RAMAZANOĞULLARI BEYLİĞİ

RAMAZANOĞULLARI BEYLİĞİ

Ramazanoğulları Beyliği 1353 yılında Adana merkez olmak üzere Çukurova’da Memlûklere tâbi olarak kurulmuş olan bir Türkmen beyliğidir. 1516 yılından 1608 yılına kadar Osmanlılara tâbi’ yurtluk ve ocaklık sancak olarak varlığını sürdürmüştür. Konar-göçer Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı bir bölgede Anadolu Beylikleri’nin en uzun ömürlülerinden birisi olarak tarihe geçmiştir.

Selçuklular Döneminde Çukurova

Malazgirt Savaşı’nın ardından Anadolu’nun Türkleştirilmesi sırasında Tarsus, Adana, Misis, Anazarba gibi önemli merkezlerle birlikte bütün Çukurova 1082/1083 yılında Anadolu Selçukluları’nın hakimiyetine girmiş bulunuyordu. Selçuklu Türklerinin bu hakimiyeti Haçlı seferleri yüzünden uzun sürmedi. Haçlı savaşlarının yarattığı karışıklıktan yararlanan Ermeniler bölgede hakimiyeti sağlayarak bu topraklarda Küçük Klikya Ermeni Krallığı’nı kurdular.[1]

Çukurova, Sultan Baybars tarafından 1266, 1273, 1275 yıllarında müthiş bir şekilde tahrip edildi.[2] 1277 yılı seferinde Moğollara yardım etmeyen Türkmenler Abaka Han’ın zulmünden kaçarak Memlûklere sığındılar ve Memlûk Sultânı Baybars tarafından Gazze’den Antakya’ya kadar olan bölgelerde yerleştirildiler. Yaklaşık 40.000 çadır (hâne) olan bu Türkmenler, Memlûklere tâbi olarak Çukurova’ya akınlarda bulunup kırsal kesimde hakimiyeti ellerine geçirmişler ve Çukurova’daki Ermeni hâkimiyeti sadece Adana, Tarsus, Sis (Kozan) gibi birkaç şehir merkeziyle sınırlı kalmıştı.[3] Tarsus ve Adana taraflarında yerleşen Halep Türkmenlerinin çoğunluğu ise Oğuzların Üçok koluna mensuptu. Bu kolun başlıca boyları Yüregir, Kınık, Bayındır, Salur ve İğdir idi.[4]

Memlûk İdaresinde Ramazanoğulları

Kemalpaşazâde, Üçoklardan olan Yüregir’in babasını Tatar serdarlarından Baçu Han olarak gösterir.[5] Aşıkpaşazâde’ye göre Çukurova’yı ilk fethi, Osman Gazi’nin dedesi Süleyman Şah’ın Ca’ber Kalesi önünde boğulmasından sonra oldu”.[6] Bundan sonra göçerevler etrafa dağıldılar. Üç- Ok’un oğlu ve Kusun Varsak’ı ve Kara İsa ve Özer ve Gündüz ve Kuştemür, bu altı kişi göçleri ile Çukurova’ya geldiler. Yüregir bunlara baş oldu, geldiler, Misis’i ve Tarsus’u aldılar. Yüregir öldü, oğlu Ramazan kaldı. Ramazan Kusun’a Eser Kef’i kışlak, Gülek’te Beremedik’i Tekfur Belini yaylak verdi. Diğer beylere de yaylak ve kışlaklar verildi. Türkmen atlıları şehir çevresinde kontrolü tamamen ellerine geçirmişler, Gayri-müslimler kalelerinden dışarı çıkamaz olmuşlardı.

Dulkadiroğlu Beyliği’nin kurucusu Zeyneddin Karaca Bey’in 10 Ocak 1353 tarihinde Kahire’de öldürülmesinden sonra yerine Yüregiroğlu Ramazan Bey tayin edilmiş ve Ramazanoğulları Beyliği resmen kurulmuştu. Bir yıl kadar sonra adı açıklanmayan bir Ramazanoğlu beyi 1.000 kadar hediye atla birlikte Kahire’ye kadar gitmiş ve Türkmen Beyliği beratını almıştı (9 Haziran 1354). Makrizî’nin “Ramazanoğlu’na Türkmen beyliği verildi” ifadesinden beyliğin kurucusu Ramazan Bey’in 1354 yılından önce ölmüş bulunduğu anlaşılıyor.[7] Bu Ramazanoğlu beyinin İbrahim Bey olduğu düşünülmektedir. Dulkadirli beyi görevini üstlenen Karaca Bey’in oğlu Halil Bey ve ona bağlı Bozoklu Türkmenler, Kahire’nin bu atamasını kabul etmeye yanaşmadılarsa da 1 yıl kadar sonra kabule mecbur oldular.

