RUSLAR TARAFINDAN 1833’DE BEYKOZ/SELVİ BURNU’NA DİKİLEN KAYA ANITI "MOSKOF TAŞI"

RUSLAR TARAFINDAN 1833’DE BEYKOZ/SELVİ BURNU’NA DİKİLEN KAYA ANITI "MOSKOF TAŞI"

Giriş

Mısır valisi Mehmet Ali Paşa’nın isyanı ve Osmanlı ordularına karşı kazandığı başarılar, Osmanlı mahfillerinde bu krizin ancak dış destekle halledilebileceği inancını doğurdu. Mesele kısa sürede uluslararası boyut kazandı. İngiltere nezdinde yapılan diplomatik girişimler sonuçsuz kaldı. Fransa ise başından beri Mehmet Ali Paşa ile yakın ilişkiler içerisinde olduğundan bu ülkeden beklenti zayıftı. Geride sadece her ne pahasına olursa olsun yardım alınabilecek tek devlet olarak Rusya bulunuyordu. Tüm bu gelişmeler Şark meselesinde pusuda bekleyen kriz avcısı Rus siyasi ve askeri çevrelerinde adım adım takip edilmekteydi.

Mehmet Ali Paşa’nın Osmanlı devletini yıkarak İstanbul ve Boğazlara hâkim olması, Fransa ve İngiltere’nin tesiri altında yeni, dinamik, güçlü bir devletin ortaya çıkması ihtimali Rusya’nın o zamana kadar elde ettiği kazançları için büyük bir tehdit olarak algılandı. Zira Rusya Edirne barış antlaşmasıyla, Balkanlarda tesirini arttırmış, ticaret gemilerine Boğazlardan geçiş hakkı almış, İran’la yaptığı ticaret antlaşmasıyla yakın doğuda ticarî ve siyasî nüfuz kazanmıştı. Kendi himâyesine muhtaç zayıf bir Osmanlı devletinin varlığını sürdürmesi Rusya’nın hali hazırda ve İstanbul ve Boğazlarla ilgili geleceğe dönük planlarında son derece önem arz ediyordu. Bu bakımdan Mısır krizi Rusya için kaçırılmaz bir fırsattı[1].

Bu yüzden Çar Nikolay daha birkaç yıl önce harp halinde olduğu Osmanlı devletine şimdi askeri yardım yapmaya hazırdı. 5 Aralık 1832’de General Nikolay Nikolayeviç Muravyev’i taşıyan 44 namlulu “Ştandart” adlı firkateyn Sivastopol’dan İstanbul’a doğru yola çıkarıldı. Şark dillerine ve kültürlerine vâkıf olan Muravyev İstanbul’da ve Mısır’da diplomatik temaslarda bulunacak, krizin diplomatik yolla çözümünü sağlayacak, bu mümkün olmazsa Rusya’nın Osmanlı devletine askeri yardım teklifini sunacaktı. 9 Aralık’ta İstanbul’a gelen Muravyev ertesi gün Reis Efendi tarafından, birkaç gün sonra da Sultan Mahmut tarafından kabulde, hükümdarının askeri yardım teklifini muhtevi mektubunu Padişah’a takdim etti[2]. Ardından Mehmet Ali Paşa ile görüşmek ve krizi diplomasi yoluyla halletmek üzere Mısır’a hareket etti. Osmanlı devleti bu teklife daha cevap vermemişti ki, Rusya Karadeniz donanmasına İstanbul’a gitmek üzere hazırlanması talimatını verdi. Sefer hazırlıkları çok gizli tutuldu. Kuşku oluşmaması için donanma hazırlıklarının hedefi olarak Kafkas sahilleri gösterildi.

Bu arada Muravyev yaptığı görüşmeler neticesinde Mısır’dan İstanbul’a eli boş döndü[3]. Osmanlı devletinin İngiltere ve Fransa’dan yardım beklentileri sonuçsuz kaldı. 1833 yılı Ocak ayı ortalarında Mısır donanması artık Çanakkale yakınlarındaydı. İstanbul’un tehdit altına düşmesi üzerine Padişah 2 Şubat’ta İstanbul’daki Rus elçisi Butenev vasıtasıyla Çar Nikolay’ın askeri yardım teklifini kabul etti. Hatta donanmanın yanı sıra 20­30 bin kişilik bir kara ordusu göndermesini de rica etti[4]. Böylece Rusların tarihinde “Bosforskaya Ekspeditsiya” olarak adlandırılan ve Rus donanma tarihinin en meşhur seferlerinden biri sayılan “Boğaz Seferi ” başlıyordu. Rusların Andreyevski bandırası ilk defa olarak 5 ay boyunca Boğaz’ın sularında dalgalanacak ve yine ilk defa Rus askerinin postalları Boğaz sahillerine basacaktı.

