SAKALAR VE HUNLAR DÖNEMİNDE ANADOLU’DA TÜRK VARLIĞI

SAKALAR VE HUNLAR DÖNEMİNDE ANADOLU’DA TÜRK VARLIĞI

Dünya üzerinde her insan topluluğu bir yer tutar. İnsanların yurt tuttukları yerler coğrafi mekânlardır. Bu mekânlar toplumların hayatı için şart olduğuna göre onların tamamıyla gelişimleri, aynı zamanda içinde bulundukları maddi şartlara da bağlıdır. Bu maddi şartlar değişik hâlleri ile toplumların hayatı üzerinde etkili olurlar. Deniz kenarlarında ve adalarda oturanlarla iç taraflarda, çöllerde, bozkırlarda veya nehir boylarında oturanların, ovadakilerle dağlık yerlerde veya yaylalarda yaşayanların, çorak yerlerde bulunanlarla sulak ve verimli yerlerde olanların hayatı aynı değildir.[1]

Yeryüzünde yaşadıkları coğrafi çevre birbirinden farklı olan insanlar, bu çevrenin başlıca üç doğal kaynağı olan orman, hayvan yetiştirme ve tarım imkânlarını değerlendirerek hayatlarını sürdürebilmişlerdir. Orman kavimleri “asalak” kültürü (avcılık, devşiricilik), tarıma elverişli yerlerde oturanlar “köylü” kültürünü (çiftçilik) ortaya koymuşlar, bozkırdakiler de “çoban” kültürünü (besicilik) meydana getirmişlerdir.[2]

Orman kavimleri güçlü teşkilatlanmayı gerçekleştiremezken bozkır kavimleri ve yerleşik kavimler teşkilatlanabilmişlerdir. Hatta kültür coğrafyalarındaki farklılığa göre, avcılık ve toplayıcılıktan hayvan besleyiciliği ve ziraata zamanla bir geçişten söz edilebilir. Bu durumda avcılık ve toplayıcılık kültürel anlamda verici, hayvan besleyiciliği hem alıcı hem de verici, yerleşiklik ise alıcı olmuştur.[3]

Anadolu’da ise çeşitli kültürlerin oluşumu ve gelişimine imkân veren şartlar erken dönemlerde ortaya çıkmıştır. Asya ve Avrupa kıtaları arasında uzanmış bir köprü gibi olması, Eski Doğu ve Batı kültür çevreleri arasında bulunması, tarihin en eski dönemlerinden başlamak üzere, doğu ve batıdan çok sayıda kavmin göçünün Anadolu topraklarına gerçekleştirilmesi Anadolu’daki kültürel oluşuma ve gelişime büyük ölçüde etki etmiştir. Anadolu’da birbirinden farklı iklimlerin görülmesi de kültürel oluşum ve gelişime büyük ölçüde katkı sağlamıştır.[4]

Anadolu’nun orta ve batı bölgeleri tarıma elverişli şartları oluştururken doğu bölgesi ise hayvancılığa dayalı şartları oluşturmuş ve kültürlerin de gelişimleri büyük ölçüde coğrafi şartların sağladığı imkânlarla paralel gelişme göstermiştir. Bu kapsamda Anadolu’nun coğrafi konumu, iklimi ve doğal kaynakları çeşitli kavimlerin Anadolu’ya gelip yaşamalarına zemin hazırlamıştır. Farklı kavimlerin Anadolu’ya gelerek yerleşmeleri, coğrafi şartlardan dolayı kolay olabilmiştir.

