RUS VE ERMENİ TEHDİDİNE KARŞI KUZEY AZERBAYCAN’DA KURULAN İLK TÜRK SİYASİ TEŞEKKÜLLER

RUS VE ERMENİ TEHDİDİNE KARŞI KUZEY AZERBAYCAN’DA KURULAN İLK TÜRK SİYASİ TEŞEKKÜLLER

Kuzey Azerbaycan’ın Konumu ve Bölge İçin Önemi

1905 yılına kadar Kuzey Azerbaycan, İran (Güney Azerbaycan) ve Rusya arasında bölünmüş bir toprak parçasını ifade eden coğrafi bir terimdi. Bu tarihten 1920’de eski Sovyetlerin Bakü’yü işgali sırasındaki 15 yıllık dönem, Şarkta ilk kurulan Azerbaycan Türk Devletinin oluşumu anlamına gelen bağımsız Cumhuriyetin (1918-1920) doğuşuna tanıklık etti. Bu sancılı doğuş döneminde Azerbaycan Türkleri yalnızca İran ve Rusya ile değil, aynı zamanda Ermenilerle de mücadele etmek zorunda kalmıştır. Günümüzde Azerbaycan’ı (Karabağ sorunu kapsamında) uğraştıran en büyük sorunlardan birisi olan Ermeni meselesinin esas başlangıcı bu döneme rastlamaktadır.

Kafkaslar’daki Müslüman halklar ve kurdukları devletlerin birçoğu bulundukları coğrafyada, Rus Çarlığı hâkimiyeti altında varlıklarını korumaya ve devam ettirmeye çalışıyorlardı. Deli Petro’dan [1] (Birinci Pyotr) itibaren sıcak denizlere açılma amacıyla hareket eden Çarlar, Kafkasya üzerinden bu amaca ulaşmak için harekete geçtiklerinde burada yaşayan Gürcü ve Ermeni toplumları değil, Kafkasya’daki Müslüman toplumları özellikle Azerbaycan Türklerini karşılarında buldular. Çar Rusya’sı, Kafkaslarda yaşayan halkları milli ve manevi haklardan mahrum bıraktı. Bölgede yaşayan halklar bir asır boyunca büyük bir asimilasyon ve Ruslaştırma politikası ile karşı karşıya kaldılar[2].

Birinci Dünya Savaşı başlamadan Çarlık rejiminde ihtilal öncesi siyasi, sosyal ve iktisadi buhran neticesinde genel grevler meydana geldi. Kerenski Hükümeti Rus Harlemov başkanlığında Azeri, Gürcü ve Ermenilerden birer üye olmak üzere komiteyi Kafkasya’ya göndererek ‘Transkafkasya’ komiserliğini oluşturdular. Tiflis’te Ermeni gönüllülerinin harekâtını düzenleyen komitelerinin yerine yetki ile donatılan yeni bir kurul seçildi. Bu kurulun göreve başlamasıyla birlikte Ermeni ordusu oluşturularak, komutası Ermeni asıllı General Nazarbekhan’a verildi. Ermeni yönetimi ordularını güçlendirme girişiminde bulunarak, Kerenski’den Batı cephesinde hizmet gören Ermenilerin Kafkasya’ya gönderilmelerini istedi. Gerekçe olarak ancak bu koşullarda Kafkasya cephesini koruma imkânlarının olacağını ileri sürdüler[3].

Rus Çarlığı her geçen gün güç kaybetmekteydi. Çar tarafından Devlet Duma tasarısı hazırlanmakta olduğuna dair bir beyanat verildi. Bu beyanatın ardından Azerbaycanlı ‘millet sözcüleri’ Türk halkının sosyal, iktisadi, kültürel, dini ve eğitim alanlarında olan ihtiyaçlarını dile getirmeye başladı. Petersburg’daki Çar hükümetine dilekçe göndererek hak ve özgürlüklerin verilmesini istiyorlardı. Böylece Kuzey Azerbaycan aydınlarının milli harekâtı başlamış oldu ve bu hareketlilik tüm ülkeyi sardı[4].

Çarlığının çökmesi üzerine Kafkaslarda yaşayan halklar hak ve hürriyetlerini elde etmek için ayaklandılar. Bu hareketle halklar, “kendi geleceğini tayin etme hakkını” kullandılar. Yapılan ilk genel seçimler sonucunda meydana gelen Kafkas Halkları Parlamentoları, milletin istediği gibi ülkeyi yönetme azmi ile her türlü müesseselerini vücuda getirdiler. Bunun neticesinde bağımsızlılarını elde ettiler. Kuzey Azerbaycan, Kuzey Kafkasya (Derbent-Dağıstan), Ermenistan (Batı Azerbaycan) ve Gürcistan (Azerbaycan topraklarının bir kısmında) devletleri ortaya çıktı. Ancak çok geçmeden Rusya’da iktidara gelen Bolşevikler, başta Kuzey Azerbaycan olmak üzere milli ve manevi mukadderatlarını elde eden halklara karşı saldırıya geçecektir[5].

