SAHA YERİ ve SAHA TÜRKLERİ

Saadettin GÖMEÇ

Yazarın şu ana kadar yazılmış 107 makalesi bulunuyor.

Saadettin_Gomec032

1- Saha Türklerinin Adı

Bugünkü “Yakut” kelimesi Evenk (Mançu-Tunguz kavmi) dilin­den gelmektedir. Evenkiler, Saha Türklerine “Eko” derlerdi, Ruslar, Saha Türklerine ait ilk bilgileri onlardan almışlar ve “e” sesini “ya” sesine çevirip, “ut” son ekini ekleyip, Sa-ha Türklerine Yakut diye ad vermişlerdi. Ancak bu ad hiçbir zaman Saha Türkçesine yerleşmemiştir.

Daha 1924 yılında Saha bilim adamı Ksenofontov Cumhuriyeti­mizin Anayasa komisyonuna Yakut ve Yakütya kelimelerinin yerine “Saha” ve Sahastan” kelimelerinin kullanılmasını teklif etmiş ve Ya­kut kelimesinin Türkçe olmadığını da kaydetmişti. Maalesef bu iş o zamanlar bitirilmemişti. 1928 senesinde Komünist Partisi Merkez Komitesi aldığı bir kararla Cumhuriyetimizde ağır bir baskıya başla­mıştı. Halbuki bu zamanda birçok halk kendi tarihî adlarını almışlardı.

1930 larda Sovyetler Birliğinin yeni anayasası hazırlandığı zaman Saha Türkleri için yeni bir ümit doğmuştu. 1936 yılında Saha Türkle­rinin tarihî adlarını almaları için devlet komisyonu çalışmalara başla­mıştı. Maalesef bu teşebbüse de kanh bir şekilde son verildi. Bundan sonra da kimse böyle bir konuyu açmaya cesaret edemedi.

Bütün eski Sovyetler Birliğinde “Glostnost” ve “Prestroyka politikaları ile esen bağımsızlık rüzgarları Saha Sire’ye kadar ulaştı. 27 Eylül 1990 da Saha Özerk Cumhuriyeti devlet egemenliğini ilan etti. Cumhuriyetimizin adı “Yakut-Saha Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti” olmuştu. Ama bu da bugünkü realiteye ters düşmektedir. 20 aralık 1991 ülkemizde cumhurbaşkanı seçimi gerçekleşti. Bu yeni cumhuri­yetimizin ilk cumhurbaşkanının birinci kararı cumhuriyetimize kendi tarihî adını koymak oldu. 27 Aralık 1991 den itibaren cumhuriyetimi­zin adı “Saha Cumhuriyeti” oldu ve “Yakutya” kelimesi ise yalnız parentez içinde verilmektedir. Böylece tarihî hakikâtlar yerini bulmaktadır.

2- Saha Yeri Arkeolojisi

Aşağı paleolitten (Taş devrinin ilk zamanı) bugüne kadar Saha Yeri’nde arkeolojik medeniyetlere tesadüf edilmektedir: Diring-Ür­yah, Dyuktay, Sumvagin, Silah, Belkaçi, Jmıyahtah, Ust-Mil ve Kulun-Atah (Saha medeniyeti); Burada en zayıf olarak incelenen arkeolojik medeniyetler Tunç devri ve İlk Demir çağının kompleksleridir. Bu husüstâ şunu belirtmek gerekir ki, Tunç ve İlk Demir çağının izleri Saha Yeri tarihî arkeolojisi için çok önemlidir. Çünkü bu dönemlerde bugün­kü yerli kuzey halklarının biçimlenmesi başlamıştır.

Bu arkeolojik medeniyetlerin arasında Diring-Üryah medeniyeti, olabilir’ki, dünyada bilinen en eski arkeolojik medeniyettir.

1982 de Saha arkeologları, Dr. Maçanov’un başkanlığında, Lena Nehri’nin sağ kıyısında Diring-Üryah arkeolojik eseri bulunmuştur. Bu kalıntının yaşı 2,8-3,2 milyon yıl öncesine kadar inmektedir. Bura­da, çeşitli eşyalara rastlanmıştır. Bu da demektir ki, Diring-Üryah arkeolojik malzemeleri bütün Avrasya’daki insan gelişiminin en eski devrine aittir. Bu durumda Dr. Maçanov ünlü Alman bilim adamı Moris Vagner’in unutulmuş olan hipotezini desteklemektedir. Vagner’e göre en eski insanın kökeni ve onun medeniyeti tam soğuk kuşakta­dır. Zaten arkeolojik ve diğer buluntular çok az olduğu için, bu güne kadar en eski insanın vatanının neresi olduğu kesin olarak bilinmiyordu. Bu konuda çeşitli görüşler mevcuttur. Dr. Maçanov’a göre ise, bu va­tan son 5-10 milyon yıl için de kesin olarak soğumuş, ama buzlanma­mış dünya bölgelerinde bulunabilirdi. Muhtemeldir ki, ilk önce bu merkez Asya (Kazakistan, Moğolistan, Kuzey Çin) ve Orta Sibirya plâtosudur. Diring-Üryah ise bu plâtonun güneydoğusunda bulunu­yordu.

Vagner’e gelince bu bilim adamı, taş aletlerin önemini vurgulaya­rak insanın tekâmülü için kış, soğuk, kar ve bunlara bağlı olarak açlık faktörünün etkili olduğunu iddia eder. Soğuk hava koşulları insanın zekasının gelişmesinde de etkili olmuştur. Gerçekten bu durum insanı çalışmaya şevketti. Bu çok doğrudur. Ancak insanın niçin çalışmaya başladığına dair çeşitli hipotezler vardır.

