RUSYA’NIN ULUSAL POLİTİKASI VE GÜNEY SİBİRYA’NIN TÜRK HALKLARI (XIX-XX. YÜZYILLAR)

RUSYA’NIN ULUSAL POLİTİKASI VE GÜNEY SİBİRYA’NIN TÜRK HALKLARI (XIX-XX. YÜZYILLAR)

Çok uluslu imparatorluklarda ulusal politika araştırmaları oldukça zor nitelikli bir tarih yazımı problemi oluşturmaktadır. Özellikle de ulusların değişik geçim sistemlerine; sosyal, ekonomik ve siyasi gelişme düzeylerine ve istikrarlı sosyal, siyasi ve dini kendi kendine örgütlenme geleneklerine sahip oldukları imparatorluklarda bu daha belirgindir. Değişik siyasi rejimlere, ekonomik ve ideolojik sistemlerin çöküşüne sahne olan bir devletin daha uzun süreli tarihini ele almamız halinde, daha zor bir durumla karşılaşmamız olağandır. Bununla beraber Rus tarihi biricik nitelikte olan bir konu değildir. Rus İmparatorluğunun bir iç bölgesi olarak Sibirya, devletin ulusal politikasının spesifik özelliklerinin belirlediği kendine has bir etnik tarihe sahiptir.

Sibirya’nın (siyasi birimlerindeki değil) ulusal bölgelerindeki etnik-siyasi süreçlerin problemlerine hasredilmiş ciddi çalışmaların sayısı oldukça sınırlıdır. Aynı durum uzmanlarla ilgili olarak da söz konusudur. Güney Sibirya bölgesini ele alırsak, bu konuda 19. yüzyıldaki uzmanların sayısı etnografya alanında yer alan birkaç uzmanla (V. Radlov, N. Yadrintsev, S. Shvezoff, N. Klemenz)[1] sınırlı bulunmaktadır. 20. yüzyıldaki ulusal politika tarihi konusunda uzman olan ünlü bilim doktorları G. Jidkov, V. Demidov, B. Sangiev ve L. Dameshek’tir.[2] Sadece üç doktora (L. Potapov, A. Sadovoy, ve L. Sherstova) tezi bütün 20. yüzyıl boyunca etnografya, alanındaki problemlerin bazı kısımları üzerine ışık tutmaktadır. Rusya Bilimler Akademisi’nin çok ciltli yayınlarının (Sibirya’nın Tarihi; Sibirya Köylü Sınıfının Tarihi[3]) büyük kısmı Sibirya’nın yerel tarihine hasredilmiştir ve ulusal politikanın değişik boyutları sadece L. P. Potapov’un Marksist anlayış çerçevesindeki görüşlerine dayandırılmıştır.[4] Sınırlı sayıda modern Sibiryalı antropolog ulusal politikayı araştırmalarının konusu olarak seçmişlerdir. Bunun çok ciddi nedenleri bulunmaktadır. Alan çalışmasına dayanan uygulamalı antropoloji 1930’ların sonunda eski konumunu kaybetmiştir. Ulusal politika tarihi, ideoloji konusunda uzman olanların tekeline giren bir alan haline dönüşmüştür. Sadece kültür değil, aynı zamanda demografi ve ekonomi alanında da iç politikanın ulusal bölgelerdeki sonuçlarını araştırmak çok tehlikeli hale gelmişti.

Sibirya tarih yazıcılığında komünizm ideolojisinin belirleyici duruma gelmesi, Rus uzmanlarının çalışmalarında bazı ciddi metodolojik hatalara neden olmuştur. Bundan böyle 1917 devriminden sonraki dönem, daha önceki dönemle hiçbir benzerliği olmayan bir dönem olarak tanımlanacaktır. Karşılaştırmalı analiz sadece ideolojik doğrulama amaçlarıyla kullanılacaktır, buna göre Çar hükümetinin bütün davranışları, bütün Rus İmparatorluğu tarihi boyunca Sibirya yerlilerinin çıkarlarıyla çatışan bir karaktere sahip olagelmişti. Yeni dönemde etnik süreçler, demografik ve ekonomik süreçlerle hiçbir bağlantı kurulmaksızın araştırıldı. Etnik çıkarlar, yerel toplum içindeki sınıf çatışması analizi bağlamında göz ardı edildi. Aynı zamanda Rusya’nın ulusal politikasını yabancı hükümetlerin politikalarıyla karşılaştıran herhangi bir girişim de gerçekleştirilmedi.

