RUM ÇETELERİNİN TÜRKLERE KARŞI FAALİYETLERİ

RUM ÇETELERİNİN TÜRKLERE KARŞI FAALİYETLERİ
  1. Rum Çetelerinin Kuruluş ve Çalışma Şekilleri

Yunan eşkıya komitelerine mensup Nikola Dimitri’nin verdiği ifadede yer alan malumat Rum çetelerinin kuruluş ve çalışma şekilleriyle ilgili birçok sorunun cevabını vermektedir.[1] Nikola Dimitri ifadelerinde mensubu olduğu on sekiz kişilik çetenin, Osmanlı topraklarındaki Rum halkı kışkırtmak amacıyla Yunan Hükümetince silahlandırıldığını belirtmektedir. Maaşlarının Yunan Hükümetinin bilgileri dahilinde merkez komitesi kanalıyla konsoloslara, oradan da metropolitler vasıtasıyla Rum köylerindeki papaz veya emin bir kişi tarafından kendilerine ulaştırıldığını söylemektedir. Çetenin yapacağı saldırılarda bütün ihtiyaçlarının Rum köylerince karşılandığı ve bu Rum köylerinde saklandıklarını, çatışmada yaralanan eşkıyaların Rum doktorlar tarafından tedavi edildiğini, baskınlarda yeterli sayıda eşkıya bulunmazsa Rum köylülerden takviye yapıldığını anlatmaktadır.

Çete mensupları ikişer-üçer Napolyon maaş alıyorlardı. Bu maaşları konsoloslar vasıtasıyla despotlara ve oradan da karye papazlarına ve papazlar tarafından kaptanlarına verilerek kendilerine dağıtılıyordu. Rum çetelerinin her köyde mütevelli ve kılavuzları da vardı. Bunlar gerekli silahları temin ederek her türlü yardımda bulunuyorlar ve asker geldikçe haber veriyorlardı. Rum çeteleri on ve yirmi kişilik gruplardan oluşmaktaydı.

Yunanistan Hükümeti ile Rum çeteleri her zaman maddi ve manevi işbirliği içinde bulunmuşlardır. Bu çeteler Yunan Hükümetince kurulmuş, silahlandırılmış, giyecek, yiyecek gibi tüm ihtiyaçları Yunan konsoloslarınca karşılanmış ve maaşa bağlanmışlardı. Çete faaliyetlerinin her aşamasında Yunan askeri yetkilileri bizzat yer almışlardır.[2]

Yunan hududunu korumakla görevli askerler sınırı geçerek eşkıya ile beraber Osmanlı askerlerine ateş açmışlar, takip edilen eşkıya sıkıştırıldığında ise sınırdaki kulelerde bulunan Yunan askerlerinden yardım görmüşlerdir.[3] Yunanistan’daki Hıristiyanlardan yardım toplanarak eşkıyaya yetmişer drahmi maaş verilmiştir. Aynı zamanda Yunan kralı tarafından on iki bin şaki teçhiz edilerek silahlandırılmıştır.[4]

Patrikhane ile Rumlar arasında dini birliktelikten çok, siyasi faaliyetlerde her zaman işbirliği yapılmıştır. Tarihin her döneminde özellikle Türklere karşı yapılan çete faaliyetlerinin uygulanmasında Patrikhanenin gizli veya açık olarak rol aldığı görülmektedir. Patrikhane, tarihî Yunan emellerinin gerçekleştirilmesi amacıyla her türlü faaliyette yer almıştır. Pirlepe Kaykakamı Şevket imzalı 10 Aralık 1905 tarihli telgrafta ise, Morihova nahiyesine bağlı Beçeşte köyüne gelen otuz altı kişilik bir Rum çetesinin, Papaz Niko’nun evine girerek dini kitapları gasp ettikleri ve ahaliyi toplayıp Rum Patrikhanesi’ne intisap etmeleri hususunda tembih ve tehditte bulundukları anlatılmaktadır.[5]

Bazı Rum kadın ve kızları, Müslümanlarla münasebette bulunmaları ve ihtida etmeleri nedeniyle Papazların teşvikiyle Patrikhane tarafından bir bahane ile Yedikule’deki Rum ve Ermeni hastanelerine sevk edilmişler ve buralarda kendilerine deli muamelesi yapılarak aç bırakılma gibi çeşitli işkencelerde bulunulmuştur. Bu hastanelerde yapılan aramalarda çok sayıda kadın ve kız bulunarak ailelerine teslim edilmişlerdir.[6]

  1. Rum Çetelerinin Trakya’daki Faaliyetleri

Balkan Harbi sonrasında ve işgal yıllarında Trakya ve Batı Anadolu’ya çok sayıda Rum muhacir yerleştirilmişti.[7] Osmanlı memleketinde Rum nüfusunu takviye etmek amacıyla yapılan bu çalışmalarda İngiltere ve Fransa devlet mümessillerinin yanı sıra Patrikhanenin de gayretleri yoğun bir şekilde devam ediyordu.[8]