Adana çevresini kontrolleri altında tutan Türkmenlerin yardımıyla Memlûk kuvvetleri 1360 yılında Adana’yı ele geçirdiler. Sârımüddin lakabını taşıyan İbrahim Bey’in 1381 yılında Türkmen başbuğu (mukaddem) ve 1383 yılında Adana valisi (nâib) olduğunu biliyoruz.[8] Aşıkpaşazâde’ye göre[9] Ramazan Bey’in ölümünden sonra beyliğin başına İbrahim Bey geçmiştir. Halil Edhem’e göre[10] Ramazan Bey’den sonra, Mir Ahmed, İbrahim, İzzeddin Hamza, Mehmed, Ali, Arslan Davud ve Halil Bey sırasıyla beylik yapmışlardır.

Memlûkler bir süre sonra Halil Bey’i görevden alarak yerine merkezden Mübarekşah el-Tazî’yi atayınca, Halil Bey bu atamayı kabul etmediği gibi yeni atanan valinin kuvvetlerini yenerek kendisini öldürmüştü. 1378 yılında cereyan eden bu olayda Ramazanoğlu İbrahim Bey de Dulkadirlileri desteklemişti. Bu başarının ardından Ramazanoğulları Memlûk hakimiyetinden çıktılar. Dımaşk (Şam) valisi Çoltamur ve Halep Valisi Temürbay, bunları cezalandırmak üzere Adana’ya girerek obalarını yağmalattılar. Erkekler öldürüldü, kadınlar esir alındı. Buna çok üzülen Türkmenler hemen kendilerini toparlayarak Kurtkulağı’nın doğusunda eski Payas-Misis yolu üzerinde bulunan Demürkapu (Bâbü’l- melik) denilen yerde pusu kurup Memlûk ordusunu büyük bir yenilgiye uğrattılar. Türkmenlerin eline 30.000 deve ve 13.000 eğerli at olmak üzere birçok ganimet geçti.[11]

1381 yılında Dulkadirli Halil Bey’in yenilgisi üzerine müttefiki Ramazanoğlu İbrahim Bey de birinci hedef oldu. Memlûkler tarafından Halep valiliğine getirilen Yel Boğa el-Nasırî ilk iş olarak Osmaniye yakınlarında yaşayan Kınıklılar ile Adana çevresinde yaşayan Yüregirlilerin arasını açarak Ramazanoğulları arasında fitne çıkardı. Arkasından Amik ovası üzerinden hareketle Misis’e kadar geldi. Türkmen çadırları yağma edildi, erkekler dağlara çıktılar. Memlûk ordusunun geldiğini duyan İbrahim Bey de aynı şekilde kuvvetlerini alarak dağlara çekildi. Memlûklerin Sis (Kozan) valisi, İbrahim Bey’i, kardeşi Kara Mehmed’i ve annesini yakalamıştı. Yel Boğa Sis’e gelerek bu esirlerin hepsini İbrahim Bey’in annesi de dahil olmak üzere kılıçtan geçirdi.[12] Yel Boğa Misis’e geri dönerken Sarıçam yakınlarında pusu kuran Yüregirli Türkmenlerin baskınına uğradı. Yel Boğa ile birlikte Halep komutanlarından birçoğu kayboldular. Türkmenlerin Demirkapı’yı tutmuş olduklarını öğrenince deniz kenarında bulunan Ayas’a sığındılar. Gözünden yaralanan Yel Boğa büyük mücadeleler vererek Demürkapı’ya kadar gelebildi. Buradan geçebilmesi ise ancak Halep’ten gelen yardımcı kuvvetler sayesinde mümkün oldu.[13]

