RUSYANIN TÜRKİSTAN SİYASETİ: “BÖL-YÖNET”

RUSYANIN TÜRKİSTAN SİYASETİ: “BÖL-YÖNET”

1. Giriş

Altın-Orda hakimiyetinin 1502’de son bulmasının ardından bu topraklar üzerinde irili ufaklı hanlıklar kurulurken, Moskova knezliği de bağımsızlığını kazanmış oldu. Altın-Orda topraklarındaki bu siyasi parçalanma, Moskova için yeniden doğuş anlamına gelmekteydi. Çünkü Moskova, coğrafi talihsizliğini yenme fırsatını elde etmiş, bu siyasi otorite boşluğunu değerlendirerek ilk ciddi politikalarını geliştirilmeye başlamıştır. Bu politikalar doğrultusunda ilk somut hamle, IV. İvan döneminde, 1552 yılında bir Altın-Orda varisi olan Kazan Hanlığı topraklarının ele geçirilmesi ile olmuştur. Daha sonra yine Altın-Orda varisleri üzerine gidilmiş, 1556’da Astrahan Hanlığı ele geçirilerek Hazar Denizine kadar ulaşılmıştır. Devam eden süreçte Yermak Kazakları adlı Rus Kazakları ise 1558-1582 yılları arasında Uralların ötesine seferler düzenleyerek Sibirya’yı hakimiyetlerine almakla bir diğer Altın-Orda varisi olan Sibir Hanlığı’na son verilmiştir.

Moskova’nın Altın-Orda mirası üzerine hareketi, coğrafi talihsizliğini yenme isteğinden kaynaklanmaktaydı. Çünkü Korkunç İvan (IV. İvan), Rusya’nın kendisinden intikam almayı düşünen devletler ile, ki burada özellikle Moğol korkusu ön plandadır, denize ve batıya giden yolu kesmeye çalışan güçler tarafından kuşatıldığını düşünmekteydi. Bu bakımdan Altın-Orda mirası üzerine hareket etmek, Moskova’nın doğuya ve Asya içlerine açılma yönündeki engellerini kaldırmak anlamına gelmekteydi. Buna ek olarak bir diğer hedef olan Sibirya toprakları ise, Rus sömürge zihniyeti ve kürk ticaretinin getireceği kazanç yönünden önem taşımaktaydı (d’Encausse, 2003: 64).

XVI. asrın son 50 yılına sığdırılan bu hızlı toprak kazanımları XVII. yüzyılla birlikte duraklamıştır. Ancak bu duraklama gerileme olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü XVII. yüzyıl Moskova için büyük bir devlet oluşturma yolunda mevcut sınırların içerisinde halledilmesi gereken askeri, bürokratik, toplumsal problemlerin çözümlenmeye çalışıldığı yada bu problemlerin çözümüyle oluşturulacak büyük bir imparatorluğa gidişin temellerini hazırlayan dönemdir[2]. 1584 yılında başlayan ve 1613’e kadar devam eden Karışıklık Döneminde yaşanan olaylar, Çarlık için büyük bir darbe anlamına gelmekle birlikte, o güne kadar sağlanan uluslar arası saygınlığın da azalması ile karşı karşıya kalınmıştı. Leh ve İsveç müdahalelerinin bertaraf edilmesi ve kendi durumunu istikrara kavuşturmak için uğraşan Rus devleti, XVII. yüzyılın ilk yarısı boyunca doğudaki etkisini azaltmıştı. Bu nedenle Moskova’nın politikası, Sibirya topraklarını kendi egemenliği altına almak olarak belirlenmiş, bu politika ise gerek siyasi gerekse ekonomik bakımdan adım adım ve barışçıl yollarla hedefe ulaşma üzerine kurulmuştu (Цюрюмов, 2007a: 26). Yüzyılın sonunda Çarlık tahtına oturan Deli Petro olarak tanıdığımız Çar I. Petro, hayallerini bu yüzyılın birikimiyle oluşturmuştu.

Rus tarihi incelendiğinde az önce sözünü ettiğimiz hızlı sıçramaların çokça yaşandığı ve bu sürecin hemen arkasından neredeyse her 40-50 yılda bir duraklamaların yaşandığı görülecektir. Aslında bu dönemlere hızlı sıçrayışların getirdiği yorgunluğun giderilmesi ve yeniden bir güç toparlama süreci olarak bakarsak, bu süreçlerin duraklama olmadığı tam tersine dış politikada gerçekleştirilecek hızlı ilerleyişlerin hazırlık süreci olduğunu görürüz[3].