Böylece insanın tekâmül tarihinin fevkâlade bir şekilde atlaması özel soğuk koşullar altında olmalıydı. Bu şartların Diring-Üiyah böl­gesinde var olduğu düşünülmektedir.

Dr. Maçanov’a göre, Diring-Üryah insanının bu soğuk iklim altında yaşamak için zihnî yeteneği gelişmiş idi. O evi, ateşi, giyimi ve tıbbî bitkileri biliyordu. Aksi takdirde hayatta kalmak ve neslini devam ettirmek şansı yoktu.

Saha Yerinde, Diring-Üryah gibi aşağı paleolitik devre ait 10 dan fazla anıt vardır. Maalesef bu güne kadar Diring-Üryah insanının ke­miklerine rastlanılmamıştır. Bilindiği gibi bu zaman zarfında Afrika, Asya ve Avrupa’da pitekantroplar yaşamışlardı. Muhtemeldir ki on­lar Saha Yerinde de yaşamışlardır.

Netice olarak, Saha Yerinde eski insan ilk olarak paleolit devrede ikamet etmiştir. Bu hadise 2,8-3,2 milyon yıl önce meydana gelmiştir. Bu andan itibaren ilk insan Saha Yerinde daimi olarak yaşamış, hiç­bir yere gitmemiş ve yalnız, olabilir ki, Asya’dan Kuzey Amerika’ya geçmiştir.

3- Saha Türklerinin Menşei Problemi

Saha Türklerinin etnik oluşumuna çeşitli kavimlerin dahil olduğu yolunda görüşler mevcuttur. Bunlar arasında Hint-İran dilli halklar da sayılmıştır. Fakat Saha Türklerinin asıl etnik temelini iki büyük Türk grubu oluşturmuştur: 1. grubu eski Tölös aşiretleri ve bunların içinde de özellikle Uygurların yeri büyüktür, ki Saha Türklerinin ataları olan Kurıkanlar bir Tölös boyudur. 2. grubu ise Kıpçak boyları oluştur­maktadır.

Saha Türklerinin antropolojik tipi iki kısma ayrılmaktadır.

  1. Moğol aşiretlerinin etkisine maruz kalmış çok kuvvetli Orta Asya tipi,
  2. Eski Avrupa fonetik fonlu Güney Sibirya antropolojik tipi. Umumî olarak, Saha Türklerinin etnik oluşumu Orta Lena havzasında 17. asırdan önce biçimlenmiştir.

Halbuki, bugüne kadar Saha Türklerinin eski tarihi ve etnik köke­nini tam olarak bilmiyoruz. Bu konu hakkında birtakım hipotezler vardır. Sahalar güney Türkleridir; kuzeye Altay-Sayan, Orta Asya-Baykal yanından gelip Orta Lena havzasında Saha halkını meydana getirmişlerdir.

Bundan başka Kostantinov, Zekov ve Gogolev gibi Saha bilim adamlarının ana fikrine göre, Saha Türklerinin etnik menşeinde beş dönem vardır:

1.Dönem: Eski Türk dönemi (Kurıkanlardan önce). Bu dönem İskit (veya İskit-Saka) ve Hunlar devirlerinden ibarettir. M.Ö. 7. y. yıl­dan m.s. 4. y. yıla kadar.

Bu demir çağı zarfında Güney Sibirya ve Orta Asya’da son devletler kurulur, gelişir ve yayılır. Tarihe en önemli izleri bırakmış devletle­rin arasında Kök Türk Kağanlığı (m.s. 6-8. y.y.), Eski Uygur Kağanlığı (m.s. 8-9. y.y.), Kimekler (m.s. 9-11. y.y.), Eski Hakaslar (m.s. 6-13. y.y.) ve Eski Moğol İmparatorluğu (13-14. y.y.) vardır. İlk demir çağı başında Wu-sun, Yüeçi, Tingling (Tölös) ve Hunlar aşiret birliklerini kurmuşlardır. Bunlardan hangileri Saha Türklerinin etnik oluşumuna katılmışlardı?

Muhtemeldir ki, Yüeçilerin bir kısmı Sahaların eski atalarının meydana gelişinde etkili olmuşlardır. Yüeçiler Pazırık ve Uyuk arkeolojik medeniyetinin taşıyıcıları idi. Dillerinde Türkçe kelimelerin olduğu bilinmektedir. Saha Türkleri ve Yüeçiler arasında bilhassa ölü gömme törenlerinde, mesken ve sanat unsurlarında sıkı bir paralellik kurulabilir. M.Ö. 2. y.y. da Hunlar tarafından yok edildikten sonra Yüeçilerin bir kısmı Baykal yakınlarına çekilip, Saha Türklerinin etnik oluşumuna katılmış olabilirler.

M.Ö. 2. y. yılda,Hunlar Tingling ve Kırkızları fethedip, Kırkızları Baykal yakınındaki Tingling topraklarına göç ettirmişlerdi. Kırkızlar bugünkü Hakasların ataları ve eski Türk göçebeleri idiler. Tinglingler etnik kökeni bilinmeyen ve gök gözlü Avrupaid bir halktır ve Yenisey ile Minusinsk bozkırlarında yerleşik idiler. Bu iki halk karışımının neticesinde Taştık arkeolojik medeniyetinin taşıyıcıları ortaya çıkmış­tır. Bunların Saha Türklerinin etnik oluşumuna katılması çok müm­kündür. Saha maddî kültürünün unsurları bunu tasdik ederler.