Modern ulusal örgütlenmenin bazı liderleri, Çarın ulusal politikasının zıt niteliği konusundaki sonuçların büyük kısmından faydalanmışlardır. Bu liderler, herhangi bir ciddi tartışma temeline dayanmaksızın, bütün Rus tarihi boyunca sürdürülen asimilasyon politikasının mantıki tamamlayıcısı (ya da sürdürücüsü) olarak gözüken Sovyet döneminin ulusal politikasına karşı, Çarın politikasını bir sistem eleştirisi modeli olarak kullanmışlardır. Sonuç olarak, bir taraftan Avrupa’nın ben-merkezli düşüncesinin nasıl kendisinin aleyhinde işlediği konusunda parlak bir örneğe sahip bulunmaktayız. Diğer taraftan da gelecekte ulusal yönün belirlenmesinde çok kullanışlı olabilecek olan ulusal politika tecrübesine ait objektif değerlerin yolunun azınlık ulusçuluğu tarafından kapatılması durumuyla da karşı karşıya bulunmaktayız.

Biz bu çalışmamızda mekanizmayı ve ardından bu mekanizmanın Güney Sibirya ulusal politikası üzerindeki etkilerini anlayabilmek için sistem analizi ve istatistik metotlarını kullandık. Buradaki temel düşünce, yerel Türklerin geleneksel geçim sistemlerini ve sosyal örgütlenmelerini araştırma konusu olarak almak ve onların yerel pazarlar ve ulusal politika etkisi altında geçirdiği dönüşümü takip etmektir. Biz bu sistemleri, yerli halk açısından şüphe götürmez değeri olan, ekolojik olarak belirlenmiş sistemler olarak değerlendirdik. Bu metodolojik boyutlar, ulusal politika değerlendirmesini ulusal azınlıklar açısından ortaya koymaktadır. Bu açıdan bakılınca politikanın muhafazakar yönünün yalnızca olumsuz sonuçları bulunmamaktadır. Özellikle yerel halkın, kendi örgütlenmelerini, kendi adalet sistemlerini ve gerçek anlamda taşınabilir/kişisel menkul malların geleneksel ekonomik ve ekolojik parametreleriyle birlikte kendi geçim sistemlerini korudukları dönemlerde bunun geçerli olduğu söylenebilir.[5]

Rus bölgesel tarih yazıcılığında yeni olan bu metodolojik prensipler, ayrıntılı analiz prensipleri çerçevesinde araştırmanın aşamalarını belirlemiştir. Birinci aşamada 19. yüzyılın son dönemlerinin istatistik verilerine, bölgenin özelliklerine ve etnografik materyale dayanarak (somut arazi bağlantılarıyla birlikte) geçim sistemlerini yeniden oluşturduk. Bu çerçevede, L. Potapov ile V. Vladimirov’un çalışmalarında[6] yer alan Rus tarih yazıcılığında geleneksel olarak kullanılan kaynaklarla birlikte, arşivlerde kalmış olan çok sayıda yeni çeşitli tarihsel kaynak kullanılarak, daha önceki dönemde görülen geleneksel kendi kendine örgütlenme ve ekonomik faaliyet formları yeniden oluşturulmuştur.

Ulusal politika geleneksel sistem dönüşümlerinin belirleyici faktörü (gücü) olarak araştırılmıştır. Bu açıdan, yasalar ya da tüzükler (hayali değil) gerçek etkileri çerçevesinde analiz edilmiştir. Bu metodolojik ilke çok önemlidir, çünkü Rus hükümeti açısından Güney Sibirya’nın vahşi bölgelerindeki durum uzun süre kanıtlanamaz olarak kalmıştı.

