REVAN (ERİVAN) ve IĞDIR YÖRESİNDE DEMOGRAFİK YAPININ ERMENİLER LEHİNE DÖNÜŞTÜRÜLME SÜRECİ (1828-1920)

REVAN (ERİVAN) ve IĞDIR YÖRESİNDE DEMOGRAFİK YAPININ ERMENİLER LEHİNE DÖNÜŞTÜRÜLME SÜRECİ (1828-1920)

Giriş

Tarihi süreçte, Revan ve Iğdır yöresi, Çukur Saad ve Sürmeli çukuru adları ile anılmaktadır. Kasım 1920 yılında Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Türk ordusu Iğdır ve ilçelerini geri alana kadar Revan ve Iğdır yöresindeki Türklerin toplumsal, kültürel yapısı aynı olup, iklim özellikleri de genel olarak birbirinin aynısı idi. 1920 yılı kasım ayından itibaren bu yöre Aras Nehri sınır kabul edilerek Iğdır ve civarı Türkiye de, Revan ve civarı ise Ermenistan tarafında kalmak üzere fiilen ikiye ayrılmıştır.

Türkler ile Ermeniler burada yaşamlarını büyük oranda huzur ve sükûn içinde XIX. yüzyıla kadar sürdürmüşlerdir. Bu birliktelik, Rusların istilasına kadar devam etmiştir. Rus istilası sürecinde ve sonrasında Ermeniler milliyetçi düşünce­lerin etkisiyle kendilerine tek etnisiteli bir vatan meydana getirmeye çalışmışlardır. Rus destekli bu Ermeni milliyetçiliği, zamanla saldırgan bir yapıyı benimseyerek, Müslüman Türklerin bu yöreden göç ettirilmesi amacına yönelik olarak tedhiş ve katliamlar gerçekleştirmeye başlamıştır.

Bu çalışmada, bu bölgede XI. yüzyıldan itibaren var olan Türklerin demog­rafik üstünlüğü ve bu üstünlüğün Ermeniler tarafından hangi yöntemler kullanıla­rak, çoğunluğun nasıl azınlık durumuna düşürüldüğü incelenmeye çalışılmıştır. Revan ve çevresi, Rus hâkimiyetine girdikten sonra bu yörede Rus destekli büyük bir Ermeni mezalimi yaşanmış ve bunun neticesinde buradaki Türkler aşama aşama etnik temizliğe maruz kalmışlardır. Yöredeki Ermeni mezaliminin yaşanmasına sebep olan gelişmelerin daha iyi anlaşılması açısından bu yöredeki demografik yapının bilinmesi gerekmektedir.

Yöredeki Türk Varlığı

Osmanlıların, Revan, Rusların, Armanskaya Oblast (Ermeni Vilayeti), Azerbaycan Türklerinin İrevan ve günümüzde Ermenistan olarak adlandırılan ülke dâhilinde Ermeniler, Müslüman Türk nüfusa oranla azınlıkta bulunmaktaydılar. Osmanlı belgelerinde, Revan (Erivan) merkezli Çukur Saad ve Sürmeli Çukurunda (Revan-Iğdır Ovasında) nüfusun yoğun bir şekilde Müslüman Türk olduğu kayıtlı­dır. Bu kayıtları destekleyecek siyasi ve askeri gelişmeler tarihi kaynaklar arasında da mevcuttur.

XIII. Yüzyıldan itibaren, Iğdır, Revan, (Erivan) ve Nahçivan civarında ge­lişen siyasi ve askeri olaylarda, Selçuklu, Osmanlı ve Safevi gibi Türk menşeli devletlerin rol oynaması, bu dönemde buraların Türk-Türkmen yurdu olduğunun en büyük delilini oluşturmaktadır. Bu dönemde bu bölgede Ermenilerin herhangi bir nüfus ağırlığı olmadığı gibi, meydana gelen siyasi gelişmelerde de etkinlikleri hiç­bir şekilde görülmemektedir. Ermeniler, bu dönemde bölge nüfusunun çok küçük bir kısmını oluşturmakta ve Üçkilise’deki (Eçmiyazin) manastır çevresinde dini bir topluluk halinde, genel olarak bölgede hâkim olan Türk kökenli devletler olan Os­manlı veya Safevi (Türkmen) hâkimiyetinde yaşamakta idiler.[1]