Şunu belirtmek lazımdır ki, eski Türkler etnik bakımdan homojen değildiler. Bunların arasında Altay Türkleri, Yenisey Kırkızları, Uy­gur, Kıpçak, Kurıkan, Kanglı-Peçenekler vesaireler de vardır.

Bugünkü bilim adamlarının bir kısmı Saha Türklerinin atalarının Tölös aşiretleri olduğunu söylemektedirler. Tölös aşiretlerinin temelini Uygurlar teşkil etmekteydiler. 630 senesinde Tölös Kağanlığı (veya Tokuz Oğuz) kurulmuş ve 682 yılında II. Türk Kağanlığı tarafından yok edilmişti. Fakat 745 senesinden 840 yılına kadar tekrar Uygurlar iktidara geçmişlerdir. Meselenin asıl dikkati çeken tarafı şu ki; Saha Türkçesinde Uygur terimi yoktur.

Saha Türkçesinde kagalas veya kanglı terimi vardır. Bundan baş­ka Saha Türkleri ile Kıpçaklar arasında çök yakın maddî ve etnografik benzerlikler mevcuttur. Bu aradaki etnik ilişkilerin Hakaslardan (veya Yenisey Kırkızları) geçtiği sanılmaktadır.

2. Dönem: Kurıkan Dönemi. Bu devir 6 ve 10. yüzyıllar arasıdır.

Saha bilim adamlarının büyük bir kısmı Saha Türklerinin köke­nini Baykal yanındaki Kurıkanlara bağlamaktadırlar. Kurıkanların biçimlenmesine yerli Tunguz aşiretleri, karo mezar kültürünün ve Taş­tık medeniyetinin taşıyıcılarının torunları (veya Yenisey Kırkızları) etkide bulunmuşlardır. Bundan başka Tölös aşiretleri ve Hunların bir kısmı da bu teşekküle katılmışlardır. Kurıkanlar Orkun tunik yazısını biliyorlardı; Çin kaynaklama göre Kurıkanlar 5000 süvari çıkarabilen oldukça büyük ve bağımsız bir halktı. Kurıkanların adı üç kelimeden ibarettir: Uç-kurı-kan. Bunların üç aşiret birliğini ifade etmesi muhte­meldir. Türkler -karo mezar kültürü taşıyıcılan- Moğollar ve Evenkiler. Ama bu sadece bir hipotezdir.

840 senesinde Yenisey Kırkızları, Uygur kağanlığını yok etmişler­dir. Kızlasov’a göre o zaman, Baykal kıyılama aristokrat Kırkız soyu­nun başında Hakasların bir kısmı da gelmişti.

3. Dönem: Moğol dönemi. Bu dönem 10. y.y. dan 11. y.yıla kadar­dır. Moğol aşiretleri Baykal kıyılarına gelip, eski Sahalarla çeşitli te­maslarda bulunmuşlardı. Bunun neticesi olarak, Saha Türklerinin ge­lecekteki etnik, dil ve antropolojik özellikleri biçimlenmiştir.

4. Dönem: Eski Saha Dönemi. Bu dönem 12. y.yıldan 16. y.yıla kadar sürer. Bu göç zamanıdır. Moğol başbuğu Çingiz Han Altay-Sayan ve Baykal çevresindeki birçok halkı fethetmişti. Sahalar kuzeye, Orta Lena havzasına çekilmişlerdi. Saha bilim adamı Gogolev’e göre bu dönemin adı Kırkız ötöh veya kulun-atah arkeolojik devresidir.

5. Dönem: Geç Saha Dönemi. Bu dönem 15. y. yıldan 16. y.yıla kadardır. Bu devre tamamen Saha yerindeki Orta Lena havzasında cereyan etmiştir. Baykal kıyılarındaki eski Sahaların büyük çoğunluğu bu yeni vatana gelip, 17 y.yıldan önce Saha Türklerini oluşturmuştu.

Son olarak, bazı tarihî eserlerde Saha Türkleri Uranhay-Sahalar diye, adlandırılırlar. Bu adı Viluy Nehrinde yurt tutmuş ve Tunguzlar ile karışmış Saha Türkleri taşımaktadırlar. Mançurya’da Uranhay adlı bir Tunguz aşireti var idi. Moğollar ise bütün kuzeydeki orman halkla­rına uranhay diye umumî bir ad vermişlerdi.

4. Saha Türklerinin Maddi Kültürlerinin Temelleri

Saha Türkleri sekiz yüzyıldan fazla komşu halklardan izole olup, Asya’nın en kuzey ve soğuk ucunda yaşıyorlardı. Tabi ki Saha Türklerinin maddî kültürleri devamlı bir durgunluğa girmişti. Bütün eski Türk ekonomik sistemlerini kuzeyin soğuk koşullarına uyarlamak zo­rundaydılar.

Ama buna rağmen Saha Türklerinin maddî kültürlerinde İskitlerden Türklere kadar en eski ve çeşitli bakiyeleri görmek mümkündür.

Saha Türklerinin maddî kültürlerinin kökleri Güney Sibirya ve Orta Asya göçebelerinin bölgesel kültürlerine inmektedir. Bu İskit-Sibirya kültür birliği zamanına aittir. Bilim adamları çoktan beri İskit-Sibirya kültürünün ve eski Tûrklerin kültürü arasında çok sıkı bir münasebetin olduğuna işaret ederler. Bu silsile eski Tûrklerin ve onlarla bağlı bugünkü Sibirya Türk topluluklarının maddî kültürlerini ve eko­nomisini de meydana çıkarıyordu. Saha Türklerinin maddî kültürleri bunun en açık örneğidir.