Güney Sibirya’daki ulusal politikayı Ching Hanedanı sırasındaki (1644-1911) Rus-Çin ilişkileri belirlemiştir. Birinci aşamada, iki imparatorluğun da Cungarya’nın tampon bir devlet olarak muhafaza edilmesine önem verdiği dönemde üçlü bir ilişki sisteminin (Rusya-Cungarlar Devleti-Ching) ortaya çıktığı görülmektedir. Rusya Güneybatı yönünde yayılabilmek için askeri güce ve nüfusa sahip bulunmuyordu.[7] Güney eyaletlerinin durumu da Ching Hanedanı açısından önemli zorluklar sunmaktaydı. Ching hükümeti yalnızca 1674 yılında Kwangtung üzerinde kontrolünü yeniden tesis etme girişiminde bulundu. Bunun sonucunda bütün güney ve batı eyaletlerinin valileri 1681 yılına kadar sürecek olan bir isyan başlattılar. Hükümetin 17. yüzyılın ikinci yarısında Kuzeybatı istikametinde yayılabilmek için de kuvvetleri bulunmamaktaydı. Bu yayılma ancak 18. yüzyılın sonunda başlatılabildi. Bunun sonucunda Cungarya devlet statüsünü kaybetti ve nüfusunun bir kısmı Çin ordusuna karşı birkaç başarısız isyan denemesinden sonra Rus topraklarına göç etti. Cungarya’nın Altay eyaleti, 1756 yılından iki devlet arasında sınır sorunlarının kesin olarak çözüldüğü 1865 yılına kadar Rusya ile Çin arasında tampon bölge vazifesi gördü.

Burada böyle bir arasöz büyük önem taşımaktadır, çünkü Çin-Rus ilişkisi, 150 yıl boyunca (1899 yılına kadar) Rus ulusal politikasının ve yerli Türk halkının statüsünü belirlemiştir. Bölge, 18-19. yüzyılda sahip olduğu gümüş madeniyle devlete para dolaşımını gerçekleştirme imkanı tanıdığı için Rusya Altay dağlık bölgesiyle ilgilenmekteydi. Gümüş madenleri ve metalürji fabrikaları hükümet açısından o kadar önemliydi ki, bütün Altay bölgesi Çar ailesinin mülkü olarak ilan edildi ve ikili kontrol sistemine tabi tutuldu. Fabrikalar ve en yakındaki Rus yerleşim yerleri, Çarın kabinesi tarafından atanan Altay Okrug Madenciliği müdürünün kontrolü altındaydı.[8] Serflik Rus yerleşim yerlerindeki karşılıklı iletişim sistemini oluşturmaktaydı ve Okrug, Doğu Sibirya’nın Güney bölgeleri gibi serbest bir şekilde sömürgeleştirilmeye açık değildi. Güney Altay bölgesi sömürgeciliğe ancak 1865 yılında açılacaktı.

Bütün Sibirya bölgesinin yerli halkı kendi hükümetleriyle birlikte bölgesel polisin kontrolü altındaydı.

Diğer taraftan polis de hukuki olarak bölgesel (Batı ya da Doğu Sibirya bölgesinin) valinin yönetimi altındaydı. Fakat aynı zamanda polisin faaliyetleri, vergilerini 1899 yılına kadar Devlet hazinesine değil Çar ailesine (Kabinesine) veren yerli halkın özel sosyal statüsü tarafından da belirlenmekteydi. Bunun sonucunda Sibirya’nın bütün yerli halkları bölgesel yönetime değil, üst yönetime de serbestçe ulaşma imkanına sahipti. Bu hak 19. yüzyıl boyunca birkaç defa kullanılmıştır.

Güney Sibirya bölgesinin dış politikası ve iç siyasal durumu, Türk grupların içinde yaşadığı çevrede mevcut bütün dönüşüm ve adaptasyon süreçlerini belirlemekteydi. Aşiretlerin büyük kısmının göç etmesi geleneksel toprak kullanımı sistemini felç etmişti. Kaynakların gösterdiğine göre, sadece bir otağ ya da kabile (Teles), kendi kabile toprağını (Güneydoğu Altay, Chulusman ve Balkaş vadileri) ve geleneksel aşiret örgütlenmesini ciddi bir değişikliğe maruz bırakmadan koruyabilmişti.[9] Diğer kabile gruplarının (Altay-kigi, Telengit) aşiret örgütlenmesi karmaşıktı. Sınır geleneksel otlak alanını bölmüş ve azaltmıştı. Bunun sonucunda bazı “beyaz” aşiret şeflerinin miras aldıkları güç değişime uğradı ve halkın büyük kısmı geçiş yollarını kaybederek Altay Dağı vadilerinde toplandı. Çarın hükümeti, Çin ve Cungarya’nın göçebe yönetimsel örgütlenmesinin geleneklerini kullanma yoluna gitti. Temel prensip, 1640 yılının Oyrat karakterinin 1899 yılına kadar belirlemeyi sürdürdüğü Altay yerli halklarının geleneksel hukukuyla birlikte “hiçbir şeyi değiştirmemekti.”[10]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