SAFEVÎ İRANI İLE VENEDİK CUMHURİYETİ ARASINDAKİ DİPLOMATİK İLİŞKİLERE GENEL BİR BAKIŞ

SAFEVÎ İRANI İLE VENEDİK CUMHURİYETİ ARASINDAKİ DİPLOMATİK İLİŞKİLERE GENEL BİR BAKIŞ

Orta Çağ’da, birden fazla olmak üzere, güçlü Müslüman düşmanlarının tehdidi altında kalan Hıristiyan güçler, çok çabuk ve kesin bir intikam elde etme konusundaki ümitlerini çok uzakta bulunan ve pek az bilinen Doğu topraklarındaki bir yöneticiye bağlamışlardır. Düşsel Prester John etrafındaki efsaneler bir tarafa bırakılırsa, bu tür ümitler, önce Moğollar, daha sonra da Timur nezdinde beslenmiş, fakat çeşitli nedenlerden dolayı gerçekleşme imkanı bulamamıştır.[1] Aşağı yukarı dini terimlerle ifade edilseler de çok açık jeopolitik kaygılardan kaynaklandıkları için bu ümitler tam olarak yok olup gitmemişlerdir.

Osmanlı korkusu ve onları ezme ümidi de birçok Avrupa devletini İranla temasa girmeye sevk etmede kesin bir rol oynamıştır.[2] Bu yüzden Safevi-Venedik diplomatik ilişkilerinin bu boyutu, makalenin akışı içinde üzerinde durulacak konu olacaktır.

Yayılmacı Osmanlı gücünün en çarpıcı mağdurlarından biri şüphesiz Venedik Cumhuriyeti’ydi ki onun Dükası, IV. Haçlı Seferi sırasında (1204) İstanbul’un fethedilmesiyle Bizans İmparatorluğu topraklarının “dörtte üçünün Lordu” haline gelmişti. 15. yüzyıl boyunca Osmanlı yönetimine karşı gerçekleştirilen bir dizi başarısız savaşlar (1423-1430, 1463-1479, 1499-1503), Venedik’in Ege ve aşağı Adriyatik denizlerindeki sömürge İmparatorluğu’nun büyük kısmının kaybedilmesine neden olmuştu. 1463-1479 Savaşı sırasında Venedik ile başka bir Orta Doğulu yönetici olan Akkoyunlu Uzun Hasan arasında Osmanlılara karşı bir ittifak kurma amacı taşıyan diplomatik temaslar gerçekleştirildi. Karşılıklı elçilerin gidip gelmesi savaş başladıktan hemen sonra uygulamaya kondu, fakat bu çabalar ancak Giosafat Barbaro’nun Uzun Hasan nezdinde büyükelçi olarak atandığı 1473 yılında somut sonuçlar ortaya çıkmasını sağladı.

Barbaro, bazı ordu donanım malzemesi, birçok daha küçük çaplı ateşli silah, barut ve başka askeri malzemeyle birlikte 200 Venedik askeri taşıyan küçük bir filoyla Venedik’ten ayrıldı. Usta bir topçuyla birlikte daha fazla silahın ise daha sonra gönderileceği varsayılmaktaydı.[3] (O zamanlar hâlâ bağımsız bir krallık olan) Kıbrıs’ta konuşlanmış olan filo, Karaman ve Akkoyunlu kara ordularıyla birlikte hareket ederek Anadolu’nun güney sahillerindeki bazı Osmanlı sahil kalelerini ele geçirdi. Ancak başlangıçtaki bazı başarılardan sonra Uzun Hasan, Başkent’te II. Mehmed tarafından yenilgiye uğratıldı (11 Ağustos 1473), böylece Akdeniz’e ulaşmada ve Venedik kuvvetleri ve onların topuyla buluşmada başarısız oldu.