Mesela, M.Ö. 1. y. yılda Altay Dağlarında ünlü Pazırık medeniye­ti gelişmişti. Bu durumda., meşhur Alman etnografyacısı Yohanzen 1950 senesinde şöyle yazmıştı: “Bugünkü Türk topluluklarının ara­sında yalnız Saha Türkleri kendi bezek (süsleme) sanatında Pazırık motiflerini tekrarlıyorlar”.           .

Maddî kültür açısından İskitlerle olan benzerlikler:

  • Hayvancılığa dair unsurlar (kısrakların sağılması için kemik boru).
  • Kadın küpeleri ve kolyeler
  • Hafif deri ayakkabılar
  • Sanatta vahşi hayvan sitilinin etkisi
  • Ölü gömme törenleri (bilhassa at ile gömme)

Hunlar ile olan benzerlikler:

  • Ölü gömme törenleri
  • Meskenlerin iç ve dış yapısı

Eski Türkler ile bilhassa Kıpçak ve Kurıkanlarla olan benzerlikler çok önemlidir. Saha Türkleri eski Türk giyim-kuşamını bugüne ka­dar muhafaza etmişlerdir. Mesela; boynuzlu Şapkalar, üç uzun turna tüylü sorguçlu kadın şapkası, kuşaklar vs.

Muhtemeldir ki, bütün bu maddî kültür unsurlarıyla eski Türk giyim-kuşamı canlandırılabilir. Eski Türk kültürünün özel bir müzesi de kurulabilir. Çünkü bilinmektedir ki, Türk kültürü dünya uygarlık tarihinin çok önemli bir kısmım teşkil etmektedir.

5. Olonho

Olonho Saha Türklerinin kahramanlık destanı ve sözlü halk edebiyatının zirvesidir.

Bugün Saha Cumhuriyetinde Olonhoların toplanmasının birinci devresi bitmiştir. Olonhoların 150 tam metni ve 80 den fazla kısa öze­ti toplanmıştır. İkinci devrenin yayınlanma devri- neticeleri şöyledir: Olonhoların 17 tam metni, 28 kısa özeti ve 21 küçük parçası basıldı. Bunların büyük ekseriyeti Ekim ihtilalinden önce hazırlanmıştı. Üçüncü devresi-teorik inceleme-Sovyetler zamanında incelenmeye başlamıştır.

Olonhoların hangi tarihî devreye ait oldukları konusunda kargaşa vardır. Ama bu problemler Güney Sibirya ve Moğolistan’daki eski göçebelerin İçtimaî hayatlarının tedkik edilmelerine bağlıdır. Saha Türklerinin ataları -Kurıkanlar- milattan sonra 1. y.yılın ortasında dahi top­lumsal ilişkiler konusunda gayet düzenli idiler. Köl Tigin kitabesinde iki defa anılmışlardır.

Saha bilim adamı Nikiforov diyor ki: “Saha Türklerinde sınıflar olduğu doğru değildir. Mesela Saha bilim adamı Ksenofontov tanın­mış Eleyada adlı eserinde destan kahramanı Eley’i Çar oğlu olarak anmıştı. Ayrıca o bu tabirden ötürü suçlanıp 1937 de hapse atılmıştı.

Eski Türk Orkun yazısı hakkında Olonholarda sık sık bahis var­dır. Arkeologlar bu eski Türk yazısının Orta Lena havzasında bulun­duğunu teyit etmektedirler. Enteresan birşeydir ki, Olonholar en çok budizm terimlerini ihtiva etmektedir.

Olonholar Saha Türklerinin eski hayatlarının ansiklopedisidir.

6. Saha Türkçesi

Saha Türkçesi, Saha Cumhuriyetinin devlet dilidir. Eski Çin vakanüvisleri Kurıkan dilinin Kırkız diline akraba olduğunu işaret ederek, bunların arasında da büyük farklılıklar olduğunu kaydeder­lerdi. Kurıkanlar ve onların dili hakkında Arap ve Çin tarihlerinde kayıtlar vardır.

Saha Türkçesi Türk dillerinin Uygur-Oguz grubuna aittir. Gra­mer yapısı Türk gramerine uygundur. Prof. Ubryatova’ya göre bugün­kü Türk dillerinden ençok Türkiye Türkçesine yakındır.

Saha Türkçesinin kelime hâzinesinin üçte biri Moğolcadır. 17. asırdan itibaren Rusça kelimeler girmeğe başlamıştır. 19. asırda bir dizi Avrupalı ve Rus Türkolog Saha Türkçesini incelemiştir. Bu dönemde birçok folklor malzemesi, resmî emirler vesaire Saha Türkçesi ile neşredilmiştir. 1848 de Saha Türkçesi ile yazılı ilk eser çıktı. Bu Uvarovskiy’in Ahtılar (Hatıralar) adlı eseridir.

1917 de Saha bilim adamı Novgorodov ilk Saha alfabesini (Suruk-biçik) hazırlamıştı. 1922 yılında bu alfabe resmen ortaya çıkarılmış ve bunun milletlerarası fonetik transkripsiyonuna uygun olduğu iddia edilmiştir. 1924 de Saha, alfabesi daha da geliştirilmiş ve nihayet 1929 senesinde Latin alfabesi esası üzerinde yeni bir Türkçe alfabe hazırlan­mıştı. 1939 da bu yeni Türk alfabesinin yerine Rus alfabesi esas tutu­larak kirile geçilmiştir.