İbrahim Bey’den sonra Üçok’lu Türkmen emirliği ve Adana hakimliği görevine kardeşi Şihâbeddin Ahmed Bey getirildi. Ramazanoğulları hanedanından adı kaynakta açıklanmamış ve Bire (Birecik) hâkimi bulunan birisine 1384-1385 (H.786) yılında Memlûk sultanı hil’at giydirmişti.[14] 1399 yılında Sultan Berkuk’un ölümü üzerine yerine geçen Sultan Ferec’in çocuk yaşta olması ve valileri ile sürekli mücadele etmek zorunda kalması gerek Maraş’ta, gerekse Çukurova’da yaşayan Türkmenlerin serbest hareket edebilmeleri açısından çok önemli idi. 1401 yılında Ramazanoğlu Ahmed Bey’in müttefikleri ile birlikte Haleb’e baskın düzenleyerek Timur kuvvetlerinden 3.000’den fazla askeri öldürdüklerine dair Tağrıbirdi’de yer alan bu haber diğer kaynaklarca doğrulanmamıştır.[15] Aynı yılın Nisan ayında Timur kuvvetlerinin Halep’ten ayrılması üzerine Haleb’i yağmalamak isteyen Suriye Araplarının emiri Nu’ayr bin Hayyâr’ı durdurmakta zorlanan Vali Demirtaş, Ramazanoğlu Ahmed Bey’den yardım istedi. Kalabalık bir kuvvetle Haleb’e gelen Ahmed Bey şehri kurtarınca büyük bir ün kazandı ve Sultan Ferec tarafından ödüllendirildi.[16] 1401 yılı içerisinde Ahmed Bey Şam Valisi Tağrıbirdi ile Halep valisi Demirtaş’ın Sultan Ferec’e karşı yaptıkları ayaklanmada bunların yanında yer almıştı.[17] Ancak 1402 yılında yapılan ikinci savaşta Memlûk komutanı Tokmak kuvvetlerine yenilen bu iki vali, Ahmed Bey ile birlikte Adana’ya çekildiler. Demirtaş affedilerek Trablus valiliğine gönderildi. Tağrıbirdi ise 1 yıl kadar Ramazanoğullarının yanında kaldı.[18]

Demirtaş 1404-1405 yılında Tokmak’ın yerine Halep valisi atandığı zaman hapiste bulunan Emir Çekim’i de yanında getirmişti. Demirtaş Halep’te Türkmenlere yenilince bundan faydalanan Çekim, Antakya’da yaşayan Doğancıoğlu Türkmenlerinin yanına kaçtı. Demirtaş Emir Korkmaz’ı Şihabeddin Ahmed Bey’e göndererek yardım istedi. Bu arada aralarında büyük bir anlaşmazlık bulunan Dulkadiroğlu Ali Bey ile Ahmed Bey’i de barıştırdı. Bu üç kuvvetin karşısında tutanamayan Çekim ve Doğancıoğlu kuvvetleri Antakya’ya sığındılar. Sultan Ferec’ten Çekim’in affedildiğine dair emir gelince Ramazanoğlu Ahmed Bey izin alarak Adana’ya döndü.[19] Daha sonra Halep valisi olan ve bütün Suriye’yi ele geçirerek Memlûk sultanı olmak hülyaları kuran Çekim ile Sultan Ferec arasındaki mücadelelerde Türkmenleri hep kendisine rakip olarak görmüştür. Sonunda kendisi de 1407 yılında Akkoyunlu Türkmenleri tarafından yenilerek öldürülmekten kurtulamadı.[20]