Sonuçta Barbaro, kendi sekreteri ile Venedik Cumhuriyeti’ne gönderilmiş olan Akkoyunlu büyükelçisinin (Hacı Muhammed’in) Kürtler tarafından öldürüldüğü tehlikeli bir yolculuktan sonra Uzun Hasan’ın sarayına ulaşmayı başardı.[4] Saraya vardığında Türkmen yöneticisine Venedik’in savaşı devam ettirmeye kararlı olduğu yolunda güvence vermek üzere gönderilmiş olan Paolo Ognibene’nin orada olduğunu gördü. Onun arkasından da Ambrogio Contarini geldi. Ancak üç diplomatın çabaları Uzun Hasan’ı OsmanlIlara karşı savaşı yeniden başlatma konusunda ikna edemeyecekti.[5] İstanbul’daki Venedik büyükelçisi tarafından İran’a gönderilen Giovanni Dario’nun özel göreviyle birlikte (1485), Serenissima ile Akkoyunlular arasındaki diplomatik temas sayfası kapanmış oldu.[6]

Ancak 1501 yılında Doğudan kurtarıcı niteliğinde olmasa da yeni bir potansiyel düşman ortaya çıktı: I. Şah İsmail. 1499-1503 Savaşı’nın tam ortasında onunla ilgili olarak Venedik’e ulaşan ilk haberler, onu olağanüstü bir genç kral olarak tanımlamaktaydı.[7] İran’ın yeni efendisi hakkında bilgi elde etme görevi, 1502 yılında (kendisinin tanımıyla) “İstanbullu garip bir beyefendi olan” ve Kıbrıs’ta yaşayan Costantino Lascari’ye verildi. Lascari daha önce Şah İsmail’i değil, onun müttefiki olan Karaman beyini görmüştü, ki ona Osmanlılara karşı mücadelesinde Venedik’in desteğinin devam edeceği yolunda güvence vermişti. Lascari’ye danıştıktan sonra, Karaman beyi kendisine bir miktar top sağlaması yönünde istekte bulunmak üzere Kıbrıs’ın Venedikli valisine özel elçi göndermeye karar verdi (ki bu, 15-16. yüzyıllarda İran ile Avrupalı devletler arasındaki ilişkilerde yinelenen bir ilişki tarzıydı).[8] Venedik’e ulaşmaya devam eden sürekli bilgi akışına ve Berchet’in ifade ettiği şekliyle Venedik Senatosu’nun İran’la askeri ittifak oluşturulması yönündeki istekliliğine rağmen, göründüğü kadarıyla savaşın sonu, Venediklilerin diplomatik temaslara daha az ilgi duymaya başladığı bir dönemin habercisi olmuştu. Kıbrıs’ın Venedikli valisinin Tebriz’e gönderdiği Ankaralı Murad’ın özel görevinin (1503), diplomasiden çok casusluk amacıyla düzenlendiği anlaşılmaktadır.[9]

Ancak bu durum, İran açısından söz konusu değildi. Safeviler Venedik’le hızlı bir şekilde ilgilenmeye başlamışlardı ve iki tarafın temsilcilerinin birbiriyle temas etmesi için fırsat da doğmuyor değildi. Örneğin, Venediklilerin İranlılara Halep’te kırmızı elbise (1504), Şam’da da ipek ve yün (1507) sattıklarını bilmekteyiz.[10] 1505 yılında Şam’daki konsolos Bortolo Contarini, elinde Şah İsmail’den Dükaya yazılmış bir mektupla Venedik’e doğru yola çıkmış olan Karamanlı hazinedarın (İtalyanca metinde “casandar”) kendisini ziyaret ettiğini kendi Senatosuna bildirdi; Contarini daha sonra mesajın bir kopyasını ve çevirisini de gönderdi.[11] Mektup Ocak 1506’da Venedik’e ulaştı (hazinedarla birlikte mi, yoksa hazinedar olmadan mı ulaştığı belirtilmemiştir): Mektupta Şah, Venedik’e duyduğu sevgiyi dile getirmekte ve “Venediklilerin Sultanına” kendi zaferlerinden bahsetmekteydi.[12] Safevilerin İstanbul’daki büyükelçisi isteklerinde daha somut olandı: Venedikli Nicolo Giustinian’a İran’dan Venedik’e hangi yoldan özel temsilci gönderilebileceğini ve Venedik’in İran’a top sağlayıp sağlayamayacağını sormuştu (1507).[13] Eylül 1508’de, Napoli di Romania’nın (Güney Yunanistan’daki Nauplia’nın) Venedikli valisi, derviş şeklinde kendini kamufle etmiş olan Şahın özel temsilcisiyle görüştü; temsilcinin verdiği bilgiler arasında Şah İsmail’in Venedik’in ve Hıristiyanların dostu olduğu ve yakında Osmanlılara saldıracağı bilgisi de vardı.[14]