Saha Türkçesinin İlmî araştırması 19. yüzyılın ortalarında sistem­li olarak başlamıştır. Mesela, 1851 de St. Petersburg Akademisi üyesi Betling’in Yakutların Dili Adlı eseri Almanca olarak basılmıştı.

Sovyet döneminde anadilin İlmî problemleri ile bir kısım millî ilim adamı ve uzmanlar uğraşmıştır. 1935 de Saha Yeri’nde özel Dil ve Kültür Enstitüsü kuruldu. Bugün Saha bilim adamları eskiye nazaran daha verimli olarak çalışmaktadırlar. Saha edebiyatı dilinin grameri, Saha dili yazım kılavuzu bitirilmiştir. Şimdi de Saha Türkçesi sözlüğü hazırlanmaktadır.

Cumhuriyette devlet egemenliği ilan edildikten sonra, Ana dilin ana fikri hazırlandı. Buna göre Saha Türkçesi Rus dili gibi, devlet dili olduğu için bütün okul kitapları Saha Türkçesine çevrilmelidir. Bu ko­nuda Saha Türkçesinde oldukça zor bir terminoloji meselesi vardır. Bazı Saha dil alimleri bu gibi problemleri halletmek için Türkiye’de Atatürk’ün başlatmış olduğu dil inkılâbını örnek almak istemektedirler. 1929 yılına kadar Latin alfabesini kullanmış olan Saha Türklerinin bugün de bu alfabeye dönmeleri gerekmektedir, çünkü bütün Türk dünyasının ortak alfabesi olma durumundaki alfabe latindir. Ayrıca Saha Türkçesinde bulunan özel seslerin ifadesi için yeni harflerin ek­lenmesi de daha kolay olacaktır,

Dünyadaki Türk topluluklarının birbirleri ile İlmî ve kültürel alan­larda bağlarını geliştirmek ve kuvvetlendirmek için de ortak bir alfa­beye ihtiyaç vardır.

7. Kut Sür

Türk toplulukları arasında yalnız Saha Türkleri eski Türk dini (Gök Tanrı Dini; Saha Türkçesi Kut Sür) sistemini ve Şamanizmin esaslarını ve adetlerini bugüne kadar getirmişlerdir.

Kut-Sür çok ilginç önemli ve bu arada çok karmaşık bir din siste­midir. Kut-Sür hakkındaki bilgiler Şamanizm problemlerinin çözümlenmesinde yardımcı olacaktır.

Saha bilim adamları ve bilhassa Kut-Sür adlı ilmi cemiyet devamlı ve verimli bir şekilde bu eski Türk dininin üzerinde çalışmaktadır. Bun­ların çabaları sayesinde bugün bir Tanrı öğretisi meydana getirilmiştir. Kut (Türkçe can) hayatta kalmanın gücüdür. Kişide üç kut bulunmak­tadır: Anne-Kut, Toprak-Kut ve Hava-Kut. Anne-Kut’u yalnız Ak Tan­rı verir ve bu kut insanın gen informasyonunu taşır. Toprak Kut kişi bedenini taşır. Hava-Kut kişinin isteklerini ve arzusunu gösterir. Bu üç kutun da insan bedenindeki yeri ayrıdır. Sür (Türkçe enerji) genel olarak hayatı sağlayan güçtür. Sür bu üç kutun durumuna bağlıdır. Sür kısaca insan enerjisidir.

Kutlara bağlı olarak gölge denilen bir anlayış vardır. Bu gölge kişi kutlarının etkilerini gösterir. Kutlar ve Tanrılar arasında bir bağ bulunmaktadır. Tanrılar kutlara hayatta olma gücünü gönderir, dai­mi olarak terbiye eder ve insanın iç tabiatının temiz olmasını sağlarlar.

Gök yüzünün dokuzuncu katında baş Tanrı-Ak Tanrı- yaşar. Bu Tanrı bütün dünyayı yaratandır. Gök yüzünün sekizinci katında yaşayan tanrılar bunun çocuklarıdır.

Gök yüzünün sekizinci katında Odun-Tanrı ve Çmgıs-Tanrı ya­şarlar. Bu tanrılar dünyanın değişmeyen kanunlarını canlandıranlardır.

Gök yüzünün yedinci katinda üç ulu tanrı (Cılha, Tanha, Bilge) yaşarlar. Bütün canlıların hükmünü taşırlar.

Gök yüzünün altıncı katında Sün-Cahın Tanrı veya Gök gürültü­sü tanrısı yaşar. Bu tanrının vasıtasıyla tabiat kendi gücünü gösterir.

Gök yüzünün beşinci katında Ulu Sorun Tanrı yaşar. Bu tanrı kişiye Sür’ü ve üç mesleği verir: Demircilik, dillere kabiliyet ve şamanizm.

Gök yüzünün dördüncü katında Hotoy Tanrı yaşar. Bu tanrı ik­tidar tanrısıdır.

Gök yüzünün üçüncü katında Cöhögöy Tanrı yaşar; Bu Tanrı Saha Türklerinin tanrısıdır ve ilerlemeyi sağlar.

Gök yüzünün ikinci katında Iyehsit Tanrı yaşar. Bu tanrı kişinin merhametli, sevimli ve himayeci olmasını sağlar.

Gök yüzünün birinci katinda Ayıhsıt Tanrı yaşar. Bu sevgi ve sanat tanrısıdır.

Bu tanrıların sayesinde Tanrı öğretisi teşekkül ettirilmiş ve bunlar dokuz madde halinde düzenlenmiştir. Bu sistemi takip eden kişi tanrı yolundan gider ve tanrılar ile daimi ilişkileri olur. Kişi tanrı yolundan ayrılırsa günah işlemiş olur. Tanrılar böyle kişiden yüzünü çevirirler, Kut-Sür’ü vermez olurlar.