Anadolu’ya gelerek yerleşen kavimler arasında Turani ya da Aziyenik tabir edilen Türklük ve Türklerle bağlantılı çok sayıda kavim de yer almaktadır. Tarihî devirlerin başlangıcından itibaren klasik döneme kadar Anadolu ve çevresinde Türklerle bağlantılı kavimler varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bunların dilleri Türkçede olduğu gibi kelimelerin türetilmesinde son ekler kullanılan ve fiillerin çekiminde ne şekilde olursa olsun kökleri değişmeyen dillerdir. Bu dil grubuna dâhil Anadolu ve çevresinde varlığını sürdüren ilk kavimler dalgası arasında Sumerliler, Subarlılar, Kutlar, Elamlılar, Kaslar, Hurriler, Hattiler ve Urartulular sayılabilir.[5]

Anadolu’da yukarıda adlarını belirttiğimiz kavimlerden başka Türkler ve Türklükle bağlantılı kavimlerden de söz edebiliriz. Bunlar için Anadolu’ya gelen ikinci dalga tabirini kullanabiliriz. MÖ VIII. yüzyıldan MS VI. yüzyıla kadar Anadolu’da varlığını sürdüren ya da bir şekilde Anadolu’ya uğrayan bu kavimler arasında Kimmerler, Sakalar, Siraklar, Hunlar ve Sabarlar sayılabilir. İşte bu çalışmamızda Kimmerlerden başlayarak Sabarlara kadar Anadolu’da varlığını takip edebildiğimiz kavimler üzerinde durulacaktır.

1. Kimmerler

Türk kültür dairesi içerisinde yer alan kavimlerden birisi Kimmerlerdir. Onlar Proto-Türkler olarak tanımlanan Ural-Altay kökenli bozkır göçebelerinin batı kolunu oluşturmaktadırlar. MÖ II. bin başlarından MÖ VIII. yüzyıla kadar -merkez Kırım olmak üzere- Karadeniz’in kuzeyinde, Avrasya bozkırlarında ve Kafkasya bölgesinde yaşamışlardır. Onlar doğudan gelen Sakaların baskısı sonucunda göç etmek zorunda kalmışlardır. Kafkas geçitlerini aşan Kimmer göç dalgaları – yeni bir yurt edinmek amacıyla- Anadolu’yu istilaya başlamışlardır.[6]

Kimmerler Kafkaslar’dan Anadolu’ya yöneldiklerinde ilk olarak Urartulularla mücadele etmek zorunda kalmışlardır. MÖ VIII. yüzyılın ortalarında Anadolu’nun doğusunda Urartu Devleti’nin sınırları bir taraftan Kuzey Suriye ve Fırat’a kadar, diğer taraftan Kafkaslar’a kadar genişlemiş ve Urartulular büyük bir devlete sahip olmuşlardır. Urartulular gerek Sargon ve ondan sonraki Asur krallarının gerekse Kafkas geçitlerinde gittikçe büyüyen Kimmer tehlikesi yüzünden Asur etki alanından çekilmek zorunda kalmışlardır.[7]

Kimmerler Kafkas geçitlerini aştıktan sonra doğrudan Urartulularla karşılaşmışlardır. Urartu Kralı II. Argişti (MÖ 714-685) kuzeye yönelerek Kimmer akınlarını önlemeye çalışmıştır. Ancak o, MÖ 707 yılında ağır bir yenilgiye uğramıştır. Urartu kralı olan II. Rusa (MÖ 685-645) ise akıllıca bir politika izleyerek Kimmerlerle anlaşmış, Asur’a karşı onlarla ittifak yaparak bir kısım Kimmer boylarını Urartu topraklarında bırakmış ve ana göç kolu batıya doğru ilerlemeye başlamıştır.[8]

Kimmerlerin Urartu yerleşim merkezlerine saldırılarını ve bazı yerleri yakıp yıktıklarını gösteren arkeolojik buluntular da elde edilmiştir. Patnos yakınlarında bulunan Giriktepe ya da Değirmentepe höyüğünde kazılar yapılmıştır. Burada bir Urartu sarayı bulunmuştur. Sarayın şiddetli bir yangın sonucunda tahrip olduğu, kerpiç duvarların pişerek tuğlalaştığı ve günümüze kadar sağlam kaldığı anlaşılmaktadır. Sarayda savaş sırasında yanmış olan insanların iskeletleri bulunmuştur. Savaş anındaki şiddetli yangında cesetler yanarak kömürleşmiştir. MÖ VIII. yüzyılın sonlarına doğru ani bir düşman saldırısı sonucunda saray ve eklentilerinin yanarak çöktüğü ve içindekilerin kurtulamadığı düşünülmektedir. Bu ani saldırıyı yapan düşmanın kuzeyden, Kafkaslar üzerinden gelen Kimmerler olduğu sanılmaktadır.[9]