Çanakkale Mutasarrıfı’nın 22 Mayıs 1919’da Dahiliye Nezareti’ne sunduğu raporda; Mondros, Bozcaada, Nemios ve Yunanistan’ın diğer taraflarından Rumların Çanakkale sahillerine geldiği ve bunlara Çanakkale’de görevli İngiliz temsilcisi Mösyö Vetibol’un yardımcı olduğu belirtil mekteydi.[9]

Balkan Savaşı sırasında Edirne ve Dedeağaç’ın düşman eline geçmesiyle beraber Rumların mahalle ve köylerde işkence ve katliam yaptıkları evlere zorla girerek, eşya ve paraları yağmalayıp hayvanları gasp ettikleri, kadın ve kızlara tecavüz ettikleri Edirne Valisi Zekeriya Vehbi tarafından rapor edilmiştir.[10] Edirne’nin düşmesinden sonra Yorgi Oğlu Yani adındaki şahıs askerî katiplerden Behçet Efendi’nin eşine tecavüz ederek öldürmüştür. Dedeağaç’ın Bulgar komiteleri tarafından işgali sırasında Rumlardan bazıları tarafından Arabacı Şevki’nin hemşiresi Şaziye, demir yolu çavuşlarından Sadık Ağa’nın kızı, Düyün-ı Umûmiyye kantarcısı Safvet Efendi kızı Emine, Hacı Mahmud Ağa’nın zevcesi Elif ve Faik Efendi’nin manevi evladı Fatma, Şişko Mehmet’in kızı Şerife, Yüzbaşı Osman Ağa’nın zevcesi ve Naim Bey’in hizmetçisi Münire hanımlara tecavüz edilmiştir.

Edirne Kızılmescid mahallesinden olup kovacılar çarşısında kahvecilik yapan Dimitro Kasab Fileanti ve ütücü Yorgi Ada nahiyesinden bir köylünün koyunlarını yağma ve Osmanlı askerinin silahlarını gasp etmişlerdir. Bulgarların Edirne’ye girişinde Kızılmescid mahallesinden Şimooğlu Yorgi, Bülbül Hatun mahallesinden Ayvaz, Hacı Sarraf mahallesinden Çoban Panayot, Kızılmescid mahallesinden Sıvacı Kosti, Kadınköylü Celaskor oğlu Vasil, Akmescid mahallesinden Kokona Vasil, Kummahalleden Telekci oğlu Bağçevan Mişo, Bakkal Çolak Sotiri, Sofiloki Dimitro Bahçevan Dimo oğlu Angeli, Bakkal Sakilaridis, Fırıncı Anesti, Bahçevan Momiya Yorgi, Bağçevan Potka oğlu Mihal ve biraderi Yorgi, Naib Çelebi mahallesinden Muytâb Hacı Mehmed Efendiyle Edirne’ye iltica eden birçok İslâm köylüsünün ve Maruf Hoca mahallesinden Hüseyin Ağa’nın hanelerine cebren girip ev eşyalarını ve hayvanlarını alarak gasp ve yağma eylemişlerdir. Savaş münasebetiyle çevre köylerden Edirne’ye iltica etmiş ve köprüler dışındaki böcekhanelerde iskan ettirilmiş bulunan Çirmen, Çavdarlık, Yarbustatar, Köremin, Simen, Şahince, İneoğlu ve Ahurköy ahalisine Bulgar askerleriyle müştereken Rumlar tarafından saldırılmış, katl ve yağma edilmişlerdir.[11]

Keşan’a bağlı Mercan, Kılıç, Doğanca-i Kebir, Seydi, Şükraniye Yerlisu ve Adilhan köylerinde can kaybı olmamış, ancak evler tahrip edilerek yağmalanmıştır. İpsala’ya bağlı Karpuzlu, Paşa, Kumdere, Nefs-i İpsala, Esedce ve Sarpdere köyleride aynı zulme maruz kalmışlardır. Keşan’a bağlı Beyköyü, Dişbudak Karahisar, Beylikmera köyleri tamamen; Erikli, Mecidiye ve Şabanmera köyleri kısmen Rumlar tarafından tahrip edilerek yakılmış hayvanları gasp edilmiştir. Karasalı köyünden yirmi dokuz kişi katledilmiş, kadınlardan birkaçına tecavüz edilmiştir.

