RUSYA SICAK DENİZLERE İNDİ

Kemal ÇİÇEK

Yazarın şu ana kadar yazılmış 46 makalesi bulunuyor.

Kemal_Cicek43

Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler Rus uçaklarının hava sahamızı ihlalleri sebebiyle kritik bir döneme girdi. Yakın gelecekte de iki ülkenin Suriye sorunu konusunda anlaşması zor görünüyor. Türkiye’de bir kesim Rusya’nın Suriye ile sınırı olmadığını dolayısıyla bölgede bir rolü olamayacağını savundu. Ancak Rusya’nın üç asırdır Akdeniz’de etkin bir güç olarak varlığını koruduğu da tarihi bir gerçekliktir

Suriye sorunu, son yıllarda iyi komşuluk ilişkileri içerisinde olan Türkiye ve Rusya’yı karşı karşıya getirdi. Tarihi az bilen bir kesim, bugünkü ilişkilerin düzeyine bakarak iki ülkenin çatışma aşamasına gelmesine anlam veremiyor. Ancak tarih boyunca Türk-Rus ilişkilerine baktığımızda genellikle savaş ve insanlık dramlarıyla dolu sahneler görürüz.

TÜRKLER TEHDİT VE ENGEL DEMEKTİ

Rusya küçük bir knezlik olarak 9. yüzyılda Kiev’de kuruldu. Ancak etrafı 4. yüzyıldan itibaren Karadeniz’in kuzeyine yerleşmiş ve burada güçlü devletler kurmuş olan Türk boyları ile çevriliydi. Bu yüzden fazla büyüyemedi. Avarlar, Kumanlar, Peçenekler ve nihayet Altınordu devleti 18. yüzyılın başlarına kadar Rus knezliğini itaat altında tuttular. Ta ki bizim tarihçilerimizin “Deli” lakabıyla kaydettiği I. Petro 1682’de çar olana kadar.

DELİ PETRO ÖMRÜNÜ ADADI

Çar I. Petro Osmanlılar’ın Viyana’da bozguna uğramasını fırsat bilerek Rusya’yı bir imparatorluk haline getirmeyi hayal ediyordu. Ancak Çarlık Rusyası denizlerle bağlantısı olmayan bir kara devletiydi. Büyüyebilmesi için sıcak denizlere ulaşması gerekiyordu. Rusya’nın sıcak denizlere ulaşmasının önündeki en büyük engel ise Osmanlı idi. Deli Petro ömrünü Rusya’nın büyümesi için tehdit olarak gördüğü Osmanlılar ile savaşa adadı. Varislerine de bu stratejiyi miras bıraktı. Bu yüzden 1700’lerden itibaren Rusya ve Osmanlı arasında 12 büyük savaş yaşandı.

BAŞKA GEMİ UTANÇ VERİCİYDİ

Rus çarlarının öncelikli hedefleri Karadeniz’e çıkmaktı. İlyas Kamolov’un nefis bir Türkçe ile dilimize aktardığı Ruslar’ın İstanbul’daki ilk daimi elçisi meşhur Tolstoy’un mektuplarından öğrendiğimize göre Ruslar’ın en büyük hayali buydu. Türkler ise Karadeniz’de Osmanlı gemisi dışında gemilerin yüzmesini utanç verici ancak Türk devletinin “altüst olup yok olduktan sonra” olabilecek bir şey olarak görüyorlardı. Hâlbuki Rus çarlarının bu hayalini 1700 yılında Çar I. Petro’dan Azak Kalesi’ni alarak gerçekleştirivermişti. Artık hedef İstanbul ve Çanakkale Boğazları’na sahip olmaktı.

TORUNUNA KONSTANTİN ADINI VERDİ

Petrodan sonra Osmanlılar’ın kâbusu Çariçe II. Katerina oldu. O, Petro’nun vasiyeti üzerine İstanbul ve boğazları ele geçirmeyi ve Rus donanmasının Akdeniz’e inmesini öncelikli askeri hedef olarak belirledi. Türk projesi dediği bir siyaset geliştirdi. Öyle ki iki erkek torunlarından birisinin adını Aleksandr diğerinin adını Konstantin koymuştu. Plana göre Konstantin İstanbul’un fatihi olacaktı. Ne yazık ki II. Katerina amacına ulaştı. Kendi yaptırdığı donanma Akdeniz’e inerek Çeşme körfezinde Osmanlı donmasını yaktı. Kırım’ı Rusya’ya kattı.