Urartu Kralı II. Argişti’nin kuzeye doğru saldırıları durdurmak maksadıyla harekete geçmesi de Giriktepe Sarayı’nın Argişti’nin Urartu Kralı olduğu dönemin ortalarına doğru Kimmerler tarafından yakılıp yıkıldığı görüşünü kuvvetlendirmektedir. II. Argişti zamanında Kafkas ötesinden gelerek Anadolu içlerine kadar inen Kimmerler Urartulular için büyük tehlike oluşturmuştur. II. Argişti her ne kadar onlara karşı harekete geçtiyse de daha çok savunmaya yönelik kaleler inşa ettirmiştir. Bunlardan en önemlisi Erzincan yakınlarında bulunan Altıntepe’de çok korunaklı olarak yapılmış olan sınır kalesidir. Bu kale Erzincan Ovası’nda yükselen doğal bir tepenin üzerine kurulmuş ve etrafı da surlarla çevrilmiştir. Altıntepe’nin bu korunaklı durumundan dolayı diğer Urartu merkezleri gibi bir yağmaya maruz kalmadığı anlaşılmaktadır.[10]

II. Rusa’nın Kimmerlerle anlaşarak onları batıya doğru yönlendirmesi sonucunda Urartulular Kimmer saldırılarından kurtulabilmişlerdi. Ayrıca, Kimmerlerin batıya doğru yönelmelerinde arkadan gelmekte olan Sakaların baskısının etkili olabileceği de düşünülebilir. Asur tarihinde Sargonidler devri denen MÖ 722-626 yılları arasındaki zamanda kudretli Asur krallarını daimî surette meşgul eden olaylardan birisi Kimmerlerin Anadolu’ya girerek kısa zamanda Asur sınırlarına ulaşmış olmalarıdır. Bu dönemin başlarında kral olan Sargon (MÖ 721-705) zamanında Asur Devleti çok güçlenmiş, Fırat’ın doğusunda Güneydoğu Anadolu coğrafyasından başka, bu hattın batısında Kargamış, Zincirli, Maraş, Malatya, Adana, Tarsus ve Kayseri bölgelerini de ele geçirmiştir. Kendisinden sonraki Kral Sanherib (MÖ 704-682) zamanında Tabal, Hilakku ve Kammanu eyaletleri kaybedilmiş, daha sonra kral olan Asarhaddon (MÖ 681-668) devrinde ise Asur’un Anadolu’daki gücü gittikçe azalmıştır.[11]

Kimmerlerin adından ilk defa Asarhaddon zamanında yani Asur Devleti’nin güç kaybettiği bir dönemde bahsedilmektedir. Kimmerlerin Asur’un kuzey sınırlarına inerek Asurlularla mücadeleye girişmiş oldukları anlaşılmaktadır. Asarhaddon zamanında Kimmerler Hilakku ile de ittifak yapmışlardır. Fakat Kimmerler tarafından buranın zapt edildiğine dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Que için bir Kimmer tehlikesi gerçekleştiyse ancak Hilakku’dan ve Kimmerler’in istilasından dolayı olmuştur. Fakat Asarhaddon, Kimmerleri olduğu gibi Hilakku’yu da mağlup etmiştir. Asarhaddon devrindeki durum Asurbanipal zamanında da devam etmiştir. Hilakku ve Tabal de onun devrinde bazan Kimmerler, bazan da kendisiyle birleşen güçlü ülkelerden yana olmuşlardır.[12]

Asurbanipal tahta geçer geçmez Kimmerlere karşı ilk savunma tedbirleri alınmıştır. Anadolu’da Asur Devleti’nin de içinde bulunduğu bir mukavemet cephesi oluşturulmuştur.[13] Buradan da Kimmerlerin gücünün ne kadar fazla olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü Kimmer tehlikesi büyük boyutlarda olmasaydı, Asur ve çevresinde bulunan diğer topluluklar ittifak etmek zorunda kalmazlardı. Asur ülkesine Kimmer saldırıları hakkında Asurbanipal zamanında önemli bilgiler verilmektedir. Bu malumata göre, Kimmerler kralları Tugdamme’nin önderliğinde büyük kalabalık hâlinde Asur sınırına ulaşmış ve orada karargâhlarını kurmuşlardır.[14]