Tanrıların yerdeki yardımcılarının adı İşi (Türkçe ruh) dir. İşilerin sayısı çok olmakla beraber hepsi bir tanrı ile bağlantılıdır. Dünya Işi’nin adı An Alahşın, Orman İşi Bayanay, Su îşi Ukun, Yol İşi Artık, Ev İşi Çerde Bahsılına vesaire. İşilere tanrılar gibi hassasiyet gösterilmelidir, aksi takdirde tanrılar insandan yüz çevirirler.

Kişiye doğrudan doğruya bağlı olan işiler de vardır. Mesela Serken Sehen İşi-Bilgelik İşi, Göz İşi, Dil İşi vesaire.

Saha Türkleri şeytana Abası demektedirler. Abasının etkileri bilinmez ve görünmez. Abası kut’un içerisine girdiği zaman onu yer veya kut çalınmış olur. Kişi öldükten sonra Abasıh kut uçup bulut olur ve Abası ise yaratıcı güce çevrilir.

Hava kutu yiyen veya salan Abasılar yukarıda yaşarlar. Bazan bunlara güney veya batı hava sakinleri derler. Bu Abasılar; insan zihnindeki çeşitli hastalıkların köküdür. Bunların sayısı dokuzdur. Tanrılar Hava kutu koruyamadıkları takdirde. Abasılar ona girebilirler. Bu ise yalnız insan tanrı yolundan ayrıldığı zaman vukubulur. Bu Abasılardan korunmak ve tanrı yolunda gitmenin dokuz maddelik bir hareket tarzı vardır.

Toprak kutu yiyen Abasılar kuzey veya batıda, bazıları ise Aşağı dünyada yaşarlar. Bunlar insan vücudundaki hastalıkların sebebidir. Bunların sayısı da dokuzdur.

Saha Türkleri Abasılara Kir de derler. Kir’in manası çok geniştir. Kirden korunmak için dört kaide vardır.

Saha Türkleri, insanın durumu tabiata sıkı sıkıya bağlı olduğu için ona boşluk çocuğu derler. Tabiatın durumunu üç ağaç gösterir: Kutsal ağaç, dallı budaklı ağaç ve kurbanlık ağaç.

Anne kutu yiyen veya çalan Abasılar Aşağı dünyada yaşarlar. Çalınmış kutlar her zaman ölüm suyunda yatarlar ve daima orta dün­yaya çıkmaya çalışırlar. Tanrı güçleri (şamanlar) suya bend kurup bu­nu engellemeye çalışırlar, aksi takdirde bütün canlılar ölür. Anne kut, Tanrı gücüne ve Abası gücüne çevirilebilir.

Tanrı öğretisinin son umdeleri şunlardır:

  1. Fikrin sağlam olsun
  2. Vücudun sağlam olsun
  3. Bu halde, Anne kutun sağlam olur

Tanrı yolunu takip etmek için kişi her zaman fikirlerini terbiye etmelidir. Bundan dolayı Saha Türkleri arasında birçok adet ortaya çıkmıştır. Bunları takip etmek tanrı yolundan gitmeye yardımcı olur, insanı Abasılardan korur. Bunlara dayanarak insanın gündelik hareket tarzları ortaya çıkmıştır.

8. Şamanizm

Şamanizm bir din değildir. Bu, inanç, adet ve örftür. Kut-Sür’e göre gökyüzünün beşinci katında yaşayan Ulu Sorun Tanrı (Meslek Tanrısı) yalnız meslekleri kişiye verir. Saha Türklerinin hayatında gö­rülmektedir ki, Şamanizm ne kadar yayılırsa, yayılsın eski Kut-Sür’e (Gök Tanrı Dini) dokunamamıştır. Onun fonksiyonu çok geniş kap­samlı değildir. Saha Türklerinin birçok tören ve adetlerinde şamana iş düşmez. Ama şamanizmin ruh alemine bürünme kabiliyeti en yük­sektir. Buna göre, açıkça söylemek lazımdır ki, Şamanizm Tanrı öğre­tisinin gücünü istismar edip, bütün bir ruh alemini belirli bir kadro (oyun veya udagan) içine almayı başararak, adeta bir din sağlamlığı kazanmıştır. Onu şimdi Saha Türklerinin zihinlerinden çıkarmak he­men hemen imkansız görünmektedir. Bugünkü Türk toplulukları ara­sında sadece Sahalar Şamanizmin esaslarını bugüne kadar yaşatmış­lardır. Saha Yeri’nde şamanizm tam bir meslek haline gelmiştir ki, bunu icra edenlere de şaman denmektedir.

Şamanizm, Saha tabiat felsefesi ile irtibatlıdır. Bu felsefe madde, enfermasyon ve intellek gibi felsefe anlayışlarının uygun Toprak kut, Hava kut ve Anne kut gibi dünya anlayışlarından ibarettir. Şu halde kut umumî dünya tözüdür. Türklerin evreni kozmogonik görmesi Or­todoks dinlerinden uzak ve tabiat bilgilerine daha yakındır. Bu da Saha Türklerinin sonraki dünya dinlerine tabi olmamalarını sağlamış ve bugünkü Saha Yeri’ni ebedi vatan yapmaya yardım etmiştir. Şama­nizm Saha Türklerinin hayatında çok önemli bir rol oynamış ve oyna­maya da devam etmektedir.