Muhtemelen Mart 1509’da, Safevi ve Karamanlıların özel temsilcileri bir Venedik gemisiyle Venedik’e geldiler. 9 Mart’ta, Safevi büyükelçisi, usta kuruculardan top vermelerini isteyen ve Safevi ordusunun Osmanlılara karşı gerçekleştirdiği kara saldırısına Venedik donanmasının destek vermesini talep eden Şah’tan gelen bir mesajı Collegio’ya verdi. Collegio, Serenissima’nın Şah için duyduğu iyi duygular konusunda özel temsilciye güvence verdi, fakat Uzun Hasan’ın yenilgiden sonra OsmanlIlara tekrar saldırmadığı ya da saldıramadığı gibi, Venedik’in, en güçlü Avrupalı yöneticilere karşı savaş içinde olmasından dolayı o an için Şah’ın isteklerini karşılayamayacağını bildirdi.[15] Gerçekten Safevi özel temsilcisi bundan daha uygun olmayan bir zamanda gelemezdi, Venedik zaten Cambrai Ligi şeklinde bir araya gelmiş olan temel Avrupa güçlerine karşı bir savaş vermekteydi. 14 Mayıs 1509’da Fransızlar Agnadello’da Venedik ordusunu yendiler, bir ara Venedik’in varlığını devam ettirmesi bile şüpheli duruma gelmişti, genelde ise Lig 1511 yılında dağılıncaya kadar Venedik’in askeri durumu oldukça tehlikeli bir hal arz etmeye devam etti (fakat savaş ancak 1517 yılında sona erdi).

Safevi büyükelçisi, yine hiçbir pratik sonuç elde edemeden nazik sözlerle baştan savıldıktan sonra bir Venedik gemisiyle şehirden ayrıldı ve Venedik konsolosu Pietro Zeno ile görüştüğü Şam’a vardı.[16] Bu temaslar Venedik Cumhuriyeti ile Memluk Devleti arasında ciddi bir diplomatik olayın ortaya çıkmasına neden oldu. 15 Temmuz 1510 tarihini taşıyan Şam kaynaklı bir mektup, iki Venedikli tüccarın Halep valisi tarafından tutuklandığını haber vermekteydi. Bu iki kişi, daha önce iki Safevi temsilcisi ve Şahın mektuplarını taşıyan bir Kıbrıslıyla birlikte Tebriz’den geri dönerken Birecik’te tutuklanan üç “genç Frankın” ustalarıydı.[17] Safevi temsilciler kısa sürede serbest bırakıldı,[18] Kıbrıslı ile bir arkadaşı ise Kahire’ye gönderildi.[19] Famagustalı olan Nicolo Surier (Kıbrıslı), Safevi büyükelçisi Kıbrıs ve Venedik üzerinden Tebriz’e giderken ona eşlik etmiş ve dönüşte Şah’ın Venedik ve onun Orta Doğu’daki bazı temsilcilerine gönderdiği mektupları yerine ulaştırma görevini üslenmişti: mektuplarda Şah, Venedik’in kendisini donanmasıyla desteklemesi durumunda karadan Osmanlılara saldıracağı yolunda güvence vermekteydi.[20] Surier, Şam’daki konsolos Zeno’yu Safevi büyükelçileri için sunuş mektupları hazırlamakla ve onlara “iyiliklerde bulunmakla” suçladı.[21] Sonunda Sultan’ın gazabını teskin etmek için Mısır’a bir büyükelçi gönderildi, Sultan da Venedik’i her tür suçlamadan temize çıkartıp Şahın özel temsilcileriyle temas kurma konusunda yalnızca konsolos Zeno’yu sorumlu tuttu. Daha sonra Zeno da Sultan tarafından affedildi (1512).[22]