Altın-Orda hakimiyetinin son bulduğu XVI. asrın ilk çeyreği Türkistan için de benzer bir sürecin gerçekleştiği dönemdir. Hemen hemen Altın-Orda ile aynı tarihe denk gelen Timurlu Devletinin yıkılışı, Türkistan’da o güne kadar sağlanmaya çalışılan istikrar ortamının bozulmasına sebep olmuştur. Çünkü Timurlu hakimiyetinin sonu, Türkistan’da Maveraünnehir, Harezm ve Horasan’ın yeni hakimi olan Özbeklerle Safeviler arasında Şiî-Sünnî çatışmalarının yaşanmasına sebep olmuştur. Bu çatışma Türkistan’daki Özbek hakimiyetini de sürekli sarsmış, hatta Timur önderliğinde bölgede başlayan ve Asya’nın son medeni inkışafı olarak tanımlayabileceğimiz Timurlu Rönesansının medeni birikimini de tahribata uğratmıştır.

XVII. asır ise Türkistan’daki siyasi istikrarsızlığın devam ettiği bir dönemdir. Bölgenin kuzeyindeki Kazaklar, Büyük Cüz, Orta Cüz ve Küçük Cüz olarak üç ana grup halinde varlıklarını sürdürmeye çalışmaktaydılar. Bu siyasi istikrarsızlık ortamanında Moğolların batı kolu olarak bilinen Kalmukların, Türkistan’ın merkezine ve İdil-Ural bölgesine doğru başlayan akınları bölgenin sosyo-kültürel ve ekonomik dengelerinin bir anda değişimine neden olmuştur. En şiddetli devresi yaklaşık bir yüzyıl boyunca devam eden ve ardı arkası kesilmeyen bu akınların önünden kaçan Kazak, Kırgız, Özbek, Nogay gibi gruplar sürekli göç ederek adeta yaşam savaşı vermişlerdir. Türkistan’da Kalmukların neden olduğu bu hayatta kalma mücadelesini ve yaklaşık bir buçuk asır süren bu istila hareketini, Zeki Velidi Togan, Bugünkü Türkili Türkistan ve Yakın Tarihi adlı eserinde, , “Türkistan’ı baştan başa soyan, yıkan, kesen ve bu ülkenin siyasi, etnografi yönleriyle asrımızdaki şeklini almasına sebep olan” şeklinde tanımlamaktadır (Togan, 1981: 152).

Togan’ın sözünü ettiği Kalmuk baskısı, Türkistan çalışmaları konusunda dikkatle incelenmesi gereken bir konudur[4]. XVII. yüzyılda Rusya ile elçilik ilişkilerinin de kurulmasıyla birlikte batıya doğru hızlı bir ilerleyiş başlatan Kalmuklar, Hazar’ın kuzey bölgesine Samarskaya Luka[5] ile Aral arasında Nogay ordaları ile büyük çatışmalar yaşamışlardır. Bu mücadele ise, Nogayların Astrahan’a çekilmelerine sebep olmuş, topraklarının büyük kısmı boş kalmıştır. Boş kalan bu topraklar, Yayık (Ural) Nehrinden Volga (İdil) Nehrine kadar uzanan Nogay stepleri idi. Kalmukların güney ve doğu yönünde hareketleri, buralarda bulunan Kazaklar ve Halha Moğollarının varlığı sebebiyle hızlı gerçekleşemediğinden, özellikle bu Nogay stepleri Kalmuk akınlarının en çok yaşandığı bölge olmuştur. M. L. Kiçikov da Büyük Nogay Ordası’nın düşmesinden sonra Ural ve Volga havzasında azalan nüfusun Kalmukların ilgisini çektiğini ve Kalmuklar’ın ilk etapta Volga’ya doğru hareket ettiklerini düşünmektedir (Цюрюмов, 2007b: 29).

Kazaklar, XVII. asrın sonlarına doğru bu yüzyılın başına oranla daha güçsüz halde bulunmaktaydılar. Kazaklar’ın bu durumunu fırsat bilen Kalmuklar, bu yüzyılın sonlarında akınlarını Sır Derya’nın aşağı bölümlerine sirayet ettirmiş, buradaki Küçük Cüz (Yüz) Kazaklarını yerlerinden etmiştir. Kalmukların bu baskısından bunalan Yedisu bölgesindeki Kazaklar mal ve mülklerini bırakarak kaçmak zorunda kalmışlardır. Çarlık Rusyası’ndan tabiiyet istenmesine kadar varan bu devre, Kazakların tarihinde çok büyük bir felaket dönemini anlatan Aktaban Şubrındı olarak bilinmektedir (Doğan, 2002: 674-676, Togan, 1981: 167-171).

