümdara at, silah ve süs eşyaları götürüyorlardı. Tıpkı raiyet gibi Sakalar da, Pers hükümdarlarının kumandanlığında Ahameni savaşlarına katılmak zorundaydılar. Bu nedenle onlar, I. Dara’nın ve Kserks’in yürüyüşleri sırasında Yunanistan’da ve şüphesiz pek çok ülkede bulunmuşlar ve ayrıca Ahameni Devleti’nin tüm bölgelerindeki askeri birliklerde hizmet etmişlerdi.[18]

Kserks Dönemi’nde (M.Ö. 486-465), Amirgi Sakalarının durumunda bazı değişiklikler vuku buldu. Bu hükümdarın hakimiyetinin ilk sıralarında onlar, hükümdarın kardeşi, Baktriya Hükümdarı Gistasp’ın emrine verildiler, Kaspiler ise onlardan ayrıldılar (Hered., VII, 64, 67). Bu yönetimin sonuna doğru bu Sakaların, Perslerin tabiliğinden tamamen çıktıkları anlaşılıyor.[19] Ktesi zamanında, II. Artakserks’in hakimiyeti sırasında (M.Ö. 404-359), Sakalar artık sadece Perslerin askeri müttefikleriydiler. Bu konu ile ilgili bilgi veren Ktesi, Asya hükümdarlarıyla kurulan ilişkilere dayanarak, Sakaların onların en eski, askeri müttefikleri olduklarını kaydediyor. Saka Hükümdarı Amorg ile dostluğu korumak ise sanki, Kir’in kendisi tarafından varislerine, Pers hükümdarı ve Baktriya valisine, vasiyet edilmişti.[20] Sakaların durumu III. Dara’nın (M.Ö. 336-330) hakimiyeti sırasında, Ahameni Devleti’nin sonuna kadar değişmedi. O zaman Sakaları, Pers hükümdarının müttefiki olan ve Baktriya satrapıyla birlikte hareket eden Mavak yönetiyordu (Arrian., Anab., III, 8, 3).

Sakaların, Ahameni Devleti’nin tarihinde önemli rol oynadığı şüphesizdir. Onlar Ahameni devletinin ordusunda en yetenekli birliği kurmuşlardı, hatta bazen onları -devletin başlıca halkları olan- Persler ve Medlerle eşit sayıyorlardı (Hered., VII, 184). Yine de onların önemini abartmamak gerekir,[21] ayrıca onların etkisi Ahameniler tarihinin başında değil, sonunda göze çarpmaya başlamıştır.

Pers ordusunun, Dara ve Kserks’in, yürüyüşleri sırasında Sakalarla ilk kez karşılaşan Yunanlılar, onların, yakından tanıdıkları, Karadeniz İskitlerine benzediklerini fark ettiler ve Sakaları Asya menşeli olduklarından dolayı “Asya İskitleri” olarak adlandırdılar. Yunanlılar onlar konusunda sadece Baktriya’nın kuzey kısımlarında yaşadıklarını biliyorlardı.[22] Bu bilgi genel olarak doğruydu, çünkü o zaman Baktriya Satraplığı, Sir-Derya’ya kadar uzanan Sogdiyana bölgesini içine almaktaydı.[23]

Yunanlılar, İskender’in (Arrian., Anab., III, 8, 3,) doğu yürüyüşüne kadar Sakaları Asya İskitleri zannediyorlardı, fakat Asya ve Avrupa sınırı olarak ve Tanais (yani Don) nehri olarak bildikleri Sir- Derya nehrine yaklaştıklarında, Sakaların hakimiyetinin bu nehrin ötesine kadar uzandığını fark ettiler ve Saka boylarının coğrafi konumunu tayin etmede zorluk yaşamaya başladılar. Bu durum, İskender’in Sakalarla çatışmalarını anlatan Antik Çağ tarihçilerinin terminolojisine de yansımıştır. Öyle ki, Arrian (Anab., IV, 3, 6; s. VII, 10, 5), karşılaşmaların Tanais’te yani “Avrupa”da[24] olmasına rağmen, yine Sakaları “Asya İskitleri” olarak adlandırmaya devam etmiştir. Kurtsi (VII, 7, 2) ise bu halkı “Avrupa İskitleri” saymış, sadece sonraki elçi onlardan Saka olarak bahsetmiştir (VII, 9, 17).[25]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