1590’da Osmanlı Devleti tarafından düzenlenen, Revan Tapu Tahrir defte­rinde kayıtlı, Çukur Saad’da yer alan (Revan-Iğdır Ovası) köylerden çoğunun adla­rı Türkmen boy ve oymaklarının adlarını taşımaktadır. Bunlar; Ozanlar, İsalu, Pornak, Takçılu, Cebecilü, Palaslu, Gökçebeglü, Üveysbeglü, Demircilü, Kozanlu, Yasavullu, Alpavud, Lalabegi, Tarcanlu, Dibeklü, Samagar, Muganlu, Talışlu, Khoçkeri (Koçkiri), Kaçar, Yasaklu, Körpelü, Hacı-karalu, İmanşalu, Koylahisarlu, Ağaceri, Yahyalu, Musa-Hacılu, Navruzlu, Gencelü, Develü, Zencirlü, Saçlu, Avşar, Tekerlü, Köseler, Karabörk, Ağzıkanlu, Cibinlü, Abaranoğlu (büyük ihtimalle Oğuz Türkçesi’nde, Aparanoğlu-Götürenoğlu), Kuşoğlu, Nazaroğlu, Akhı-Veys (Hakveyis) ve İmaret (Amarat-Kadı kışlak)[2] ve sairedir.

Bu köylerde yaşayanların ahalisi hiç şüphe yok ki Türklerden oluşmakta idi. Bunun en büyük delili de bu yerleşim birimlerinin Türkçe ve Türk aşiretlerinin adlarını taşımasıdır. Bunun dışında Revan merkezli Çukur Saad’da (Revan-Iğdır Ovası) çok sayıda göçer Türkmen Boyu da mevcut idi. Evliya Çelebi 1647 yılında Revan’a yaptığı seyahatte, Ağrı Dağı ve civarı (Revan ve Iğdır Ovası’nın bulundu­ğu bölgeyi kapsar) için “Türkmenlere yaylaktır”[3] ifadesini kullanmakla, bölgedeki yoğun Türk nüfusa ve bölgenin Türklüğüne vurgu yapmıştır. Revan ve Iğdır yöre­sinin çukur (ovalık) kısmı da şüphesiz kışlakları idi. Yine XIII. yüzyıl Revan ve civarı hakkında bilgi veren kaynaklar, bugünkü Erivan merkezli Ermenistan coğ­rafyası için XIII. Yüzyılda Türkmenistan (Türkmen Ülkesi) adını kullanmaktadır.[4] Bölgenin Türklerin veya Türkmenlerin vatanı olduğu gerçeği, Fransa’daki Historia Üniversitesi tarafından kaleme alınan ve 1783 yılında Fransa Kralına sunulan ve kralın onayı ile yayınlanan “Osmanlı Devleti Tarihi” adlı eserde, bugünkü Erme­nistan’ın XIII. yüzyılda Türkmenistan (Türkmen Ülkesi) olarak adlandırıldığı ka­yıtlıdır.

1747 yılının Haziran ayında, İran da hâkim bulunan Avşar Türkmenlerin­den Nadir Şah suikast sonucu öldürülünce, İran’ın hâkim olduğu topraklarda iç karışıklıklar çıkmış ve bu iç karışıklıklar sonucu İran’ın toprak bütünlüğü bozul­muştur. İran’ın hâkim olduğu topraklarda yirmi kadar hanlık kurulmuştur. Bu han­lıklardan biri, Turgutlu Türkmenlerinin hâkimiyetinde olan Revan Hanlığıdır.[5]

Revan Hanlığı döneminde, Çukur Saad yöresindeki Ermeniler yaşantılarını genel olarak barış ve huzurlu bir ortamda sürdürmüşlerdir. Bu doğrultuda, Revan Hanlığı’nın yönetiminde olan topraklarda, Eçmiyazin Ermeni Patrikliği’nin 375 hektar vakıf arazisi olup, bu arazi dâhilinde tarımla uğraşmaktaydılar. Bu arazinin işlenmesinden elde edilen gelirden Türk yönetimleri vergi almamaktaydı.[6] Bu du­rum, Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yaşayan Ermenilere uygulanan sistemin bir benzeri idi. İran coğrafyasında yönetimde olan Türkmenlerin de, Ermenilere karşı herhangi bir baskı ve dışlamaya yönelik uygulama veya siyaset takip etme­mekte idiler. Bu açıdan değerlendirildiğinde, Ermenilere, adı geçen Türk kökenli iki devlet tarafından, ne dini, ne de etnik açıdan herhangi bir olumsuz tutum takınılmadığı gibi aksine korunup kollandıkları izlenimi edinilmektedir.[7]

Ancak daha sonraki yüzyıllarda Eçmiyazin Ermeni patrikliğinin yörede bu­lunması, Ermenilerin Revan ve civarına özel bir önem vermesine neden olmuş, onlar burasını kutsal bir yer olarak kabul etmiş ve bütün dikkatlerini bu yöreye yöneltmişlerdir. Bu nedenle burada bir Ermenistan Devleti kurmak, Ermenilerin hayallerini hep süslemiştir. Ancak karşılarında kendilerine en büyük engel olarak gördükleri bir gerçek vardı. Bu gerçek de bölgedeki Müslüman Türklerin nüfus bakımından, Ermenilere oranla büyük bir çoğunluk oluşturmalarıydı.