Şimdiki Saha Şamanizmi oluşmuş tören, animist tasavvur, mitolo­ji ve halk tıbbının ilk belirtilerinin bilgileri ile irtibatlı karmaşık bir kül­türdür. Saha bilim adamlarına göre şamanizm eski Türk dininin fel­sefî, sanat ve tıp yönlerinin orijinal taraflarını gösterir.

Saha şamanizminin muhtevası hakkındaki ilk bilgiler 13. yüzyıl­da meydana gelmiştir. Bu konu hakkında çok yazılmıştır. Hrıstiyanlığın yayılmasına rağmen, şamanizm Rus inkılâbından önceki durumu­nu muhafaza etmişti. Yalnız savaşçı ateizm onu yok edebilmiştir. Bu­nunla beraber bir dizi millî ilim adamı Saha şamanizmi hakkında ben­zersiz araştırmalar yapmışlardır.

Erkek şamanın adı oyun ve kadın şamanın adı udagan dır. Bunlar ak ve kara olurlar. Tanrı sistemine de ak şamanlar hizmet ederler. Şa­man sunî olarak esrir, kutu yükseltir ve tanrı yolundan gökyüzünün dokuzuncu katına ulaşmağa çalışır. Onun yükseltmesine algıs (takdis) yardım eder. Algıs da tanrı yolundaki engellerin aşılmasına yardımcı olur. Şaman niçin yükselir? Şaman yukarıdan Sür’ü alır ve geri döndük­ten sonra insana ve tabiata geri verir. Saha Türklerinin tarihinde yalnız bir şaman dokuzuncu kata, ulaşmış, uçmuş ve bugüne kadar geri gel­memiştir.

Bugün ilmî bakımdan ak ve kara şamanların ayrılması meselesi vardır. Bugünkü ilmî edebiyatta ak şamanların, soy ve kültür adamı oldukları kaydedilir. Kara şamanlar ise eski halk tıbbını bilen ve kulla­nan halk hekimleri (omosutlar) olarak bilinirler.

9. Saha Cumhuriyeti Tarihi

Rusya Federasyonu toprakları içerisinde bulunan Saha Cumhuri­yetinin (Yakutya) durumu emsalsizdir. Arazisi 3 milyon 103 bin,km. kare, nüfusu 1 milyon 131 bin kişidir. Saha Türklerinin sayısı 365 bin. kişi (% 33), kuzey halkları 26 bin kişi (% 2,5), Ruslar 550 bin kişi (% 50), UkraynalIlar 77 bin kişi (% 7) ve diğerleri % 7,5 dur. Rusya’nın en zengin yer üstü ve yer altı kaynakları buradadır: Gümüşten elmasa, kömürden doğal gaza, çok değerli madenlerden kürke kadar birçok şey mevcuttur.

Saha Yeri Sibirya’nın donmuş toprakları bölgesinde bulunmakta­dır. Soğuk eksi 70, sıcak ise yaz aylarında artı 40 dereceye kadar ulaş­maktadır. Kuzey bölgeleri tundura (buz çölü) ile kaplıdır. Sayısız göl ve nehirler vardır. Dünyanın en büyük nehri Lena’nın genişliği 30 km dir. Orta ve güney bölgeleri yeşil bir denizi andıran ormanlarla kaplıdır. Halk geçimini balıkçılık, hayvancılık, madencilik ve az sayıda tarımla sağlamaktadır. Saha Türkleri ünlü Gines rekorlar kitabına geçen eski Türk atı ve ineğini (bunların sayısı yalnızca 1000 tanedir) koruyarak bugüne kadar getirmişlerdir. Saha Türkleri kültürlerini ve geleneklerini korumak için büyük bir direniş gösterip başarılı olmuşlardır. Bu kuzey toprağını 8 yüzyıldan fazla bir zaman içinde vatan olarak işlemişler ve damgalarını vurarak ebedileştirmişlerdir.

Ruslar, Saha Yeri’ne 17. yüzyılın başından itibaren gelmeğe başla­mışlardır. Kalabalık ve zamana göre üstün teknoloji ile donatılmış olan Ruslar, Saha Yeri’ni işgal ettiler. 1632 de Saha Yeri, resmen ve zaman­ki Rus Çarlığına bağlanmıştı. 1638 de müstakil bir Yakut beyliği ku­rulmuştu. 1917 ye kadar Yakut bölgesi, İdarî olarak Doğu Sibirya valiliğine bağlı kalmıştır. Orta Asya geleneklerine uygun olarak, gö­çebe olan Saha Türkleri yavaş yavaş yerleşik hayata geçmeye başladı­lar. 18. yüzyıldan itibaren Ortodoks hristiyanlık yayılmıştır. Ancak Saha Türklerinin Hırıstiyanlığı yüzeyseldir. Bunun asıl sebepleri arasın­da pratik sebepler ve şamanizm vardır. Şamanizm, Saha Türklerinin millî benliklerinin korunmasında önemli ölçüde etkili olmuştur. 19. yüzyılın sonlarında Saha Yeri’ne kapitalist ekonomi kökleşmiştir ve 19. yüzyılda bu günkü sınırlar belirlenmiştir. Bu sınırlara Asya’nın bütün kuzey-doğusu, Çukotka, Kamçatka, Kuril Adaları, Ohotsu Denizi ve Udkrayl dahil idi.

1735 te Saha Yeri’nde ilk okul kurulmuştur. Rus inkılâbından son­ra, Saha aydınlarının büyük ekseriyeti yok edilmiş, aynı zaman da şamanizme de büyük darbe indirilmiştir. Fakat millet ve vatan duygusu o yıllarda fazla gelişmediği için aydınlar arasında fazla karşı koyma olmamıştır.