Fakat Kimmer Kralı Tugdamme, Asurbanipal’in verdiği bilgiye göre, Asur sınırına saldırdığı sırada müthiş bir hastalıktan ölmüştür.[15] Kimmer baskısı daha fazla devam etmemiş ve onlar geri çekilmişlerdir. Fakat Asurbanipal zamanında Kimmerlerle Asurlular arasında bizzat Asurbanipal’in de katıldığı bir antlaşma yapılmıştır. Ön Asya hukuk anlayışına göre Asurluların Kimmerleri kendileriyle aynı seviyede gördükleri anlaşılmaktadır.[16] Asurluları Kimmerlerle anlaşma yapmaya Asurbanipal’in kardeşi Şamaş-şum-ukin’in Asur tahtı için isyan çıkarması ve Asur Devleti’nin bu sebepten güç kaybetmesi zorlamış olabilir.[17]

Fakat bu anlaşmadan sonrada Kimmerlerle Asurlular mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Kimmerler Asur üzerine ikinci kez saldırmışlardır.[18] Ancak, Kimmerlerin kendi aralarında olan mücadeleler de onların gücünü azaltmıştır. Yine de Asur sınır bölgesinde henüz sebebi bilinmeyen büyük bir bozgundan sonra Kimmer gücü birdenbire son bulmuştur. Şüphesiz, onların bu şekilde adı geçen bölgede güç kaybetmelerinde bazı göçlerin etkili olduğu düşünülebilir.[19]

Özellikle, Kilikya’ya kadar inerek Tarsus ve Anhiale şehirlerini zapt eden Kimmerlerin Akdeniz’e kadar uzandıklarını ve orada İskitler tarafından dağıtıldıklarını düşünmek mümkündür.[20] Bazı bilim adamlarının bu görüşü kabul etmemelerine rağmen özellikle Asur kaynaklarında İskitlerin adlarının geçmesi ve onların da Asur sınırına dayanmış olduğu hesaba katıldığında Kimmerlerin batıya doğru itilmelerinde ve zarar görmelerinde etkilerinin olması ihtimalinin de göz ardı edilmemesi gereğini düşünüyoruz. Kimmerlerin MÖ VII. yüzyılın başlarında Asur sınırına indikleri düşünülürse onların MÖ VII. yüzyılın son çeyreğinin başlarına yani aşağı yukarı kralları Tugdamme’nin ölümüne kadar Asurluları uğraştırmış oldukları anlaşılır. Asurluların hem çevre toplulukları ile ittifak kurma zorunda kalmaları hem de Kimmerlerle anlaşma yapmaları, o dönemde Ön Asya dünyasında güçlü bir devlete sahip olmalarına rağmen, Kimmerler tarafından ne kadar uğraştırıldıkları gerçeğini ortaya çıkarır. Kimmerler Urartu Devleti sınırlarından içeriye girdikten sonra Asur sınırına kadar ulaşmış, yukarıda da belirttiğimiz üzere, onları MÖ VII. yüzyılın başlarından itibaren MÖ VII. yüzyılın dördüncü çeyreğinin başlarına kadar uğraştırmışlardır. Kimmerler kısa bir sürede Orta Anadolu’ya doğru da yayılmaya başlamışlardır. Anadolu’da Kummuh, Meliddu, Tabal, doğuda Şupria’ya (Diyarbakır) ve batıda Hubuşna (Konya Ereğlisi)’ya kadar yayılmışlardır. Kimmerler aynı zamanda MÖ VII. yüzyılın başlarında Kızılırmak’a kadar ulaşmışlardır.[21]