Ramazanoğlu Ahmed Bey 1408-1409 yılında Şam Valisi Şeyh ile Çekim taraftarı Nevruz arasındaki mücadele sırasında yeniden Antakya önlerinde göründü. Şeyh, Amik ovasında kalarak Ahmed Bey’i askerleri ile birlikte Antakya üzerine göndermişti. Ahmet Bey şehre girerek Nevruz’u yakalamış, Doğancıoğlu ise ailesi ve mallarını alarak kaçmıştı.[21] Ahmed Bey Adana’ya dönerken yolda bilinmeyen bir sebebten dolayı Nevruz’u serbest bıraktı ve Nevruz Rumkale’ye gelerek başına haylice adam topladı. Ertesi ay Ahmed Bey’e Sultan Ferec tarafından çeşitli atlar, altın eğer, kılıç ve pek çok hediye gönderildi. Sultan Ferec’in valileri ile çekişmesi bitmediğinden Ramazanoğlu Ahmed Bey’in desteğine her zaman ihtiyacı oluyordu. Ahmed Bey de her seferde gücünü biraz daha yaygınlaştırıyordu. Nitekim Ahmed Bey 1410 yılında Halep’te Sultan Ferec ile görüştükten kısa bir süre sonra kızını Sultan Ferec’e verdi ve aynı yıl Kahire’ye giderek damadını ziyaret etti.[22] Ahmed Bey’in kızı Memlûk sarayında başkadın olmak başarısını gösterdi. Fakat bu akrabalıktan beklenilen sonuçlar her iki taraf için de gerçekleşmedi. Sultan Ferec 1412 yılında kuşatıldığı Şam’da öldürüldü ve Emîr Şeyh, “Melik el-Müeyyed” unvanıyla Memlûk sultanı oldu. Memlûk topraklarında esmeye başlayan sükûnet havası onun halefleri Bars Bay ve Çakmak tarafından da devam ettirildi. Türkmenler de kendi hallerinde yaşamaları gerektiğini anladılar.

Sultan Ferec döneminde Memlûk komutanları arasındaki çekişmeden yararlanan Karamanoğulları Tarsus’u ellerine geçirmişlerdi.[23] Ahmed Bey 7 ay süren kuşatmadan sonra Tarsus’u alarak oğlu İbrahim Bey’in emrine verdi.[24] Böylece Timur’un Anadolu’dan çekilmesi sırasında başlayan[25] ve 12 yıl süren Karaman hakimiyeti sona ermiş oldu. Şehirde hutbe Memlûk sultanı Melik el-Müeyyed adına okunmaya başlanıldı.[26]

Ahmed Bey 1417 yılı Ocak-Şubat aylarında öldüğünde çok yaşlı idi. Bütün Memlûk tarihçileri onu heybetli, cesur, son derece cömert, dirayetli bir emir olarak tanımlarlar.[27] Onun zamanında Adana ve Misis’ten başka Ayas ve Sis (Kozan) da Ramazanoğullarının denetimine girdi. Bu sebeple kendisi Ramazanoğulları beyleri arasında en ünlülerinden birisi olmuştu. Onun bu nüfuzunu yıllar sonra torunu Halil Bey oğlu Piri Bey Kanunî Sultan Süleyman asrında elde edebilecektir. Ahmed Bey’in bu şöhretine rağmen Çukurova’da onun adına yapılmış tarihî bir eser bulunmaması dikkat çekmektedir.

Ahmed Bey’in ölümünden sonra oğulları arasında beylik kavgası başlamış ise de İbrahim Bey kardeşlerini yenerek Sârımeddin İbrahim Bey adıyla Ramazanoğulları Beyliği’nin başına geçmiştir.[28]

1417 yılının Mart-Nisan aylarında Şeyh Müeyyed Çukurova üzerine yürüdü. Ordusunda Ramazanoğulları’ndan adı açıklanmayan bir bey de bulunuyordu. Memlûk ordusu Humus’a geldiğinde İbrahim Bey ve Özeroğulları elçiler göndererek sultandan af dilemişlerdi. Bu af dilemenin sebebi tam olarak belli değildir. Ordu Mayıs-Haziran ayında Amik Ovası’na geldiği zaman Ramazanoğlu İbrahim Bey, yanında annesi, oğulları, akrabaları ve nökerleri de olduğu halde Memlûk sultanının huzuruna çıktı. Sayıları 500’ü bulan bu heyet huzura kabul olunduklarında Şeyh Müeyyed, Ramazanoğlu’nun annesini görünce hürmetinden dolayı ayağa kalkmıştı.[29] İbrahim Bey’in yanında amcasının oğlu Hamza da bulunmaktaydı. Memlûk sultanı, İbrahim Bey’e büyük itibar göstermiş, onun ve kardeşinin altına altın eğerli atlar çektirmiştir. İbrahim Bey ve yanındakiler Sultana itaatten ayrılmayacaklarına dair and içmişler, İbrahim Bey’e değerli bir kaftan giydirilmiş ve tören sona ermişti.[30]

