RUSYA’NIN KAFKASYA’DA YAYILMA SİYASETİ

RUSYA’NIN KAFKASYA’DA YAYILMA SİYASETİ

Moskova Knezliği döneminden itibaren deniz ve su yollarına ulaşmaya çalışmış olan Ruslar, XVI. yüzyılın ikinci yarısına kadar bu imkânı bulamamış; 1552 ve 1556 yıllarında Kazan ve Astrahan’ı işgal etmelerinin ardından önemli bir aşamaya gelmişlerdir. Her ne kadar Ruslar, bu tarz toprak kazanımlarına rağmen özelllikle Osmanlı Devleti’nin varlığından dolayı pek fazla ileri gidememiş ve temkinli ilerlemeyi tercih etmişlerdir. Bunun açık örneği, 1555’te, bir grup Çeçen’in Moskova’dan himaye istemesine Moskova Knezliği’nin Osmanlı Devleti’nden çekinmesinden dolayı olumlu karşılık verememesiydi.

Şurası bir gerçek ki, Kafkasya, önemli deniz ve su yollarına yakınlığı, askerî ve ticarî avantajları sebebiyle Ruslar için cazibe merkezi olmuştur. Ne var ki Ruslar, Çar I. Petro dönemine gelinceye kadar Kabartay bölgesine yaptıkları küçük akınlar dışında Kafkasya’da pek varlık gösterememişlerdir. İlk defa Çar I. Petro, 1720’lerin başında Hazar kıyılarını kullanarak Kafkasya’ya bir askerî sefer düzenlemiş ve özellikle Doğu Kafkasya’da hakimiyet sağlamıştır ki, Nadir Şah’ın İran’da iktidara gelmesiyle bu süreç sekteye uğramıştır.

Rusya’nın Kafkaslar’da ikinci kez etkinlik kazanması II. Katerina’nın iktidarı dönemindedir. Bu dönemde, Kırım önce bağımsız kılınmış ve daha sonra da 1783’te Rusya’ya ilhak edilmiştir. Daha da önemlisi, Rusya, XVIII. yüzyılın son çeyreğinde, Osmanlı Devleti’ne karşı 1768-1774 ve 1787-1792 tarihleri arasında olmak üzere iki savaş yapmış ve üstünlük sağlamıştır ki, bu da Rusya’nın Kafkasya’daki yayılmasını hızlandırmıştır. Ayrıca, aynı tarihlerde Rusya’nın Gürcistan ile yakın ilişkiler kurmaya başlaması ve en önemlisi de bazı Gürcü ve Ermeni gençlerini Rus okullarında okumalarını sağlaması, XIX. yüzyılın ilk yarısında Rusya’nın Kafkasya’ya yayılmasında kolaylaştırıcı bir faktör olmuştur. Bu konuda, ilk Gürcistan Valisi olan Gürcü asıllı Tsitsanov ile Ermeni asıllı Yermelov ilk akla gelen örneklerdir.

XIX. yüzyılın başında, 1801’de, Rusya’nın Gürcistan’ı tamamen ilhak etmesi ve ardından Azerbaycan hanlıklarını 1810 tarihine kadar kendi topraklarına katması, Güney Kafkasya’nın Rus yönetimine girmesini sağlamıştır. Hatta, Ermeni asıllı General Yermelov’un 1818-1821 tarihleri arasındaki gaddarane faaliyetleri sayesinde Kuzey Kafkasya’nın (Mektüle, Kaytak, Akuşa, Tabasaran, Avar, Gazi Kumuk ve Kuba gibi Dağıstan hanlıkları) tek hakimi olmuştur. Daha sonra 1826-1828 yıllarında İran ve 1828-1829 yıllarında ise Osmanlı Devleti’ne karşı iki ayrı savaşa girmiş olan Rusya, Türkmençay (1828) ve Edirne (1829) Antlaşmalarıyla her iki devleti hukuken Kafkasya’dan çıkarmıştır. Rusya’nın Kafkasya’da ezici bir üstünlük kurması ve bunu sağlarken de acımasız metotlar kullanması, bağımsızlığına düşkün olan Dağıstan ve Çeçenistan halkının infialine sebep olmuş ve bu da 1785-1792 tarihleri arasındaki Şeyh Mansur’un mücadelesini istisna tutarsak, Kuzey Kafkasya’da 1829 tarihinden itibaren tarikat (Nakşibendi tarikatı) merkezli Rusya’ya karşı bir bağımsızlık savaşını başlatmıştır.

Müridizm adı verilen bu hareketin ilk iki önderi Gazi Muhammed ve Hamza/Hamzat Bey idi. Ancak, 1834’te, Şeyh Şamil’in söz konusu hareketin önderi olması, Müridizm hareketine gerçek kimliğini kazandırmıştır. Bir Nakşibendi şeyhi olan Şamil, şeriatın uygulanmasındaki tavizsiz tutumu, yılmaz mücadeleci karakteriyle temayüz etmiş ve bu özellikleri sayesinde 25 yılı aşkın bir süre Kuzey Kafkasya’da Rusların hakimiyet kurmasını engellemiştir. Bunu yaparken de Ruslara büyük kayıplar verdirmiştir. 6 Eylül 1859’da Ruslara teslim olmak zorunda kalan Şeyh Şamil, bu yönüyle Rusların bile takdirini kazanmış ve İngiliz tarihçi John Baddeley’in ifadesiyle “onurlu bir tutsak” olmuştur. Bugün Şeyh Şamil, özellikle, Kuzey Kafkasya’da ve Türkiye’de, destansı mücadelesiyle istiklâlin bir sembolüdür.

Şeyh Şamil’den sonra Kafkasya’daki Müridizm hareketi etkisini kaybetmişse de 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda olduğu gibi Dağıstan ve Çeçenistan’da Ruslara karşı ayaklanmalar şeklinde kendini göstermiştir. Ne var ki, Müridizm hareketi, son olarak Rusya’da Bolşevik İhtilâli’nin patlak vermesinden sonra yeniden canlanmış ve bu kez Sovyetlere karşı ayaklanmalara dönüşmüştür. 1918-1921 tarihleri arasında Dağıstan ve Çeçenistan’da Necmeddin Hötsulu/Godsinski liderliğinde yürütülen bu ayaklanmalar, Sovyetleri bir hayli uğraştırmış ve Mayıs 1921’de, Sovyetler tarafından büyük oranda bastırılmışsa da Necmeddin Hötsulu/Godsinski gibi Nakşibendi şeyhleri sayesinde 1925 yılına kadar sürdürülmüştür ki, onların yakalanıp idam edilmeleriyle son bulmuştur. Ondan sonra da bu tarikat merkezli hareketler, Batılı araştırmacıların deyimiyle “paralel İslam” tarzında etkinliklerini

Sovyet döneminde de devam ettirmiş ve en azından bu dönemde, Müslümanların mümkün olduğunca “imanları”nı korumalarına yardımcı olmuştur. Bilinmelidir ki, günümüzde Çeçenistan’da Ruslara karşı Çeçenlerin verdikleri bağımsızlık mücadelesinin en önemli manevî kaynaklarından biri Müridizm hareketi ve onunla özdeşleşmiş olan Şeyh Şamil’dir.

Doç. Dr. Mustafa BUDAK

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi / Türkiye

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