Rusya’nın Karadeniz Donanması’nın başkomutanı Tuğamiral Mihail Petroviç Lazarev kumandasındaki 4 savaş gemisi, 3 firkateyn, 1 korvet ve 1 brigden oluşan ilk Rus filosu 2 Şubat 1833’de Sivastopol’dan İstanbul’a doğru yola çıktı. 8 (20) Şubat’ta Boğaza giren Rus filosu Büyükdere önlerinde demir attı. Tuğamiral M. N. Kumani kumandasında 3 savaş gemisi, 1 firkateyn, 1 vapur, 4 askeri ve 7 ticari nakliye gemisinden oluşan 2. askeri kuvvet 24 Mart’da 5000 piyade, topçu ve Rus Kazak alaylarından oluşan kuvveti Boğaz’ın Asya sahiline, Hünkâr İskelesi mevkiine çıkardı. Tuğamiral Stojevsk kumandasında 3 savaş gemisi, 2 bombardıman gemisi, 1 askeri ve 19 ticaret gemisinden oluşan 3. deniz birliği 2 Nisan’da yine Hünkâr iskelesine 5000 asker çıkardı[5].

23 Nisan 1833’de Rus olağanüstü elçisi ve aynı zamanda Rusya’nın Kara ve Deniz Kuvvetlerinin Başkumandanı Kont A. F. Orlov “Gromonosetz” adlı gemi ve 1 transport eşliğinde “Penderakliya” korvetiyle İstanbul’a geldi. Böylece kısa aralıklarla Boğaza gelen Rus donanması toplam 10 savaş gemisi, 5 firkateyn, 2 korvet, 1 brig, 2 bombardıman gemisi ve 2 gemiden oluşuyordu. Toplam 1250 top/savaş aleti ve yaklaşık 11 bin kişilik kara ordusu Boğazda idi.

Rusların, savunmasız haldeki İstanbul’u ve Boğazları ele geçirmesinden telaşa düşen İngiltere ve Fransa, bir taraftan Rus donanmasının Boğazları terk etmesi için Osmanlı devletine baskı yaparken, diğer taraftan Mehmet Ali Paşa’yı Osmanlı hükümetiyle uzlaştırmaya çalıştılar. Rusya’nın Osmanlıyı himâyede kararlı oluşunun göstergesi olarak Rus donanmasının İstanbul’a gelişi, Mehmet Ali Paşa’nın da planlarını yeniden gözden geçirmesini sağladı. Böylece 8 (20) Nisan’da Mehmet Ali Paşa ile Osmanlı devleti arasında Kütahya Anlaşması yapıldı. Mısır ordusu bu anlaşmayla büyük kazançlar elde ederek şimdilik Anadolu’yu terk etti. Osmanlı devleti bu meseledeki tutumlarından dolayı İngiltere ve Fransa’ya ileride çıkabilecek yeni bir tehdit durumunda artık güvenemezdi. Oysa Rusya daha başından beri Osmanlı devletine destek vermişti. Bu işbirliği ilerisi için bir Rus-Osmanlı ittifakı düşüncesini doğurdu. Rusya, Mısır meselesinde takip ettiği siyasetin semeresini Hünkâr İskelesi Anlaşması’yla aldı[6]. Rusya’nın diplomatik bir zaferi olan Hünkâr İskelesi Anlaşması’yla Osmanlı devleti bir harp halinde Rusya’dan başka bütün yabancı devletlere Çanakkale Boğazı’nın kapanmasını kabul ediyor, böylece Karadeniz’e yabancı devlet gemilerinin girişi engellenmiş oluyordu. Karşılıklı yardıma dayanan bu anlaşmayla Osmanlı devleti üzerinde Rusya’nın tesiri son derece artmış oluyordu. Anlaşmanın yapılmasından iki gün sonra Rus donanması ve askerleri top atışları eşliğinde Boğazı terk etti.

Hatıra olarak bıraktıkları anıt kaya ile ilgili bilgilere girmeden önce Rusların kaldığı süre içerisinde Boğaz’ın o tarihlerde oldukça sakin bir köşesi olan Beykoz ve Selvi Burnu’nda neler yaşandığından bahsetmek yerinde olacaktır.