Şeyh’in bu üçüncü seferi daha çok Tarsus, Malatya gibi elden çıkmış bulunan şehirlerin geri alınması içindi. Ancak İbrahim Bey’in ve Özeroğullarının af dilemeleri Türkmenlerin de bazı itaatsizlikler yapmış olduklarını göstermektedir. Ahmed Bey’in ölümünü fırsat bilen Karamanoğlu Mehmed Bey Tarsus’u tekrar ele geçirmiş, Dulkadirliler Darende ve Behisni’yi almış, Malatya’yı Köpek oğlu Hüseyin Bey ele geçirmişti. Şeyh Müeyyed’in Halep valisi olan Koçkar Tarsus’un geri alınması ile görevlendirildi, Şeyh’in kendisi Elbistan yöresine yürüdü. Koçkar, Tarsus’u 3 Haziran 1417 tarihinde amanla ele geçirdi. Buna rağmen Karamanlı komutanı Mukbil ve adamları acımasızca öldürüldü, Tarsus’a Şahin el-İdgarî vali tayin edildi. Sultan da Malatya, Behisni, Kâhta ve Gerger kalelerini ele geçirip buralara yöneticiler tayin ettikten sonra Mısır’a döndü.

1418 yılında Karamanoğlu’nun kışkırtması sonucu İbrahim Bey sultana baş kaldırdı. İbrahim Bey, Memlûk desteği ile Tarsus’u kuşattığı tarihten 4 ay sonra azledilerek Adana valiliği ve Türkmen beyliği görevine kardeşi İzzeddin Mahmud atandı (Eylül 1418).[31]

İbrahim Bey beylikten azledildikten sonra annesini Kahire’ye kadar göndererek sultandan ikinci kez af diledi. Ancak annesi hiçbir itibar görmediği gibi geri dönmesine de izin verilmedi. Bu sırada Tarsus yeniden Karamanoğullarının eline geçmiş bulunuyordu. Memlûk sultanı oğlu komutasında büyük bir orduyu Karaman ülkesine gönderdi. İbrahim Bey Adana’da bulunuyordu ve yerine tayin olunan Hamza belki de Karamanoğlu tehlikesi sebebiyle ona karşı bir harekette bulunmamıştı. Memlûk ordusu komutanlarından Tenbey[32] Amik’te Ramazanoğlu Hamza Bey’in kuvvetleriyle birleşti. Özeroğulları da burada orduya katıldılar.

Tenbey 1419 Mayıs-Haziran ayında Misis, Adana ve Tarsus’u almış, sonra Adana yukarısında Karamanoğlu Mehmed Bey’in oğlu Mustafa Bey’in ve İbrahim Bey’in kuvvetlerini dağıtmıştı.[33] İbrahim Bey’in mağlup ordu ile birlikte Karaman ülkesine sığındığı anlaşılıyor. Melik Müeyyed’in oğlu ise Kayseri, Niğde gibi şehirleri aldıktan sonra Larende (Karaman) dağlarında Karamanoğlu Mehmed Bey’in ordusunu da dağıtarak 1419 yılı Ağustos ayında Haleb’e geri döndü.

Karamanoğlu Mehmed Bey, sultanın oğlu Haleb’e döner dönmez tekrar harekete geçerek Kayseri’yi kuşattı. Onun ordusunda yer alan Ramazanoğlu İbrahim Bey artık kendisinin damadı bulunuyordu. Kayseri valisi olarak atanmış olan Dulkadirlilerden Nâsıriddin Mehmed Bey, Karamanoğlu kuvvetlerini yenerek Mehmed Bey’i esir etti ve Kahire’ye yolladı. Mehmed Bey 1421 yılında Şeyh’in ölümüne kadar burada esir kaldı. İbrahim Bey ise kaçmayı başarmıştı.

1419 yılında Ramazanoğullarından Sadaka isimli bir bey Sis (Kozan) yakınlarında öldürülmüştü. Bu beyin kimliği ve niçin öldürüldüğü konusunda Makrizî hiçbir bilgi vermiyor.[34]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