27 Nisan 1922 de Yakut Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ilan edilmişti. Saha Yeri, Rusya Federasyonunun bir parçası olmuş ve Saha Türklerinin kaderi de onlara bağlanmıştı. Saha Türkleri tam anlamıy­la eski Soyvetler Birliğinde olup-bitmiş bütün baskıların acısını yaşa­mışlardır. Bilhassa, yerli aydınlar birkaç defa yok edilmişlerdir.

Saha Türkleri II. Dünya Savaşı’nda birçok kahramanlıklar göster­mişlerdir. 60 binden fazla Türk savaşa gitmiş ve büyük çoğunluğu bu savaşta ölmüştür. Bu arada ürettikleri hammaddeler ile de savaş eko­nomisine destek olmuşlardır. Aynı zamanda, 1942-1943 yıllarında Saha Yeri’nde müthiş bir açlık baş göstermiştir. Binlerce kişi bu yüz­den öldü. Fakat bu dünya kamuoyunca pek bilinmemektedir.

Savaştan sonra, Saha Cumhuriyetinde birtakım sosyal rahatsızlıklar ortaya çıkmaya başladı. Bugüne kadar meydana çıkan birçok problem kökten halledilemedi. Mesela, düzensiz bir göç problemi var­dır ki, son dört yıl içinde Saha Yeri’nin nüfusu dört kat artmıştır. Buna karşılık Alaska ve Kanada gibi kuzey bölgelerinde nüfus yoğunluğu kilometrekareye 0,03 kişi düşerken, Saha Yeri’nde bu oran kilometre­kareye 0,13 dür. Saha Türklerinin % 80 i köylerde yaşarken, Rusların ekseriyeti şehirlerde ve sanayi bölgelerinde ikamet etmektedirler. Köy­lülerin hayat seviyelerinin şehirlilerden çok düşük olduğu hemen göze çarpmaktadır. Bu durumda birtakım meseleleri beraberinde getirmek­tedir. Bugün Saha Yeri’nde hem Rus dili hem de Saha Türkçesi konuşulmaktadır. Bunun yanında Sâha Yeri’ndeki Rusların çok azı Türkçe bilmektedir.

Bundan başka Saha Yeri’nde ekolojik problemler de vardır. Eski Sovyetler Birliği ve Rusya Federasyonunun aşırı kâr hırsı, yıldan yıla orman, göl ve nehirleri yoketmiştir. Saha Türklerinin tarihî toprakları yavaş yavaş mahvolmaktadır. 1974 den 1987 ye kadar Saha Yeri’nde 12 atom bombası patlatılmıştır. Bunların en müthiş ve tabiatımıza en zararlı Kraton-3 oldu (Ağustos 1978). 12 Kasım 1991 de Yüksek Şura Saha Yeri’nin atom silahlarından arındırılmasını resmen ilan etti.

Saha Yeri bugüne kadar yalnızca bir hammadde bölgesi olarak görünüyordu. Böyle bir durum teknolojik gelişmeyi engellemektedir. Yıllarca Saha Türklerinin zenginliklerinin hemen hemen hepsi Moskova’ya aktarılmıştır. Hammaddeyi işleyen sanayinin olmayışı Cumhuriyetin malî durumunun da zayıf olmasına sebep olmuştur. Sovyetler Birliğinin toplam gelirinin sadece % 1 i Saha Yeri’nde aktarılmaktaydı. Böylelikle yerli makamlar sosyal-ekonomik gelişmenin sevk ve idaresinden sunî olarak uzaklaştırılmıştır.

Glastnost ve Perestroyka sayesinde Saha Türkleri bağımsızlık havasını teneffüs edip, millî bilinçlenmeye doğru gitmektedirler. 1 Nisan 1986 da Saha Devlet Üniversitesi öğrencileri ilk protesto gösterisini yapmışlardır. 27 Eylül 1990 da Yakut-Saha Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti devlet egemenliği beyannamesini resmen ilan etti. Yakutya olan Cumhuriyetin adını, Yakut-Saha ile değiştiren halk, azınlıkta olduğu toprakların zenginliklerin tek sahibi olmak istemektedir. Cumhuriyetin yeni yüksek meclisi (165 kişi) seçilmiştir.

20 Aralık 1991 de Cumhurbaşkanı seçimi olmuştur. 27 Aralıkda ilk millî başkan M.E. Nikolayev vazifesine başlamıştır. Bu tarihten itibaren de Cumhuriyetin adı sadece Saha Cumhuriyeti olarak kabul edilmiştir.

Tabidir ki, devlet egemenliğine sahip olmak için, ilk önce iktisadi durumun güçlü olması gerekmektedir. Bu hususta birtakım gelişmeler vardır. Saha Türk Cumhuriyetindeki, Rusya Federasyonuna ait bazı işletmelerin idaresi Saha Cumhuriyeti bakanlar kuruluna devredilmek­tedir. Bundan sonra Saha Cumhuriyeti ileriye dönük olarak diğer ülke­lerle ekonomik ve kültürel ilişkilere girecektir. 1991 senesinin sonunda Rusya Federasyonu başkanı B. Yeltsin, Saha Cumhuriyetinin Doğal Kaynaklarının Kullanımı yolundaki bir kararnameyi imzalamıştır. Bu Saha Cumhuriyetinin tanınmasının ilk adımları olacaktır.

Jelobtsov F. FEDOTOVİÇ

Yayına Hazırlayan: Saadettin GÖMEÇ

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