Öte yandan Rusya’da meydana gelen ihtilal üzerine Kazım Karabekir Paşa, Birinci Kafkas Kolordu Kumandanı Miralay Kazım Bey’e mektubunda şöyle seslenecekti: “Rusya’da ortaya çıkan ihtilal ve olaylar üzerine Kafkasya Müslümanları bağımsız hükümet teşkiline bizimle daha sıkı bir ilişki ve rabıta tesisine teşebbüs eylemişlerdir. Bunlara yardımda bulunmak, Rus ve Ermenilerin elinden kurtarmak ve bu suretle bizimle Kafkasya işadamları arasındaki bağlantıyı takviye etmek için şimdiden Bakü’de Hazar Denizi kuzeyindeki İslamlara ve Kafkasya’nın kuzeyi ile temasa geçilecektir. Siz bu teşkilatın başında bulunarak çalışmak ister misiniz? Yalnız tarih zamanında değil, badel harpte bu teşkilat ehemmiyetini muhafaza edecektir”[6]. İleride oluşturulacak Kafkas Türk İslam Ordusu[7] bunun bir neticesi olacaktır.

Aydınlanma Çağı ve İlk Türk Siyasi Teşekküller

XX. yüzyılda Kafkasya’da yaşanan siyasal, sosyal ve kültürel gelişmeler aslında bölgenin tarihiyle yakından bağlantılıydı. İlk bakışta Kafkasya, yüzyıl kadar önce Ruslar tarafından işgal edilerek çevre ülkelerden tercih edilmiş gözükse de, durum hiçte öyle değildi. Her şeyden önce XX. yüzyılın ilk başlarında Kafkasya, özellikle Türklerin yoğun olarak oturdukları Azerbaycan bölgesi her yönüyle bir Doğu ülkesiydi. Bunun yanı sıra Doğu ve Batı arasında bir ipek yolu köprüsüydü. Rusya kanalıyla Batılılaşma, kapitalist gelişim gibi bazı eğilimler etkili biçimde kendisini gösterse de bu gelişmeler sadece merkezi bölgelerle sınırlıydı. Bakü bu anlamda başı çekiyordu. Yani kapitalist yatırımların ilgisini çeken bölgeler ve şehirler Doğulu kimliklerinden yavaş-yavaş koparken, diğer bölgeler geleneksel yapılarını korumakla kalmayıp aksine birçok anlamda olumsuz olarak gördükleri Batılılaşmaya karşı da daha sert çıkışlar yapmaktaydılar. Toplum bir işgal ortamında yaşadığından kendi değerleri ile dayatılan veya benimsemek zorunda kaldığı yeni değerlerin kıyaslamasını yapacak konumda değildi.

Bu durum sadece Azerbaycan Türkleri için değil, aynı zamanda bütün Kafkasya’nın geneli için geçerliydi. Bundan dolayı bölge toplumlarının kendi kaderlerini kendilerinin belirlediğini söylemek pek doğru olmayacaktı. Kafkasya’daki gelişmeleri genelde tarihin yönü belirliyordu. Tarihe yön verenler daha çok halk aydınlarıydı.

Azerbaycan Türkleri arasında ilk siyasi örgütlenme Gence’de ortaya çıktı. Bu dönemde bir grup Türk aydını Gence’de bir araya gelerek “Sosyal-Federalist Devrim Komitesi”ni kurdular. Komite kendi kuruluşunu duyurmak için aynı tarihte iki bildiri yayımlamıştır. Bildirilerde Çar yönetimine Müslüman haklarının zapt edilmesinde karşı çıkılmakta ve bunun en önemli örneği de Bakü ve çevre illerde Ermenilerin ortaya çıkardığı kıyımlardır. Bildirinin en önemli özelliği Türklerin büyük düşmanı olarak Çarlık Rusya’sının gösterilmesidir. Bu, genel anlamda Rusya Müslümanları tarafından Rus yönetimine karşı dile getirilen ilk siyasi çıkıştır. Ayrıca, Sosyal-Federalist Türk Devrim Komitesi Türklere özerkliğin verilmesi ve Rusya’nın federal bir yapıya kavuşmasını talep ediyordu.