Bu olay, Venedik-İran ilişkilerinde yeni bir durgunluk döneminin başlangıcına işaret etmektedir. Bir taraftan Venedik’in Osmanlı İmparatorluğu’na karşı yatıştırma politikası takip etmesi ile diğer taraftan Çaldıran’daki yenilgiden (1514) sonra İran’ın iç durumu ve her şeyden önemlisi Şah İsmail’in ölümü (1524) bu durgunluğa katkıda bulunmuştur.

Fakat yeni savaşlar yeni bir diplomatik girişimler dalgası başlattı. 1539 yılında Venedik Kıbrıslı bir tüccarı, Michele Membré’yi, İran’a gönderdi. 1573’te sona erecek olan ve Lepanto (İnebahtı) zaferiyle birlikte Kıbrıs’ın kaybedilmesine yol açacak olan savaşın[23] daha başında, yani 1570 yılında, bu defa Senato Sekreteri Vincenzo degli Alessandri ile İranlı bir tüccar, Hace Ali Tebrizi, Şah I. Tahmasp’a (1524-1576) iki değişik yoldan gönderildi. Venedik özel elçileri modern araştırmacılar açısından çok değerli raporlar bırakmış olsalar da, bir kez daha bu özel misyonlar askeri işbirliği açısından herhangi olumlu bir gelişme ortaya çıkaramadı.[24] Gerçekten ilk elçinin görevi ele alındığında, Membré, hâlâ Safevi sarayında Şah I. Tahmasp’ın atadığı büyükelçiyle, Bayram Bey ile görüşmeyi beklerken Venedik Osmanlı yönetimiyle barış yapmıştı. Degli Alessandri ise Osmanlılar ile Safeviler arasında Amasya Anlaşması’nın imzalanmasından sonra (1555) 1571 yılında İran’a varmıştı. Safeviler bir Venedik elçisine bu barış anlaşmasını bozmaya niyetli olmadıklarını kaygısız bir şekilde söylemişlerdi.[25]

1578-90 Osmanlı-Safevi Savaşı’nın çıkmasından kısa süre sonra, 1580 yılında, tüccar Hace Muhammed, Solsan Muhammed Hudabende’nin (1578-1587) özel temsilcisi olarak Venedik’e geldi.

Görüşme gizli bir şekilde gerçekleşmiş olsa da Hace, Düka tarafından çok iyi karşılandı: ancak Venedik (Kutsal Ligi terk ederek ve bu nedenle Papa ile İspanya Kralı tarafından Katolik davasına ihanet etmekle suçlanarak) 1573 yılında Osmanlı yönetimi ile barış yapmıştı, böylece Şah’ın önerisi yine hiçbir sonuç doğurmamış oluyordu. Ancak Hace Muhammed Venedik hükümeti temsilcilerine, başka bilgiler arasında kendi göreviyle ilgili çok ilginç detaylar içeren bir rapor dikte ettirmiştir.[26]