RUS ÇARININ ELÇİLERİNE VERDİĞİ GİZLİ TALİMATLAR

Akdeniz’de kalıcı olmak Rus çarlarının daima politik hedefleri arasında yer aldı. Bölgedeki isyanlarda ve siyasi oluşumlarda müdahil oldular. Osmanlılar’a karşı isyan eden grupları ve milletleri desteklediler. Bazen asi Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa ile bazen asi Yunanlılar’la beraber oldular. Bazen de 1798 yılında olduğu gibi Mısır’ı işgal eden Fransa’ya karşı Osmanlı’yı desteklediler. Sonuçta, Ruslar’ın amacı bölgedeki olaylara müdahale etme kabiliyetinde bir ülke olmaktı. Bunu başardılar. O gün bugündür Rusya’yı Akdeniz’de yok saymak tarihten habersiz olmak demektir.

Rusya’nın sıcak denizlere inme siyasetini Çar III. Aleksandır’ın kurguladığı ileri sürülür. İstanbul’da görev yapan Rus elçilerinin yazışmalarından anlaşıldığına göre Çar elçilerine şu talimatı vermişti:

ÜÇ FIRSAT İÇİN TETİKTE OLUN

“Siyasi, ticari ve askeri menfaatlerimizin icabı olarak boğazların ele geçirilmesi tarihi bir zorunluluktur. Bunun için şu üç fırsatı bahane olarak kullanmak üzere tetikte olmalıyız: 1) savaş, 2) İç isyan, 3) Osmanlı’nın sıkışık bir anında Rus yardımı veya ittifakını talep etmesi. Gerçekten de Bulgar isyanı ve Ermeni ayaklanmaları Rus Çarı’na beklediği bahaneyi vermiş Ruslar 93 harbinde batıda Yeşilköy’e doğuda Kars’a girmişti.

ÜÇ VİLAYETİ VERİN İYİ KOMŞU OLALIM

Osmanlı-Rus ilişkilerinde bir vilayet-i selase meselesi hep var olmuştur. Osmanlı sınırları içerisinde üç vilayetten kastedilen Kars, Ardahan ve Batum’dur. Ruslar, bu üç vilayeti 1877-78 Osmanlı Rus savaşı sırasında (93 harbi) aldılarsa da sonra geri vermek zorunda kaldılar. Ancak hiçbir zaman tam olarak vazgeçmediler. II. Dünya Savaşı’nın son yıllarında Ruslar Türkiye’ye birkaç defa nota verdi ve değişen dünya şartları sebebiyle 1925 tarihli Türk-Rus Antlaşması’nın artık işlevini yitirdiğini öne sürerek yeniden dost olmak için üç vilayetin kendilerine verilmesini istemişti.

SINIRIMIZA 280 BİN ASKERLE YIĞINAK YAPTI

1946 yılının Eylül ayında Sovyetler Birliği Türkiye üzerindeki baskılarını artırdı. 190.000 Rus askerini Kafkaslar’a, 90.000 askeri de Bulgaristan’a yığdı. Türkiye ise olası bir saldırı için yedekleri askere almaya başladı. Erzurum’un Pasinler mevkiinde askeri yığınak yaptı. Bu defa Ruslar, Boğazlar Sözleşmesi’nin kendi lehlerine değiştirilmesini de talep ediyorlardı. Ancak Amerika ve İngiltere Türkiye’yi destekleyince kadim Rus senaryosu buzdolabına kaldırıldı ama asla iptal edilmedi.

DELİ PETRO’NUN VASİYETNAMESİ

“Rusya’nın sahası, kuzeyde aralıksız olarak, Baltık Denizi kıyıları ve güneyde Karadeniz kıyıları boyunca genişlemelidir. Mümkün olduğu kadar İstanbul’a ve Hindistan’a yaklaşılmalı. Her kim İstanbul’u ve Hindistan’ı ele geçirirse dünyanın hakimi olur. Bunun için Rusya mütemadiyen Türkiye ile sonra da İran ile harp etmeli.”

OSMANLI PADİŞAHI RUS ÇARI’NI KENDİSİNE EŞİT GÖRMEZDİ

Osmanlı Devleti, 1700 yılında imzalanan İstanbul Antlaşması’na kadar uluslararası ilişkilerde Rus hükümdarına diğer devletler gibi eşit muamelede bulunmuyordu. Bu antlaşma ile artık Rus çarları diğer ülke hükümdarlarına eş değer tutuldu ve diplomatik yazışmalarda buna riayet edildi. Ancak Rus elçileri her zaman İstanbul’da olağan şüpheliydi.

RUSYA VE OSMANLI DENİZLERİN HAKİMİYETİ İÇİN 12 KEZ SAVAŞTI

Çar I. (Deli) Petro’nun en büyük arzusu kuzeyden deniz yoluyla güneye, sıcak denizlere inmek, tıpkı Britanya Krallığı, Hollanda, İspanya, Portekiz gibi güneyin bakir topraklarının değerlerini St. Petersburg başta olmak üzere Rus şehirlerine taşımaktı. Onun bu vasiyetini gerçekleştirmek için Rus çarları Osmanlı Devleti’ne karşı çeşitli bahanelerle 12 kez savaş ilan ettiler.

Prof. Dr. Kemal ÇİÇEK

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