7 Temmuz 1918 tarihinde Edirne Valisi Zekeriya Vehbi tarafından Dahiliye Nezareti’ne gönderilen ve Gelibolu Mutasarrıflığı’nın hazırladığı raporlarda Balkan Savaşı sırasında Şarköy, Mürefte ve İnöz kazalarına bağlı köylerde Rumların Müslümanları dövüp işkence yaptıkları, para, hayvan, eşya ve zahirelerini gasp ettikleri, ırza tecavüzde bulundukları, zengin Müslümanlara sokak süpürtüp angarya işlerde çalıştırdıkları ve elliye yakın Müslüman öldürdükleri yer almaktadır. Ayrıca Mürefte, Platnoz, Kerise, Hora, İsterne, Ganoz, ve Uçmakdere köylerinden yüz otuz bir Rum ve Bulgar’ın Müslümanları mallarını yağmaladıkları, evlerini yakarak göçe zorladıkları, silahla takip, katletmek ve Hıristiyanlarla Müslümanları birbirine karşı kışkırtmak gibi faaliyetlerde bulundukları da raporlarda yer almaktadır.[12]

Dahiliye Nezareti’ne gönderilen 3 Nisan 1919 tarihli tahriratta şekavet, katl, yağma, yol kesme ve hırsızlık olaylarının tahammül edilemez bir hale geldiği belirtilerek, bunun da askeri elbise giymiş Rumlar tarafından yapıldığı anlatılmaktadır.[13] Bu olaylardan bazıları ise şunlardır: Uzunköprü’den yanında dört aile ile Keşan’a gelen bir polis köprübaşı mevkiinde öldürülmüş kadınlar çırılçıplak soyulmuş, altı yüz lira kadar paraları gasp edilmiştir. Grebene Topçu Taburu Yaveri Kazım Efendi ile neferi de aynı yol üzerinde öldürülmüştür. Telgraf çavuşu da öldürülerek cesedi un fabrikası civarındaki taş ocaklarına atılmıştır. Malkara-Keşan caddesinde tüccarların bin beş yüz lira paralarıyla ticari malları ve binek hayvanları gasp edilmiştir. Derbend boğazında erkek ve kadın kırk elli kadar Müslüman’ın kollarını kesip bütün eşya ve paralarını gasp ederek çırılçıplak bir halde salıvermişlerdir. Sinekli Hudüd Emniyet Müfettişleri Mehmed Nazmi ve Abdülhamid, l Mart 1921 tarihli raporlarında Trakya’nın çeşitli yerlerinde Yunanlılar tarafından yapılan tutuklama, köy baskınları, işkence, yaralama ve öldürme olaylarından bahsetmektedirler.[14]

Yunanlılar Edirne’de Müslümanları geceleyin vesikasız dışarı bırakmıyorlardı. Lüleburgaz, Kırkkilise, Vize, Saray ve Çerkesköy’de eşraftan onar, onbeşer kişiyi bilinmeyen bir yere götürmüşlerdi. Saray’da köylüleri vesikasız bir başka köye göndermiyorlardı. Tevkif edilenlere türlü işkenceler yapılıyordu. Ayrıca Türk nüfusunun yoğun olduğu mahallerde saat yedi buçuktan sonra dışarıya çıkmak ve evlerde lamba yakmak yasaklanmıştı. Sinekli Hudud Emniyet Müfettişi Mehmed Nazmi’nin 12 Mart 1921 tarihli yazısında Pınarhisar, Lüleburgaz ve Kırkkilise kasabalarında ezan okumak için minareye çıkan müezzinlerin Rum ahali tarafından taşlanarak engellendikleri bildirilmektedir.[15]

Çatalca Mutasarrıflığı ‘nın 16 Mart 1921 tarihli raporunda Yunanlıların Trakya’daki İslâm ahaliye reva gördükleri muameleler şöyle anlatılmaktadır:[16] Babaeski kazasının Mandıra karyesinden yedi Müslüman Yunanlılar tarafından dayakla öldürülmüş ve aynı karyeden on Müslüman kadın idam edilmiştir. Aynı karye top ateşine de tutulmuştur. Trakya dahilindeki Rumlar Yunan Hükûmeti’nce tamamen silahlandırılmış ve bu Yunan tüfekleriyle silahlanmış, başıbozuk elbiseli, şapkalarında Yunan arması bulunan çete elemanlarına Çilinkos (Çilingoz) Çiftliği toplanma yeri yapılmıştır. Sinekli Hudut Emniyet Müfettişi Mehmet Nazmi’nin 11 Nisan 1921 tarihli tahriratında şu olaylara yer verilmektedir: Yunanlılar, Hayrabolu müftüsünü ayağından iple bağlayarak sürüklemek suretiyle işkence etmişlerdi. Uzunköprü kazasına bağlı Hamidiye karyesinden bir İslâm kadına eşinin silahlarının yerini söyle diyerek, bacaklarından bir ağaca asılarak donuna bir kedi konulup, altına yakılan bir ateşin dumanıyla işkence yapmışlardı. Çerkezköy İstasyonu’nda inzibat askeri memuru olan Mustafa Efendi’nin boğazına kaynar su dökülmek suretiyle işkence ederek ölümüne sebep olmuşlardı.[17]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