1599 yılında İran’dan yola çıkmış olan ve aynı yılın 18 Kasım tarihinde geleceği Venedik’e önceden bildirilen Anthony Sherley’in[27], Venedik’e girmesine izin verilmedi. Ancak Haziran 1600’de Asad Bey (Berchet tarafından sürekli olarak “Efet beg” şeklinde yanlış olarak telaffuz edilmiştir) isminde bir tüccar 6 ya da 8 kişiyle birlikte aynı şehre geldi. Bu kişi Şah adına mal alıp satma ve Venedik’te göreceği Sherley’e para sağlama göreviyle görevlendirilmişti.[28] Asad Bey, İran’a geri dönüşü sırasında Bağdat’ta öldü.[29]

16 Mayıs 1602’de Venedikli bir tüccar olan Angelo Gradenigo, Düka tarafından kabul edildi. Bu kişi, Sherley ve Hüseyin Ali Bey Bayat ile ilgili bilgiler toplamak ve üzerinde altın harflerle Şah’ın adı yazılı olan demir bir eldiveni Venedik dükasına sunmak üzere Şah I. Abbas (1587-1629) tarafından gönderilmişti.[30] 5 Mart 1603’te bu defa Saray tedarikçisi (gerekyar#q-e x#wwe-ye yarife)[31] Fethi Bey ve maiyetindeki 9 kişi Venedik’e geldi.[32] Ne yazık ki, Fethi Bey, yeni bir Osmanlı-Safevi Savaşı’nın çıkmasından (1603) sonra İran’a geri dönüşünde Suriye’den geçmek durumunda kalmış ve mallarına ya Osmanlı otoriteleri tarafından el konulmuş ya da kendisi tarafından Venedik’e geri gönderilmişti. Bu malları geri alma ümidi, Şah Abbas’ı, iki Ermeni tüccarı, Hace Kirakos[33] ile Hace Safar’ı[34], Venedik’e göndermeye sevk etti. Bu kişiler sırasıyla 1609 ve 1610 yıllarında Venedik’e vardılar. 1613 yılında tüccar Alaaddin Muhammed ile Hace Şahsuvar’ın (Berchet’in ifadelendirmesiyle “Alredin” ve “Sassuar”) Venedik’te olduğunu görmekteyiz.[35] Şahsuvar Hacı İvaz Tebrizi, İmad ve başkalarıyla birlikte 1622 yılında Venedik’e geri döndü -hepsi tedarikçi gerekyar#q#n-e x#wwe-ye yarife olarak takdim edilmişlerdir.[36]

Venedik otoritelerinin, İran şahının bu iyilik gösterilerine karşı kendi büyükelçilerini göndererek karşılık verme zahmetine katlanmadıkları anlaşılmaktadır.[37] Bunun sadece bir istisnası vardı. 1608 yılında Şah I. Abbas, Halep’teki Venedik Konsolosu Giovanni Francesco Sagredo’ye “İran konsolosu” unvanını da vermiş[38] ve 1611 yılında onu Venedik şehri ile bütün Venedik toprağında kendisinin “genel vekili” olarak atamıştı.[39] Sonunda 1627 yılında Giovanni Francesco’nin yeğeni Alvise’i İran’a gelmeye ve orada ticaret yapmaya çağırdı, Venedik Senatosu da 1629 yılında bu kişiye İran’a yolculuk yapma izni verdi.[40]

Aynı yıl içinde daha sonraki bir tarihte Alvise, Şahın ölmüş olduğundan habersiz bir şekilde Venedik’ten yola çıktı: Şah Safi’ye sunması (1629-1642) gereken yeni itimatnamenin hazırlanması için Halep’te beklemek durumunda kaldı. Sonunda Venedik’e geri döndü, fakat orada Hüsrev Paşa’nın gerçekleştirdiği askeri seferden (1630) dolayı İran yolunun kapanmış olduğunu öğrendi. Sagredo’nun, kara yoluyla gerçekleştirilen ipek ticaretinin bir kere daha Venedik’e kaymasını sağlama ve İran’da bir Venedik ticaret üretimhanesi kurma yönündeki iddialı planı bu şekilde gerçekleştirilememiş oldu.[41]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