Bu bakımdan Türk Devrim Komitesi Kuzey Azerbaycan’da kurulmuş ilk siyasi örgüttür[8].

1905-1908 yılları arasında Gence’de ikinci bir örgüt daha ortaya çıktığı. Örgüt ‘Gayret’ adını taşıyordu. Gayret’in Şuşa’da büyük bir nüfusun olduğu, özellikle de Karabağ çevresi aydınları ve varlıklı aileleri tarafından desteklendiği bilinmektedir. Zira bu konuda dönemin Rus raporları da bunu desteklemektedir. Parti başkanı Gence’nin en önde gelen avukatı Ali Ekber Refibeyli idi. Onun yardımcılığına ise Adil Bey Hasmemmedov üstlenmiştir[9]. Gayret’in Türk Devrim Komitesinden daha ciddi örgüt yapısına sahip olduğunu partinin bir programının ve tüzüğünün olduğu ve resmi işlemlerde kullanılmak üzere kırmızı bir mührünün olmasıyla biliyoruz. Parti programında Kafkasya’nın federal yapısı üzerinde durulmakta ve Kafkasya’da yaşayan Müslümanlara özerklik verilmesi üzerinde duruluyordu. Gayret’in 1908 yılına kadar faaliyet gösterdiği bilinmektedir. Arşiv bilgilerine göre Gayret teşkilatı 1912’de Balkanlarda çıkan savaşlar sırasında Osmanlı çıkarlarını savunan bildiriler de yayımlamıştır[10].

Gence’de kurulan bir diğer parti ise ‘Türk Âdemi Merkeziyet’ partisiydi. Partinin kurucusu Nesib Nesibbeyli, Gayretçiler ile ortak çalışması, Türk Devrim Komitesi ve Âdemi Merkeziyetçilerin ortak hareket ettiğini göstermektedir[11]. 1917’de Gayret’in Âdemi Merkeziyetçilerle işbirliği halinde yeniden ortaya çıkışı bunu kanıtlamaktadır. Zira bu dönemde her iki parti Türk Âdemi Merkeziyet Partisi adı altında birleşerek programlarını birleştirmeleri dikkat çekmektedir[12].

Öte taraftan Güney Kafkasya Seymindeki (Meclis) Ermeni kesimi Osmanlı ile savaşmayı teklif etmiş, fakat Azerbaycan tarafı barıştan yana olduğunu beyan etmiş ve savaşta yer almayacağını bildirmiştir. Oysa savaş sekiz gün sürmüştür. Osmanlı Batum’u ele geçirmiştir. Bu dönemde Azerbaycan heyeti Trabzon’a gelerek Enver Paşa ile görüşerek, Kafkaslarda kalıcı barış için zemin planlarını tartışmıştır. Sonunda barış heyeti Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilen Batum’a gönderilmiştir. Enver Paşa burada Gürcülere şöyle der: “Batum eskiden beri Türk toprağıdır. Rus devrimcileri de bunu tasdik etmişlerdir. Sizin bu konudaki iddianız yersizdir. Buna istinaden Gürcistan’ın saadeti için Taşnaklara geçit verilmemesini tavsiye eder ve istiklalinizi kesinlikle tanırım”[13]. Buna mukabil kısa sürede Osmanlı Ordusu Kafkasya’dan geri çekilme kararı alır. Bu karar doğrultusunda Azerbaycan Cumhuriyeti’nin mülki askeri kuruluşu ile yazışmalar yapar ve antlaşmalar gereğince geri çekilme planı devreye girer ve uygulanır[14].

Mart’ta Seym son bulur ve Bolşevikler Bakü’yü işgal ederler. Bakü, Bolşevik Taşnak çetelerinin savaş arenasına dönüşür. Bolşevik ve Taşnak işbirlikçileri Türkler aleyhinde mitingler ve toplantılar düzenlediler. Taşnaklar Müslümanlara karşı ilk ateşi Ermeni Kilisesinden açmışlardır. Daha sonra hedef sadece Azerbaycan Türklerinin yaşadığı Bakü’nün Memmedli ve Kerpiçhane mahalleleri idi. Ermeni çetelerine Ruslar da helikopter ve gemilerden açtıkları ateşle destek vermişlerdir. Bu bombalama esnasında Tezepir Camisi, İsmailliye devlet binası, Kaspi matbaası ve Açık Söz gazete binası yakılmıştır. Bu mezalim girişimi ülkenin diğer Kuba, Şamahı, Lenkeran, Nahçıvan, Zengezur, Karabağ vilayetlerine de sirayet etmiştir[15].