Yukarıda özet olarak söz ettiğimiz Türkistan’da yaşanan kavimler arası çekişmeler, XVII. asrın sonlarından itibaren büyük bir güç haline gelen Çarlık Rusyası için oldukça önemli bir fırsat niteliğindedir. Çünkü özellikle I. Petro ve II. Katerina dönemlerinde Asya içlerinde meydana gelen bu türden çekişmeler, huzursuz ve birbirine karşı düşman olan halkların mücadelesi birini diğerine karşı güçsüzleştirme yoluyla, desteklenmiştir. Böylece Çarlık hükümetinin dış politikasında önemli bir unsur olan böl ve yönet ilkesi başarıyla uygulanmıştır (Kolesnikov, 2010: 34). Bu ilke, XVIII. yüzyılda Çarlık yönetiminin Türkistan’a yönelik uygulanan politikaların en temel karakteristiğidir. Aşağıda böl-yönet ilkesinin ana unsurları aktarılmaya çalışılarak, bu yönüyle Rusya’nın Türkistan politikası değerlendirilecektir.

2. XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Rusya’nın Türkistan Politikasının Genel Mahiyeti

Moskova yönetimi için ağır, bir o kadar da bunalımlı geçen ve çeyrek asırdan fazla süren Karışıklık Döneminde duraksayan Rus ilerleyişinin XVIII. yüzyıla gelindiğine tekrar başladığı görülmektedir. Devam eden Rus yayılışının bu kez güneye ve doğuya olmak üzere iki eksende gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Güney yönündeki ilerleyiş Kafkaslar ve Balkanlar üzerinden Osmanlı topraklarını hedef alırken, doğu yönündeki ilerleyiş, Kazak toprakları üzerinden Türkistan istikametinde gerçekleşmiştir (Çapraz, 2011: 52). Çarlık yönetiminin, kendisi dışındaki diğer siyasi güçleri de analiz etmeye çalışarak XVIII. yüzyılda gerçekleştirdiği politikalara bakıldığında, gerçekleştirilen siyasal faaliyetlerin kültür alanındaki politikalarla da desteklendiği ve bütünlük oluşturulduğu görülecektir.

2.1. Siyasal Politikalar

Çar I. Petro’nun döneminde özellikle dış politikadaki seyrin kendisinden sonra da devam ettirildiği gerçeği dikkate alınırsa, Çarlık Rusyası’nın güney siyasetinin fikri alt yapısının I. Petro döneminde temellendirildiği noktasında birleşmek mümkündür. Türkistan’a yönelik politikaların geliştirilebilmesi ise, bu toprakların dikkatli bir şekilde analiz edilmesi ile mümkün olabilecekti. Bu doğrultuda, I. Petro döneminde Türkistan’a bir heyet gönderilmiş, Amuderya’da altın bulunduğu rapor edilmiştir[6]. Hemen aynı dönem içerisinde 1713 tarihinde Sibirya Valisi, ki gubernatör adını taşır, Doğu Türkistan tarafında da altın tozu bulunduğu bilgisini iletmiştir. Bunun üzerine Çarlık, 1714’te Yarkend’in alınması emrini vermiştir. Kalmuk baskısı ve Rus ordusundaki hastalık sebebiyle bu sefer başarısızlığa uğrasa da 1719-1720 yıllarında tekrar harekete geçilmiştir. Ancak bu kez öncekinden farklı olarak, çeşitli menzil mesafelerinde Rus ordusunun ilerlediği topraklarda kaleler inşa edilmeye başlanmıştır. Çünkü herhangi bir sebeple, gerçekleştirilen seferler başarısızlığa uğrasa bile gidilen en son noktada kalıcı olmak amaç edinilmiştir. Bu doğrultuda 1716’da Omsk, 1718’de Semipalatinsk, 1719’da Ust-Kamenogorsk kaleleri inşa edilmiştir (Çapraz, 2011: 54). Kaleler, Türkistan içlerine ilerleyebilmek için gerekli altyapının oluşmasına yardımcı olmuştur.

I. Petro ile II. Katerina dönemi arasındaki otuzyedi yıllık süreç, biraz önce de sözünü ettiğimiz Rus tarihinde yaşanan duraklama dönemlerinden biridir. Dış politika açısından I. Petro ve II. Katerina dönemlerine nazaran çok fazla bir gelişmenin yaşanmadığı dönem birbiri ardına altı Çarlık yönetimi görmüştür. Rusya için bu dönem Saray İhtilalleri Dönemi olarak da adlandırılmaktadır. Hatta Rus tarihinde yaşanan kırılmaların, değişimlerin, iniş-çıkışların önemli bir sentezinin yapıldığı Tamamlanmamış Rusya adlı eserde bu otuzyedi yıllık süreç şu şekilde özetlenir (d’Encausse, 2003: 125):

Üç kadın, oniki yaşında bir oğlan, küçük yaşta bir çocuk ve bir akıl hastası.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Necmettin Balcı dedi ki:

    Geçmişte öyleyde. Şimdi ABD ve AB bu politikayı uyguluyor, kimse onları düşman bellemiyor.

BİR YORUM YAZ