Rus hâkimiyetine girmeden önce, bu yöredeki demografik dağılım yoğun şekilde Müslüman Türklerin lehine idi. Çukur Saad yöresinin 1590 yılı kayıtlarına göre, Revan Eyaletinde, (Iğdır ve civarını da içine alan Çukur Saad yöresinin Eri­van, Nahçıvan ve Şüregel mıntıkaları kapladığı alanda) 120 bin kişi yaşamaktaydı. 1728 yılında ise aynı yörede, 183 bin kişinin yaşadığı kayıtlardan anlaşılmaktadır.[8] 1590 yılına ait olan kayıtta, bu nüfusun, %77,5’ini Türkler, %22,5’ini Ermeniler, 1728 yılına ait kayıtta ise bu bölgede yaşayanların %76,5’ini Türkler, %23,5’ini ise Ermenilerin oluşturduğu tespiti yapılmaktadır. Revan eyaletine ait verilen bu iki nüfus kayıt bilgileri, Osmanlıların bölgeye hâkim olduğu devre aittir.

Osmanlılar, herhangi bir bölgeyi ele geçirdiklerinde o bölgedeki arazi ve vergi verecek nüfusu kayıt altına alırlardı.[9] Revan ve civarı da ele geçirildiğinde, hemen arazi ve vergi verecek nüfusu kayıt altına alınmıştır. Bu nüfus kayıtlarında hata payı çok azdır. Çünkü Osmanlı Devleti, Müslim ve gayri Müslim unsurlardan farklı vergiler aldığından, alınan vergiler aynı dine mensup olup olmamakla bağ­lantılı olduğundan ve Ermenilerin, İslam inancında olmaması sebebiyle, Cizye adı ile bilinen verginin onlardan ayrıca tahsil edildiği göz önüne alındığında,[10] Osmanlı tahrir defterlerindeki kayıtların gerçeğe çok yakın olduğu anlaşılmaktadır. Bu ne­denle, 1590 ve 1728 yılına ait Osmanlı kayıtlarında, Revan Eyaletinin (Bugün Er­menistan olarak adlandırılan ülke) demografik yapısı içerisinde, Türk nüfusun bü­yük bir çoğunluk oluşturduğu görülmektedir.

Bölgenin yer adlarına (Toponim) bakıldığında bile, yerleşim birimlerinin çoğunun Türkçe olduğu görülür. Bu durum bütün Ermenistan için geçerlidir.[11] Aynı durum, Iğdır ve civarı (Sürmeli Kazası) için de geçerlidir.[12]

Bölgedeki yer isimlerinin Türkçe menşeli olması gerçeğini Ermeni Tarihçi­lerden Z. Gorgodyan’ın, 1932 yılında Erivan’da bastırılan “1831-1931’inci Yıllar Arasında Sovyet Ermenistanın Ahalisi” (Ermenice) adlı kitabında Ermenistan’da kayıtlı 2310 yerleşim yerinden 2000’nin adının Türkçe menşeli olduğun kaydedil­miştir.[13]

Yörenin Rus Hâkimiyetine Girmesi

XIX. yüzyıldan itibaren Ruslar, Kafkasya’ya doğru istila hareketine başla­mışlardı. 1826 yılında Kuzey Azerbaycan da ortaya çıkan genel bir ayaklanma üzerine, İran olaya taraf olmuş ve bu suretle, İran-Rus savaşı başlamıştır. Revan Hanlığı da İran’a bağlı olması nedeniyle bu savaşa taraf olmuştur. Revan ve civarı bu savaş neticesinde, Rusların üstün gelmesi üzerine, iki devlet arasında yapılan Türkmençay Antlaşması (1 Şubat 1828) ile Rus hâkimiyetine geçmiştir.[14] Bu ant­laşma ile Revan’a bağlı olan Iğdır ve civarı da doğal olarak Rus hâkimiyetine gir­miştir.

Rusların, Revan (Erivan) çevresinde, Revan Türkleri ile yaptıkları savaşa tanık olan ve bu savaştaki gelişmeleri kaydeden zamanın Rus yazarları, uzaktan gördükleri Revan’ı tarif ederken, pek çok camii minaresinin göründüğünü yazmış­lardır. Revan Kalesi, Rusların eline geçtikten sonra, şehre giren Rus yazarlar, ahali­sinin çoğunun Türk olduğunu görmüş ve eserlerinde bu gerçeği kaydetmişlerdir.