1. Demokrat Derneği

XX. yüzyılın başlarında Kafkas toplumlarının tarihi seyrini belirleyen temel kavram milliyetçilikti. Bu dönemde, Kuzey Azerbaycan’da bağımsızlık sesleri yükselmeye başlamıştır. Halkın içerisinde yetişmiş güçlü aydın kesim, ülkede siyasi ayaklanmaların öncülerinden idi. Fakat bunları bir araya getirecek, belirli ve disiplinli bir siyasi oluşum mevcut değildi. Azerbaycan aydınları sosyo-kültürel ve eğitim alanlarında çalışıyor ve idealist gençlerin yetişmesinde emek harcıyorlardı. Tüm bu çabalarını mevcut Rus rejiminin engelleri altında yürütüyorlardı. Resulzade’nin ifadesiyle: “Bu yolda iç ve dış tehditlerden olan Bolşevik Rus ve Taşnak Ermenilere karşı vatan topraklarını, ancak tek devlet çatısı altında birleştirmekle ülke aydınlık geleceğe taşınabilirdi”[16].

Bu yönde Kuzey Azerbaycan’da ilk siyasi akım 1901’de Bakü’de kurulan “Sosyal Demokrat Derneği”dir. Bir petrol sanayi şehri olan Bakü’de, o zamanlar proleter (işçi) sınıfı ağırlık teşkil ediyordu. Bu sınıfın temsilcileri Rus Çarlık rejimi tarafından Azerbaycan’a sürgün edilen Azeri, Gürcü ve Petersburg’dan gönderilen teşkilatçılardan oluşuyordu. Bakü sanayi işçilerinin çoğunluğunu Güney Azerbaycan’dan (Iran) gelen Azeriler teşkil ediyordu. Kapitalistlerin o zamanki adalet anlayışsızlıkları içinde sömürgeciliğe ve proleter sınıfını ‘insanlık dışı’ çalıştırmaları yanında, Sosyal Demokrat Derneği Bakü proleterleri arasında epey rağbet ve başarı elde ettiği bilinmektedir. Öte yandan bu teşkilat içinde Rus Sosyal Demokratları ile birlikte çalışan Müslümanlardan ihtilal hareketlerine karışmış kişiler de vardı[17].

2. Hümmet Teşkilatı

1904-1905’de ‘Müslüman Demokrat Müsavat’ cemiyetinin önderliğinde ‘Müslüman Sosyal Demokrat Hümmet’ teşkilatı kurulmuştur. Hümmet, ulusalcı-sosyalist bir örgüt olarak bilinmekteydi. S. Efendiyev öncülüğünde kurulan Hümmet Derneği, ilk başta Bolşeviklere bağlı bir Marksist teşkilat olarak ortaya çıkmıştı. Ayrıca teşkilat, ‘Hümmet’ adlı gazete de çıkarmıştır. Daha sonra 1906’da ‘Tekâmül’ adlı yeni bir gazete daha çıkarmıştır. Çar yönetimi etnik çatışmaları sulandırmak için Azerbaycan ve Ermeni burjuvazisi arasındaki mevcut karşıtlıklardan ustaca yararlandılar. Bu uygulama toplum aydınları arasında büyük bir tepkiye neden oldu. Şehirde din adamları ve aydınların katılımıyla gösteriler düzenlendi. Demokratik basın, sosyal-demokrat örgütler, özellikle de Hümmet bu gösterilerde ön saflarda yer aldılar. Hümmet’in yayınladığı bildiride “Defolsun mutlakıyet”, “Yaşasın bütün halkların kardeşliği” sloganları yer alıyordu[18].

Öte yandan kurucuları arasında Mehmet Emin Resulzade de bulunuyordu. Ama bu parti daha sonra Bolşeviklerin eline geçecek ve ulusalcılar saf dışı edileceklerdir. Dolayısıyla Hümmet’in öne çıkardığı sosyalist sloganların amacı anlaşılır bir şeydir. Ancak gerçek şu ki Bakü’de “soykırıma” tabi tutulan Müslüman-Türklere karşı Ermenilerin Ruslarca desteklendiğidir. Azerbaycan aydınların çoğu bu gerçeğin farkında olduğundan iki toplumu da sağduyuya çağırmaktan yana hareket ediyorlardı[19]. Dönemin en ünlü hiciv şairi Mirza Ali Ekber Sabir’in dönemin Hayat gazetesinde yer alan “Beynelmilel” şiiri buna en iyi örnektir[20].

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