Kimmerler, MÖ 676 yılında Frig egemenliğindeki toprakları istila ederek başkentleri Gordion’u ele geçirmişlerdir. En görkemli çağını yaşayan Frig Devleti’nin Kimmerler tarafından ortadan kaldırılışı istila hâlinde vuku bulan Kimmer göçünün ne kadar etkili olduğunu açık bir şeklide göstermektedir.[22] Kimmer-Frig mücadelesiyle ilgili herhangi bir yazılı belge yoktur. Gordion kazılarından anlaşılacağı üzere, kentin acımasızca tahrip edildiğini gösteren kanıtlar elde edilmiştir. MÖ VII. yüzyılın ilk çeyreği içinde Kimmerlerin akınlarına karşı direnemeyen Frig Devleti çökmüştür. Friglerin başkenti olan Gordion’da yaşayan halk evlerindeki eşyalarını bile kurtaramadan kentlerini terk etmek zorunda kalmışlardır.[23]

Her ne kadar belirli bir süre Frigler tekrar Gordion’a yerleşmişse de devlet, Kimmer akınları sonucunda tarih sahnesinden silinmiştir. Kısa bir zaman içinde Anadolu içlerine kadar yayılan Kimmerler, Frig Devleti’ne son verdikten sonra, batıya doğru yönelip Lidya sınırlarına dayanmışlardır. Kimmerlerin bazı boyları Paphlagonia üzerinden Karadeniz sahillerine ulaşmışlardır. Miletos’un güçlü kolonisi Sinope (Sinop) tahrip edilmiş ve bu yöreye yerleşilmiştir. Kimmerler Karadeniz bölgesinde, doğuda Trapezus (Trabzon)’a, batıda ise Herakleia Pontika (Karadeniz Ereğlisi)’ya kadar yayılmışlardır.[24]

Lidyalılar kendi bölgelerine Kimmerlerin ulaştığını görünce telaşa kapılmışlardır. Hatta onlar Asurlulardan yardım istemek zorunda kalmışlardır. Asurbanipal zamanından kalmış belgelerde Lidya Kralı Guggu’nun (Gyges) Ninive’ye yardım istemek maksadıyla elçiler gönderdiğinden bahsedilmektedir.[25]

Bu diplomatik temaslar sürerken Kimmerler Lidya’ya saldırmışlardır (MÖ 567). Sardes’ten uzak bir ovada yapılan savaşı Gyges’in ordusu sürpriz bir şekilde kazanmıştır. Ancak, MÖ 646/45 yıllarına doğru Kimmerler, büyük kitleler hâlinde ve çok ani bir biçimde Lidya’ya ikinci bir saldırı düzenlemişlerdir. Lidya Kralı Gyges’in ölümüyle sonuçlanan savaştan sonra Kimmerler, Lidya’nın başkenti Sardes’e ulaşmışlardır. Ovadan çok yükseğe sarp bir kayalık üzerine kurulmuş olan akropolü ele geçirememelerine rağmen, aşağı kente girerek burayı yağmalamışlardır. Sardes’i yakıp yıkan göçebeler burada durmayarak hızla geri dönmüşler, bir kısmı ise kuzeybatıya doğru yönelerek Adramyteion (Edremit) yakınlarındaki Antandros kenti çevresine yerleşmişlerdir.[26]

Güçlü Lidya Kralı Alyattes MÖ VI. yüzyılın başlarında kuzeydeki Bitinya bölgesi üzerine sefere çıkmıştır. Lidya’nın kuzeyinde Antandros yöresinde yerleşmiş olan Kimmer boyları üzerine yürüyerek onları Kızılırmak’ın doğu yakasındaki Kapadokya bölgesine sürmüştür. Böylece, bütün Batı Anadolu’yu son Kimmer kalıntılarından temizlemiştir.[27]

Kimmerler aşağı yukarı MÖ 657 yıllarından MÖ VI. yüzyılın başlarına kadar başta Lidyalılar olmak üzere diğer topluluklar için Batı Anadolu’da tehdit unsuru olmuşlardır. Onların Anadolu’nun dört bir tarafına yayılmalarına rağmen Batı Anadolu’da bile büyük bir güç olarak ortaya çıkmaları ve güçlü devletlere karşı başarılı mücadele vermeleri kayda değer bir gelişme olarak düşünülmelidir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