Ruslar, Türkmençay Antlaşması ile hâkimiyetlerine aldıkları, Revan, Nahçivan ve bunlara birleştirdikleri Karabağ’la birlikte anılan yerlerde bir idari yapı oluşturmuşlardır. Oluşturulan bu idari yapının adını “Armanskaya Oblast” (Ermeni Vilayeti) koymuşlardır (Mart 1828).[15] Ermeniler bu idari birime, Ruslar tarafından Ermeni Vilayeti adının verilmesini, uzun zamandan beri özlemleri olan, bağımsız Ermenistan veya Muhtar Ermenistan idaresi özlemlerine kavuştuklarını zannederek, kısa süreli bir sevinç yaşamışlardır. Ancak Ermenilerin bu sevinçleri uzun sürmemiştir. Rusların, yöreyi işgali sürecinde, onlara her türlü yardımı sağla­yan ve Ermeni dini lideri olan Nerses’i tutuklayıp, Basarabya’ya sürgün etmişler­dir. Ermeniler oluşturulan yapının bir Rus vilayeti olduğunu, bu bölgeleri Rus Çarı adına işgal eden ve daha sonra da oluşturulan Ermeni vilayetinin başına getirilen Rus Komutanı Paskiyeviç’ten öğrenmişlerdir.[16] Ermenilerin, bağımsız veya muhtar (özerk) Ermenistan’a kavuşma sevinçleri bu nedenle kısa sürmüştür.

Bu dönemde İran’da hâkimiyet, Kaçar Türkmenlerinde bulunmaktaydı. Türkmençay Antlaşması (1828) ile neticelenen bu Rus-İran Savaşın da, Ermeniler, bağlı oldukları Müslüman Türk idaresinin kendilerine her türlü kolaylık gösterme­sine rağmen, gönüllü silahlı çeteler oluşturarak din adamlarının öncülüğünde, Rus­ların yanından savaşa katılmışlardı.[17] Ermeniler, bu Rus-İran savaşında, daha sonra meydana gelen Osmanlı-Rus savaşlarındaki, Ruslar lehine olan açık ve faal tutum­larının adeta bir denemesini yapmışlardır.

Rusların, Ermeni Vilayeti adını verdikleri bu bölgede idari yapı kısa süre sonra değiştirilerek, geçici bir askeri idarenin merkezi haline dönüştürülmüştür (Eylül 1829).[18] Bu bölge yirmi yıl sonra ise, Erivan, Nahçivan, Gümrü, Yeni (Novo) Bayezid ve Ordubad kazalarından oluşan Erivan adı ile anılan ve yöneticisi askeri vali olan yeni bir idari yapı meydana getirmişlerdir. Vali başkanlığında ol­mak üzere, vali yardımcısı ve Rus asıllı yüksek devlet memurlarının katılımı ile bir vilayet meclisi oluşturulmuştur. Bu meclisin dışında yine Rus memurlardan oluşan bir vilayet mahkemesi olup, Türklerin gönlünü almak ve Rus devletine sempati duymalarını sağlamak amacıyla mahalli imamın öncülüğünde, Müslümanlara mah­sus bir şer’i meclis oluşturulmuştur.[19] Bu suretle Türklere, Rus Devletinin, Müslü­manların haklarına saygı gösterdiği mesajı verilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte bölge ahalisinin dilini değiştirmeye özel önem vermişlerdir. Bu doğrultuda 1840 yılına kadar bölgede resmi dil Farsça iken, bu tarihten itibaren Rusça resmi dil olarak dayatılmıştır.[20] Buna rağmen resmi yazışmaların dışında, bölgedeki ahalinin büyük bir çoğunluğu toplumsal hayatta Türkçe konuşmakta[21] ve kültürel eserlerini de Türkçe meydana getirmekteydiler.[22] Türkçenin yörede kültürel ve edebi dil ol­duğu gerçeğini, Köroğlu, Kerem Dede, Âşık Garib, Emrah ile Selbihan, Dede Ka­sım, Kurbani, Gökçeli Âşık Aliasker (Elesker), Beyböğrek, Tepegöz, Aslanbeğ (Basat) gibi edebi ürünlerin kendi aralarında yaygın olarak Türkçe anlatılmasıdır. Bu suretle, Türkler, milli destan ve hikâyeleri ile efsane ve ananelerini canlı tutarak varlıklarını korumuşlardır.[23] Bu bölge de Türkçenin konuşulması bu dönemle sınır­lı olmayıp, Türklerin Anadolu’ya yayılma (XI. yüzyıl) sürecinden itibaren Türkçe, Kafkasya bölgesinde en yaygın konuşulan dillerden birisi olduğu gibi, zamanla bölgedeki farklı etnik gruplar arasında ortak anlaşma dili haline de gelmiştir.[24]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