1. Selvi Burnu’nda Ruslar

Rusların İstanbul’a geldiği andan itibaren Rus elçiliğinin yazlık ikametgâhının bulunduğu Büyükdere[7] ve özellikle askeri kampların kurulduğu Beykoz tüm dünyanın ilgi odağı oldu. Padişahların av partileri düzenlediği, dinlenme ve kır gezintilerinin yapıldığı, mesireleriyle meşhur Beykoz şimdi askeri yardım için kuzeyden gelen misafirlerini ağırlamaya hazırlanıyordu.

Rus askeri birlikleri Beykoz sahillerine çıkarılmadan evvel askeri kampların kurulacağı mekânlarda hazırlıklar yapıldı. Top ve mühimmatın taşınması için yollar kullanışlı hale getirildi. Çıkarma günü havanın yağışlı olmasına aldırmayarak Tarabya’ya gelen Padişah bu hazırlıkları bizzat yakından takip etti. Rus askerinin vaziyeti, sağlığı ile ilgilendi ve tüm ihtiyaçlarının karşılanması için talimatlar verdi. Rus ordusunun geldiği günlerde İstanbul’da hava oldukça soğuk ve yağışlı idi. Hatta ara sıra kar yağıyordu. Bu durum askerin karaya çıkarılmasını bir müddet geciktirmiş ise de peyderpey Boğaza giren gemilerdeki askerlerin tamamı hiçbir sıkıntıyla karşılaşılmadan sahile çıkarıldı ve kamplara yerleştirildi. Kamp çevresinde güvenlik ve asayişin sağlanması için Rus ordusunda görevli Rus Kazak süvarilerinden inzibat kuvvetleri oluşturuldu[8]. General Muravyev için Selvi Burnu’nda karargâh çadırı kuruldu ve Selvi Burnu bu tarihten itibaren Rus ordusunun karar mercii, bayramların, törenlerin, yapılan kutlama ve eğlencelerin merkezi haline dönüştü. Hatta Ruslar ilerde Selvi Burnu’nun Moskof Burnu adını alacağını dahi düşünmeye başladı[9].

Rus askerlerinin gelişi “Voskreseniya Hristova” bayramına tesadüf etmişti. Bu münasebetle Beykoz’da kutlamalar yapıldı. Padişah, Rus ordusuna kutlama mesajı yanı sıra, askerler için bol miktarda yumurta, peynir, canlı hayvan, rütbeliler için birkaç fıçı şarap gönderdi[10]. Kısa bir süre sonra Yarbay Avni Bey kumandasındaki Osmanlı birliğinin Beykoz kampına yerleştirilmesiyle Osmanlı-Rus ittifakı şeklen de gerçekleşmiş oluyordu. Beyaz Rus çadırları yanı sıra yeşil renkli Osmanlı çadırlarının kurulmasıyla kamp, Yuşa dağının yamacına serilmiş muazzam büyüklükte alaca renkli bir halıyı andırıyordu[11].

Yeni gelen birlikler Selvi Burnu’ndan itibaren birkaç hat boyunca Yuşa tepesi yamaçlarına ve Hünkâr İskelesi civarına doğru yerleştirildi. Kamp ve çevresi daha da canlandı. Askerin moralini yüksek tutmak için oyun ve eğlenceler tertip ediliyor, akşamları Rus kampının her yerinden şarkı sesleri yükseliyordu. Muravyev’in karargâhının kurulu olduğu Selvi Burnu, askeri toplantıların yapıldığı, sohbet, ibadet ve eğlencelerin düzenlendiği bir merkez haline geldi. Bu toplantı ve eğlencelere katılımlar günden güne artıyordu. Avrupa sahilinden batılı diplomatlar aileleriyle birlikte Selvi Burnu eğlencelerine katılır olmuştu. Müzikler çalınıyor, gençler dans ediyordu. Selvi Burnu Osmanlı devlet adamlarının da sık sık uğradığı bir mekâna dönüştü[12].

Asker ve subayların özel ihtiyaçlarının giderilmesi için kampa pazarcılar getiriliyordu ve birkaç saat alışveriş yapılmasına izin veriliyordu. Bilahare karantinaya alınan sınırlar içerisinde daimi Pazarlar kuruldu ve buraya İstanbul’dan tüccarlar davet edildi. Alışverişler yetkili kişiler tarafından denetim altında yapıldı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Abdullah Yücesan dedi ki:

    Cok basarili bir calisma tebrik ederim

    1. Altayli dedi ki:

      Teşekkür ederiz Abdullah Beğ…
      Görevimiz bilinmeyenleri doğru ve kaynakları ile gün yüzüne çıkarmak…

BİR YORUM YAZ